Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 155: Hesaplaşma, Yurdumdan Defol Şeytan !


Aileme ayırdığım zamandan çalmanın vakti geliyordu. Şeytan ordusunu kuruyorken saldırmalı ve yarım bıraktığım işi bitirmeliydim. Gelecek Ordusu hazır emrimi beklemekteydi. 20,000'e ulaşan kuvvet şehrin dışında yol almayı bekliyordu. Diğer krallıklardan gelen hiçbir destek kabul edilmedi. Özellikle bize destek vermelerini istemiyordum. Yeni hapımın gücüyle kurulan ordumun sayıca yetersiz oluşu diğerlerini tedirgin ediyordu. Onlara neyi başardığımı göstermek istiyordum. Tanrıların boyunduruğu altında yaşamamız gerektiğine inanan son kişileri bu düşüncelerinden söküp atmayı amaçlıyordum. Ordunun yanına gitmeden önce kalede son hazırlıkların bitmesini bekliyordum.

 

Kızıl zırhım heyecanla parlıyor, kalbimle bir atışını hissediyordum. Öfkemle beslenen zırhımı Triton'un beyaz alevleri ile doyurmayı planlıyordum. Düşmüş ve yükselmiştim. Zeus'a verdiğim sözün ilk adımına ilerliyordum. Triton'un kellesini bedeninden ayırmak için duyduğum arzuya şimdlik karşı koyuyordum. Pegasus vaktin geldiğini anlayarak kişnedi. Merdivenlerden inen askerlerin ayak seslerini duydum. Beyaz atı sevmeyi bıraktım. O da en az benim kadar heyecanlı görünüyordu. Kasları gerim gerim geriliyor, hızla alıp verdiği soluğuyla göğsü inip kalkıyordu.

 

Parlak sarı ve siyah işlemeli zırhları içindeki askerlerin en başında Otea vardı. Uzun kızıl pelerini bacaklarına kadar uzanıyordu. Düşüşümden duyduğu hüzünle bembeyaz kesilen saçları örülerek toplanmıştı. Miğferi yanında duran askerdeydi. Tepesinden çıkan kızıl tüyler diğer askerlerinki gibiydi ama daha uzundu. Eski Buz Kraliçesi ve artık Başdanışmanı olan Avarosa'nın ona hediye ettiği Buz Kılıcı belindeydi. Miğferini aldı ve kafasına yerleştirdi. Kafasına iyice oturttuktan sonra tamamen hazır görünüyordu. 

 

Atlar kale kapısında bekliyordu. Aleif ile orada buluştuk. Yanında sadece birkaç askeri vardı. Draris ile önceden vedalaşmış olsamda kalenin kapısında bekliyordu. Ona ayrılışımı izlememesini söylemiştim. Herkese beklemesini söyledim. Pegasus'tan inip eşimin yanına yürüdüm. Sohbetimiz son derece resmi geçti. Birbirimize sarıldık. Kulağıma fısıldadığı sözcükler bana aradığım azmi verdi. Hemen arkasında En büyük kızım Mirana ve çocukları Myndir ve Meira, hemen yanlarında ise damadım Omen ve kucağında tuttuğu oğlu Elisar vardı. Yüzlerine bakmak azmimi katladı.

 

Pegasus'a geri binip tekrardan eşime baktım. Yüzündeki endişeyi göstermemeye çalışıyor ama beceriksizce eline yüzüne bulaştırıyordu. Onu zorlamamak için başımı çevirdim. Aleif kraliyet askerlerinin zırhından giymiyordu. Parlak siyah yarı metal zırhı deri ve zincir yeleklerle kuvvetlendirilmişti. Kraliyet askerlerinin giydiği sarı-siyah ve kızıl temalı zırhlar kadar ihtişamlı değillerdi ama daha korkutucu duruyorlardı. Gelecek Ordusu'nun renkleri bunlardı. Askerlerine kıyasla Aleif miğfer takmıyordu. Beline kadar uzanan sarı saçları at kuyruğu yapılmıştı. Siyah gözleri zırhıyla bütünleşmişti. 

 

Atlar tırısta kale kapısından çıktılar. Şehir halkının coşkusu eşliğinde sokaklarından ilerledik. Pegasus'un asaleti halkı hayran bırakıyor, peşi sıra ilerleyen kraliyet ve yeni ordunun askerlerine tezahürat yapıyorlardı. İki yanımda duran kızlarımla en önde ilerledik. Bu daha önce yaptığım savaşlardan farklıydı. Bana yürekten inanan halkın yükünü hissedebiliyordum. Alacağımız yenilgi yeryüzünü sonsuza kadar karanlığa boğacaktı. Zaferden başka seçeneğimiz yoktu. Kaderin bizi getirdiği uç noktaydık. Şehrin kapıları açıldı ve ordunun beklediği kırlara vardık. Ordu emrimle harekete geçti. Kara zırhlarıyla ilerleyen askerleri takip ettik.

 

Atlarımızı hızlandırdık ve ordunun en önüne geçtik. Frimold'u hiçbir yerde göremiyordum. Atı yanımızda boş duruyordu. Kartalların çınlayan çığlıkları arkamızdan duyuldu. Ordu yavaşladı. Herkes tepemizde uçan kartallara bakıyordu. Şaşkın bakışlar geçtiğinde ordu eski hızına dönerek ilerlemeye devam etti. Şehrin üzerinden gelen onlarca kartal orduyu geçerek ilerleyişini sürdürdü. Kartalların yere bıraktıkları gölgeler eşliğinde ivmemizi artırdık. Melek kanatlarıyla yanımıza süzülen son kızımda gelmişti. Biraz ileride yere indi ve ona varmamızı bekledi. 

 

Her zaman giydiği altın sarısı parıltısı eksik olmayan zırhını giymişti. Boştaki ata hızımızı kesmeden atladı. Kızıl saçları rüzgarda dalgalanıyor ve ona isyankar bir hava katıyordu. Tüm ordu süvarilerden oluşuyordu. Kartallar piyadeleri taşıyordu. Ölümsüz topraklarına varmamız 2 ayı bulacaktı. Uzun yolda askerler yorulacaktı. Beni sınırlayan güçlerimden kurtulduğumdan bu yana ilk kez güçlerimi kullanmak istiyordum. Dünyanın Tanrısı ismi bana boşuna verilmemişti. Atlar koşuyorken sesim sanki tüm ovaya ve krallığa duyuluyormuşçasına kükredi. 

 

'Dünya Tanrısı'nın kutsamasını hepinize bahşediyorum. Yorgunluk bilmez, gözü korkmaz, sevdikleri için savaşan vatansever yiğit savaşçılarsınız!' Askerlerin coşkulu bağırışları koro halinde arkamda yankılanıyordu. Yürekleri kutsamamla dolan askerler atlarına asıldı. Savaşmak ve zafer kazanmak için coşuyorlardı. 

 

2 aylık yolculuğu 1 ayda ve sadece 1 kez mola vererek tamamladık. Geçtiğimiz topraklardaki halkların desteğini alarak ilerledik. Dumanlı dağlar ve çorak vebalı topraklar önümüzde seriliydi. Düşman ordusu bizi bekliyordu. Çirkin yaratıkların hırıltıları ve ulumaları bizi korkutmadı. Tepede durduk ve çarpışma için askerlerin sıralanmasını bekledim. Triton'u ordusunun başında göremedim. Sorun değildi. Onu saklandığı delikten çıkaracaktım. 

 

'İşte buradayız.' dedi Otea. 'Sonun başlangıcındayız.' Aleif gülerek kardeşiyle alay etti.

 

'En küçük olarak en erdemliymiş gibi konuşmamalısınız Kraliçem.'

 

'Savaştan sonra hangimizin buzda daha iyi olduğuna bir karar vermeliyiz belkide abla?'

 

'Elbette kardeşim, seve seve.'

 

'Heyecanınızı düşmana saklayın.' Frimold'un sesi uyarıcıydı.

 

Düşman ordusu kalabalıktı. Bu kadar leş yiyiciyi ne hızla yaptığını merak ettim. Aralarında Ölüm Şövalyeleride vardı ama onlar uzun zaman önce sorun olmaktan çıkmıştı. İçim huzursuzlanıyordu. Triton ve yandaş Tanrılarını göremiyordum. Onlardan kaç tane olduğunu bilmemek büyük bir sıkıntıydı. Düşman ordusunun gerisinde bir hareketlenme oldu. Ordu arkadan gelen kafileye yol vererek açıldı. Kara atlara binen 8 atlı öne çıktı. Aramızda uzun bir mesafe olsada Triton'un orada olduğunu sezdim. İğrenç sırıtışını bile hissedebiliyordum. Onu yenemeyeceğimi düşünüyordu.

 

Kartallar sırtlarında getirdikleri askerleri yere indirmeyi bitirmişti. Savaşa hazırdık. Kılıcımı çektim. Geceyırtan çınlayarak gün ışığında parıldadı. Kılıcımı takip eden binlercesinin şarkısı duyuldu. Pegasus'u şaha kaldırdım. Havaya kaldırdığım kılıcım kuvvetli beyaz ışıkla parladı.

 

'Hücum!' Pegasus'u dört nala sürdüm. Beraberimdeki herkes tepeden aşağıya atlarını sürdü. Rüzgar peşim sıra esti ve hızımıza hız kattı. Kılıcımın ışığı düşmana korku salıyordu. Triton'un bağırdığını gördüm. Askerleri onunla beraber saldırıya geçti. Ordular kafa kafaya birbirine girdi. 

 

Çarpışan bedenler, savrulan uzuvlar ve çınlayan silahlar gürültüsünde katliama kucak açtık. Kan, vahşet gözün görebildiği her taraftaydı. Haykırışlar, çığlıklar dışında anlaşılır hiçbir şey yoktu. Yeryüzündeki cehennemdeydik. Kırılan kemikler ve ezilen zırhların sesleri kabuslarda yıllarca duyulacaktı. Yeryüzünün gördüğü en kanlı savaş veriliyordu.

 

Bunu Tanrıların kıyameti olarak düşünen binlerce asker korkusuzca savaşıyordu. Aldıkları ölümcül darbeler onlara vız geliyordu. İki bacağı kopmuş bir asker sürünerek bacağına yapıştığı ölümsüzü yere devirerek kılıcını göğsüne saplayarak son nefesini verdi. Yüzyıllar sonra bu savaşı okuyacak olan nesiller  atalarının yaptığı fedakarlıkla gurur duyacaktı.

 

Kara atından inmiş hedefime ilerledim. Triton'un dengi benden başkası değildi. Askerlerimi beyaz alevleriyle küle çevirişini izledim. Adamlar çığlıklar atarak kaçıyorlardı. Şeytan, kılıcını her savuruşunda askerlerimden birinin canını alıyordu. Pegasus'tan atladım ve ezeli düşmanıma koştum. Süprüntü ölümsüz yaratıklar beni durduramazdı. Önüme çıkan her birini lime lime ederek ilerledim. Göz göze geldik. 

 

'Hala akıllanmadın mı acınası Tanrı? Seni kaç kere öldürmem gerekiyor?' 

 

'Seninle işim bittiğinde bacaklarıma yapışıp yalvaracaksın!' Kılıcını kaldırdı. Şakayı geride bıraktı.

 

'Lafını sana yedireceğim insan artığı!' Kılıçlarım buluştu. Uzun kılıcının özelliğini henüz kullanmamıştı. Dokunulmaz kılıcını ona ölümcül bir vuruş yapacağım sırada kullanıyordu. Düşmanım hakkında artık bilgim vardı. Kılıçların çarpışmasıyla yer çatırdadı, etrafımızda bir şok patlaması oldu. Havaya yükseldik. Triton dışında 7 Tanrı daha vardı. Kızlarıma güvenmek zorundaydım. Ursa'yı kurtarması içinde Işıkgetiren ve Eleel'e güveniyordum. Kalbimde güvendiğim insanların hissiyle bende kendi savaşıma yoğunlaştım. 

 

Triton'un vuruşları önceki karşılaşmamızdaki kadar kuvvetli gelmiyordu. Rahat saldırılar yapabiliyor ve zamanında karşılıklar veriyordum. Bakalım beyaz alevlerde ne olacaktı? Kara kanatlarıyla aramıza mesafe kattı. Alevlerini kullanmayı planlıyordu. Artık hiçbir alevin bana zarar veremeceğinden emindim. Saldırısını yapmasını bekledim. Zırhımı alevleriyle besleyecektim. Avuçlarından akan ak alevlere sarıldım. Evet beni yakmıyorlardı. Hatta sıcak dahi değillerdi. Zırhım enfes bir ziyafet çekiyordu. Kabararak orantısız şekilde sarkan uzantıları alevleri içine çekiyordu. Çektikçe uzayan bir formu vardı. Yeterince yediğinde orjinal haline döndü. Emdiği kuvveti hissediyordum. Triton'u kendi aleviyle yakacaktım.

 

'Alevlerimde boğul!' diye haykırdı Triton.

 

Beyaz alevleri kestim. Tek hamlemde dağıldılar. Triton'un yüzüne baktım. Alevlerinin neden beni yakmadığını anlamaya çalışıyordu. Onu daha fazla merak içinde bırakmak istemedim.

 

'Sana Zeus'un selamını getirdim hain.'




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1458

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 987

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 779

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 596

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 596

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15090 Üye Sayısı
    • 716 Seri Sayısı
    • 33278 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr