"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 160: Neden Güzel Kokuyorsunuz?


Frimold yüzümdeki endişeyi gördü. Ursa'nın başının belada olduğunu anladı. 'Burayla ben ilgilenirim baba, sen Ursa'yı kurtarmaya git.' Başımı salladım. Pegasus uçarak yanıma geldi. Vakit kaybetmeden üzerine atladım ve dağlara uçmaya başladı. Şeytanı yenmiş olsamda huzursuzdum. Işıkgetiren ve Eleel oğlumun başındaki tanrıyı yenebilirler miydi? Şeytan’ı gözlemesini emrettiğim Ölüm Meleğim Otasis neredeydi peki? Bu iş hoşuma gitmiyordu. Pegasus’a hızlanmasını söyledim. At, kanatlarını daha sert çırptı.

 

Frimold zincirlere çarptığı iki tanrıyı kapılar arkasına çekerken yere indi. Bu savaş onu yormamıştı. Hala savaşabilirdi. Kapılar tanrıların üzerine kapınıp silindiler. Vulheda hemen arkasında beklemekteydi. İlk kuklasının kapısı gökyüzünde tekrar belirdi. Kalın kapılar açıldı. Vulheda kapının içinde değilken içerisi karanlıktı. Frimold askerine geri dönmesini emretti. Vulheda başını salladı ve kapısından geçti, kapıyla beraber silindi. Eski güçleri onu ölüm saçan biri gibi gösteriyordu ama şimdi bir tanrıya yakışır güçleri vardı. Kapıların sadece tanrıları mı kuklası yaptığını merak etti. Eğer kapıların sınırsız potansiyeli varsa ona tehdit olan her varlığı yakalamalı ve kolonisine katmalıydı. Zamanında ona Doğanın Anası derlerdi. Artık o Dünyaların Anası olacaktı. Sayısız askeri kapılarında biriktirecekti. Bu bir karınca kolonisini andırıyordu ve bu koloninin kraliçesi ise oydu.

 

Otea buzul zırhının miğferini çıkarıp eline aldı. Zırhın geri kalanı yavaşça yok oldu. Kumaş giysisi dışında bir şeyi kalmadı. Miğferi kolunun altında duruyordu. Sonunda kalıcı bir zırh yapabilmişti. Etrafında hafif bir esinti gezen kalkanı ise diğer elindeydi. Kalkanı tutan kolu ateşten kavrulmuştu. Derisi kızarmış ve bazı yerleri tamamen kavrulmuştu. İlk müdahale savaşın bitiminde yapılmıştı. Yanık kolu saran sargılar kanla kaplıydı ve değiştirilmeleri gerekiyordu. Element kalkanının gücü inanılmazdı ama hakim olamadığı elementlerin yan etkileri acımasızcaydı. Su, buz ve rüzgar ona sorun teşkil etmesede, ateşi kullanmak onu mahvediyordu. İlerlemesi ve güçlenmesi gereken bir yol vardı ama zaman onun için daralıyordu. Kehanet Tanrısı Foemis'in yıllar önce ona gösterdiği kehanette son savaşta babasını korurken öleceğini öngörmüştü. Cennet Savaşı sonrasında herkes kurtuluşa ererken o ölümü tadacaktı. Ne zalim kader ama. Hayır, böyle düşünemezdi. O zaten kurtuluşu tatmıştı. Kendisi ablaları gibi uzun ömre sahip değildi. Sıradan bir insanın ömrü neyse oda o kadar yaşayabilirdi. Bu yüzden bir aile kurmak istiyordu. O yitip gitmeden geriye güçlü bir soy bırakmalıydı. Bunun içinde güçlü birisiyle evlenmeliydi.

 

Aleif, Şeytan'ın tanrı silahı olan kara kılıcı kendine almıştı. Savaş alanında saplanmış olduğu yerden onu çıkarırken zorlanmıştı. Kılıcı topraktan çekmek için denediği ilk seferde ona karşı koyan farklı ikincil bir kuvvet vardı. Bu gizli ikincil kuvveti yıkmak için buz büyüsünü kullanmıştı ama kılıç inatçıydı. Buzun işe yaramadığı silaha yıldırım büyüsüyle karşılık verdi. Kılıç yıldırımlarına karşılık veremeyip saplı olduğu topraktan çıkmıştı. Ağırlığı başta garip gelsede güzel bir dengesi vardı. Silahtan anlayamadığı farklı bir dilde fısıltılar duydu. Tiz ve anlaşılmaz fısıltılar kesildiğinde silah kendini tamamen yeni kullanıcısına teslim etti. Metalinin kara rengi buharlaştı ve yıldırımları ile kaynaştı. Artık rengi kehribardı. Tanrı silahı bedenine kimliğini anlayamadığı garip bir enerji gönderdi. Bu enerji Buz Fatihi Aleif’in bile üşümesine neden oldu. Damarlarında akan bu soğukluk bedenini titretti. Soğuk birkaç saniye sürdü ve dindi. Bir değişiklik bekledi. Aradığı değişiklik kendini hemen gösterdi. Zihninde buz ve yıldırım büyüsünün kaynaştığını gördü. İkisini ayrı ayrı kullanabiliyordu. Buz ve yıldırım birbirlerine dokundular ve bir tepkime gerçekleştirdiler. Ortaya çıkan şey Aleif’i şaşırttı. Aslında tek değişim buzun ve yıldırımın birleşmesiydi. Fakat bu ufak birleşim gücünü artırarak Ata seviyesinden İlah seviyesini es geçerek doğrudan Melek seviyesine çıkarmıştı. Ve değişim tam bu noktada kendini yeniden gösterdi. 

 

Bedeni kırmızı parlamaya başladı. Etrafındaki askerler bu ışığın ne anlama geldiğini iyi biliyorlardı. Herkes Tanrı Azyl’in hapını kullandığında bedeni böyle parlamıştı. Buna uyanış deniyordu. Aleif’in bilip diğerlerinin henüz bilmediği şey ise bu onun ikinci uyanışı olmasıydı. Henüz bir tanrı olamasada ona yaklaşıyordu. O artık bir Melek’ti. Sırtını yırtarak çıkan kanatları kanla kaplıydı. Kanla kaplı olsalarda büyüleyici güzellikleri Aleif'i sarmaladı. Askerler güzel kanatların zarafetiyle büyülenmişti. Ceset yığınlarından oluşan tepeler ve kan bu güzelliğin yanında hiçbir şeydi.

 

Aleif tanrı silahlarını kullanmanın güçlerini artırdığını fark etti. Ursa için sakladığı tanrı asasını kullanırsa belkide tanrı olabilirdi. Açgözlülük gözlerini kapladı. Güç, mevki ve şöhret! Her tanrı silahının farklı etkileşimleri olmalıydı. Asayı eline aldığında ondan bir enerji hissetmemişti ve direkt kullanabilmişti. Hırsla asadan bir enerji akmasını bekledi ama olmadı. Sinirlendi. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu ama bildiği her şeyi denedi. Sonuç sıfırdı. Nefes nefese kaldı. O zaman anladı ki ikinci bir tanrı silah ile birleşmek mümkün değildi. Açgözlülüğün pençesine bu kadar çabuk düştüğü için kendinden utandı. Silkindi ve kendine geldi. Asayı Ursa için saklamaya devam edecekti. Kehribar kılıç açgözlülüğünü hissetmiş olmalıydıki zihninde anlamadığı dilde bir cümle daha duydu. Bu sefer cümlenin sonunda iğrenç bir gülmeye benzer ses duydu. Tüyleri ürperdi. Güçlenmişti ama bunun bedelini nasıl ödeyecekti acaba?

 

Frimold ve Otea, Aleif’in yanına vardılar. Melekliğe yükselişi ikisinide sevindirdi. Kanlı kanatları bir nebze temizlenmişti. Üçüde etraflarındaki askerlerle zaferi kutluyordu. Yaralılar hızla taşınıyor ve güvenli bir hat oluşturulmaya çalışılıyordu. Cennet Savaşından önce yeryüzüne şimdilik barış hakim olmuştu. Bu vebalı topraklar kirinden temizlenerek birleşecek ve üç elf krallığının yeni toprakları olacaktı. Efllerin bıraktıkları topraklar orklara ve yeni yükselen ırklardan perilere devredilecekti. Bütün atılacak adımlar hazırdı. Yeryüzündeki son savaşında sona ermesiyle herkes istediğini alabilecekti. Dağılan krallıklar birleşecek, yenilerinse kendi toprakları olacaktı. Bu savaş yeryüzünde yaşayan herkese tanrı korkusunu unutturacaktı.

 

Dumanlı Dağlara varmam sadece birkaç dakikamı almıştı. Pegasus’tan indim. İki sıradağ önümde sıralıydı. Işıkgetiren ve Ölüm Meleğine zihnimden seslendim ama yanıt alamadım. Tekrar denedim. Ve tekrar denedim. Yanıt yoktu. Dağları dümdüz etmek için hazırlandım. Her zaman yolların uzamasına neden olan dağların yok olmasını dilemiştim zaten. Ellerim büyümle parıldadı ve vuruşumu ilk dağa gönderdim. Patlamanın rüzgarını hissettim. Şiddetli patlama dağın tepesini havaya uçurmuştu. Toprak parçaları gökten yağmur gibi yağıyordu. Eğer son kalan tanrının dikkatini çekebilirsem oğlumu kurtarmak için hala bir şansım olabilirdi.

 

Zihnimde Otasis’in sesini duyduğumda ikinci bir dağı daha yok etmiştim. Büyümü kestim ve hemen cevap verdim. Otasis’in nerede olduğunu hissettim. Olduğu dağa ilerledim. Sesinin tonu hiç hoşuma gitmemişti. Dağda bir giriş gördüm. Uçarak içine ilerledim. Karanlık tünelin sonunda ışık vardı. Yavaşlamadan ışığın olduğu odaya çıktım. Gördüğüm manzara çok tuhaftı. Kanlar içinde tanrının parçalanmış bedeni yerdeydi. Onun tanrı olduğunu kanatlarından anladım. Otasis, İzrail ve Eleel yaralanmıştı. Oğlumu gördüm. Tanımadığım bir adamın omzuna elini koymuştu. Oda yaralanmıştı. Oğlumun yaşıyor olmasına sevindim. Burada neler olmuştu? Adamla gözlerimiz buluştu.


‘Sende kimsin?’ diye sordum. Adam bana uzunca baktıktan sonra konuşmaya başladı.

 

'Diğerleri iğrenç kokarken, sen ve bu adam neden güzel kokuyorsunuz?' Ne?

 

'???'




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1458

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 987

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 779

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 596

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 596

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15090 Üye Sayısı
    • 716 Seri Sayısı
    • 33278 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr