Kitap 2, Bölüm 61: Bana Dokundu!

avatar
90 0

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 61: Bana Dokundu!


General Terror ziyaretine gelen öğrencisini bekletmeden karşıladı. Yeni bedeni ve gücü, sahip olduğu rütbesine yakışıyordu. Ona öğrencim şeklinde samimi seslenmek istiyordu ancak ordu içinde bu tarz konuşmalara yer yoktu. Evie artık onlardan biriydi.


'Birkaç gün daha beni ziyarete gelmezsin sanıyordum Evie.'


'İlgilenmem gereken çok sayıda konu vardı general. Beni beklediğinizi bilseydim hemen ziyaretinize gelirdim.'


Bir haftadır tesisiyle ilgileniyordu.


'Sorun değil. Otur bakalım. Albaylık hayatın nasıl geçiyor? Alışabildin mi?'


'Alıştım efendim. Aklımda tutmam gereken bilgi fazlaydı. Çalışmalara başladım.'


'Beklenenden üstün performansın beni etkiledi. Lord ile yaptığım görüşmede senden sıkça övgü ile bahsetti. Kendisi övgü kelimelerini nadir kullanır.'


'Efendim, teşekkür ederim. Beni seçip bu şansı tanıdığınız için. Ben-' Terror elini kaldırdı.


'Seçmem gereken sendin. Bu şans değildi. Sen bu iş için baştan seçilmiş kaftandın. Bana teşekkür etmen manasız. Bu yüzden bunda başkalarına pay yüklemene gerek yok. Ne ettiysen kendin için ettin ve buraya geldin.'


'Teşekkür ederim. Sözleriniz çok nazik efendim.'


'Hazır sen ayağıma gelmişken ufak bir refakat görevi için sana ulaşmaktan kurtuldum. Diğer çaylaklarda dışarıda ellerinden geleni yapıyor. Biri daha görevini tamamlayıp şatoya döndü. General Reau'nun öğrencisi Alucard bugün şatoya gelecek. Ona eşlik edeceksin. Senden sonra ordudaki ikinci albay olacak.'


Biri daha. Çok erken oldu. Biraz daha geç gelselerdi keşke. Başka bir rekabetin kokusunu aldı.


'Emredersiniz efendim. Albay Alucard'ı karşılamaya gideceğim.'


Sohbetlerine devam ettiler. Alucard'ı karşılama vakti geldiğinde Evie oradan ayrıldı. Hangara yanaşan gemiyi adamlarıyla bekliyordu. Küçük gemi yanaştı. Alucard ve adamları uzun maceralarından yorgun şekilde dönmüşlerdi. Evie, Alucard gelmeden önce görev raporunu okumuştu. 


Adamlarının çoğu yaşıyor. Bir Ejder ile karşılaştı ve sorunu kendi başına çözdü. Bense kurtarılmayı bekledim. 


'Hoşgeldiniz.' dedi Evie. Alucard onu tanımamışa benziyordu. Fazla konuşmamışlardı. 'Ben Albay Evie. Seni Lord'un huzuruna kadar eşlik edeceğim.'


'Evie… Yoksa? Çok değişmişsin.' dedi Alucard. 


'Albay Evie. Rütbemin getirdiği ayrıcalıklardan biri.'


Beraber yedinci kata yola çıktılar.


'Albay ha? Bizlerin ön safta savaşmayacaklarını söylememişler miydi? Neden rütbelerle ödüllendiriliyoruz?'


'Kendi ordumuzu kurmamız için rütbeye ihtiyacımız var. Evrene kök salacak uzantılarımız olmalı. Albaylığa terfi ettiğinde anlayacaksın.'


'Bende mi Albay olacağım?'


'Elbette. Emrine yüz asker ve ustanın katında belli bir araziye sahip olacaksın. Resmi olarak Hiçlik'e kabul edilmenin ödülü olarak Tanrı seviyesine yükselecek ve ebedi bir beden elde edeceksin. Sadakatinin göstergesi olarak ufak bir ödül. Kalan detayları BP rütbe stratejistin sana anlatacak.'


'BP rütbe mi? Ya önceki adamlarıma ne olacak?'


Evie bu soruya nasıl cevap vereceğini bilmiyordu. O tüm adamlarını kaybetmişti.


'Yakında öğrenirsin.'


'Bedenim… cidden değişmek zorunda mı? Yani yanlış anlama önceki haline kıyasla çirkin değilsin sadece… Sadece daha az insansın.'


'İçinde yatan güce göre şekilleneceksin. Bende insan bedenimi tercih ederdim ama bu halimden şikayetçi değilim. Beni daha yüce gösteriyor.'


Alucard, Evie'nin sivri kan kırmızı boynuzlarına baktı.


'Orası kesin.'


Yedinci kata geldiklerinde Baş Kahya Medas kapıda bekliyordu. Beyaz kısa saçları ve kır sakalı küçük gözlerini dengeliyordu. Sert siyah gözlerini onlara dikti. İri kollarını belinde kavuşmuştu. 


'Geciktiniz, Lord bekliyor.'


'...'


'İçeri girin.' Kalın kapıları açtı. Salona girdiler. General Reau da oradaydı. Alucard'ın askerleri içeri girmek için hareket etti. Medas ellerini açtı.  'Sizler giremezsiniz.' Onlar düşük seviye askerlerdi. Başka bir grup asker salon kapısında hazır beklemekteydi. 


BP.043, Alucard'ın yeni üst rütbe askeri eski takımının liderine yaklaştı. CP.043 selam durdu.


'Sıraya geç asker. Albay Alucard'a hizmet etmeye devam edeceksiniz.' dedi.


'Emredersiniz! Sıralanın çocuklar.' Takımdaki askerlerle BP.043'ün emri altına girdiler.


Evie ve Alucard bu salona ikinci girişleriydi. İlki şatodan ayrılmadan önce ilk görevlerini aldıklarındaydı. Şimdi ise görevlerini tamamlamış şekilde. 




Sıkıcı bekleyişin ardından oğlum hakkında bilgi getiren çaylak gelmişti. Öğrendiklerini detaylıca onun ağzından duymak istiyordum.


'Anlat küçük. Bana Şekildeğiştirenler'i anlat. Ursa Karagüneş'i anlat.'


Alucard tek yumruğunu zemine koyarak diz çöktü. Anlatmaya başladı. Anlattıklarını dikkatle dinledim. En ufak ayrıntısını kaçırmadan dinledim. Annesinden masal dinleyen bir çocuk gibi dinledim. Anlatacakları bittiğinde yüreğime yoğun yorgunluk çöktü.


Şerefsiz Şekildeğiştirenler! Eğer geçmişte elime size dair bir iz geçseydi. Kökünüzü kuruturdum. Beni bu bok çukuruna sizler ittiniz. İçime karanlığı sizler yerleştirdiniz. Başıma ne geldiyse hepsi sizin suçunuz.


Sakinleştim. Nefretim diğerlerince abartı ve lüzumsuz görünecekti. Elimdeki askerlerin ya da generallerin Şekildeğiştirenler'i algılayabileceğinden şüpheliydim. Onları ancak benim kadar üst seviyelere yükselmiş kişiler sezebilirdi. Fakat binlerce yılda nasıl bir tanesini bile sezememiştim? Yoksa ben dahi onları sezemiyor muydum? Bu mümkün olamaz. Benim dışında bu evrende sadece Alem Kralı güçlü. En büyük tehdit Karanlık ya da Işık olmayabilir. Şekildeğiştirenler… Onlar olabilir. Dikkatimi vermeliyim. Belki de şu an karşımdakiler Şekildeğiştirendir. Hayır, hayır. Bunu çok fazla düşünüyorum. Kafa yordukça çevremden, bana sadık olanlardan şüphe etmeye başlarım. Bana çektirdiğiniz acılar devam ediyor. En ufak hatanızı bekliyor olacağım. O an geldiğinde merhamet görmeyeceksiniz.


'Öğrenmek istediklerimin hepsi bu kadardı. Çıkabilirsiniz. Dışarıda yeni askerlerin seni bekliyor. Yetkili asker kalan bilgileri sana iletecek. Aramıza hoşgeldin Albay Alucard.'


'Teşekkür ederim Lordum.' 


Koyu düşüncelere dalmıştım. Şekildeğiştirenler odak noktamdı. Onları bulmalı ama nasıl?


'Lordum, iyi misiniz?' dedi Reau.


'Ha?' 


Herkes çıkmamış mıydı? 


'İyi misiniz Lordum? Sizi dalgın gördüm.'


'Şekildeğiştirenler.' dedim tiksinerek. 'Onlardan nefret ediyorum. Evrenin geri kalanından daha çok hemde. En çok yok etmek istediğimi bulamıyorum.'


'Belli ki sizden kaçıyorlar. Evreni ele geçirdiğinizde kaçacak yerleri kalmayacak.' 


Kaçmak mı!? Dünya'da öldürdüğüm ilk Şekildeğiştiren'den sonra onları korkutmuş muydum? O zamanda beri benden uzaklarda, kaçarak yaşıyor olabilirler miydi? Oğlum kılığına giren döneceğimi hesaba katmamış mıydı? Bu yüzden beni Kozmik Krallar’a teslim etmek istemişti. Evrende var olan en yüksek güç onlardaydı. 


Körü körüne düşünmüştüm. Bunca zaman bu fikir benim aklıma gelmemişti. Tahtımdan kalktım. Basamakları hızla indim. Reau başını kaldırdı. Ellerimi omuzlarına koydum. Mistik gücüm sisli bedenindeki sisi dağıttı. Asıl bedeni ortaya çıktı. Reau ve Beau'nun bedenleri güçsüzlerin dikkatini üzerlerine çeker ve dengelerini bozardı. Bu lanetli çekicilikleri benim üzerimde işe yaramıyordu.


'Onları neden bulamadığımı şimdi anlıyorum. Dediğin gibi, haklısın. Benden kaçıyorlar. Kaçacak yerleri kalmadığında avucuma düşecekler. Hahaha. Teşekkürler Reau. Gidebilirsin. Artık iyiyim, çok iyi.’


Taht basamaklarını geri tırmandım. Bir süredir kafamı kurcalayan bu sorudan kurtulmuş oldum. Evreni fethetmeye devam edecektim. Bu bana Şekildeğiştirenler'i getirecekti. İntikamımı alacaktım.




Reau taht salonundan çıktı. Muhafızı olduğu dördüncü karanlık kata döndü. Odasına girdi ve kendini yatağına bıraktı. Hayallerinde düşlediği bir sahne az önce gerçek olmuştu. Elbette onun hayalinde Lord onu neşeyle kucağına alıp döndürüyordu ama hiç yoktan iyiydi. Ateşi çıkmıştı. Yanakları sıcaktan kızarmıştı. Aşk hastalığı bu garip kulu uzun zamandır parmağında oynatıyordu. Yastığını yüzüne çekti.


'Bana dokundu!'








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18160 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr