"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 169: Büyük Patlama


Geceyırtan'ı hızla boynuma savurdum. Zırhım ayrıldı ve ölmeme izin vermedi. Darbeyi tuttu. Kükreyişi salonda çınladı. Zırhımı parçalamaya başladım. Her bir parçayı söküp attım. Zırh inatla bedenime geri yapışıyordu. Amansız bir boğuşmanın içine girdik. Bedenimi saran nefretim kontrolü ele geçirmeye çalışıyordu. 

 

'Bırak beni! Bırakta öleyim! Artık yaşamak istemiyorum. Tanrılar umrumda değil. Sadece ölmek istiyorum!' Nefretim kollarımı ve bacaklarımı sarıp beni hareketsiz kılmaya çalışıyordu. Beni durduramazdı. Gücümü saldım. Onu yakaladım. Kükremesi bir kez daha yankılandı. Nefreti bedenimden söküp attım. Zırh parçaları üzerimden döküldü. Derisi olmayan kan ve etle kaplı nefretim çığlıklar atarak isyan ediyordu. Umrumda değildi. 

 

Tuhaf ve tarifi zor bir his bedenime yayıldı. Sırtıma vuran soğukluk iliklerime kadar işledi. Arkamda duran varlık gücümün çok ötesindeydi. Bakışlarını ensemde hissedebiliyordum. Delici bakışlar! Ayağa kalkmak için büyük bir efor harcadım. Yüzümü kudretli varlığa döndüm. Bu bakışları biliyordum! 8 yıl önce karşılaştığım bakışlardı bunlar. Yıldızlardan daha parlak gözleri vardı. Boyu benden bile uzundu. Kar beyazı saçları yerçekimini yok sayarak süzülüyordu. Etrafında dolanan tuhaf akım uzayı kırıyordu. Mevcut varlığını dünya kaldıramıyordu. Çevresindeki her şey kırılıyor ya da bükülüyordu. İnce, uzun bir burnu ve teniyle aynı renkte dudakları vardı. Görüntüsü mükemmeldi ve doğal demek ona bir hakaretti. Kusursuz bir görüntüye sahipti. 

 

Giysisi hareket ediyordu. Uzayı bir kumaş gibi kesip kendine giysi yapmıştı adeta. Parlayan yıldızları görebiliyordum. Çok güzeldi. O Alem Kralıydı. Her şeye gücü yeten ve mutlak olandı. Ben bir okyanussam o bir galaksiydi. Ben bir dünyaysam o koca evrendi. Ona zarar vermeyi düşünemedim bile. Kendimi öldürmeden önce cevabını almak istediğim bir soru var.

 

'N-Neden!?' diye haykırdım. Parlak gözleri cin gibi açıldı. Bu hareketi bile salonda yeller estirdi. Duvarlar çatırdayıp yıkıldı. Ceset tepeleri darmadağın oldu. Dalga savunmasız bedenime ilerledi. Ölmeye çoktan karar vermiştim. Karşılık vermenin anlamı yoktu. 

 

Nefretim kükredi ve ilerledi. Tekrar bedenimi sardı ve saldırıyı karşılamaya hazırlandı. Dalga gelirken genişledi. Genişleyen zırhım darbeyle un ufak oldu. Bedenimi saran tüm zırh toza döndü. Salona kızıl tozları yağmaya başladı. Sonunda ondan kurtulmuştum. Lanet zırh ölmeme bir kez daha izin vermemişti. Alem Kralı'nın 2. saldırısını yapmasını bekledim ama yapmadı. Aramızda metreler vardı. Dudakları hareket etti. Kapanıp açıldıklarını sesini duyana kadar anlamamıştım. Sesi tüylerimi diken diken etti ve içimdeki tüm savaşma arzusunu yok etti. 

 

'Sebebi gayet basit Azyl Karagüneş. Kölem ol ya da öl.' Köle mi? Ben asırlarımı Tanrıların zulmünü yok etmek için harcamıştım. Kölelik en son kabul edeceğim şeydi. 

 

'Ölümü seçiyorum!' Bana doğru tek bir adım attı. Sol omzuma berbat bir acı yayıldı. Kolum yerde duruyordu. Bedenimden kopmuştu. Acıyla inledim. Beni yok etmek için gücünün kırıntılarını kullanıyordu. Tekrar sordum. 'Neden bunu yapıyorsun?!'

 

'Tarihte olmaması gereken bir lekesin. Varlığın devam etmeyi sürdürürse evreni kaosa sürükleyeceksin.'

 

'Evren umrumda değil. Ben özgürlük istedim! Korkmadan yaşamak istedim!'

 

'Sen küçük dünyanda oynuyorken evren seni konuşmaya başladı. Adın bana ulaştıysa herkese ulaşmıştır. Sen bir isimden fazlası oldun Azyl Karagüneş. Sen bir fikir oldun, zihinlerden uzun zaman önce unutulan.'

 

Alem Kralı beni geleceği için bir tehdit olarak mı görüyordu? Sarsılmaz otoritesi yerle bir olma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. 'Öyleyse beni öldür ve bu çile bitsin. Ailemi, dostlarımı ve halkımı katlettin. Yaşamam için bir sebebim kalmadı.' İlk kez gülümsediğini gördüm. Ürpertici gülüşü beni hemen öldürmeyeceğini gösteriyordu. Bana nasıl işkenceler yapacağını merak ettim. Öldüğümde ruhum huzur bulmayabilirdi. Bu sırada kale salonunun tavanı havaya uçtu. Ölen ejderlerin pulları ve derileriyle yaratılmış Cennet Muhafızının kolu içeri sarktı. Beni yakaladı. Suratında yıllar önce açtığım yaranın izi duruyordu. Beni gördüğüne sevinmiş olmalıydı. Ağzından sular akıyordu. Alem Kralı yükseldi.

 

'Sana bir sebep verebilirim. Bunlar yaşanmadan öncesine gidebileceğini söylesem?'

 

Sağlıklı düşünemiyordum. 'Bir 10,000 yıl daha aynı acıya katlanamam. Öldür beni.'

 

'Karının hayatını kaybettiği güne dönüp onu kurtarmak istemez miydin?' Bu mümkün müydü? Karşımda evrenin hakimi duruyordu. Onun dışında bunu yapabilecek biri yoktu. 

 

'Hemde her şeyden çok.' 

 

'Öyleyse kölem olmayı kabul ediyor musun? Bütün bu kıyım silinecek. Karın, çocukların, dostların ve halkın kurtulacak.'

 

'Dünyamı rahat bırakacak mısın? Elini yurduma sürmeyeceğinden nasıl emin olacağım?'

 

Güldü. 'Burda pazarlık yapmıyoruz Azyl Karagüneş. Ama evrene hükmeden olarak sana sözümü veriyorum. Eğer kölem olmayı kabul edersen, dünyana bulaşmayacağım. Tanrıları yok edip halkın barışa kavuştuğunda bana kendi ellerinle geleceksin. Bu son teklifimdir.'

 

Ruhumu şeytana satıyordum. Mecazi şeytana. Bana neler yapacağını düşünmemeye çalıştım. Elimde bir kaçış anahtarı vardı. Alem Kralı'nın sözlerine güvendim. Her şeye gücü yeten kişinin kimseyi kandırmaya ihtiyacı yoktu. Eğer karım ve çocuklarım yaşayacaksa, halkım tekrar huzur bulacaksa kabul edecektim. 

 

'Dünyamı kurtarıp Tanrıları yok ettikten sonra kölen olmayı kabul ediyorum.'

 

Cennet Muhafızı daha fazla dayanamayıp beni ağzına doğru götürdü. 'Anlaşma anlaşmadır.' dedi Alem Kralı. Koca yaratığa attığı tek bakışıyla bedeni patladı. Tavanı uçmuş kale salonunun ceset dolu zeminine çakıldım. Yere kan yağıyordu.

 

Hayatım bana ait değildi. Kendi canıma kıymama bile izin verilmemişti. Alem Kralı'nın silüeti gökyüzünden silindi. Parlak bir ışık belirdi. Yer titriyordu. Altımdaki taşların sallandığını hissettim. Yeryüzü içinden patlıyordu. Son 3 yıl evrenden siliniyordu. Bu kesin bir yenilgiydi. Asla kazanamayacağım savaşa silahsız girmiştim. Tanrılar rüzgarda uçuşan yapraklardı. Bense o rüzgarın kaynağıydım. Ben mutluluğu hak etmeyen bir insandım. En azından ailem ve halkım mutlu olmalıydı.

 

Dünyam evrenin kalanıyla beraber yok olurken 3 yıl önceki haliyle yeniden oluşuyordu. Büyük Patlama her şeyi sildi ve evren minicik bir toz tanesinden tekrar meydana geldi. Milyarlarca yıl akıp geçti. Dünyam oluştu. Üzerine hayat kondu ve ben doğdum. Koca bir dejavu hissi zihnimi sardı. Kendime geldiğimde karımın öleceği gecedeydim. Azat Tanrıçası Ophelia ile yeni yeryüzü siyasi düzeni üzerine bir konuşma yapıyorduk. 

 

'Bazı kasabalar yeni yollardan uzakta kalıyor. Onları da düşünmeliyiz. Kasabaları beslersek onlarda şehirleri besleyecektir. Böylece kuraklık ya da kıtlık zamanlarında şehirler en az zararı alır.' dedi Ophelia. Ayağa fırladım. Her şey çok çabuk gelişmişti. Rüyadan uyanmış gibiydim ama gerçek olduğunu biliyordum. 'Azyl?' Kopan koluma baktım. Yerinde duruyordu. Kararmakta olan havaya baktım. Vaktim azalıyordu. 'Yüzün ter içinde. Bir sorun mu var?' 

 

'Ö-Önemli bir işim olduğunu hatırladım Kraliçem. İzninizle lütfen.' Ophelia'nın cevap vermesini beklemeden yürümeye başladım. Seth'te endişeli duruyordu.

 

'Usta iyi misin?'

 

'Benim yerime burada kal öğrencim. Halledilmesi gereken bir mesele var. Geri döneceğim.' 

 

Binadan çıktım. Pegasus beni bekliyordu. Vakit kaybetmeden sırtına atladım. Kendi başıma Yılanadam sarayına varmam günler sürerdi. At havalandı. Pegasus'un beni vaktinde saraya yetiştireceğinden emindim. Mavi parıltılar uzun çizgilere dönüştü. Mavi bir çizgiden ibarettik. Hava karardığında Yılanadam sarayına varmıştım. Gökyüzündeki yeşil girdapları görebiliyordum. Tanrılar ve melekleri saraya saldırmaya başlamışlardı. Sarayın tepesinde beyaz bir parıltı gördüm. Bu oğlumdu. Yanına indim. Askerler krallarının yanında toplanmıştı.

 

'Baba! Burada ne işin var?' Oğlumu tekrar yaşıyorken görmek harikaydı. Çarmıha gerilmiş halini hatırlamamak istedim. 

 

'Tanrıları hissettim… annen nerede?' 

 

'Diğerleriyle beraber mahzene indi. Orada güvende olurlar. Şu baskından kurtulmamız gerek.' Mahzen! 

 

'Burayı sana bırakıyorum oğlum. Annen tehlikede.'

 

'Ne!? Karım ve kızımda onunla beraber!' 

 

Omzuna elimi koydum. 'Sen burayla ilgilen. Söz veriyorum hiçbirine bir şey olmayacak.' Başını salladı. Sarayın içine girerken oğlum askerlerine sesleniyordu.


'Kimler benimle Tanrı kanı dökmek istiyor!?' Askerler hep beraber gürledi.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1392

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1171

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 965

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 891

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 785

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 745

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 700

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 595

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 555

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 530

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 215

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 201

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 130

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 130

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

Site İstatistikleri

  • 20546 Üye Sayısı
  • 580 Seri Sayısı
  • 28831 Bölüm Sayısı


creator
manga tr