"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 34: Platonikte Olsa Sevmeye Devam Etmek


Yıllar akıp giderken amacımda azimle ilerliyordum. İki güneş daha sonsuz karanlığıma katılıp Karagüneşler olmuştu. Elimde gezegenleri birbirlerine bağlayacak portal ya da benzeri büyüler yoktu. Evrenin bu tarafı hala ilkel ve yobazdı. Beş gezegen egemenliğim altında korkuyu iliklerine kadar hissediyordu. Karagüneşlerin olduğu sistemlerde umut kelimesi unutulacaktı. Kendi hedefimde ilerlerken Ebedi Taşlardan ve diğer olaylardan haberdar değildim. 


Bedenimin sağ tarafı hala sakattı. Bir gözüm görmüyordu. Yaşlı bedenim halini koruyordu. Yeni devrin başlangıcıyla düzenler değişiyordu. Daimi karanlığa hayatlarını adapte eden halklar yaşamlarını sürdürüyordu. Hiçliğin soğuk pençesi enselerindeydi. Beau ve Reau haricindeki generallerim diğer dört gezegende işgalleri yönetiyordu. Yolculuk için geliştirdiğim araçlarla güçsüz düşmanları tuzla buz ediyorlardı. Altın çağ diye adlandırdıkları devri karanlıkla kaplayıp tekrar Karanlık çağa geçecektik. Dört gezegene işgali başlatan generalin adıyla yeniden isimlendirdim. 


Karanlığın olduğu yerde ışıkta vardı. Evrenin uzak yerlerinden çıkagelen varlıklar karanlığımı bastırmak için geliyordu. Kendilerini Şafakgetiren olarak adlandıran bu varlıkların yegane amacı karanlığı def etmekti. Ordularımı geri püskürtüyorlar ve işgali yavaşlatıyorlardı. Sonsuz karanlığın içinde umudu yeşertmeye çalışıyorlardı. O aptallar istedikleri kadar çabalasınlar karanlık ebediydi. Zamanla Şafakgetirenler daha kibirli hale geldiler. Bizzat generallerimin karşısına çıkmaya cesaret ettiler. Öldürülmeleri için yolladığım yaratıklardan haber alamaz oldum. Planlarıma çomak sokan fareler karşıma çıkacak yüreğe sahip değillerdi. Kurnaz adi planlarla beni yavaşlatıyorlardı. 


Tehlikenin giderek yükselmeye başladığını Gecenin Kıyısı generallerimden Nispact yaralandığında düşündüm. Pusuya düşürdükleri generalim kaçmayı başarmıştı. Olayları perde arkasından daha fazla izleyemeyeceğime kanaat getirerek yeniden isimlendirdiğim Nis gezegenine yolculuğa çıktım. Sonsuz karanlığın içinde Hiçlik daha güçlüydü. Büyülerin daha etkili olması gerekirdi. Işık kaynağını bulamadan gücünü tam kapasitede kullanamamalıydı. Öyleyse gücümüzün zirvesinde olduğumuz yerde nasıl bize karşı koyabiliyorlardı?


Nis gezegeninde karşılaşmayı beklemediğim bir manzara vardı. Küçük bir bölgede, bir şehir kadar, ışıkla çevrelenmiş bariyer ordumun ilerleyişini bozuyordu. Işıktan kuleler şehri aşılmaz bir kaleye çevirmişti. Şafakgetirenlerin karanlığın ortasına bunu nasıl kurduklarını merak ettim. Düşmanın bizler hakkında bilgisi vardı. Biz ise onların yabancısıydık. Tek bildiğimiz bizden nefret ettikleriydi. Evrenin geri kalanı gibi. Şimdi dikkatimi çekmeyi başarmışlardı. Işıktan kalelerini başlarına yıkacaktım. Ayaklarıma yapışıp yalvarırlarken kemikleri kırılana kadar onları ezecektim. Öncelikle yaralı generalimi ziyaret etmeliydim.


Ordunun gerisinde zaptedilmiş kalelerden en büyüğüne yerleşen Nispact'in olduğu bölgeye yöneldik. Araç kalenin iç surlarını geçerek indi. Nispact beni karşılamaya gelmemişti. Yarası ciddi olmalıydı. Yaratıklar huzurumda diz çökerken hızla generalimin dinlendiği odasına gittim. Odanın kapısı zincirlere vurulmuştu. Bunun açıklaması neydi? Nöbet tutan askere sordum:


'Neden kapıya zincir vuruldu?'


'General Nispact'in bedeni ışıkla damgalandı. Odasında karanlığı topluyor. Işıktan arınmaya çalışıyor.'


'Geleceğimden haberi vardı.'


'Bilinci yerinde değil Lordum. Mesajınız ona iletilemedi.'


'Onu göreceğim zincirleri çıkarın.'


'...'


'Lordum.' dedi Reau.


'Evet?'


'Işık bir çoğuna zarar veriyor.' Cevabı almıştım.


'Burayı boşaltın.’


'Emredersiniz.' 


Askerler katı boşalttı. Beau, Reau ve ben kalmıştık. Zincirleri çıkardım. Kapıyı açtığımda kuvvetli ışık dışarı çıktı. Umut dolu ışık üzerimize vurdu. Ne kadar tiksinç bir his! Işık generalimi yenmişti. Onu kurtarmam gerekiyordu. Odaya girdik. Ne Beau ne de Reau ışıktan etkileniyordu. Güçlendiklerini görmek beni memnun etti. Yanımda durmaya hak eder hale adım adım geliyorlardı. Soluğundan sıcak buharlar çıkan Nispact ellerini yere dayamış ter içinde yoğun bir mücadele veriyordu. Çıplak sırtında ışığın damarlanarak ilerlediği damgayı gördüm. Işık karanlığı tüketiyordu. Ezelden beri ışık karanlıktan güçlü olmuştu. Er ya da geç ışık yayılıyordu. Benim asıl amacım ise bunu tersine çevirmekti. 


'Korkunç.' dedi Beau. 'Onun için çok mu geç Lordum?' Gözlerinde hafif bir hüzün vardı. Yoldaşını kaybeden birinin hüznüne sahipti.


'Ben buradayken hala bir şansı var.' 


Generalimin önüne eğildim. Derin nefes alışları eşliğinde ışığa direniyordu. Metal kadar sert derisi yumuşaktı. Sana bunu yapanı fena cezalandıracağım. Doğmamayı dileyecek. Çenesinden tuttum. Gözlerinden parlayan ışık acı doluydu. Işığın damgasıyla lanetlenmişti. Güldüm. Benzer bir damga ile zamanında bende işaretlenmiştim fakat onu kendi başıma kıracak güce sahiptim. Kızlarımın üzerindeki işareti de böylece kırabilmiştim. Tarih bir tekerrürden ibaretti. İsimler ve saflar değişirdi ama özünde değişen hiçbir şey yoktu. Nispact geldiğimi hissetti. Konuşmak için kendini zorladı.


'L-Lordu-'


'Nefesini boşa harcama. Ellerini göğsüne koy. Aradığın karanlıktan bence bolca var. Dilediğin kadar alabilirsin Nispact.' 


Nispact ellerini göğsüme bastırdı. Bedenimden saçılan karanlık ışıkla dolu odayı karanlığa boğdu. Suya düşen mürekkep damlası gibi yayıldı. Işık kaçacak delik arıyordu. 


'Kapıyı sıkıca kapatın. Işığın başkasına bulaşmasına izin veremeyiz.' Beau ve Reau kapıyı kapatıp ışığın kaçmasını engellediler.


Damarlarımdan kan çekiliyormuş gibi karanlığımın soğurulduğunu hissettim. Nispact'in vücudu karanlıkla yeniden doluyordu. Damga karanlık tarafından yutuldu. Nispact kükredi. Sırtına yapışan kısa kanatları yırtılarak genişledi. Eskisinden daha büyüklerdi. Uzun kuyruğu aynı duruyordu. Generallerim arasında güç arzusuyla en çok yanıp tutuşan Nispact kendine daima savaşmak için güçlü rakipler arardı. Bu gezegende karşılaştığı rakibi sayesinde şimdi güçlenerek ayağa kalkıyordu. İki kanat ve bir uzun kuyruk… Daha önce böyle bir ara form görmemiştim. Azmini takdir ettim. Henüz Paragon seviyesine ulaşamamıştı ama varmak üzereydi. 


Çelikten sert bedeni şekil değiştirdi. Timsahın kara pullu zırhlarına sahipti. Dişleri sivrilmişti. İblis yaratıklarını andırıyordu, hala onlardan kaldıysa. Bedeni aynı zamanda zırhıydı. Kuyruğu kara pullarla kaplıydı. Pulların bazı kısımlarında metal parçalar vardı. Omuz, sırt ve kolların üst kısımları bu parçalarla korunuyordu. Işık odada kaçacak yer bulamadı ve karanlık tarafından yutuldu. Sorun çözülmüştü. Nispact ellerini göğsümden çekmedi. İçimde yatan karanlığı emmeye devam ediyordu. 


'Daha fazlasını alırsan kaldıramayacaksın. Kontrolü kaybedersen akılsız, acınası bir yaratık olursun.' Ellerini çekti. Karanlık bedenimde stabil akışına döndü.


'Hayatımı kurtardınız Lordum.'


'Sana bunu yapan kimdi?'


'Şafakgetiren pisliklerinden biriydi. Işıkları birliklerimi deşip geçti. Yanında ondan daha parlak bir şey vardı. Göz ucuyla bakmak onlarca askeri küle çeviriyordu.'


'Parlak bir şey. Bu kadar mı?'


'Parıltısından detayları belli olmuyordu fakat canlı bir şeye benzemiyordu. Bir çeşit heykeli andırıyordu. Kanatları olan meleğimsi var sureti vardı.' 


'İntikamın için gelmiştim. Görüyorum ki eskisinden daha güçlüsün. Eminim onu kendi ellerinle öldürmek istersin.' Hırladı. Sivri dişlerini gösterdi.


'Ordumun tekrar başına geçeceğim Lordum. Bu uzun ve soğuk gecede o uğursuz ışıktan kaleleri sönecek. Hemen yola çıkıyorum. Size düşmanın kellesiyle geleceğim.' Nispact odadan hışımla ayrıldı. Eski haline dönmüştü.


Ayağa kalktım. Başım döndü. Yorulduğumu hissettim. Gözüm karardı. Kollarımın altına giren Beau ve Reau beni düşmeden tuttular. 


'Lordum iyi misiniz!?' dedi Beau.


'İyiyim… Sadece gözüm karardı. Beni bırakabilirsiniz.'


'Ama…' dedi Reau.


Yatağa yanaştım. Biraz uzansam iyi olacaktı. Bedenimin ağırlaştığını hissettim. Ağır zırhımla yatağa serildim. Başım yastığa değer değmez güzel bir uykuya daldım. 


'Lordum?' Beau sesini alçalttı. 'Bizimde burada beklememiz gerekecek Reau.’ Yanıt yoktu. ‘Reau?'


Lord Ayaad'a destek olan iki general efendileri yatağa serilirken onunla beraber düşmüşlerdi. Zırhın ağırlığı yüzünden kalkamıyorlardı ve efendileri çoktan derin bir uykuya dalmıştı. Beau, Reau'yu zırhtan göremiyordu. Ona seslendiğinde cevap vermemişti. Zırhın altında ezilmiş olabilir miydi? Reau sonunda cevap verdi. Sesi kısık ve biraz heyecanlıydı.


'E-Evet.'


Beau özünde kardeş olduğu Reau'nun neden heyecanlı olduğunu iyi biliyordu. Kardeşi içten içe efendisini seviyordu ve Beau bunun farkındaydı. Acı gerçek ise Lord Ayaad'ın gözünde onlar sıradan yaratıklardı. Değerleri yoktu ve sevgi gibi duygular onun gözünde acınasıydı. Kardeşinin platonik aşkı için yapacak bir şeyi yoktu. Yıllar önce Beau direkt olarak Lord Ayaad'a kadını olmak istediğini dile getirdiğinde az daha kolunu kaybediyordu. O zamandan beri Beau'nun yüreği acıyordu fakat o da efendisini sevmekten vazgeçmemişti.


Şimdi ise hayatlarında elde edecekleri tek fırsata sahip olmuşlardı. Kıskanç kişiliğine rağmen Beau, kardeşi ile beraber efendisinin yanında aynı yatakta uyumaktan son derece memnundu. Bugüne özel ellerine geçen bu güzel fırsatı paylaşmaktan gocunmuyordu. Her şey bir tesadüfler zinciri sonucunda gerçekleşmiş olsa bile.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1200

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 992

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 782

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 600

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 600

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15279 Üye Sayısı
    • 722 Seri Sayısı
    • 33452 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr