"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 24: Yılanın Başını Ezdim, Galaksiyi Katletmeye Başlayabilirim


Sarışın adama saldırdım. Bedeni kılıcım dokunmadan ışığa dönüştü. Ardında göremediğim yerden büyüsü çarptı. Hızlıydı. Kolunda bir alet takılıydı. Işığı onunla kontrol ediyordu. Alet parladı. Bana gelen ışık dalgasını kılıcımla kestim. Kılıç ışıktan geçip gitti. Onu kesememişti. Işık bedenime çarptı ama hiç zarar vermedi. Bedenimi saran ufak bir parıltıya dönüştü. İkinci gelen ışık dalgasını engellemedim. Aynı zararsız ışığa benziyordu. Işık diğer ışıkla buluştuğunda zırhımda patlama gerçekleşti.


Acı içimdeydi. Doğrudan içimde gerçekleşmişti. Sarışın adam kurnaz yöntemler kullanıyordu. Sunaktaki taşı alırken adamı izledim. Parlak taşı aldığında duvarlar titredi. Bir çeşit düzeneği harekete geçirmişti. Sunağın çevresinde delikler belirdi ve Hiçliğin minik yaratıkları akın akın odayı doldurmaya başladılar. Sarışın adamın koştuğunu gördüm. Kapanan bir kapı vardı. Peşinden koştum. Geç kalmıştım. Çoktan kapıdan geçmişti. Arkasını dönüp bana sırıtarak baktı. 


'Görüşürüz çirkin şey!' Seni adi şerefsiz! Kapı ardından kapandı. Duvarı kırmak için hızlandım. Duvara vurduğum omzum neredeyse kırılıyordu. Neler oluyor? Ben, gücü evreni sarsan, duvarı kıramamıştım. Hiçliğin gücü ne kadar acınasıydı.


Odayı dolduran yaratıklara döndüm. Güçsüzlerdi ama çok kalabalıklardı. Hayatta kalmak için güçlü olmanın yetmediği evrende bu aciz yaratıklara yenilmeyi kendime yakıştıramadım. Ölmeyecektim. Ölemezdim. Parlak mor derimden ateşlenen geniş saldırı minik yaratıkları parçalara ayırdı. Hala fazlaydılar. Yenilgi seçenekler arasında yoktu. Yaratıkların üzerine bombalar yağmaya başladı. Bana yardım eden kimdi? Görünmez bir beden hızla önümdeki kumlarda kaydı. Maskesi açıldı. Bu Hiçliğin Kızıydı.


'Yardıma ihtiyacın var gibi.' Boğuk kahkahamı attım.


'Beni yavaşlatmadığın sürece hava hoş.' Kanatlarım beni ileri itti. Kai'sa arkamdan seslendi.


'Kibirli biri olduğunu bilmiyordum.' Kibir ki? Kim olduğumu bilsen diz çöküp bana tapmaya başlardın. Acınası kadın.


Kılıcımı saran kara mor deri genişledi. Bir perdeyi andıran yüzeyi gerildi. Her yöne patlayan saldırı yaratıkların yarısını tuzla buz etti. Dönüp Kai'sa'ya baktım. 


'?'


'İyisin. Hayatta kalmana şaşmamalı.' Görünmez oldu. Kalan yaratıklara ilerledi. Sırtındaki iki çıkıntıdan ateşlenen bombalar yaratıkları katlediyordu. İki avucunun arasından ateşlediği daha büyük bomba ise uzaklara gitti. Geniş bir yaratık grubunu sildi. Tüm yaratıklar temizlendi. Kapalı kapıya yöneldim. Açılmamıştı. 


'Kahretsin. Seni bulacağım küçük hırsız.'


'Kimden bahsediyorsun?'


'Parlak taşımı çalan sarışın hırsızı diyordum.'


'O bir hırsız değil, kaşif.'


'Tanıyor gibi konuştun?'


'Elbette tanıyorum. O Kaşif Ezreal. Uzun süredir buralarda keşif yapıyordu. Tehlikeli bölgelerin haritasını benden aldı.'


'Böyle bir haritanın varlığından benim haberim yoktu.' 


'Kibarlığım herkes için değildir.' dedi Kai'sa. 


'Bende merhamet duygumu yavaş yavaş kaybediyorum.' Kaşlarını çattı.


'Hiçliğe düşeli ne kadar oldu?'


'Hiçliğe düşmeden öncede benim için zamanın değeri yoktu. Seni tatmin edecekse bir hafta, bir ay, bir yıl hatta 100 yıl olmuş bile olabilir. Zaman bana işlemez.' Güldü.


'Yaşlı bir adamı andırıyorsun.'


'Öyleyim.' Kollarımı birbirine doladım. 'O kaşifin peşinden gitmeliyim. Buralara aşina olduğun kesin. Beni buradan çıkarabilecek misin?' 


'Bir Hextech çekirdeği için onun peşine düşmeye deymez.'


'Hextech çekirdeği mi?'


'Parlak taşı öyle isimlendiriyorlar.' Evrenin bu ücra yerinde Ebedi Taşların farklı isimleri vardı. 


'Burada daha fazlası var mı?'


'Elbette var. Hiçliğin içi onlarla dolu. Fakat saf halde işe yaramazlar, işlemek için özel metotlara ihtiyaç var.' Gerisini dinlememe gerek yoktu. Kavurucu alevlerim her şeyi işleyebilirdi. Metot bendim.


'Yerlerini hissedebiliyor musun?' Başını hayır anlamında salladı. 'Çokta yardımcı olmuyorsun.'


'Kıçını kurtarmıştım… iki kez.'


'Hıh! Sen beni kurtardın demeye devam edebilirsin küçük hanım. Kendi yolumu kendim yaratırım.' 


Sunağın açılan deliğine ilerledim. Aşağı dipsiz ve mordu. Doğrudan Hiçliğin derinlerine gidiyordu. Uçurumun kıyısında durdum.


'Ne yapıyorsun ihtiyar?' Aşağı atlayacağımı düşünmüyor olmalıydı. 


'Buradan Hiçliğin farklı bir boyutunu seziyorum. Bir şansı kaçırdım fakat önüme ikincisi çıktı.' Kanatlarım gerildi. Aşağı atladım. Hiçliğin kızı hızla yanıma atıldı. Kolumdan tuttu.


'Aklını yitirmişsin seni bunak. Oraya atlarsan bir daha dönemezsin.'


'Nerden bilebilirsin ki? Oraya indin mi?'


'Hayır… ama inenleri gördüm. Hiçbiri bir daha geri dönmedi.'


'Ben diğerleri değilim. Kolumu bırak yoksa seni kendimle beraber aşağı çekerim.' Yüzüne yayılan hafif korku dalgasına baktım. Kolumu bıraktı. Aşağı düşerken ona bağırdım. 'Kıçımı kurtardığın için teşekkürler Kai'sa… iki kez.'


Ağacın kökleri her yanı ele geçirmişti. Hiçlik uzaydan buraya yerleşen yabancı bir tohuma benziyordu. Bu gezegene ait değil gibiydi. Uzaylı dedikleri şey bu olmalıydı. Güldüm. Hikayem ilginç yerlere dallanıyordu. Burada yaratıklar yoktu. Hiçliğin kendi bedeninin içiydi. Kökler kendi bilinçlerine sahipti. Bazıları saldırıyor, bazılarıysa saldırmıyordu. Dik kökler seyrekleşirken farklı bir alana indim. Kum taşları burada yoktu. Sadece Hiçlik köklerinden labirentler vardı. Derinlerine indiğim hiçlikte artık ilerleyebilirdim.


Hislerim bana bu yokluk abidesinde yön veremiyordu. Ebediyetin Ötesine ulaşamıyordum. Bu adi beşlinin işi olabilir miydi? Güçlenmemi engellemek için her şeyi yapacaklarını düşünüyordum. Çünkü onlar bendim. Yılanın başını büyümeden ezmem gerekirdi. Bu sözü söylediğim her seferinde tam tersini yaptığımın da farkındaydım. Yaşamama izin vereceklerdi. Benimle savaşmak istediklerini biliyordum. Biz aynıydık. Savaşmayı ve zafer kazanmayı seviyorduk. Beni benden daha iyi tanıyan kimse olamazdı. Ne vefat eden annem ve babam ne de mezarına gidemediğim karım. Yapayalnızdım. Hiçlik bana yakışıyordu. Yalnızlığıma yakışan şey oydu. Benim için yaratıldığını düşünmeye başladım. 


Parlak ışık gözüme çarparken düşünceler eşliğinde Hiçlik labirentinde dolanıyordum. Oda yukarıda elimden kaçan kristallerle doluydu. Hextech kristallerinden birini elime aldım. Bu Ebedi Taş değildi. Daha düşük enerjili değersiz taştı. Bulunduğum gezegende bu ezik taşlar nasıl çok değerli olabilirdi? Gücümü çok az artırırlardı. Yine de yemeği ziyan etmemeliydim. Zırhımı çıkardım. Yaşlı uzuvlarım ağrıyordu. Zırh olmadan yaşamak ızdırap gibiydi. Her geçen gün beni içten içe tüketiyordu. Bilinç kazanan zırhlardan nefret ediyordum.


Alevler çekirdekleri eritmeye başladı. Zayıf kristaller hemen eridi. Alevlere tekrar yön verdim. Hextech kristalleri bedenimi sarmaladı. İkinci bir zırh yapıyordum. İradesi olmayan, ruhsuz metal yığını. Safir rengi kristal mavi metale dönüştü. Ağırlığı fazlaydı ve taşıması zordu. Yuvarlak hatlara sahip zırhın göğsünün ortasında parlak bir daire vardı. Oraya dokunduğumda ikinci bir katman metali sarmaladı. Hafif turkuaz parıltı mistik bir enerjiye sahipti. 


Hiçlik zırhı göğsümde kabardı. İkinci zırhı reddediyordu. Göğsümdeki turkuaz çekirdeğe saldırdı. Alevlerimi saldım. Eskiden nefretin bana yön vermesine izin vermiştim. Bu sefer aynı hatayı yapmayacaktım. Sen güçlenmeden ikimiz bir olacaktık. Patron bendim. Sen değil! Hextech ile birleşen Hiçlik tek vücut oldu. Bedenim ikisinin ağırlığı altında ezildi. İki mistik enerjiyi alevlerimle birleştirerek nihai şeklini verdim. Hiçliğin derinlerinde büyük bir patlama oldu. Hiçlik ve Hextech benim alevlerimden daha kadim olamazlardı. 


Patlamayla beraber yüzeye çıkan devasa bir yarık açmış oldum. Hiçliğin kalbine inen doğrudan bir yol oluştu böylece. Kendi gücüm hiç artmadı. Zırhımın gücü bana yetişti. Onunla beraber az da olsa biraz güçlenebildim diyebilirdim. Zirvede olduğumdan çok uzaktaydım. Bu gezegeni yok edebilecek güçteydim. Zırh bunca zaman içinde gördüklerimden tamamen farklıydı.


Vahşi görüntüsü azalmıştı. Kara zırhın altı katman katman mor pullarla çevreliydi. Damarlar yok olmuştu. Kendimi mekanik hissettim. Sanki bir büyü ile çalışan araçlara benziyordum. Zırhımın pulları açıldı. Metal dikenler gerildi ve altında mor parıltıların arasında mekanik safir parlak ikincil zırh ortaya çıktı. Kanatlarım işlev değiştirdi. Metale dönüşmüşlerdi. Havada asılı duruyorlardı ve arkalarından uçmamı sağlayan bir büyü akımı vardı. 


Kılıcım Geceyırtan da değişmişti. Üzeri safir pullarla kaplıydı. Parlak mavi 'HEX' yazılı harfler vardı. Büyüklüğü ve uzunluğu artmıştı. Belimde taşımam mümkün değildi. Altı metal kanadımın arasındaki akımda asılı duruyordu. Elime almama gerek yoktu. Bilincim ona kazınmıştı. Görünmez bir bağ ile onu hareket ettirebiliyordum. Daha kısa, ikincil bir kılıca ihtiyacım olacaktı. Geceyırtan'a yeni adını vermenin zamanı gelmişti.


'Bundan sonra senin yeni adın Galaksi Katili.'




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1436

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1191

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 976

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 903

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 790

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 771

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 713

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 638

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 623

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 570

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 570

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 140

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 14245 Üye Sayısı
  • 668 Seri Sayısı
  • 31648 Bölüm Sayısı


creator
manga tr