Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 35: Bir Zamanlar Umut Bendim


Zırhımla uyayakaldığıma şaşırdım. Nispact'in içinde yatan karanlığın tamamını kaybetmesi yüzünden yorulmuştum. Generalimden haber gelmiş miydi? Ne zamandır uyuyordum? Sonsuz karanlığın içinde yaşarken saati bilmek zordu. Hava hep aynı… Gece karanlığıydı. Kollarımı kaldıramadım. Sanki yatağa sıkıca bağlanmış gibiydiler. Kollarıma sarılarak uyumuş iki generalimi gördüm. Geçmiş anılarım canlandı. Kızlarımla uyuduğum huzurlu geceler sanki çok uzakta değildi. Kollarıma sarılmış halleriyle kızlarımdan farkları yoktu. İçten içe o güzel günleri özlüyordum. Kızlarımla beraber geçirdiğim dünya hayatından uzak beş yıl… Ne kadar da zevkliydi. Beau ve Reau’yu cezalandırmam gerekiyordu. Yaptıkları davranışın bedeli olacaktı ama bir yandan da onlara kızamıyordum. Bana kadim günlerimi hatırlatıyorlardı.


Zırhı kapadım. Hareket etmek daha kolaydı. Kollarıma dolanan kollar gevşediğinde doğruldum. Yaşanan olaydan kimsenin haberi olmamalıydı. Ben, Karanlığın Sahibi, kadınlarla düşüp kalkan biri olarak anılamazdım. İki generalin bunu kimseye anlatmaması için sıkı bir cezalandırılmaya ihtiyaçları vardı. Bu sırada belime ve bacaklarıma dolanan yumuşak tüyleri hissettim. Beau ve Reau hala uyuyordu ama kuyrukları istemsizce hareket ederek beni sarmaladı. Onlara daha önce dokunmamıştım… Yumuşaklıkları gerçekten hoştu. Yavru bir kediyi sever gibi tüylerini okşadım. Bir zamanlar, kızlarımla huzur içinde yaşadığım yıllarda yavru bir Buz Panteri edinmişti. Adı hafızamdan uzun zaman önce uçup gitmişti fakat kızlarımdan ayrı düştüğüm vakitte onunla tekrar karşılaşmıştım. Kısa süreli birlikteliğimizde bana yoldaş olmuştu. Kendimi iç çekerken buldum. Geçmişimi tamamen geride bırakmak mümkün müydü? Adımı reddetsem bile anılarımdan kurtulamıyordum. Dönüp dolaşıp zihnimde beliriyorlardı. 


Kuyrukları okşarken aynı bir kediden çıkan mırıltıları duydum. Sessiz odada mırıltılardan başka ses yoktu. Huzur dolu hissettim. Bazen çekip gitmek, her şeyi geride bırakmak ve sadece güneşin doğuşunu izlemek istiyordum ama inatçı kişiliğim buna izin vermiyordu. Evreni bu boktan duruma sokan bendim. Kendi pisliğimi temizleyecektim. İşime geri dönmeliydim. Ayağa kalktım. Generallerimin ayartma yeteneklerini üzerimde deneyip denemediklerini merak ettim. Muhtemelen üzerimde çalışmayacaktı. Dün olanlar bu odada bulunan üçümüz arasında bir sır olarak ebediyete kadar saklanacaktı. Bunu sağlamak için etkili ve acı dolu bir yol biliyordum. Onlar uyurken boyunlarına büyümden birer tasma yaptım. Yaşananları anlatmaya kalktıkları an acıyla çarpılacaklardı. Ruhları acıyla inlerken onları izlemekten zevk alır mıydım bilemiyorum ama gerekeni yaptım. İki kişinin bildiği sır değildir. Üç kişinin bildiğine ise sır denemezdi. Dillerini kesmek aklımın ucundaydı ama fazla acımasızcaydı. Generallerime karşı yumuşadığımı fark ettim. Eskiden daha acımasızdım. Desmo kendine harem kurduğunda öfkeyle haremini başına yıkmıştım ve tek kuyruğunu kesmiştim. Şimdi aynı acımasızla hareket edersem generallerim arasında bir merak oluşacaktı. Neden Beau ve Reau’nun dillerini kestiğimi sorgulayacaklardı ve gerçek açığa çıkacaktı. Buna izin veremezdim. Tasmalar gerçeği saklamaya yardım ederken diğerlerine benim tarafımdan hediye edilmiş aksesuarlar olduğunu söyleyeceklerdi. Böylece sırrım emin ellerde olacaktı. Odayı terk ettim. Nispact’i bulmam gerekiyordu. 


Sonsuz karanlığın ortasında parlayan ışık kalesi yerini koruyordu. Çetin bir savaş dönüyordu. Ordum kaleyi kuşatmıştı ama ilerleyemiyordu. İleri hatlarda çarpışan generalimin yaşattığı şiddeti uzaktan görebiliyordum. Saçtığı dehşet düşmana korku aşılıyor, kemikleri donduruyordu. Birkaç saat sonra Beau ve Reau hızla bulunduğum komuta bölgesine geldiler. Yüzlerine bakmadım. Çekingen ve utanmış bir şekilde konuştular.


‘Ö-Özürlerimizi sunarız.’


‘L-Lütfen bizi bağışlayın.’


Askerlerin meraklı bakışları ve konunun uzamaması için kısa kestim.


‘Bir daha görev başında uyuyakalmayın.’


Işık kalesini izlemeye devam ettim. Bariyerin ardından biri dışarı çıktı. Yanında ondan daha parlak bir nesne vardı. Nispact’in yenildiği rakibi kendini göstermişti. Gökyüzünden inen ışıklar savaş meydanını aydınlattı. Gök gürültüsünden önce çakan yıldırımlar alanı kavurdu. Gözlerimi kıstım. Parlaklıktan ilerisini görmek zordu. Olduğum yerde durmadım. Nispact’in savaşını yakından izleyecektim. Gerekirse müdahale edecektim. 


‘Yürüyün… Gidiyoruz.’ İki generalim hemen ardımdan takip etti.


‘Savaşa karışacak mısınız Lordum?’ dedi Reau gözlerini ışıktan koruyarak.


‘Sadece izleyeceğim. Işık sandığımdan daha zayıf.’


Savaşı daha yakın bir mesafeden izlemeye başladım. Generalim ve düşmanı konuşuyorlardı ama ne konuştuklarını duyamıyordum. Şafakgetirenin iki beyaz kanadı vardı ve ışıltılı zırhıyla tam bir kutsal şövalyeye benziyordu. Gösteriş budalalarından fazlası değillerdi. 


Nispact kılıcıyla ışığı kesti. Kafa kafaya mücadele ediyorlardı. Işık önceki kadar generalime etki etmiyordu. Parıltılı nesne onlar savaşırken sadece parlamakla yetindi. Üst seviye bir nesne olduğunu hissettim. İçinde barındırdığı enerji fazlaydı. Bu enerji ile kullananın gücü artıyordu. Güldüm. Yanımdaki generallerim bana baktılar. Küçük hileniz ortaya çıktı sizi değersiz piçler! Yetersiz güçlerinizi kapatmak için kullandığınız yöntemlerin sonu geldi. Nispact düşmanını yere serdiğinde kılıcını havaya kaldırıp coşkuyla kükredi. Şafakgetiren şövalyesi kanlar içinde son parıltıları solarak yerde yatıyordu. Generalim onu boynundan tutarak kaldırdı. Şövalye debelenirken ışık saçan nesne harekete geçti. Savurduğu ışık Nispact’i metrelerce uzağa fırlattı. Minik kanatları olan heykel yerde yatan şövalyenin üzerine kondu. Gökten inen ışık hüzmesi onu havaya kaldırdı. Bu… Diriltme büyüsü müydü? Çok nadir bir büyüydü ama bundan daha fazlası olduğunu anladım. Dirilen Şafakgetiren artık bir şövalye değildi. Bedeni fazla kutsal ışıkla dolmuştu. İlahi bir varlıkla yer değiştirmişe benziyordu. Beyaz parlak varlık kollarını göğe açtı. Kara bulutlar ayrılarak kutsal ışığı yüzeye indirdi. Yaptığı hareket sonsuz karanlığıma bir hakaretti. Savaşmaya hazırlandım. Generallerimde kendilerini hazırladı.


‘Anlaşılan izlemekle yetinemeyeceğim. Işıklarına dikkat edin. Sizi korumayacağım.’ 


‘Başımızın çaresine bakarız Lordum.’


‘Güzel. Sizi direkt savaşın içine sokacağım. Bana tutunun.’ Kara kanatlarım havalandı. Yükseldim. İlahi varlığa hızla alçaldım. Belime sarılmış generallerimden önce Beau’yu kolundan tuttum. Merakla yüzüme baktı. ‘Doğruca ona gidiyorsun.’ O cevap vermeden kadını ilahi varlığa fırlattım. Çığlığı uzaklaşarak kayboldu. Reau’nun korkuyla açılmış gözlerine baktım. ‘Yaptığınız şeyin cezasız kalmayacağını mı sandınız?’ 


‘Lordum… Biz sadec- Ahhh!’ Onuda aşağı fırlattım. Sonrasında bende dalışa geçtim. Ben ilahi varlığı öldürürken hayatta kalmaya çalışın.


Aşağı inerken kılıcımı ivmelendirdim. İlahi varlık bakışlarını bana çevirdi. Kılıcım mor patlamalar yayarak tepesine indi. Varlık kollarını kaldırıp kılıcımı karşıladı. İki eliyle saldırıma karşı koymaya çalışırken doğrudan suratına ilerledim. Işıktan oklar bedenimi sıyırdı. Suratına attığım bombalar onu yaraladı ama öldürmedi. Kılıcımı geri çektim. Elinin arasında başka bir parıltı belirdi. Işıktan mızrak askerlerimi deşerek ilerledi. Saldırıyı karşılamaya hazırlanırken Nispact varlığa atıldı. Kılıcıyla ilahi varlığı kolundan yaraladı. Varlık dikkatini generalime verdi. Işık okları sırtına saplandı. Dizlerinin üzerine çöktü. Son darbeyi vurmadan önce kılıcım topa dönüşerek varlığa ateş etti. Beau ve Reau Nispact’i savaş alanından uzaklaştırdı. Gözüme girmek istiyorsan böyle hareketler yapmana gerek yok. 


‘Rakibin benim, bana dikkat et yoksa sonun çok hızlı olur.’


İlahi bir ses çınladı. ‘Liderleri sen misin?’


‘Tüm bu karanlığın sahibi benim.’


İlahi varlıktan gökyüzüne doğru bir ışık yükseldi. İnce ışık kısa bir süre sonra yok oldu. 


‘Seni arıyorduk Karanlığın Sahibi. Artık bulunduğuna göre sonunda gelecek. Şafakgetirenler nerede olduğunu öğrendi. Peşine düşecekler.’


‘Onlar gelene kadar sana ne olacağını umursamıyor musun?’ Güldüm. ‘Ne fedakar kahraman ama!’


‘Karanlığı def etmekten daha kutsal bir görev bilmiyorum. Burada ölecek olsam bile bundan gurur duyacağım.’


‘Hiç değişmiyorsunuz… Binlerce yıl öncede aynı havalı cümleleri kullanırdınız. Kahramanlık, kutsallık, gurur, onur… Ölürken bunları bir daha düşün.’


‘Seni yok edemeyecek olsam bile elbet bir gün Kahraman Azyl ile karşılaşacaksın. Ölümün onun elinden olacak.’ Kahraman Azyl… Kahkaha attım. Kendimi tutamıyordum. Kutsal varlık kaşlarını çattı. 


‘Korkmamı mı bekliyorsun? Sana korkacak bir şey göstereyim.’ 


Zırhımı kapadım. Beyaz alevler elimde yükseldi. Adımla beraber anılan beyaz alevlerim kudretimin sembolüydü. 


‘Azyl’in kutsal beyaz alevleri!’ dedi ilahi varlık korkuyla. ‘Sen onları nasıl alabildin!?’ 


Mızrağını savurdu. Alevlerimi üzerine kustum. İlahi mızrak çatırdayarak parçalandı. Minik parıltıları kar taneleri gibi yere yağdı. İlahi varlık yaşadığı şok yüzünden afalladı. Dizlerinin üzerine çöktü. Yaşadığı hayal kırıklığını tarif etmeye duygular yetmezdi. 


‘Ne oldu ilahi varlık? Tüm o havalı sözlerin ve hareketlerin yerle bir oldu.’ 


Konuşurken dudakları kekeledi. ‘Sen O’sun, ama… Ama bu nasıl olur!’ İlahi varlığın yanına indim. 


‘Beni epey tanıyorsun. Daha senin kim olduğunu bilmiyorum.’


‘Cennetten yükselmiş bir meleğim. Mantis İmparatorluğu’nun sadık bir askeriyim.’


‘İsimsiz bir melek… Ait olduğun yerden çok uzaklardasın. Özellikle benimle karşılaşman büyük talihsizlik.’


‘Kahraman Azyl! Cennet ve cehennemin yaratıcısı neden bunu yapıyorsunuz?’


‘O ismi ağzına alma sakın!’


Alevli yumruğum göğsünü delip geçti. Meleğin kanı kendi gibi beyazdı. Elimi çektim. Melek sırt üstü yere yattı. Beyaz kanı zeminde yayıldı. Boğuk sesini duymak zordu. 


‘N-Neden?’ Zırhımı giydim. Ağır botlarımla göğsüne bastım. İnledi.


‘Neden… Neden değil mi? Evrenin kahramanı neden şimdi onu yok etmek istiyor değil mi? Merak ediyorsun. Sana anlatayım.’ Ayağımı çektim. Arkamı döndüm. Işık kalesi yavaş yavaş yok olurken karanlık tekrar çöküyordu. Ordum şehri istila etmeye başladı. Yağmalanan şehri alevlere teslim oldu. ‘Bir zamanlar umut bendim. Gittiğim yerler özgürlüğü hissederdi. Adım, gitmediğim uzak yerlere yayıldı. Yüreklerdeki özgürlük ateşini körükledim. Peki ya sonra ne oldu? Vatanım için, ailem için sekiz bin yıl köle olarak yaşadım. Döndüğümde her şey değişmişti. Sahip olduğum ailem bana ihanet etti. Yaptıklarım hiçe sayıldı. Artık istenmediğim bir çağdaydım. Ben bu çağın yabancısıyım. Bu yüzden onu kendime uygun şekilde değiştireceğim. Önceden yaptığım her şeyi yıkacak ve yeniden inşa edeceğim.’ Yaralı meleğin yanına geri döndüm. Dev kılıcım havada yükseldi. ‘İşte sebebi bu, zavallı melek. Yolunun sonuna hoşgeldin ve hoşçakal.’ 


Galaksi Katili meleğin üzerine düştü.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1200

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 992

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 782

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 599

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 599

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15267 Üye Sayısı
    • 722 Seri Sayısı
    • 33440 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr