"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 180: Bir Karagüneş'in Vedası [Kitap Sonu]


Akşam yemeği son derece keyifliydi. Herkes güzel vakit geçirip krallığın en iyi aşçısının yemeklerini yiyordu. Tüylü Nusret’e tüm ailemi getireceğimi söylediğimden bu yana uzun zaman geçmişti. Yemeğin sonunda vereceğim hüzünlü haberi düşünmeden bende ziyafete katıldım. Draris’in morali bozuktu ama haberi ilk duyduğuna kıyasla kendini toparlamıştı. Toparlaması da gerekiyordu. Çünkü ikimizinde bu kararı değiştirecek gücü yoktu. Ailemin gülen ve eğlenen yüzlerini görmek keyif vericiydi. Bu beraber yiyeceğimiz son akşam yemeğiydi. Ağlamayacağıma kendime söz verdim. Açlık ve susuzluk ihtiyacı olmayan bedenimi yiyebildiğim kadar yemekle doldurmak, şarapla kör kütük sarhoş olmak istiyordum. Küçük torunlarım henüz içki içecek yaşta değildi. Tüylü Nusret onlara vişne suyu vermişti. Bu benim son gecemdi. Kalabalık ziyafetimiz gülüşmeler, kahkahalarla doluydu. Herkes için sözler hazırlamıştım. Sıkıcı baba rolüm oynamam için beni bekliyordu. Ayağa kalktım. Şarap dolu kadehim elimdeydi. Sohbetler duruldu, başlar bana çevrildi. Genzimi temizledim. Konuşmadan hemen önce karıma baktım, gülen yüzü içtendi. Elini narin bir kuşa dokunur gibi tuttum. Yumuşak bir tonda konuşmaya başladım.

 

‘Uzun ve sıkıcı bir konuşmaya hazır olun.’ Kıkırtılar ve gülüşmeler oldu. Konuşmamı keşke bir kağıda yazsaydım. ‘Bu kutlu akşamda beni kırmayıp geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim canım ailem. Ailemizin ne zorluklarla kurulduğunu benden daha iyi biliyorsunuz. Çünkü siz ailemizi ayakta tutmaya çalışırken ben yuvamızı kurtarmakla meşguldüm.’ Beş çocuğuma baktım. Otea’nın gözleri şimdiden dolmaya başlamıştı. Ona baktım. ‘Ağlamak yok tatlım, bugün kutlama için buradayız.’ Gözlerini sildi. ‘Size ailemin yükünü bindirdiğim için özür diliyorum.’ Kadehimden büyük bir yudum aldım. ‘Yemeğin tek amacı kutlama değildi, sizlere hoşlanmayacağınız bir haber vermem de gerekiyor. Uğruna kan, ter hatta can verdiğimiz bu toprakları yarın terk ediyorum. Kaderim beni evrenin derinlerine çağırıyor. Bu uğurda bir daha ne zaman görüşebileceğimizi bilemiyorum, uzun yıllar olmayacağım ama döneceğim. Sizlerin daha güvende olması için çabalayacağım. Bu bir kutlama ve veda yemeğidir. Bir Karagüneş’in vedasıdır.’ Suratlara şaşkınlık hakimdi. Kimse bunu beklemiyordu. Frimold ayağa kalktı. Kadehini bana doğru kaldırdı.

 

‘Yeryüzü Tanrısı ve kahramanı, ailemizin babası Azyl Karagüneş’e!’ Onu kocası Omen, ardından diğerleri takip etti.

 

‘Yeryüzü Tanrısı ve Kahramanı, ailemizin babası Azyl Karagüneş’e!’

 

‘Hepiniz için sırayla birkaç söz söylemek istiyorum.’ Tekrar sessizlik masaya hakim oldu. Sessizlik masanın mutlak hakimi olana kadar bekledim. ‘En büyük çocuğum ve ailesinden başlayarak devam edeceğim.’ Mirana, Myndir ve Meira’ya döndüm. Özellikle ikiz torunlarımın gözlerinin içine bakarak konuştum. ‘Babanızla tanışamadım torunlarım fakat ruhunun içinizde yaşadığına eminim. Küçücük çocuklarken bana verdiğiniz sözü tuttuğunuz için ikinize de teşekkür ederim. Geleceğin parlak gençlerisiniz.' Mirana’ya döndüm. ‘Silahını bıraksanda kalemini bırakmadın, sen olmadan krallığımızın temelleri çürük olurdu. En büyük kızım Mirana, senin gibi başka bir danışmanın bu krallığa gelmesi yüzyıllar sürecek. Sen kendini çoktan kanıtladın.’ Mirana bu sözleri hak etmişti. Daha erken söylemem bile gerekirdi. 

 

‘Teşekkür ederim baba. Taelmar’ın da bugün aramızda olmasını isterdim.’

 

Frimold, Omen ve genç Elisar’a geçtim. Omen ile başlamayı uygun gördüm. ‘Tanıştığım ilk damadımsın Omen. Güzel bir başlangıç yapmamıştık. Evlat… açık konuşmalıyım ki o zamanlar kızımla evleneceğin için senden hiç hoşlanmıyordum. Kızıma layık olduğunu düşünmüyordum. Onun için mükemmel adayın nasıl biri olduğunu bile bilmiyordum. Sadece bir baba olarak kızımı vermekten korkmuştum. Güçsüz bir gençtin ama azmini ve cesaretini bana kanıtladın. Kılıcım Geceyırtan’ı yaparak takdirimi ve saygımı kazandın.’ Sırada Frimold vardı. ‘İzimi ilk takip eden ve gücünle yeryüzünü kurtarmamda bana en büyük kuvvet olansın Frimold. Masumu koruyan tutumun hiç bozulmasın. Yuvamdan ayrılırken arkamda senin kalacağını bilmek bana güven veriyor.’ Torunum Elisar’a döndüm. Potansiyeli sınırsız bir gençti. Annesi bir tanrıça, babası ise yeryüzünün en iyi demircisiydi. ‘Annenin ve babanın sözünden çıkma torunum. Onlar yeni devrin öncüleri. Kimlerin çocuğu olduğunu sakın unutma.’

 

‘Çok çalışacağım dede! Emin olabilirsin.’

 

‘Aferim torunuma.’ Omen’den ona miras kalan Ateş Rüyası güçlenmesine yardım edecekti. Aleif ve Parzival’a geçtim. ‘Büyün gibi soğuk ve kapalı bir kişiliğin vardı. Bu buzu Parzival’ın kırdığını düşünüyorum. Bana, babana bile açıklamaktan sakındığın kişiye açıldığın için zamanında biraz kırılmış olsamda mutlu olduğunu görmek kırgınlığımı unutturuyor. Ufaklığınızı göremeyecek olmama üzülsemde harika anne ve babasının yanında çok mutlu olacaktır.’ 

 

‘Sen sahip olabileceğim en iyi babasın.’ dedi Aleif. Gözleri biraz sulandı. Hamileliğin etkisindeyken daha duygusal olmuştu.

 

Sırada Otea, Seth ve Aviva vardı. Otea, Extia’nın bana bıraktığı en değerli şeydi. O benim kıymetlimdi. Aviva’dan başladım. ‘Deden artık sana sevdiğin masalları okuyamayacak tatlı torunum. O masallardaki cesur ve korkusuz kızlardan ol tamam mı?’ Minik torunum başını salladı. Otea ve Seth’e baktım. ‘İkiniz de kendinizi hayatlarınızın bir noktasında birer hata olarak görmüş olabilirsiniz fakat bu doğru değil. Siz bu zorluklardan başınız dik çıktınız ve şu an olduğunuz yere geldiniz. Zor bir hayatınız oldu. Bundan sonra sadece mutlu olmaya bakın. Sizden bunu istiyorum.’ Seth’e ayrıca söylemek istediğim bir iki cümle daha vardı. ‘Ustan ve kızımın kocası olarak geçmişini unutmalısın. Sen ailemizin bir parçasısın. İleriye bak.’

 

‘Bakacağım baba, teşekkür ederim.’

 

Ursa, Eleel ve Helen'e geçtim. Damarlarında kanımı taşıyan tek çocuğum, tek oğlumdu. 'Çocuklarımın en genci, varislerimin sonuncusu. Senin önünde her zaman geçilemez bir engeldim. Sen söylemesen bile bunun farkındaydım oğlum. Artık önünde durmayacağım, sınırlarını dilediğin kadar zorla.' Eleel'e döndüm. 'Aileme katılan önceden tanıdığım tek kişisin. Oğluma iyi bakacağına kuşkum yok. İyi ruhların akıbetini senin ellerine bırakıyorum. Umarım kız kardeşin Akira'yı kurtarabilirsin gelinim.' Minik Helen'e geçtim. 'Annenin izinden git torunum. Geliştireceği teknik mevcut düzenleri değiştirecek kapasiteye sahip.'

 

Eleel kızına sarıldı. 'Ona öğreteceğim baba. Merak etme.' 

 

Geriye sadece Draris kalmıştı. Karımı elinden tutup ayağa kaldırdım. 'Aşkı uğruna tahtından vazgeçen karım, seni asla unutmayacağım. Bana sabrı ve sevgiyi öğrettin. Pes etmemenin ne demek olduğunu senin azminden anladım. Aileme neşe kattın. Seni sevdim, seviyorum ve sevmeye de devam edeceğim.' Kadehimi havaya kaldırdım. Herkes beni takip etti. 'Bu bir son değil. Ailemizin hikayesi yeni başlıyor. Ailemize, şerefe!' 

 

'Ailemize!' Son akşam yemeğimiz konuşmamdan sonra kaldığı neşesiyle devam etti. Müthiş bir geceydi. 

 

Ertesi gün buruk bir hüzün ile uyandım. Yurdumdan ayrılıp köle hayatıma ilerleyecektim. Başını göğsüme yaslayarak uyumuş Draris'in gözleri ıslaktı. Çoktan uyanmıştı ama son anımızı doyasıya yaşamak istiyordu. Üzüntüsünü tutamıyordu. O uyanana kadar kıpırdamadım. Son saatlerimi dünyalar güzeli karımla geçirmek istiyordum. Sadece onu izlemek ve güzel ipek saçlarını koklamak… uyandığında gözlerinin içine bakmak istiyordum. Ayrılmadan önce yapmam gereken son bir şey vardı. Meleklerime uygun cezayı vermeliydim. Dört Melek vereceğim cezayı duymak için yola çıktı. Onlar gelene kadar karımla böyle durmak istiyordum. Karımın gözünden bir yaş damlası daha süzüldü. Beni, karımı ve ailemi üzen Alem Kralına nefretle doldum. Onu yenemeyecek kadar güçsüz olan kendime kızdım. Kurtarıldığım vakit gücüme güç katacaktım. Zaman denen hikmeti ele geçirecektim. Bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Ebediyetin Ötesi sınırsız bir bilgi birikimiydi. Bana yol göstereceğine inanacaktım.

 

Draris sonunda gözlerini açtı. 'Kötü bir kabus gördüm.' dedi. 'Sana işkence eden garip görünüşlü bir adam vardı. Gözleri parlıyordu. Bakışları korkunçtu.' Sulanan gözlerini sildim, ona sarıldım. 

 

'Bana bir şey olmayacak, bensizliğe alışmalısın.'

 

Pegasus kale bahçesinde hazır bekliyordu. Lass ve Triton'un kellelerini yanıma aldım. Yola çıkmamı engelleyen tek şey Meleklerin gelmesini beklememdi. Dört uzay kapısı gökyüzünde belirdi ve melekler geldi. Yeryüzünün Dört Meleği önümde diz çöktü. Başları eğikti. Ayağa kalkmalarını emrettim. Melekler korkuyla kalktılar. 

 

'Ölümgetiren ve Işıkgetiren, yaklaşın.' Asyn ve İzrail bir adım öne çıktılar. 'Bunu bir ceza olarak görmeyebilirsiniz fakat vereceğim ağır sorumluluğun altında ezilirken bunun bir ceza olacağını anlayacaksınız. İkinize yeryüzünün saf büyülerinden Toprak Rüyasını emanet ediyorum.' Havaya çizdiğim semboller parladı. 'Ezberleyin!' Toprak Rüyasını öğrendiler. Toprak etraflarında şekillendi. 'Ölüm ve Yaşam Meleği, öne çıkın.' Otasis ve Odis yaklaştı. 'Siz ikinize de Rüzgar Rüyasını emanet ediyorum.' Rüyanın sembollerini çizdim, ezberlediler. Rüzgar çevrelerinde dans etti. Böylece Toprak ve Rüzgar Rüyalarını başarıyla aktarmış oldum. Artık bu rüyalar emrimde değildi. 'Beraber olmadığınız sürece onları etkili kullanamayacaksınız. Yeryüzünde ki ölüm ve yaşamın dengesi nasılsa, cennet ve cehennemin dengesi de öyle olmalı. Bu dengeyi koruyacaksınız. Sizler diğer meleklerden üstün olanlarsınız. Sizler Baş Meleklersiniz.' Dördü saygıyla eğildi. 

 

'Emanetinize sahip çıkacağız efendimiz.'

 

'Bilgeliğinizi ve rehberliğinizi unutmayacağız.'

 

'Yolunuz açık olsun efendimiz.'

 

'Emeklerinizi boşa çıkarmayacağız.'

 

Artık gitme vaktim gelmişti. Pegasus'a doğru ilerlerken şehir tarafından bağırışlar geliyordu. Neler olduğuna bakmak için yüksek bahçe katından aşağı, şehir tarafına baktım. Halkım kalenin önünde toplanmıştı. Beni görmeleriyle coşkulu bağırışları arttı. Neler oluyordu? 

 

'Ayrılışını halka haber verdik baba.' dedi Otea. 

 

'Sadece halka değil.' dedi Aleif.

 

Onlarca uzay kapısı belirdi. Yeryüzünün tüm halkları bir araya geliyordu. Orklar, Elfler, Cüceler, Kaplanadamlar, Yılanadamlar, Buz halkı, Azatlar, Periler ve Ejderler toplanmıştı. Koruyucu aileler, dostlarım ve yoldaşlarım hepsi buradaydı.

 

'Tek bize haber vererek ayrılmanı istemedik baba.' dedi Ursa.

 

Azat Tanrıçası Ophelia ve Ejder Kral Chinjoka hızla yanımıza indi.

 

'Bir veda bile etmeden hiçbir yere gidemezsin dostum!' dedi Chinjoka.

 

'Bana Tanrılığı bahşeden adamın sessiz sedasız gitmesi beni çok üzerdi.' dedi Ophelia. 

 

Diğerleri de geldi. Sayısız dostum beni uğurlamak için toplanmıştı. Gülümsedim ve Pegasus'un sırtına atladım. Görkemli at şaha kalktı. Kanatlarını gerdi. 'Elveda dostlarım! Kader bizi tekrar bir araya getirene dek, hoşçakalın!' Pegasus havalandı. Gökyüzüne doğru yükselirken Periler ve Ejderler bana eşlik etti. Pegasus hızlandıkça hızlandı. Etrafımızı saran mavi çizgiler uzarken görüntüler silindi. Tanrıların gezegenine doğru yola çıktık. 

 

.

.

.

 

'...Yeryüzü Tanrısı gökyüzünde mavi bir noktaya dönüşüp yok olduktan sonra yüreklerde derin bir hüzün bıraktı. Onun gibi bir kahraman bu topraklara bir daha gelmeyecekti. Onun gibisi yoktu. O kendini kimseden üstün görmeyen ve hayatını yuvasını kurtarmaya adamış bir adamdı. Adına şiirler, destanlar ve hikayeler yazıldı. Gelecek nesiller onu göremediği, sesini duyamadığı için gönülleri buruk yaşayacaktı. Kusursuz değildi. Bizler gibi hata yapan biriydi. Hatalarını telafi etmek için çalışan biriydi. Bu Azyl Karagüneş'in hikayesiydi.' 

 

Mirana yıllardır yazdığı kitabının son sayfasını böylece tamamlamış oldu. Babasının hikayesini gelecek nesillerin okumasını ve geçmiş tarihlerinden kopuk yaşamamalarını istiyordu. Babası ayrılalı 10 yıl olmuştu. Acaba nerede ve ne yapıyordu? Onu özlemişti, hepsi özlemişti. Odasının camını açtı. Batan güneşin kızıl-turuncu ışıkları yüreğini yumuşattı. Ejder Kralın ona hediye ettiği beyaz kuzgun bunca zamandır onunlaydı. Kuzgun Mirana'nın omzuna kondu. Yalnız kaldığında onunla konuşmayı seviyordu.

 

'Biliyor musun, bütün bunlar çok güzel bir rüyaymış gibi geliyor. Asla uyanmak istemediğim güzel bir rüya.' Odasının kapısı çalındı. 'Girin.' İçeri kızı Meira ve iki minik çocuk girdi. Çocuklar anneannelerine koştular. Mirana torunlarına sarıldı. Meira'nın bir kızı ve oğlu olmuştu. Myndir'in de 2 oğlu vardı.

 

'Anneanne iyi misin? Gözlerin kızarmış.' dedi torunu. Mirana gözlerini cebinden çıkardığı mendille sildi. 

 

'İyiyim canım torunum. Sizi gördüm daha iyi oldum.' 

 

Meira masanın üzerinde son sayfası açık ve bitmiş olan kitaba baktı. Yüzünde hoş bir gülümseme oluştu. 'Sonunda kitabını bitirmişsin anne. Çok sevindim.' 

 

'Evet bitirdim.'

 

'Adını ne koymayı düşünüyorsun?' 

 

'Hmm.' Mirana torunlarından küçüğünü kucağına aldı. Omzunda duran beyaz kuzgun merakla çocuğa bakıyordu. 'Bilemiyorum, uygun bir isim bulmak çok zor. Aklımda birkaç isim var ama emin değilim. Karagüneş Tarihi'ne ne dersin?'

 

'Daha dramatik bir ismi hak ediyor… misal, Bir Karagüneş'in Hayatı.' Mirana başını hayır anlamında salladı.

 

'Biraz daha çarpıcı bir şey lazım. Şey gibi… Bir Karagüneş'in Vedası!'

 

'Bu çok güzel bir isim. Dedem de eminim çok severdi.' Meira'nın oğlu elini tuttu.

 

'Kimden bahsediyorsunuz anne?' dedi oğlan. Meira eğilerek oğluyla aynı hizaya indi.

 

'Kahraman deden Azyl'den bahsediyorduk oğlum.'

 

'Onu hiç görmedim, nerede?'

 

'O… çok uzaklarda oğlum. Buralardan çok uzakta.'

 

'Geri dönecek mi?'

 

'Belki.'

 

Azyl ayrılalı 10 yıl olmuştu. Yeryüzünde büyük ilerlemeler kaydedildi. Uzay kapıları sadece yeryüzünde sınırlı kalmamış, Frimold sayesinde birçok gezegene taşınarak büyük bir ticaret ağına dönüşmüştü. Her geçen zamanda daha fazla gezegen bu ticaret sisteminin parçası olmak için başvurmaya başlamıştı. Dünya bu sistemin öncüsü olarak görülmemiş bir zenginliği tatmıştı. Krallıklar gelişti. Sözleri sadece kendi topraklarında değil, uzak diyarlardaki gezegenlere de etki etmeye başladı. Bilginler gelecek 100 yıl içinde bu krallıkların gezegenler çapında büyüyeceğini öngörüyordu. Onlarca gezegene hükmeden krallıklar korkutucu bir güçtü. Bu çoktan olasıydı. Titan Krallığı'nın sözü kendi toprakları haricinde 2 gezegende kanun olarak geçmeye başlamıştı. Kurulan ticaret ağı sayesinde görmedikleri zenginliği tadanlar sadece Dünya değildi. Bu zenginlik tüm gezegen sistemlerine etki ediyordu. Uzay kapıları vazgeçilmez bir noktaya ulaşmıştı. 

 

Bu 10 yılda aile biraz daha büyüdü. Meira, Myndir ve Elisar da evlenerek ailelerini genişlettiler. Elisar, İlk Peri Kralı Kayn'in vefatından sonra tahta geçti, bir oğlu oldu. Babasından nasıl demirci olunacağını ve annesinden nasıl ülke yönetileceğini öğrenmişti. Periler'in kısa tarihinde zenginliğin ve bereketin zirvede olduğu altın yılların altın kralıydı. Sarsılmaz güce ve halkının güvenine sahipti. Ne kadar mı güçlüydü? Yeryüzü Tanrısının getirdiği sistemle bir Melek seviyesindeydi. Evet, henüz 26 yaşındaydı ve çıkabileceği en yüksek yerdeydi. Azyl'in sistemiyle güçlenen yeni nesil kudretliydi. Diğer gezegenlerin güçleri onlara denk olamıyordu. Dünya diğer gezegenlere Tanrılar'ın yaptığı gibi zorbalık yapmayacaktı. Mevcut sistemin geliştirilmesi için herkes beraber çalışacaktı. Evren uçsuz bucaksız bir birikimdi. Gökyüzü Sisteminin de ötesi yıllar içinde oluşacaktı. Bir Tanrı ile Alem Kralı'nın arasında dünyalar kadar fark varsa, bu aradaki farkta onlarca sistem girebileceği anlamına gelirdi. 

 

Frimold ve Omen uzay kapılarını diğer gezegenlere bağlamak için beraber seyahat ediyorlardı. Oğulları tahtın başına geçtiğinden ikisi bu gezme kararını almıştı. Dünyaya dönmek artık çok kolaydı. İsterlerse birkaç saat içinde oğullarının yanına dönebilirlerdi. Bunu bir balayı olarak görüyorlardı. Yıllar önce yapamadıkları güzel bir ödül. Frimold yaşlanmasa da Omen yaşlanıyordu. O sıradan bir insandı ve vakti geldiğinde ölecekti. Frimold bunu bilse de kocasının ömrünü uzatmak istemediğini biliyordu. Onları sadece ölüm ayırabilirdi ve bu da muhtemel bir gelecekti. 

 

Aleif ve Parzival Buz Diyarına yerleştiler. Buz Kralın'dan sonra halk üzerinde en çok sözü geçen aile oldular. Kral Gualtian'ın ondan sonra gelecek bir halefi yoktu ve yavaş yavaş ömrünün sonuna yaklaşırken varisi olarak Aleif Rosa'yı seçti. Buz Diyarı kurulduğu zamandan beri Buzdoğanlar'ın yönetimindeydi. Halk yeni hükümdarın başka bir aileden olmasını yadırgamış ama tahta çıkacak kişinin halklarının kahramanı olacağını bildiklerinden ses etmemişlerdi. Buzdoğanlar'ın anısının yaşatılmasına devam edilmesi adına Buz Diyarı artık Buzdoğanlar olarak anılmaya başlanmıştı. Mirasını kısa süre sonra vefat ederek Aleif'e teslim eden Kral Gualtian Buzdoğan, aile kabrinde yüz binlerce insanın eşliğinde defnedilmişti. Buzdoğanlar yeni kraliçeleri ile yeni bir vücut bulmuştu. Aleif Buz Fatihi ünvanının yanına bir de Kraliçe'yi eklemişti. Kızlarına Kriss Rosa adını vermeyi uygun gördüler. Aleif'in dediği gibi Soffy ismi ona fazla yumuşak kaçıyordu. Geleceğin kraliçesine güçlü bir isim gerekiyordu. 

 

Yeryüzü Titan Krallığı'nın mutlak önderliğinde adını duyuruyordu. Yabancılar artık yeryüzünü Titan adıyla çağırmaya başlıyordu. Dünya demek yavaştan anlamını yitiriyordu. Dünya bu kadar hızlı gelişirken hiç tehditle karşılaşmıyor muydu? Elbette karşılaşmıştı. Bu ticaret ağına karşı çıkan artık adı ağza alınmayan bir gezegen halkı yeryüzüne savaş açmıştı. Yüz binlerce asker Dünya'nın atmosferini  kuşatma altına aldığında tüm güçleriylle karşılık verilmesi için yeryüzü liderleri toplandı ama savaş tek bir kişinin gücü sayesinde kazanıldı. Düşman gezegenin askerleri tek bir kadının gücüyle yok oldu. O kişi Frimold Ateşnefes'ti. Tanrılardan oluşan binlerce kişilik uzay ordusunu düşmanının üzerine saldı. Düşman askerleri neye uğradıklarını şaşırdı. Frimold bir kayıp bile vermeden yüz binleri katletmişti. Diğer gezegenlere ibret olması için düşman gezegenine tek başına sadece kendi uzay ordusuyla giderek hepsini yok etmişti. Gerektiğinde yeryüzünün acımasız ve zorba olabileceğini herkese göstermiş oldu. Frimold'un adı evrene Gezegen Katili olarak nam saldı. Adı evrene yayıldıkça kapılarını yerleştirmek o kadar kolay oldu.

 

Titan'ın meşhur kraliçesi Otea Scand'ra'nın adı da ablasının hemen arkasından Altın Çağın Lideri olarak anılıyordu. İzlediği barışçıl ve adaletli politika ile sadece kendi yurdunun değil, herkesin gelişmesine olanak sağlıyordu. Titan'ın sistemine katılmak için her gün farklı gezegenlerden elçiler gelmeye başlıyordu. Polis bir metropol olmaktan çıkmış kendi başına bir imparatorluk kadar büyüktü ve gelişmişti. Belkide onlarca metropole denk olabilirdi. Seth, karısı kadar ünlü bir adam olmuştu. Politik bütün görüşmeler karı ve kocanın beraber rızası ile yapılıyordu. Kraliçe Otea olabilirdi ama Seth'te onun kadar krallıkta söz sahibiydi. Titan'ın Kralları olarak anılan bir çift olmuşlardı. Kızları Prenses Aviva Scand'ra ise krallığın en güzel kızlarından birisiydi. Başka gezegenlerin krallıklarından ona hediyeler gelmeye devam ediyordu. Otea kızının sevdiği adam ile evlenmesini, güç ve şöhrete bakmamasını istiyordu. Aynı bir zamanlar babası Azyl'in ona dediği gibi. Bahsetmeden geçmeyelim. Polis'in en ünlü restoranının sahibi Tüylü Nusret, restoranını diğer gezegenlerde de Tüylü'nün Yeri adıyla açmaya başlamıştı. Şimdilik sadece 2 gezegende vardı ama siyah gözlüklü dükkan sahibinin hedefi son derece büyüktü… tüm evrene yayılmak!

 

Ursa Yılanadam Krallığını yönetmeye devam ediyordu. Babası gibi yapmayıp vaktini ailesine ayırmıştı. Annesi Draris Medusa da onlarla beraber yaşıyordu. Ursa babasının onları bırakıp gitmesinden sonra annesini her gün sarayın uzun camlarından gökyüzünü ve bulutları izlerken buluyordu. 10 yıl olmuş ve hala beklemeye devam ediyordu. Eleel kayıp ruhlara yol göstermek için geliştirmekte olduğu Ruh Tekniğini tamamlamıştı. Bunu 20 yaşına gelen kızı Helen'e öğretti. Edindiği gizemli güç ile kudreti inanılmaz boyutlara çıkan genç Helen Ruh Tarikatı'nın ilk lideri oldu. Bu tarikat yeryüzünde bulunan tüm krallıklar tarafından kabul görüp desteklenecekti. Masum ruhlar cennete, diğerleri ise cehenneme gönderilmeliydi. Her krallık bu tarikata maddi ve manevi destek yükümlülüğüne tutuldu. Birkaç yıla kalmadan Helen ve annesi Eleel sayıları binleri aşan bir tarikatın liderleri olacaktı. Eleel kayınbabasının ona bıraktığı görevine başlayacağı için mutluydu. İşin henüz başındaydılar ama Eleel zor kısmın bittiğini düşünüyordu. Kızı tarikatı ile ruhların peşine düşerken kendisi de Şekildeğiştirenler'i araştırmayı planlıyordu. Bu kadim ırk hakkında bilinen çok az şey vardı ve aralarında oldukları kesindi.

 

Titan'ın koruyucu aileleri olan; Muhafız, Ay ve Kayıpruh ailelerine artık aile demek yetersizdi. Krallığın en güçlü destekçileri haline gelmişlerdi. Scand'ra ailesinin kolları ve bacakları olmuşlardı. Saraya sadece bu ailelerden görevli alınıyordu. Sadakatlerini kanıtlamış bu üç aile görevlerine uzun yıllar devam edecekti. 

 

Ya tarikatlara ne oldu? Birçoğu gelişen krallıklara bağlanma kararı aldı ama bir tanesi hariç: Ebedi Söz Tarikatı! Frimold Ateşnefes'in bünyesinde koruma altına alındı ve desteklendi. Titan'ın koruyucu ailelerine benzer bir görev onlara da verildi. Frimold, Rochel ile olan dostluğunu bir kez daha göstermiş oldu. 

 

Azatlar kendi gelenekleri ile yaşamaya devam etme kararı aldı. Kapıları yabancılara her zaman açık olacaktı. İlk kuruldukları topraklarda hiç değişmeden yaşamak istiyorlardı. Diğer krallıklar onlara saygı duydu ve karışmama kararı aldı. Tanrılar'dan en büyük zulme uğrayan bu halk acılarını sarmak için zaman istiyordu. 

 

Ejderler yeryüzüne yayıldı. Bir krallıkları vardı ama kimse bilmiyordu. Rivayete göre bulutların içinde bir başkentleri varmış. Kral Chinjoka annesi Esmeralda'nın çirkin planlar kurmadığından emin olmak için yanından ayrılmıyordu. Halkı mutlu ve tekrar gökyüzünde özgürdü. Babasının ve karısının anısını yaşatıyor ve onların başaramadığı gelecekte yaşıyordu. 

 

Baş Melekler görevlerine sıkı bağlıydılar ve öyle kalmaya devam edeceklerdi. Cennet ve cehennem ruhlarla doluyordu. Odis'in ruh şehri planının ilk adımları Eleel'in tekniğini tamamlamasıyla başlamıştı. İleride neler olacağını zaman bize gösterecekti.

.

.

.

 

Azyl 10 yıl önce yeryüzünü terk ettikten sonra ona neler oldu? Tanrılar'ın gezegenine vardığı zamana dönelim:

 

10 yıl önce…

 

Pegasus yavaşladı ve çevremizi saran mavi çizgiler kayboldu. Tanrılar'ın şehrine varmıştım. Şehir ayaklarım altındaydı. Zeus Baba'nın yanına gitmeden önce şehre uzun uzun baktım. Bir tuhaflık vardı. Uçan Tanrılar'dan eser yoktu. Sadece Tanrılar değil, hiçbir canlıdan eser yoktu. Şehir ölü gibiydi. Bu tenhalığı beğenmedim. Şehre indim. Sokaklar boştu. Ana caddede yürümeye devam ettim. Rüzgar bile esmiyordu. Sadece benim ve Pegasus'un ayak ve toynak sesleri vardı. Meydana vardığım vakit burnuma iğrenç bir koku geldi. Tanrılar'ın üst üste yığılmış cesetlerini gördüm. 

 

'Manzara hoşuna gitti mi?' İrkildim! Bu onun sesiydi. Pegasus korkuyla kişnedi. Atın kalçasına sertçe vurdum.

 

'Git buradan Pegasus! Kaç!' Pegasus havalandı. Yaptığım şey yersizdi. Alem Kralı isterse atı hemen öldürebilirdi. Uzay yırtıldı ve Alem Kralı kendini gösterdi. Bakışlarını Pegasus'a çevirdi. 'Onu öldürme. O sadece bir at!' İlgisini kaybedip bana baktı. Güneşten daha parlak bakışları korkutucuydu. Bedeninin etrafındaki akım uzayı kırıyordu. Uzun beyaz saçları havada süzülüyordu. Uzayı keserek yaptığı giysisinde yıldızlar parlıyordu. 

 

'Beni beklettin… fazlasıyla.' Elini kaldırdı. Korkuyla gözlerimi kapadım. Artık ona aittim. Eli başıma değdi. Ne sıcak ne de soğuktu ama hissi çok tuhaftı. Elinden akan enerjiyi hissettim. Biraz bastırsa ölebilirdim. Yutkunmak bile çok zordu. Bedenimi ter bastı. 'Sakinleş.' Tüm endişem ve korkum silindi. 'Seni öldürmeyeceğim. Koleksiyonumun nadide bir parçası olacaksın.' 

 

Kaybolan korkumla kendimde bir cesaret buldum. Başımı kaldırdım. 'Koleksiyon mu?' 

 

'Evet. Ben bir koleksiyoncuyum. Evrenin nadir parçalarını topluyorum.' Ardında ki uzayda kırılmalar oldu. Yırtılan uzaydan 9 kişi çıktı. 'Sadece adı bana ulaşabilenler bu koleksiyonuma girmeye hak kazanır ve sen… Azyl Karagüneş, bu hakkı uzun zaman önce elde ettin.' 

 

Dokuz kişi Alem Kralı'nın önünde diz çöktü. Beş kadın ve dört erkek saydım. Ben onuncuydum. 'Bana ne olacak?' Güldü. Kahkahası içimi tekrar ürpertti ama eskisi kadar değil.

 

'Seni Kozmik Krallarım'dan biri yapacağım lakin bana sadakatini kanıtlaman gerekiyor.'

 

Arkadaki 9 kişi bahsettiği Kozmik Krallar mıydı? Bu seviye de neydi böyle? Alem Kralı olabilecek bir sistem mi vardı?

 

'Sadakatimi sana nasıl kanıtlayacağım Alem Kralı?'

 

'Basit… çok basit. Tanrılar'dan nefret ediyorsun, senin için hepsini öldürdüm. Yükselişin için bir araç olacaklar.' 

 

Bedenim parlamaya başladı. Zırhımın hırladığını duydum. Tanrılar'ın cesetleri de parlıyordu. Bedenim havalandı. Zırhım kükreyerek ortaya çıktı. Tanrılar'ın bedenlerini yiyordu. İçimi dolduran tuhaf his beni rahatsız ediyordu. Bunlar çığlıklardı. Alem Kralı'nın elinde can veren binlerce Tanrı'nın çığlıklarıydı. Zırhım cesetleri yedikçe huysuzlandı, vahşileşti. Kontrolünü kaybediyordum. Nefretim önüme geçiyordu. Nefretim Tanrı cesetlerinin hepsini yediğinde çıldırdı. Bedeni deforme oluyordu. Genişledi ve bedenimi sarmaya başladı. Kan ve etle kaplı uzuvları beni boğuyordu. Nefretimin içinde kayboldum. Gerisini hatırlamıyordum… sadece boşluk vardı. Kaybolmuştum. Kurtarıcım lütfen beni bu eziyetten çok uzun sürmeden kurtar!

 

İlk kez gözlerimi açtım. Bunlar benim ilk bakışlarımdı. Kim ya da neydim? Yeni doğmuştum. Kimliksiz ve sahipsiz. Karşımda uzun beyaz saçlı bir adam vardı. Gözleri parlak… giysisi tuhaftı. O benim sahibim olmalıydı, değil mi? Arkasında 9 kişi vardı. Hepsinin saçları beyazdı… aynı onun gibi. Beyaz saçlarım alnıma döküldü. Ben onlardan biriydim. Bir aile gibi. Aile mi? Zihnimde tanımadığım insanların yüzleri canlandı. İsimlerini bilmiyordum. Kimdi bu insanlar? Onları tanımasamda kalbimde bir ağırlık hissettim. Ayağa kalktım. 

 

'Ben kimim?' diye sordum.

 

'Sen Kozmik Krallar'dan Behemot'sun.' dedi tuhaf giysili adam. Behemot… adım buydu. Kalbim bir kez daha çırpındı. Sanki bana anlatmaya çalıştığı bir şey vardı. Başım kısa bir süre döndü. Zihnimde yine o tanımadığım insanları gördüm. Dudakları kıpırdıyor ama onları duyamıyordum. Hepsi aynı şeyi söylüyor gibiydiler. Silik anılarımdan bir tanesi biraz daha belirgindi. Kızıl saçlı ağlayan bir kadın gördüm. Yüreğim anlamsız bir hüzünle doldu. Bunlar anlamı olmayan görüntülerdi.

 

'Ben Kozmik Kral Behemot'um. Öyleyse sen kimsin?' 

 

'Yaratıcın olan Alem Kralıyım. Evrene hükmeden kişiyim.'

 

'Efendimin tam adı nedir?' Alem Kralı güldü. Kahkahası hoşuma gitti. Güçlüydü.

 

'Adımı söylemeyeli çok uzun zaman oldu. Alem Kralı olmadan önce, kadim zamanlarda bana Kara Büyücü diye hitap ederlerdi.' Bekledi. 'Benim adım Paul Veussia.'




B.E. serisinin ilk kitap sonuna geldiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

Duygu ve düşüncelerinizi belirtmeyi unutmayın.

4 Nisanda, ikinci kitapta görüşürüz.

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1481

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 811

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 794

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 640

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 158

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17231 Üye Sayısı
    • 772 Seri Sayısı
    • 35895 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr