Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 23: Benim İçin Geride Bırakılmışlara Elini Sürmeye Cüret Etme


Aylar geçmiş ancak Hiçliğin girişini bulamamıştım. Yüzlerce yaratığı katletmiştim. Gelmeye devam ediyorlardı. Hiçliğin derinlerine ilerledikçe daha güçlü ve yozlaşmış yaratıklarla karşılaşıyordum. Çoğu konuşabiliyordu ve hepsi saldırgan değildi. Bazıları kurnazdı. Yalanlarıyla ve ahlaksız teklifleriyle beni kandırmaya çalıştılar. Hepsi özünde açtı. Bazıları bilgiye, bazıları ete, bazılarıysa ilgiye… muhtaçtı. Kafamın içine girip oğlumun şeklini alan Hiçlik yaratığıyla bile karşılaşmıştı.


'Beni dinlemeliydin baba. Beraber sonsuza kadar mutlu yaşayabilirdik.' demişti yaratık. Zayıf olduğum tek konu ailemdi. İğrenç yaratığa yaklaştım. Oğlumun güzel yüzünü tekrar görebildiğim için çok mutluydum. 


'Hepsi benim hatamdı oğlum. Sizleri korumak için yeterince güçlü değildim. Yanınızda olacak kadar dik başlı değildim. Olanı telafi edemem benim biricik oğlum. Seni geri getiremem ama geleceği karartabilirim. Benim mutlu olamadığım bu hayatta kimsenin mutlu olmaya hakkı yok.' Yaratık saldırıya geçmişti. Kafasını tek hamleyle koparmıştım. 


Hiçlik labirentten farksızdı. Derinlerine ulaştıkça yollar beni geri yüzeye çıkarıyordu. Her seferinde farklı bir yerden dışarı çıkıyordum. İlerlediğim yolları balçığımla işaretliyordum. Son isteyeceğim şey kendimi döngüye sokmaktı. Doğru yollara yaklaştıkça Hiçliğin zihnime girmeye çalışma girişimlerini hissediyordum. Anılarıma dokunuyordu. Beni ele geçiremezsin, boşa uğraşma.


Bu zırhın içindeyken önceki yeteneklerimi kullanamıyordum. Zırhın sahip olduğu yeteneklerle sınırlıydım. Yüzeye tekrar çıktığım günlerden birinde zırhımı çıkardım. Parmağımda bir yüzüğe dönüştü. Bedenimin sağ tarafı zor hareket ediyordu ve sağ gözüm görmüyordu. Zırh olmadan tam potansiyelimi kullanamayacağımı anladım. Bedenim hep böyle kalacaktı. Çirkin ve sakat kalacaktım. Hiçliğin derinlerine birkaç gün inmedim. Kendime kurumuş bir daldan baston yaptım. 


Çölde başıboş dolanırken bir köye rastladım. Yaşayan sıradan insanlarla karşılaşacağımı bilmiyordum. Köy girişinde oyun oynayan çocuklar yabancı olan beni gördüklerinde korkuyla köye kaçtılar. Onlardan sonra ellerinde keskin silahlarıyla insanlar geldi. Yüzlerinde korku ve endişe vardı. Daha fazla yaklaşmama izin vermediler.


'Olduğun yerde kal ihtiyar.' İhtiyar mı? Buruşmuş ellerime baktım. Bunlar yaşlı bir adamın elleriydi. Saçlarıma aklar düştüğünü fark edememiştim. Gerçekten yaşlı bir adamdım. 


'Benden korkmayasanız. Zira yatar asıl tehlike yüreklerimizde.' Onların dilini yeterince iyi konuşamıyordum.


'Yabancılar burada hoş karşılanmaz ihtiyar. Birçok dostumuz ve akrabamız Hiçliğin şekil değiştiren yaratıklarının yalanlarına kanıp kayboldular.'


'Güveninizi kazanacağım var mıdır bir yol?' Yanıma doğru mendil sarılmış bir ustura  attı. 


'Avucunu kesip kanını mendile akıt. Kanın bizler gibi kızılsa sana güveneceğiz.' Bu insanlar aptaldı. Batıl inançlarla yaşıyorlardı ama dışarıda kol gezen tehlike onların böyle yöntemler uydurmalarına sebep olmuştu. Dediğini yaptım. Avucumu kesip kanı mendile akıttım. Usturaya mendili tekrar bağlayıp köyün girişinde bekleyen eli silahlı halka attım. Kızıl kanı gördüklerinde rahatladılar. Yanlarına yaklaştım.


'Zamanın eski taşlarında dedi bilge bir adam: Ölüm habersiz gelir lakin haber vererek gider. Belki denk geldim dostlarınızla ya da ailenizle Hiçlikte. İçiniz olsun rahat, hepsi sırayla ulaştı huzura.'


'Teşekkür ederiz ihtiyar. Sözlerin halkımıza umut oldu.' Bastonuma sıkıca tutundum. 


'Umut mu? Hayır, hayır genç adam. Bana umut dememelisin. Geride kaldı, bıraktım o hayatı.'


'Köyümüze hoşgeldin öyleyse. Karnın açsa yemeğimiz vardır.' Köyün içine yürümeye başladık. Sakinleşen halk hayatına devam ediyordu. Zırh bedenimde ki gücü emmişti. Sıradan yaşlı bir adama dönüşüyordum. 


Kazan yerleştirilen odun ateşinin sönmek üzere olan ateşine baktım. Bakışlarım ateşi harladı. Güçlerimi kaybetmemiştim. Hala alevlere hükmediyordum. Bana verdikleri bir tabak yemeği memnuniyetle kabul ettim. Köy gençlerden ve çocuklardan oluşuyordu.


'Yaşlılarınız nerede?' 


'Burada koşular haşindir. Belli bir yaştan sonra bünye dayanamıyor.'


'Sebebi Hiçliktir?'


'Ana sebep o ama fırtınalar ve haydutlar da var.'


'Yol alın uzaklara, iyi topraklara.'


'İyi topraklar olduğunu bilmeden gitmek intihar olur. Elimizdekiyle yetinmeye çalışıyoruz.'


Yemeğimi bitirip ayağa kalktım. 'Gençsin ama bilgesin. Aklın yaşta değil başta. Göster bana hasta olanları. Olayım dertlerine deva.'


Beni sonradan birleştirildiği belli olan bir eve götürdü. Çoğunluğu çocuk olan hastalara baktım. Hiçliğin kalıntıları minik bedenlerine bulaşmıştı. Hiçbir ilaç onları tedavi edemezdi. İlk çocuğun yanı başına diz çöktüm. Derin bir uykuya dalan çocuk rüyasında Hiçlikle tek başına savaş veriyordu. İki parmağımın ucunu beyaz alevlerim sardı. Kısa alevimi çocuğun pazısından içeri sokup çıkardım. İçindeki Hiçlik kalıntıları çocuğun damarlarına verdiğim alevim tarafından yutuldu. Çocuk kendine geldi. Yanımdaki adamın dudakları tutuldu.


‘İhtiyar… sen bir Shurima Tanrısı mısın?’ Demek burada da Tanrılar vardı. Hepsinin öldüğünü sanıyordum. Evrenin büyüklüğü bir kez daha azizliğini göstermişti.


‘Bu rahatlatırsa yüreğini, cevabım evet olacak. Lakin geçmişteydi o ihtişamlı günlerim. Geriye ne kaldıysa gördüğün artık ben oyum.’ Çocukları tedavi etmeye devam ettim.


‘Seni bize Büyük olan gönderdi ihtiyar. Sana karşı saygısızca ve kaba davrandığımız için özür dilerim. Burada istediğin kadar kalabilirsin.’


‘Hoştur teklifin ama yok edeceğim bu meymeneti sonsuza kadar buradan. Hiçliğin Kızı öyle dedi çünkü.’


‘Kai’sa’dan bahsediyorsun ihtiyar. Hiçlik iradesi güçlü olanları ele geçiremiyor. Kendi silahını bünyesine giren herkese verir. Hiçliğin Kızı da onlardan biriydi. İradesini kaybetmedi ve ona karşı savaşmayı seçti.’


‘Var mı onun gibi başka?’ Adamın bakışları umutsuzlaştı.


‘Onun gibiler farklıdır. Hiçliğe karşı savaşırlar ama yine de insan sayılmazlar. Eylemleri her zaman doğru değildir. Sayıları azdır ancak Hiçliğin ordusunu yenmeye yetmezler.’


‘Mucizelere inan genç adam. Özellikle bu yaşlı dudakların dediklerine inanmalısın.’


‘Adın nedir bilge ihtiyar. Benim adım Muri’ag.’ Dillerini öğrendiğimde kelimelerin anlamlarını kavrayabiliyordum.


Çöl Yıldızı.’ Binanın penceresinden yıldızlara baktım. ‘Bilge adamsın Çöl Yıldızı, güçtür bilgi ama aynı zamanda cehalette mutluluktur. Bana Ayaad demen yeterli.’


Sahip mi? Neyin Sahibisin ihtiyar?’ Karanlığın ve ele geçirdiğimde Hiçliğin!


‘Sahip olduğum bir şey varsa o da hiçbir şeye Sahip olmadığımdır.’ 


‘Bu sözün arkasında yatan birikimini görüyorum Bilge Ayaad. Sana verebileceğim bir şey var mı? İstediğin bir şey?’


‘Haberciyi arıyorum.’ Bakışları buz kesti.


‘Haberci Malzahar’ı ne için arıyorsun ihtiyar? Onun verdiği haberler gerçekliği yansıtmaz. Seni yanıltır.’


‘Hiçliğe ulaşmak için unutmak gerek gerçeği.’ 


Binlerce yıl önce bana söylenen sözü tekrar duydum. 


‘O seni bulur ihtiyar, o seni bulur.’ Arkasını döndü. Kapı eşiğine ilerledi. Geri döndüğünde ihtiyar çoktan gitmişti. Kaşları çatıldı. ‘Hiçlik defolsa bile hayatlarımız ne kadar düzelebilir ki?’


Hiçliğin derinlerine daldım. Bu sefer yolum açıktı. Beni işaretlediğim yoldan tekrar götürüyordu. Yolun bittiği yere işaret koymuştum ama yeni bir yol vardı artık. Hiç inenemediğim kadar derinlere ilerledim. Şimdi beni kabul mü ediyordun Hiçlik? Yapacağın en kötü daveti yapmıştın. Büyük bir odaya ulaştım. Sunağa benziyordu. Ortada kısa bir sütun vardı ve üzerinde parlak bir taş vardı. Yoksa? Yoksa bu Ebedi Taşlardan birisi miydi? Yavaşça ona ilerledim. Kumların arasında parlak sarı bir ışık belirdi. Gözlerimi kıstım. Sarı ışık omzuma çarptı ve beni geriye sendeletti. Ebedi Taşın hemen önünde sarışın bir adam belirdi. Genç görünüyordu ve güçlü değildi. 


‘Gördüğüm en çirkin Hiçlik yaratığı kesinlikle sensin.’ dedi sarışın adam. Kılıcım koluma yapıştı ve mor parladı. ‘Sinirlendik galiba?’ diye dalga geçti adam. Öfkelenmiştim.


‘Başka bir hırsızın benim olanları almasına izin vermeyeceğim. Bu sefer olmaz.’ Çirkin kanatlarım gün yüzüne çıktı. Mor damarlarım açıldı. Bedenim mor parladı.


‘Sen amma da çirkinmişsin be!’ dedi sarışın adam.



Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1432

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1189

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 772

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 634

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 619

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 147

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 127

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13823 Üye Sayısı
  • 656 Seri Sayısı
  • 31164 Bölüm Sayısı


creator
manga tr