Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 136: Bir İnsandan Korkan Tanrı


Divan ve Derin Dehşet tarikatları ile Polis'ten ayrılmamızdan çok geçmemişti. Divan Lideri Valdr ve Derin Dehşet Lideri Mesta bana eşlik ediyordu. Bu tarikatların sıradışı yetenekleri vardı. Divan üyeleri gizlilik konusunda uzmanlaşmıştı. Adımları sessiz ve gözden rahatça kaçan kör noktaları kullanmada ustalardı. Derin Dehşet üyeleri ise Dalga Çağıran sıfatını kendilerine benimsiyorlardı. Tek damla suyun olmadığı yerde bile yoktan dalgalar oluşturabiliyorlardı. Azatlar'ın izini Divan tarikatı üyeleri bulmuştu. 

'Yer burası efendim.' dedi Valdr boğuk sesiyle. Harabe şehri görür görmez tanıdım. Burası benim yüzümden yıkılan memleketimdi. Bir hata olmalıydı.

'Efendi Valdr, bizi Azatlar'ın ilk yerleşim yerine getirmişsiniz. Burası asırlar önce yok edildi.' Boğuk sesli orta yaşlı adam sözünü yineledi.

'Yer burası, devam edin lütfen.' Atlarımızı ileri sürdük. Önümüzde uzanan sis perdesi aralandı. Yok olan şehir yeniden inşa edilmişti. Çocukların seslerini duydum. 

Bu gerçek olamaz! Zihnim bana oyun oynuyor olmalı.

Davetsiz misafirleri karşılamaya gelen kalabalık bir grup belirdi. Siyah kıyafetler ve vahşi gözlere baktık. Kalabalık gruba bağırdım. Sesim otoriter ve acımasızdı.

'Hükümdarınıza Dünya Tanrısı'nın onu ziyarete geldiğini haber verin. Bütün bu acıya son vermeye geldim.'

Gruptan ses çıkmadı. Gri gözlü adamların gözleri maviye dönüştü. Atımdan indim ve yavaşça onlara yürüdüm.

'Efendim bekleyin!'

'Bunu bana bırak Efendi Mesta. Bende onlardan biriydim. Anlayacakları tek bir dil var.' Kılıcımı çektim. Geceyırtanı toprağa sapladım. Avuçlarım parladı. 'Gazabım sizleri arındıracak.' Büyülü çemberler katman katman uzadı. Azat grubu ışıkla çarpılıp yere yığıldılar. Korkan atların kişnemeleri duyuldu.

'Onlar… öldüler mi?' Valdr endişelenmiş görünüyordu.

'İzle.' Yere yığılan Azatlar teker teker ayağa kalktılar. Ölmediklerine şaşırmışlardı. 'Ben sizi aşağılayan Tanrılar'dan değilim. Bu topraklarda doğup büyüdüm. Hepimizi özgür bırakacak olanım. Bana katılın kardeşlerim. Bu savaş kendi aramızda değil tepemizdekilerledir. Ben, Tanrı Katili'yim, Barışgetiren'im, Zincirkıran'ım! Kalbinizin sesini dinleyin.'

Azatlar birbirlerine baktılar. Yavaşça kenara çekildiler ve şehre giden yolu açtılar. Birliğe atlarından inmelerini söyledim. Şehre yürüyerek girecektik. Ancak bir Fatih galibiyet almışsa şehre at sırtında girerdi. Ben hiçbir şey kazanmadım. Buraya kaybettiğim için gelmiştim. Şehir kapıları açılırken gün ışığı farklı parlıyordu sanki. Eve dönmüştüm. Azat evime…

Ley Han Ro heykeli hariç her şey eskisi gibiydi. Sokaklar canlı ve güzeldi. Kendimi rüyada gibi hissediyordum. İçimdeki garip duygu ve sersemlik beni esir almıştı. Sokaklarda yürüyor ve endişeli halkı izliyordum. Bu insanlar tarihi unutmuyorlardı. Onlar en başından gerçeği bilenlerdi. 

Bir zamanlar heykelin olduğu geniş meydanda koca bir bina vardı. Bu binanın etrafı kuleler ve korumalarla çevreliydi. Hükümdar Ophelia burada olmalıydı. Korkuyordum. Tanrı olduğum halde bir insandan korkuyordum. Binanın büyük kapıları açıldı ve bir adam dışarı çıktı. 

'Hükümdar Ophelia için geldim. Bu meseleyi çözmek için burdayım.'

'Hükümdarımız meditasyon yapıyor. Bitirene kadar beklemelisiniz.'

'Bekleyeceğim!' Arkamda duran onlarca adama geri dönmelerini söyledim. İki liderin gözleri fal taşı gibi açıldı.

'Ama efendim! Tek başınıza kalmamalısınız...'

'Azatlar düşmanımız değil. Yeterince kan döküldü. Geri dönüp kızm Otea'ya katılın. Orklar çetin savaşçılardır.' Sözümü tekrar etmem gerekmedi. İki tarikatta şehri terk etti. Olduğum yerde dizlerimin üzerine çöktüm ve beklemeye başladım. Binanın kapıları kapandı. 

5 gündür kıpırdamadan bekliyordum. Azatlar için bu duruş gayet normaldi. Günlerce, haftalarca kıpırdamadan meditasyon yapabiliyorlardı. Ben hepsinden daha sabırlıydım. Bir gün küçük bir kız çocuğu önüme yarım ekmek parçası koydu. Annesi hemen kızı yanımda uzaklaştırdı. Kıza gülümsedim ve ekmeği memnuniyetle kabul ettim. Bir 10 gün daha geçti. Geceler serindi. Gündüzlerse yağmurlu. Sırılsıklam güneşin doğuşunu bekliyordum. Kıyafetlerim çamur içindeydi. Kara bulutlar yağmur yağdırmak için hazırlanırken etrafımda hareketlenmeler fark ettim. Birkaç Azat yağmurdan korunmam için ahşaptan bir korunak yapıyorlardı.

'Ben bir Tanrı'yım. Buna gerek yok nazik insanlar.'

'...'

Benimle hala konuşmuyorlardı. Ophelia'nın meditasyonu ne zaman bitecekti? Fırtına bastırdı ve bende boğuk düşüncelerime daldım.

Bir buçuk ayın sonunda kapılar tekrar açıldı. Uzayan saç ve sakalımı olabildiğince düzenledim. Parçalanmış ve kirlenmiş kıyafetim bir hükümdarın karşısına çıkmaya uygun değildi. Azat elinde siyah sade bir giysiyle karşımda durdu. Binada üzerimi değiştim, yüzümü yıkadım. 

'Hükümdar sizi odasında bekliyor.'

Silahımı almak için elini uzattı. Geceyırtan'ı belimden çözüp adama verdim. Silahı benim haricimde kimse taşıyamazdı . Kolları ağırlığını tartamadı ve silah zemine çakıldı. Silahımı kaldırıp duvara yasladım. Ben onu geri almaya gelene kadar kimse onu kıpırdatamazdı.

Kendimi asırlar önce ilk kez Ophelia'nın karşısına çıkıyor gibi hissettim. Odaların şekli tamamen aynıydı. Yatak ve yere serili kilimli sade odalardan ibaretti. Camdan dışarı bakan hükümdar beni bekliyordu.

Ophelia onunla ilk karşılaştığım haliyle duruyordu. Kafasından simetri olarak uzamış bir çift boynuzu vardı. Bedeninden taşan enerjiyi hissettim. Tanrı sınırlarına yaklaşmıştı. Odaya girdim. Hala camdan dışarı bakıyordu. Sesi bir annenin şefkatine sahipti.

'Kayıp Azat sonunda evine döndü. Dönüşünü beklemek bana sonsuzluk gibi geldi Azyl Karagüneş. Huzuruma ilk gelişini hatırlıyorum. Tecrübeden yoksun bir kızdın.' Arkasını döndü ve donakaldı. 'Sen? Sen Azyl Karagüneş değilsin.'

Ophelia'ya hikayemin başını anlattım. Lanetimden bahsettim. Tanrılar'a olan nefretimin kaynağını ve sonrasında ihanetle sonuçlanan işgali özetledim.

'Demek olaylar böyle gelişti. Halkım adını yasakladı Tanrı Azyl. Ama ben öfkeye sahip olan biri değildim. Benim bu dünyada tek bir amacım vardı. O da kendimi Azat tekniğini geliştirmeye adamaktı.'

'Hükümdarım!' Dizlerimin üzerine çöküp saygıyla eğildim. 'Bu öğrenci hatalıydı. Azat evimizin yok edilmesini hiç istemedim! Ben sadece mükemmel medeniyetimizin yeryüzüne barış ve huzuru getireceğine inandım!'

'Bunu bizler olmadan başarmışsın öğrenci. Sana o katliamdan nasıl sağ kurtulduğumuzu anlatmama izin ver.' Benim gibi o da diz çöktü. Ellerimi tuttu. Gözleri beyaz parlıyordu. 

Kendimi katliam alanında buldum. Timar'ın boğazını kestikten sonra yaralı Ophelia'nın yanına gidiyordum ki Önder beni kovmuştu. Şehri terk etmeye karar vermiştim. Olayları Ophelia'nın gözünden görüyordum. Kan kaybediyor ve acı çekiyordu. Hemen biri onu kucaklayıp yeraltındaki gizli sığınaklardan birine götürmüştü. Yarasına ilk müdahaleyi yapıyorlardı. Askerler gizli sığınağın girişini bulmuşlardı.

'Yarayı durdurdum ama çok kan kaybetti. Daha fazla zamana ihtiyacım var!' dedi şifacı. İnsan askerleri Ophelia'nın olduğu odanın kapısını kırmaya başlamışlardı. Yolun sonu burasıydı. Dışarıdaki bağrışma sesleri ansızın kesildi. Kapıya kimse vurmuyordu. Kapı yavaşça açıldı. İçeridekiler savaşa hazırdı.

İçeri siyah elbiseli biri girdi. Azatlar gizemli kişiye saldırdılar. Mor büyü topları hepsini parçalara ayırdı. Gizemli kişi yaralı hükümdarın yattığı yatağa yaklaştı. Ophelia direnmek için kalkmaya çalıştı ama nafileydi. Yarası çok derindi. Gizemli kişi kapşonunu geriye attı.

'Eline yüzüne bulaştırdı. İnsanları kalplerinden değiştirmedikçe ne dersen boş. Ölmen için henüz erken boynuzlu kız. İleride işime yarayabilirsin. Sana Yıldız Tozunu veriyorum. Bu iyiliğimi unutma ve Azyl Karagüneş'e zamanı geldiğinde tozu teslim et. Senden daha çok onun ihtiyacı olacak.' 

Sarı toz parmaklarının arasından kaydı. Bedeni yeniden şekillenmeye başladı. Ophelia ona yardım edenin kim olduğunu bilmiyordu. Siyah kıyafetler giyen sarışın bir kadındı. Sadece bunu hatırlıyordu. 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1436

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1192

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 976

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 903

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 770

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 713

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 639

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 624

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 574

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 574

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 140

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 14332 Üye Sayısı
  • 673 Seri Sayısı
  • 31918 Bölüm Sayısı


creator
manga tr