"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 156: Hayallerimle Oynadın Şerefsiz


Kıyametin ortasında, Gelecek Ordusu ve Ölümsüzlerin savaşında zafer ince bir ip üzerindeydi. Dengeler kırılmaya çok yakındı. Canla başla savaşan kahraman askerler ve acımasızca saldıran hortlakların haykırışları devam ediyordu. Aleif askerlerinin yanında savaşarak onlara moral veriyordu. Gökyüzünde çarpışan babası ve ablası Tanrılarla çoktan savaşa tutuşmuştu. Dördü havadaydı ama kalan diğer dörtlüyü görememişti. Yerin sallandığını hissetti. Ağır bir şey her adım attığında sallanıyorlardı. Önüne çıkan dost düşman fark etmeksizin yıkan koca adamı gördü. Kasları patlayacakmış gibi şişti, derisindeki damarlar çatlıyordu. Kel kafalı adamın burnunda bir halka takılıydı. Siyah gözleri onu insandan çok boğayı andırıyordu. Üç insan boyundaki baltası kanla kaplıydı.

 

Hızını kesmeden ilerleyen dev adam Aleif'e ilerledi. Duracağa benzemiyordu. Buz büyüsüyle kendini havaya itti. Dev adam kafasının üzerinden geçen kadını izledi. Belindeki kılıcını havada takla atarken çekti ve hamlesini yaptı. Keskin kılıcı devin omzunu kesti. Bedeni buza dönen dev yere düştü. Dengesiz gücü kontrolünü bozuyordu. Devi kaplayan buzdan dumanlar yükseliyordu. Buzlar hızla eridi. Yerden baltasını kaldıran dev kadına baktı. Bedeninden yükselen sıcaklık son buz parçalarını da eritti.

 

Uzun baltayı kadına savurdu. Aralarında 5 metreden fazla mesafe vardı ama balta rahatça ona uzanıyordu. Aleif'in kısa kılıcı ise sadece 1 metreydi. Mesafeyi kapatmak imkansızdı. Dev yerinden kıpırdamadan baltayı 25 metrekarede kontrolü elinde tutuyordu. Baltanın sınır noktasında durdu. Bedenini buzların sarmasına izin verdi. Teni soğuktan kar beyazına döndü. Dev amansızca baltasını çevirerek ona doğru adım attı. Baltasının menziline giren herkesi öldürüyordu. 

 

Gözlerini kapadı. Yirmiden fazla buzul kılıç kadının arkasında sıralandı. Ahenkle hareket eden kılıçlar kontrolcüsünü takip etti. Devin balta alanına bir kuğunun zarafetiyle girdi. Ayaklarının yere temas ettiği dahi görünmüyordu. Buzul kılıçlar yağmur damlaları gibi parçan balta darbelerini hareketleriyle dans eden kadını koruyarak engelliyorlardı. Parçalanan kılıçların yerini yenisi alıyordu. Dev giderek ona yaklaşan kadına karşı baltasını daha hızlı sallamaya başladı. Gücü neredeyse iki katına çıkmıştı. Kasları dahada şişti. Damarları orantısızca kabardı.

 

Aleif kendini buzun derinliklerine yoğunlaştırdı. Öğrendiklerini hatırlıyordu. Buzu düşünmeye ve odaklanmayı sürdürmeliydiki aralarındaki o hassas bağ kopmamalıydı. Yaptığı onca saçma antrenmanın işe yaradığının farkındaydı. Hala saçma bulsada hakkını vermeyi ihmal etmedi. Bunlar eski güçleriydi, daha yeni güçlerini kullanmamıştı. Babasının yaptığı haptan sonra bunu kullananlar artık ona uyanış demeye başlamışlardı. Adı gibi kişinin derinlerinde saklanan potansiyeli uyandırıyordu. Deve yeterince yaklaştığına karar verdi. 

 

Avuçları yıldırımla parladı. Dansı son buldu. Yıldırımlar devin bedenine aktı. Çarpılan devin baltası havaya fırladı. Savaş alanının uzak bir noktasına düştü. Dizlerinin üzerine çöken dev hareketsiz duruyordu. Bedeni titremeye başladı. Sırtını yırtarak kanlar sıçratan kanatları ortaya çıktı. Bu dev bir Tanrıydı! Kanatları çıktığında bedeni dahada büyüdü. Büyüklüğü bir Ölüm Şövalyesinden daha fazlaydı. Savaş alanının ortasında rahatça görülebiliyordu. Anormal kasları, kabarık damarları tiksinç bir görüntü sergiliyordu. Dev konuşmuyordu. Aleif onun ne tanrısı olduğunu anlayamadı. Önemli değildi.

 

'Seviyelerin bir önemi yok. Seni geberteceğim!' Tiz bir ses arkasında duyuldu. Buzul orağı kılıçlarıyla durdurdu.

 

'Sana Buz Fatihi diyorlarmış küçük hanım. O ünvanı asıl sahibine teslim etme zamanı geldi.' Bedeni buzdan ibaret bir adam belirdi. Hareket ettikçe buzların birbirine sürtme sesi geliyordu. Koyu mavi gözleri kanlı ve öfkeli bakıyordu. Soğuk nefesi havayla temas ettiği anda donuyordu. Orak ve kılıçlar ayrıldılar. Dev Tanrı hemen arkasındaydı. İki Tanrı arasında kalmıştı. Askerler savaşmaya devam ediyordu. Savaş alanında kendini yalnız hissetti. Onun rakibi bu iki Tanrıydı. Gücünün ötesindeki ikisiyle nasıl baş edeceğini düşündü. 

 

Kendine inanmalıydı. Yeni güçlerini rakiplerini gafil avlamak için kullanmalıydı. Uyanıştan sonra yıldırımları kontrol edebiliyordu. Yıldırımları buzul tanrıya etki etmeyecekti ama devi indirmesine yardım ederdi. Kendi kılıcını çekti. Havada süzülen kılıçların sayısı arttı. Aralarında yıldırımdan kılıçlarda vardı. 

 

'O ünvanı alacak birisi varsa oda kardeşimdir!' Buzlar karşı karşıya geldi. Buz Tanrısının uzun bir mızrağı vardı. Onun gibi buzdan yapılmaydı. Aleif mızrağı metal kılıcıyla paramparça etti. 'Hayatımda gördüğüm en kötü buz mızrağıydı.' Güldü. Yıldırımdan kılıçlar birleşerek bir mızrağa dönüştü. Kılıcını beline takıp mızrağı kavradı. Sivri olmayan ucuyla kendini havaya fırlattı. Tanrının kendini savunacak bir silahı yoktu. Buzul kollarını çaprazlama tutarak saldırıyı karşıladı. Yıldırım mızrağı dalgalanın at kuyruğu sarı saçlarıyla ilerledi. Tanrının iki kolu mızraktan parçalandı ama kollar hemen yenilendi.

 

Mızrak kolları parçaladıkça yenileri çıkıyordu. Aleif mızrağını Tanrının başına savurdu. Suratı dağılan Tanrı hareket etmeyi kesti. Bedeni geriye yıkıldı. Kolayca yendiği tanrıya şaşıran kadın onu ezmek üzere olan ayak darbesinden zorla kaçındı. Buzul tanrının bedeni un gibi ufalandı. Kıl payı ezilmekten kurtulan Aleif mızrağını dev tanrının bacağına sapladı. Devin kalın eli suratına çarptı. Birkaç metre sürüklenip yüzüstü yere düştü. Bedenini saran buz tabakası kırıldı. Yaralanmamıştı. Dev tanrı yıldırım mızrağını acıyla bacağından çıkardı. Yıldırım önceki kadar ona zarar vermiyordu. Kaybolan baltası yerine Aleif'in mızrağını kavradı. Yerde yatan kadına nişan alıp fırlattı. 

 

Aceleyle büyüyü bozmasaydı kendi silahıyla ölecekti. Ayağa kalktı. Elleri uyuşmuştu. Parçalanıp öldüğünü sandığı buzul tanrının bedeni yeniden birleşiyordu. Yumruklarını sıktı. Sandığından daha zor bir dövüş olacaktı. Parmaklarından akan yıldırım akımı ona cesaret verdi. Etrafında dönen kılıçlarını çağırdı. Bu sefer sayıları yüzden fazlaydı. Alnından akan ter damlalarını hissetti. Kontrol etmesi çok zordu. Limitlerini zorladı. Metal kılıcını çekti. Kılıcına yıldırımı bağladı. İleri atılmadan hemen önce önüne hızla bir şey düştü. Yerde ufak bir göçük oluştu. Göçüğün içinden kardeşi Otea hızla çıktı. Parlak sarı zırhının sol tarafı parçalanmıştı. Kızıl pelerini kopmuştu. Aleif kardeşinin yanına koştu. 

 

'İyi misin? Çok kötü hırpalanmışsın.' Otea ablasına arkadan gelen saldırıyı yeni yeteneği olan kalkanıyla durdurdu. Abla kardeş sırt sırta verdiler. Hortlaklar üzerlerine hucüm etti. Otea kalkanını sürüye fırlattı. Bedenleri ikiye ayrıldıktan sonra kalkan ona geri döndü. Askerleri yok ederek üçüncü Tanrı onlara doğru geldi. Dördüncü ise tepelerinde uçuyordu. Otea ablasının savaştığı buzdan ve dev gibi duran tanrılara baktı.

 

'Rakipleri değişelim!'

 

'Ne?' Cevap vermesini beklemeden demin savaştığı iki Tanrıya doğru koşuyordu. 'Bekle!' Otea çoktan saldırıya geçmişti. 'Bari ne tanrısı olduklarını söyleseydin! Kahretsin!' Silahını tanrıya çevirdi. Bakışları yumuşadı.

 

Karşısında Parzival'ı gördü. Esmer adam ona gülüyordu. Savaşın gürültüsü kesildi. Kuşların cıvıltıları ve sahile vuran dalgaların sesleri kulağına geldi. Serin meltem yüzüne çarpıyor, saçlarını dalgalandırıyordu. Yumuşak kumsal kumları çıplak ayaklarını gıdıklıyordu. Demin savaştığını unutmuştu. Elindeki kılıç yere düştü. Sarhoş gibi dolanıyordu. Adama yaklaşmaya çalıştıkça hiç mesafe katedemiyordu. Parzival'ın sesi ise sanki yakınından geliyordu. Harika bir rüyadaydı. 

 

'Sen bana yeni bir hayat verdin. Bu hayatı seninle yaşamak istiyorum.'

 

'Evet.'

 

Adama yaklaşmaya başladı. Bitmek bilmeyen mesafe ortadan kalkmıştı.

 

'Bunu derken biraz utanıyorum ama düşünebildiğimden bile daha güzelsin.'

 

'Öyle mi?'

 

Artık Parzival'ın yanına varmıştı. Adam elini ona uzatmıştı. Elini tutmayı çok istiyordu. Sırtına çarpan sert bir şeyle dengesini kaybetti. Kumlara yüzüstü yapıştı. Rüya kayboldu. Yine savaş alanındaydı. Suratı bir cesedin üstüne yapışmıştı. Kanla kaplı suratını öfkeyle kaldırdı. Demin durduğu yerde sert dikenler vardı. Havadaki Tanrı onları fırlatmış olmalıydı. Ona neyin çarptığını anlamamıştı. Otea kalkanını koluna takarken ona sırıttı. Ona bu tuzağı kuran tanrıya baktı. Şansına küfretti. Çok sinirliydi. 


'Hayallerimle oynadın seni şerefsiz! Önce seni geberteceğim!' Tanrı etkilenmişe benzemiyordu. Asasını kaldırdı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1369

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1143

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 952

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 777

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 729

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 588

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 104

Site İstatistikleri

  • 19107 Üye Sayısı
  • 553 Seri Sayısı
  • 26851 Bölüm Sayısı


creator
manga tr