Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 33: Evrende Umut Yavaş Yavaş Soluyor


Aatrox'un bulunduğu gezegen bir savaş alanıydı. Yolunu kaybeden ordular, isimsiz savaşçılar kendilerini burada bulurdu. Aatrox burada bekler, savaşmak için can atan yüreğini dizginlerdi. Buraya ev dediğini duymak garipti. Durmaksızın savaş olan yer başkasının gözünde nimetlerin en büyüğüydü. Onu generallerimle tanıştırdım. Küçümseyici bakışları hepsinin üzerinde gezindi. Sharita'ya uzun bir süre baktı. 


'Kendine evcil hayvanlar edinmişsin Ayaad. Zamanında benimde sadık bir hayvanım vardı. Zavallı ben savaşırken palamdan darbe aldı. Diğerlerinin arasına kaynayıp gitti.' Kısık bir kahkaha attı. Seni üzebilecek hiçbir şey yok mu?


Generallerime döndüm.


'Aatrox'a bana davrandığınız gibi davranacaksınız. Emirlerine itaatsizlik ederseniz kafanızı süs niyetine kazıklara çakarım.' Hepsi diz çöktü.


'Emredersiniz Lordum.'


'Etrafımda dolanan sineklere ihtiyacım yok. Onlara ihtiyacın yok Ayaad. Biz Darkinler varken onlar seni yavaşlatacak ağırlıklardan fazlası değiller. Neden onlardan kurtulmuyorsun?'


'...'


'Yapmak istemiyorsan senin için bunu zevkle yaparım.' Palasını tuttu. Generallerimin titrediklerini hissettim. Emek verdiğim bu hayatları kenara atmak istemedim.


'Onlarla farklı planlarım var kardeşim. Öyleyse yoluna çıkmamaları için dikkat edecekler.' Hepsinin rahatladığını hissettim.


'Ne istersen onu yap. Onlar senin evcil hayvanların. Büyümeyen çocuklardan farkları yok.'


'Sen fark etmeden büyüyorlar fakat gözünde hala küçük çocuklar olarak kalırlar.'


Aatrox beni uzun bir yolculuğa çıkardı. Rhaast'ın en son görüldüğü yerde yeller esiyordu. 


'Burada bir yerlerde olması gerekiyor.'


'Sizler… Fazla konuşmaz mısınız?'


'Konuşacak ne kaldı ki? Ya hepsi ölüyor ya da kaçıp gidiyor.'


'Mantıklı bir neden. Anlatacak bir şeyiniz kalmamıştır.'


'Şu aptal adamla konuşuyor olmalı. Bedenini ele geçirse de onunla konuşmayı kesemiyor.'


'Kim?'


'Kayn adında bir suikastçi. Suikastçiydi. Artık yaşamıyor.' 


Benim gibi Aatrox da deliydi. Bundan emindim. Darkinlerin hepsi delirmiş olabilir miydi?


'Evreni fethetmek ne kadar sürenizi aldı?'


'Fethetmek mi? Ne diyorsun sen? Varlığımızın başından beri buradaydık. Topraklarımız ne arttı ne de azaldı.'


'Ordularınız bunca zaman iyi direnmiş.'


'Ordularımız yok. Sadece dördümüz vardık.'


'Ne?' Şaşırdım. Ordu yokta ne demek? Dördü bunca gezegenin kontrolünü ellerinde tutuyordu. Kimse onlara saldırmıyor muydu?


'Olduğunuz yerden ayrılmıyor musunuz?'


'Onlar bize geliyorken neden onlara gidelim ki. Alem Kralı buraya geldiğinde savaşımız yıllar sürdü. Bizi istemediğini ama yokta edemediğinden bir daha geri gelmeyeceğini söyledi.'


'İkinci savaşınız nerede oldu?'


'Onu takip ettim. Kime bulaştığını ona göstermek istedim.'


'Ama başaramadın.'


'Evet. Kendime geldiğimde buradaydım. Olmam gereken yerde.'


'Size başka saldıranlar oluyor mu?'


'Bize herkes saldırır. Bizim dostumuz yok. Kendimizden başka.'


'Evreni fethetmek için bir ordu kuruyorum. Bu ilginizi çekiyor mu? Durmaksızın akan kan ve çığlıklar istediğin şey olabilir.'


'Savaşmayı seviyorum ama evren sıkıcı bir yer. İstediğim vahşet burada zaten mevcut.'


Kısaca hayır diyordu. Anlaşılan tam da aile değildik.


'Şu aile ile tanışma meselesi… Belki daha sonra yapabiliriz.'


'Neden birden fikrini değiştirdin?'


'Yapmam gereken öncelikler var. Vatanıma dönmek gibi.'


'Pekala Ayaad. Gitmekte özgürsün. Biz Darkinler özgürlüğe en az sahip olanlarız. Gidebiliyorken git. Ruhun hareket edemeyeceğin bir nesneye mühürlenmeden.'


'Teşekkürler Aatrox. Bir gün tekrar karşılaşacağız. Ailenin geri kalanı ile tanışacağım.'


'Merak etme. Herkes ölür, biz ölmeyiz. Gerçek ölümsüzler Darkinlerdir. Bunu sakın unutma.'


'Artık ne olduğumu biliyorum.' Geldiğimiz yoldan portala geri yürüdüm. 'Dünya'ya yolun düşerse, orayı yok etme kardeşim. Oranın kaderi benim ellerimden olmalı.'


'Nasıl istersen.'


Portala vardığımızda arkama bakmadan geldiğimiz gezegene geri döndük. Hayal kırıklığı. Bunu tarif edecek başka kelime yoktu. Benim safımda savaşmayacak bir aileye ihtiyacım yoktu. Aatrox'tan kendi özümle ilgili önemli bilgiler almıştım. Ona minnettardım. Kafam daha az karışıktı ama yine eskisi kadar deliydim. Ara sıra doğru kararlar alan tarafım kendini öne çıkarıyordu. 


'Emirleriniz nelerdir Lordum?' Nispact heyecanla bekliyordu.


'Portalı yok edin.'


'???'


'Evrenin bu tarafıyla işim olmaz. Geri kalan üçte ikisini ele geçireceğim. Ölmeyenler ile savaşmak manasız.'


'Emredersiniz!'


Generallerim portalı geri dönüşü olmayacak şekilde parçaladılar. 


Başka bir Darkin ile tanıştığımda yüreğim sıcaklıkla dolmuştu. Aile hasreti çeken birisi bunu hissederdi. Eski ben, adalet duygusuna sahip olan, umut dolu olan içimde bir yerlerde yaşıyordu. Azyl… Sen öldün. Artık yaşamıyorsun. Kafamı karıştırmayı bırak. Yüzeye vuran parlak güneş güzel günü sunuyordu. Benim olduğum yerde umut yer almamalıydı. Karamsarlık ve korku yüreklere kök salmalıydı. Tepemizde duran güneş parıltısı ve sıcaklıklığıyla umut saçıyordu. Bana bile umut aşılıyordu. Kabul edilemez!


Sıradaki hedefim belliydi: Bu gezegeni karanlığa boğacağım. Gezegenin üzerinde bulunan en yüksek dağa ilerleme emri verdim. Ordumun ilerleyişi başladı. Dağın zirvesine ilerledim. Yanımda sadece Sharita vardı. Kanatları olduğundan bana eşlik ediyordu. Zirvede şiddetli rüzgarlar esiyordu.


'Buraya niçin geldik Lordum?' diye sordu Gecenin Kıyılarının en güçlüsü.


'Güneşi karartacağım. Işık yaydığı her gezegen karanlığa boğulacak. Evrende ki ilk Karagüneşi yaratacağım.'


'!!!'


'Umudun olmadığını öğrenecekler. Sonsuz karanlığı derinlemesine hissedecekler.'


Silahım Galaksi Katilinin adının hakkını verme zamanı gelmişti. Adını boşuna koymamıştım. Kılıç şekil değiştirdi. Mekanik uzantılar genişledi. Dağa yapışan destekler beni yere sabitledi. Uzunluğunun beş katı olan devasa bir topa dönüştü. 


'İnanılmaz.' dedi Sharita. Güldüm.


'İnanılmaz olan kısmına henüz gelmedik. Bana tutun Sharita. Topun şiddetiyle kilometrelerce savrulabilirsin.'


'Emredersiniz Lordum.'


Kadın arkamdan bana sıkıca sarıldım. Geçmiş anılarım canlandı. Sarılan karımmış gibi hissettim. Düşüncelerimi dağıttım. İşime devam ettim.


'Geri sayımı yapmak ister misin?'


'Zevkle.'


'Üç dediğinde.'


'1'


Top ısınmaya başladı.


'2'


Titreşimi dağı sarstı.


'3'


Ateşlendi.


Geceden daha karanlık ışın dalgası güneşe ilerledi. Dağ sarsılıyordu. Temelinin sağlam olmasını umdum. Rüzgar keskin bıçaklar kadar sivri esiyordu. Zırhıma çarptıkça çizik seslerini duyabiliyordum. Kollarını sıkıca belime saran generalimin ellerinin gevşediğini hissettim. Keskin rüzgar bedenini kesiyordu. Kızıl kristal zırhı parçalanıyordu. Toptan ateşlenen kara ışın devam ediyordu. Işık hızında ilerleyen ışının güneşe varmasına hala vakit vardı. Sharita'nın kenetlenen elleri birbirinden ayrıldı. Rüzgarda savrulan mendil gibi fırladı. 


Bundan sonra olanlarda bedenim kendi kendine hareket etti. Beni yere sabitleyen destekleri serbest bıraktım. Haşin rüzgar ayaklarımı anında yerden kesti. Metal kanatlarımı kontrol etmek zordu. Rüzgar istediğim gibi ilerlememe izin vermiyordu. Yere doğru hızla düşen generalime dalışa geçtim. Ona sıkı tutunmasını söylemiştim. Aptal. Güçsüz olduğun için kendini suçlamalısın. Beni takip edersen olacağı buydu. Sharita'yı yakaladım. Bu sırada topun ateşlediği ışın kesildi. Son güçlü bir kısa ışın daha yolladı. Güçlü ışının yarattığı rüzgar kontrolümü kaybettirdi. Dik dağa hızla çarptım. Taşları delerek derinlerine gömüldüm.


Kendimdeydim. Dağın metrelerce içine gömülü vaziyette kollarımın arasında baygın yatan generalimi tutuyordum. Kendine gelene kadar bekledim. Zırhımın dayanıklılığı olağanüstüydü. Ufak çiziklerle doluydu. Ciddi hasarı yoktu. Sharita kendine geldi. Bedeni yaralarla kaplıydı. Kristal zırhının çoğunluğu parçalanmıştı. Kristaller kadar koyu kızıl saçları bana Draris'i hatırlattı. Kalbim acı dolu çarptı. Hayır. Sadece ona benziyor, o değil. Çıkar onu aklından. 


'L-Lordum?'


'Bir şeyim yok. Sadece çizikler. Sen nasılsın?’ 


‘Nefes almakta zorlanıyorum.’ Onu sıkıca tuttuğumu fark ettim. Kollarımı gevşettiğimde derin bir nefes aldı. ‘Neredeyiz?’


‘Dağın içinde.’ 


Bacaklarımı saplandıkları taştan çıkardım. Kanla kaplı yaralarından bazıları ciddi duruyordu. Kendini iyileştirmek için büyü yapıyordu. Zırhımın içindeyken alevlerimi kullanamıyordum. Sharita’nın omuzları hariç tüm bedeni kızıl kristallerle kaplıydı, buna yüzü dahildi. Rüzgarda parçalanan zırhı yüzünü ve bedenini açığa çıkarmıştı. Onun asıl şeklini ilk görüşümdü. Gecenin Kıyısı generallerini yaratan bendim. Eski yoldaşlarıma, çocuklarıma hatta sevdiğim kadına benzemeleri normaldi, değil mi? Draris’e benzerliği yakındı ama bu o olduğu anlamına gelmiyordu. Bedeninin yarısından fazlası çıplaktı. Kendini iyileştirdikten sonra bana baktı. Yüzü biraz kızarık duruyordu. Muhtemelen kan lekelerindendi. Başını çevirdi. 


‘Sorun ne General?’ Sakın bana utandığını söyleme. Sen bir Hiçlik varlığısın. Utanma gibi aşağılık bir duyguya sahip olmamalısın!


‘Çirkinliğim yanınızdayken size hakaret Lordum.’ 


Çirkinlik mi? Güzelliği Draris ile yarışacak seviyedeydi ama o kendini çirkin olarak nitelendiriyordu. Evren garip varlıklarla doluydu. Zırhımı kapadım. Kısa kesilmiş beyaz sakallarımı sıvazladım. En nihayetinde bir yaratıkta olsan kişilik sahibi olabilirdin. 


‘Rahatsız olmadım. Sana yeni giysiler yapacağım.’ 


Alevlerim bedenini sardı. Yeni giysileri oluşurken dejavu yaşadım. Işık Tarikatına saldırmadan önce lanetim yüzünden kadına dönüştüğüm zamandı. Extia bedenimi kıskandığı için bana giymekten utanç duyacağım siyah bir elbise giydirmişti. Eteğinin boyu ise çok kısaydı. Aynı fantaziyi yapmayacaktım. Ben erdem sahibi birisiydim. Emrim altındakilere köle desem bile bu onlara çirkin fantaziler uygulayabileceğim anlamına gelmezdi. Sharita’nın yeni giysisi göz kamaştırıcı olacaktı. Kumaşla karışık bir zırhtı.


Çirkin olduğunu düşündüğü için burnundan yukarısını kaplayan ince bir miğfer yarattım. Uçları sivrilerek yükseliyordu. Koyu mor metalin arasından saçları açıktı. Sivri metal omuzluklar göğsüne iniyor ve karnından kıvrılarak belinde bitiyordu. Metal ince çizmeleri dışında bacaklarını koruyan başka zırh parçası yoktu. Kanatlar narin uzuvlardı. Kuyruk ve boynuzlara kıyasla daha nadirlerdi. Gücü temsil eden semboldü. Kanatlarına zarar gelmemesi için onları da hafif koyu mor metalle destekledim. 


‘Bu zırhı hak etmiyorum Lordum.’ Diz çöktü. Alçak gönüllüğün sırası değildi. 


‘Sana armağan ettiğimi red mi ediyorsun?’


‘Kesinlikle hayır! Teşekkür ederim. Bunu gururla taşıyacağım.’ Zırhımı tekrar kuşandım.


‘İzlememiz gereken bir Karagüneş var. Gidelim.’


Delikten dışarı, zirveye geri çıktık. Güneşte bir değişiklik yoktu.


‘Henüz bir değişim yok.’


‘Sabırlı ol.’


Güneşin rengi değişmeye başladı. Güneş tutulmasını andıran olay yavaşça gerçekleşti fakat bu sefer ışıklar geri dönmemek üzere kararacaktı. Evren bu sana yaptığım ilk saldırıydı! Tüm güneşleri karartacağım ve seni karanlığa boğacağım. Bekle beni sonun hızla geliyor. Işıklar kesildi ve sonsuz karanlığa merhaba dedik. Zifiri karanlıktı. Zırhlarımızın parıltıları dışında ışık yoktu. Ordumun hareket ettiğini yanan ateşlerden görebiliyordum. Rüzgarın sesi dışında hiçbir ses yoktu. İşte benim yalnızlığım buydu. Hoşuna gitti mi? 


‘L-Lordum?’ Bu karanlıkta Sharita’nın bile içinde yatan korkuyu sezdim. Sonsuz karanlık korkutucuydu ama ben sakindim. Uzun zamandır ruhum bu karanlığı tatmıştı. 


‘Ve şimdi Karagüneşimin doğma vakti geldi.’ 


Güneşin olduğu yerde bir patlama daha oldu. Toptan ateşlenen son ışın çarpmıştı. Mor ışıklar yeni geliyordu. Sonsuz karanlık mor loş ışıklarla aydınlandı. Kuzey yıldızlarını andıran dağınık ışıklar atmosferde oluştu. Bu yeni ışıklar artık gezegenleri aydınlatacaktı. Güneş kalın bir perdenin ardına hapsolmuş gibi mor ışık kesik bir şekilde gezegenleri aydınlatıyordu. Evrendeki ilk Karagüneş böylece doğmuştu. Hepsini ama hepsini karartacaktım!


Bu diyarda umut tamamen solmuştu. Elimde uzun bir liste ve bolca zaman vardı. Kahkaha attım. Karanlığın Sahibi fethine başlıyordu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1200

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 992

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 782

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 599

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 599

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15262 Üye Sayısı
    • 721 Seri Sayısı
    • 33434 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr