Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 145: Henüz Denk Değil


Triton elini lavın içine soktu. Lav elinde şekillenip kılıç şeklini aldı. İnce uzun kırmızı kılıç onun Tanrı silahıydı. 

 

'Ben Ateş Lorduyum! Bütün alevlerin sahibi! Adımı çalmaya tenezzül eden seni geberteceğim. Tanımadığım Tanrı kanını damarlarından boşaltacağım sahtekar!' Kılıçlarımız buluştu. Metallerin uğultusu şok dalgaları saçıyordu. Arka arkaya 3 defa tokuştular. Zırhımın arkasından alevler patladı ve bana ivme kazandırdı. Triton'u geriye ittim.

 

'Sahte olan sizlerdiniz! Evimizi elimizden çaldınız, zorla kanunlarınızı yaşattınız. Milyonlar ellerinizde can verirken gülüp geçtiniz. Adaletimi tadan Tanrılar'ın arasına katılacaksın.' Öfkem artıyordu. Öfkemden beslenen zırhım parladı. Limiti olmayan bir güç kaynağına sahiptim. 

 

Kılıçlarımız çarpışıyor, lav denizinde koca dalgalar oluşturuyordu. Meleklerim dövüşün şiddetinden yaklaşamıyorlardı. Odis ellerini birleştirdi. Cehennemin duvarları çatırdadı ve yaşamın ışığı içeri süzüldü. Işık hızıma hız kattı. Kılıcım yağmur gibi akıyordu. Triton bütün saldırılarıma karşılık veriyordu. Alevlerim cehennemden dışarı taşıyordu. Gökyüzünden alev yağmaya başlamıştı. 

 

Kılıçlar tekrar kenetlendi. İki elimin kuvvetiyle karşılık veriyordum. Triton elini suratıma yapıştırdı. Alevlerini tüm yüzümü saldı. Zırhımdan ayrılan uzun parça sol bileğini yakaladı. 'Hiçbir ateş bana etki etmez dedim sana!' Ancak Triton farklı bir alev kullandı. Parmaklarının ucunda kızgınlaşan beyaz alev suratımı çizdi. Sağ gözümün altından çeneme kadar yaktı. Hiddetle geri çekildim. Yüzümün sağ tarafı kavruluyordu. 

 

Beyaz ateşin bana zarar verebileceğini düşünmemiştim. Her çeşit alevi görmüştüm ama beyaz alevi ilk kez görüyordum. Yüzüm acıyordu. Acıdan dikkatim dağıldı. Beyaz alevlere boğuldum. Kanatlarımı siper ettim. Ateşinin gücü karşısında ilerleyemiyordum. Kendi alevlerimi saldım. Zırhım beyaz alevleri soğuramıyordu. Bu dövüşün sonucundan kaygılıydım. 

 

Beyaz alevler bedenimi yakmıştı. Gücümün kesilmeye başladığını hissettim. Alevler gücümü yutuyordu. Yerimden fırladım. Beyaz alevler hızla söndü. Gücüm yeniden dolmaya başladı. Alevler sanki vahşi bir hayvan gibiydi. Triton’un kızıl kılıcına tüm gücümle vurdum. Alevli kılıçlarımızın güçleri denkti. Kızıl kılıç çatırdadı. Ateş Lordu'nun kılıcı parladı. Kılıcım kılıcının içinden geçti ve Triton'un karnına girdi ama dokunulmaz kılıç tam kalbimde duruyordu. Henüz ölmemiştim. Kılıç kalbimde duruyor ama beni kesmiyordu.

 

'Sözlerin boşmuş hahaha. Bana dokunmayı kestiğinde dokunulmaz kılıcım kalbini deşecek.' Rakibim hakkında bilgimin olmaması sonumu getirecekti. Burada ölecek olsam bile beraberimde Triton'u götürecektim. Ben ölürsem Cennet'i yok edeceğine inandığım sevdiklerim ve dostlarım vardı. Eğer bugün burada ölürsem geride bıraktıklarımdan pişman olmadan ölecektim. 

 

'Korkunun ecele faydası yok!' Zırhımda biriken tüm enerjiyi kılıcıma aktardım. Triton'un bedenini ilk sefer olduğu gibi içeriden patlatacaktım. Alevlerim düşmanımın içine doldu. Patlamayla savruldum. Triton'un kızıl kılıcı çıkarken kalbimi kesti. Tanrılar'dan daha çok nefret ettiğim acı beni mutlulukla karşıladı. 

 

Savrulan bedenimi meleklerim yakaladı. 'Efendimiz!' Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum fakat patlamanın içinden çıkan Triton'u görmüştüm. Ağır yaralanmıştı. Sol kolu yok olmuş ve melek kanatları parçalanmıştı. Yok olan cehennemden kaçıyordu. Triton'u öldürememiştim. Göğsümdeki derin yaradan kanlar akıyordu. Kesilen kalbim yavaşça işlevini kaybediyordu. Şeytan'ı yenmeyi başaramamıştım ve ölüyordum.

 

Beni cehennemden çıkardılar. Kamp alanına kargaşa hakimdi. Yok olan cehennemden fırlayan kül ve alevler vebalı topraklara yağıyordu. Askerler telaşla alevleri söndürmekle uğraşıyordu. Bu karmaşanın ortasında ölmek üzere olan bedenim kamp alanına getirildi. Kızıl zırhım parçalanmış ve koyu kanım her tarafına bulaşmıştı. Son dakikalarımı yaşarken en son isteyeceğim şey yaşanıyordu.

 

Umutlarını bana bağlamış insanlar acılar içinde can çekişimi izliyorlardı. Ursa kalabalığı yararak yanıma geldi. Dizlerinin üstüne çöktü ve yerde yatan bana inanamayan gözlerle baktı. Hemen arkasında Eleel de aynı inanmaz gözlerle bakıyordu. Kalabalıkta fısıltılar dolanıyordu. Meleklerim yanı başımda ağlıyorlardı.

 

'Oh hayır!'

 

'Bu nasıl olabilir? Tanrı Azyl yenildi.'

 

'Sonumuz geldi.'

 

Elimi kaldırmaya çalıştım. Bunu yapmak bile imkansız geliyordu. Birkaç santim kalktı ve düştü. Düşen elimi Ursa yakaladı. Gözyaşları yanaklarıma damladı. Dudaklarım zorla kıvrıldı. Oğluma beceriksizce gülümsedim. 

 

'Affet oğlum… Başaramadım.' 

 

'Baba!!!' 

 

Melek kanatlarım dökülmeye başladı. Havaya narince yükselen kırmızı beyazlı yüzlerce tüy ahenkle dalgalanıyordu. 

 

İşte gidiyordum. Nihayete baktım. 11,000 yıl önce başaramadığımı başarmıştım. İnsanları kurtaran bir Tanrı olmuştum. Yeryüzünde barışı sağlamış ve tüm ırklara eşit haklar tanımıştım. Birde başaramadıklarım vardı. Tanrılar hala varlardı ve Şeytan'ı yenmeyi başaramamıştım. Herkes bana bel bağlamıştı ama ben onları yüzüstü bırakmıştım. Onca çaba yitip gidecek miydi? Ben öldükten sonra ne olacaktı? Bensiz Tanrılar'ı nasıl yeneceklerdi? Eşim, çocuklarım ve torunlarım ben öldükten sonra eskisi gibi olabilecekler miydi? 

 

Anılarım gözümün önünden hızla geçiyordu. Kızlarımı, onları ölüme sürükleyen mühürden kurtarışım, eşim Draris ile tanışmamı… Düşünmek zorlaşıyordu. Dünya kararıyordu. Ölürken öfkeleneceğimi sanardım. Yüzümde gülümseme ile gidiyordum. Gözlerimden yaşlar akıyor, nefes almak imkansızmış gibi geliyordu.

 

'Hayır, baba! Beni bırakıp gitme, hayır!!'

 

'O ölmedi… Şeytan kaçtı…'

 

Ölümden kurtulmak için hala bir şansım olabilirdi. Sakladığım Yıldız Tozu hayatımı kurtarabilirdi. Elimi zorla zırhımın altındaki cebe götürdüm. Parmaklarım hissizleşiyordu. Ağzımı açtım ama ses çıkmadı. Kahretsin. Keseyi tuttum. Sert taş parçası avucumdaydı. Gözlerim artık görmüyordu. Keseyi tutan elim boşa çıktı ve toprağa düştü. Son nefesimi vermiştim. 

 

Ölüm sessizliği yaşandı. Kimse yaşananlara inanmak istemiyordu. Ursa bağırdı.

 

'Hayır! Gitme!' Yumruklarını göğsüme vurmaya başladı. 'Bizi terk etme!' Tuttuğu elimde kendini saldı. Meleklerim parlayarak yok oluyorlardı. Oluştukları yıldız tozu gibi kum tanelerine dönüşmeye başladılar. Herkes korkuyla geri çekildi. Otasis inleyerek yere yığıldı. Toza dönüşüm bacaklarından başlamıştı. Odis ile ikisi hıçkırarak ağlıyordu. Yok olacaklarına değil efendilerinin ölümüne ağlıyorlardı.

 

Ursa feryatlarına devam ediyordu. Başını göğsümden kaldırdı ve gözüne bir parıltı çarptı. Babasının avucunda bir taş parlıyordu. Keseden düşen taş göz alıcıydı. Odis taşı hemen tanıdı. Ursa'ya bağırdı.

 

'Efendimizi kurtarmak için hala bir şans var! Çabuk taşı bana ver.'

 

Ursa önce  taşa sonra Odis'e baktı. Zaman hızla akıyordu. Taşı kaptığı gibi Odis'in yanına gitti. 

 

'Beni efendimin yanına götür.' Bacakları toz olan meleği babasının yanına sürükledi. Otasis ondan daha hızlı yok oluyordu. Meleğin kanatları toza dönüşürken acıyla inledi. Odis sıranın ona geldiğinin farkındaydı. Yıldız Tozu Kristalinin geriye kalan son parçasına baktı. Meleklere hayat veren bu taş efendisini kurtarabilirdi. Taşı göğsümdeki derin yaraya bastırdı. Bedeni titredi. Kanatları gerildi. Kar beyazı kanatların rengi siyaha döndü. Odis taşın enerjisini efendisine aktarırken kendi bedenini bir araç olarak kullanıyordu.

 

Kanatlar tamamen siyah olduğunda Odis'in daha fazla gücü kalmamıştı. Elindeki taş erimişti. Efendisinin bedeni parladı. Meleklerin yok olan uzuvları geri yerine geliyordu. Başarmıştı. Ursa bedenleri düzelen melekleri görünce umutla babasına baktı. Göğsündeki yara kapanmıştı. Yanı başına çöktü. Herkes derin bir nefes aldı. Birbirine sarılanlar oldu. Ursa akan gözyaşlarını sildi. Elini babasının göğsüne koydu. Kalbi atıyordu. 

 

Herkes Melek Odis'in yaptığını izlerken nutku tutulmuştu. Geleceğin umudu olan adamı kurtarmıştı. Babasına seslenen Ursa hiçbir cevap alamayınca kaygılandı. Bedenini hafifçe sarstı ama ufak bir tepki göremedi. Odis Ursa'nın omzuna elini koydu.

 

'Bırak dinlensin. Kendine ne zaman geleceğini bilemeyiz.'

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1391

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1172

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 965

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 890

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 784

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 744

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 701

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 596

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 555

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 528

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 215

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 201

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 130

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 130

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

Site İstatistikleri

  • 20480 Üye Sayısı
  • 582 Seri Sayısı
  • 28732 Bölüm Sayısı


creator
manga tr