Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 45: Güç Seninle Olsun


Zincirlerin tıkırtıları sessiz hücrede tek sesti. İşkenceye uğramış general asılı şekilde duruyordu. Dişi sökülmüş, iki parmağını kaybetmişti. Fakat bu acıların hiçbiri koparılan kanatlarından daha acı verici olmamıştı. Dört ihtişamlı paragon kanatları kirli yaratıkların ellerince sökülmüştü. Konuşmamıştı ve konuşmayacaktı. Karanlık onun bildiklerini öğrenemeyecekti. Çenesinden damlayan beyaz kan yere damladı. Zifiri karanlık hücreyi saf kanı loş ışığıyla aydınlatıyordu. Onun için kurtuluş yoktu. Karanlığın elinde beklenmedik kozlar vardı. Konseyin Paragon zirvesi bir varlığın karanlığın başında olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. General, Kozmik Kralların yenilgisinin şokunu atlatamamıştı. Gözlerinin önünde kül olup dağılan kralların sadece teki bir gezegeni yerle bir edecek güce sahipti. Gözlerini açamayacak kadar yorgundu. Uykusunda ilahi ışık parıltısıyla karşılaştı. Kara melek kanatlar ışıkta süzüldü. O Cennetin Muhafızı, Başmelek Odis'ti.


'Başmelek…' dedi General melek. 


'Zavallığı çocuğum. Hepsi geçti. Seni huzura kavuşturmak için geldim.' dedi Odis. 


'Benim için kurtuluş yok sanmıştım.'


Odis generalin zincirlenmiş kollarını çözdü. Güçten düşmüş melek başmeleğe yaslandı.


'Diğer başmeleklerin yardımına ihtiyacımız var Cennetin Muhafızı. Dört büyük melek karanlığı yok edebilir.'


'Bana her şeyi anlat.' General filonun başına gelenleri detay atlamadan anlattı. Ona verilen görevin ince hususlarını anlatmayı ihmal etmedi. Bildiklerini anlattığında dudakları kurumuştu.


'Görevini yerine getirdin General. Gerisini bana bırak. Huzurla dol.' 


Odis meleği yere yatırdı. Gözlerini eliyle yumdu ve kulağına birtakım sözler söyledi. General huzur dolu uykusuna daldı. Başmeleğin silüeti silindi. Reau alması gereken tüm bilgiyi generalin uykusunda ondan almıştı. Rüyadan çıktı. Lord, Başmelek Odis’in şeklini tarfi ettiğinde biraz şaşırmıştı ama bilgileri almada işe yaramıştı. General meleğin cansız bedeni zincirlere vurulu şekilde duruyordu. Artık ona ihtiyaçları yoktu.


'Hallettin mi?' dedi Medas.


Reau sırıttı.'Fazlasıyla.' Askerler cesedi hücreden çıkardı. Reau, Lord Ayaad'a öğrendiklerini anlatmaya gidiyordu.





Bozkırların egemenliğindeki bir gezegenin bulutlarının içinden hızla bir gemi geçti. Geminin peşinden iki korsan gemisi onu izlemekteydi. Uzun süren takip sonrasında korsanlar gemiyi buraya kadar takip etmişlerdi. Korsanların silahları takip ettikleri geminin kalkanını delemiyordu fakat henüz pes etmemişlerdi. Geminin bir yere inmesi gerekecekti ve o zaman ellerine bir fırsat geçecekti. Saldırgan tutumları bu yüzden bir süreliğine kesilmişti. Gemiye eşlik eden gemilere benziyorlardı. 


‘Varış noktasına vardık efendim. Peşimizdeki korsanlara ne yapalım? Bir süredir sessizce bizi takip ediyorlar.’ dedi gemi pilotu.


‘Bozkırda açık hedefiz. Engebeli bir bölgeye geçersek onları karaya inmeye zorlayabiliriz.’ Aksi halde gemiden uzaklaştığımız an bizi keklik gibi avlarlar.’


‘Yüzeyi araştırıyorum.’


Alucard titreyen ellerini sıktı. O önceden kendi başına çalışan bir hırsızdı. Şimdi emrinde bir gemi dolusu adam ve peşinde iki korsan gemisi vardı. Sakin kalamıyordu. Cinayet işlemişliği vardı ama bunlar sinsi işlerdi. Gece uykusunda ölenler ya da arkadan sinsice yapılan ani saldırılardı. Yüz yüze bir çarpışmaya hazır değildi. Belinde asılı duran silindirimsi kısa çubuğa baktı. Lord Ayaad hepsine bu çubuklardan vermişti. Düğmesine basıldığında çubuk bir ışın kılıcına dönüşüyordu. Karagüneşin ışığından yapılmış ışın kılıçları siyah bir ışığa sahipti. Sert çeliği kolayca kesecek güce sahipti. Elinin altında duran güçlü kılıca rağmen Alucard korkuyordu. Diğer çaylaklarda onun gibi korkuyor muydu?


‘Bölgeyi bulduk efendim.’ dedi CP.043 isimli asker. On kişilik mürettebatın kaptanı oydu. Alucard düşüncelerinden sıyrıldı. İletilmesi gereken mesajları bu asker ile iletirdi.


‘Hızımızı artırıp dağların arasında izimizi kaybettirelim. Bizi aramak için iniş yapmak zorunda kalsınlar.’


‘Anlaşıldı.’


Gemi dağların arasında hızla kaydı. Korsan gemileri de hızlandı. 


‘Tam buradan aşağı süzül.’ dedi Alucard. Gemi dağ yüzeyine doğru alçaldı. Korsan gemileri üzerlerinden uçup kayboldu.


İki pilot haricinde sekiz asker dışarı çıkmak için hazırlandı. Silahlar ve zırhlar kontrol edildi. Alucard siyah pelerini giydikten sonra gemiden ayrıldı. Bölük kaptanı CP.043 ve diğer askerler dışarıda onu hazır bekliyordu. Gemiden uzaklaştıklarında gemi kendini görünmez yaptı. Demin indiği yer belli olmuyordu. Korsanlardan kurtulup görevlerine odaklanacaklardı.


‘Varış noktasından ne kadar uzaktayız?’


‘Dört yüz kilometre kadar. Yürümek için uzak bir mesafe.’ dedi asker. 


Varış noktasına bırakmaları gereken bir eşya vardı. Bu eşya gezegene karanlığı bulaştırmayı sağlayacaktı. En etkili yayılım için belirtilen noktaya yerleştirilmesi gerekiyordu. Askerlerden biri eşyayı sırtında taşıyordu.


‘Şu korsanları hemen bulsak iyi olur.’ 


Dağın kıyısından yavaşça aşağıya indiler. Korsan gemileri başka gemilerin görebileceği noktadan uzakta iniş yapmışlardı. Kayaların arasından korsanları incelediler. 


‘Otuzdan fazla adam var efendim.’


‘Tam olarak otuz iki.’ Alucard’ın gözleri detayları görmede iyiydi. Başarılı bir hırsızlık için ufak ayrıntıları bilmek gerekirdi. Bir hırsızın aklına gelebilecek plan zihninde canlandı. Bu korsanlar onları soymaya hatta öldürmeye gelmişti. Neden onları soymuyordu? ‘Onları ne kadar oyalabilirsiniz?’ diye yanında duran kaptana sordu.


‘Üzerindekilerden farklı silahları yoksa yarım saat kadar.’


‘Bana yirmi dakika yeterli.’


‘Aklınızdan ne geçiyor?’


‘Bir hırsızın aklından ne geçebilirse o. Ben işaret verdiğimde ateş açın.’ 


Yanlarından uzaklaştı. Gemilere en yakın kayanın arkasına saklandı. Etrafına dikkatlice bakındıktan sonra işaret verdi. Askerler korsanlara ateş açtı. Korsanlar afallasada hızla karşı ateş açtı. Askerler geri çekilmeye başladı. Ateş etmeye devam ediyorlardı. Düşman onları takip etti. Ortalık biraz durulduğunda Alucard gemiye sızdı. İçeride hala birileri vardı. Gemilerini öylece boş bırakacak halleri yoktu. Havalandırma kanalına sızdı. Korsanların konuşmalarını duyabiliyordu.


‘Bu iş çok uzadı. Değerli eşyaları olsa iyi olur.’


‘Onları esir alarak Şafakgetirenlere satabiliriz.’


‘Şafakgetirenlerin bize saldırmayacağını nereden biliyorsun?’


‘Elimizde Hiçlik esirleri olduğunu söylersek bize saldırmazlar. Onlara daha çok esir getirmemiz için iş bile verebilirler.’


‘Her zamanki gibi abartıyorsun.’


‘Sende işten kaytarıyorsun. Şu paketleri kargo bölümüne taşıman gerekmiyor muydu?’


‘Lafa tuttun. Yoksa taşıyacaktım.’ 


Korsanların konuşması sona erdi. Alucard paketleri taşıyan korsanı takip etti. Kargo bölümünün önüne geldiğinde havalandırma deliğinden çıktı. Korsanın arkasından içeri girdi. Korsan sola dönerken o sağa döndü. 


Bakalım burada neleriniz varmış?


Kaçak mallarla dolu kargo bölümünde değerli sayılabilecek hiçbir şey yoktu. Alucard’a kalsa değerli eşyalar vardı ama lorda sunabileceği değerli eşya yoktu. Yanına biraz patlayıcı aldı. Gemiyi havaya uçurduğunda korsanların yüz ifadelerini görmek istiyordu.


Zaten korsanlardan ne çıkabilirdi ki…


Paketleri yerleştiren korsanın arkasından tekrar dışarı çıktı. Adımlarını korsanla eş zamanlı atarak ilerliyordu. Korsan kamarasına girdikten sonra kendi yoluna devam etti. Gemiye güç veren büyü kaynağını bulmalıydı. Bu büyüklükte bir geminin büyü üniteleri altında olmalıydı. Aşağıya inen basamaklar aradı. Aradığı basamakların önünde bir korsan duruyordu. Sinsice yaklaşacak engel yoktu. Yeni güçlerini kullanmanın sırası gelmişti ama tereddüt ediyordu. İşe yarayıp yaramayacağını bilemiyordu. Saklandığı yerden çıkıp korsana doğru yürüdü. Korsan onu gördüğünde silahını kaldırdı.


‘Olduğun yerde kal!’


Alucard elini korsana doğru uzattı. Sakince konuştu.


‘Savaşmak istemiyorsun.’ Korsan başını tuttu. 


‘Savaşmak… İstemiyorum.’


‘Kamarana gidip bir şeyler içmek istiyorsun.’


‘Kamarama gidip bir şeyler içmek istiyorum.’


Silahını indirdi. Durduğu yerden arkasını döndü ve kamarasına doğru hiçbir şey olmamış gibi yürümeye başladı. Köşeyi dönüp gözden kayboldu. Açılan kapının sesi duyuldu ve sonra kapandı. Büyü işe yaramıştı. Şatoda onca süre üzerinde çalışmıştı ama bu kadar kusursuz işlemesini beklemiyordu. Gücü kullanmak güvenini tazeledi. Basamakları hızla indi. Patlatması gereken bir gemi vardı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1470

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1207

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1001

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 910

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 806

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 787

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 721

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 637

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 635

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 608

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 608

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 155

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 16293 Üye Sayısı
    • 735 Seri Sayısı
    • 34471 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr