"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 116: Polis Piskoposu


Şafakla beraber şehre girdik. 11,000 yıl önce yaşadığım yere hiç benzemiyordu. Sokaklar temiz, halk zengin görünüyordu. Yürüdüğüm yollar tanıdık gelmedi. Gösterişli binalar her yerdeydi. Burada fakir yok muydu? Geçen zamanda burada ne olmuştu böyle? Otea da benim gibi şaşkındı.

 

'Tıpkı kitaplarda anlatıldığı gibi. Altın hamam da gerçek midir acaba?' Otea ne kadar meraklı ve heyecanlıysa Extia o kadar rahatsızdı. Kalabalığın arasında ilerlerken yanına vardım.

'Sorun ne? İyi görünmüyorsun.'

'Tüm bu ihtişam bana abimi hatırlatıyor.'

'Abin?'

'Şehvetin ve Görkemin Tanrısı Eden.' Kalabalık bir barın önünden geçiyorduk. İnsanlar Tanrı Eden'ın adını haykırıyorlardı.

'Tahmininde yanılmamışsın. Hoş bir karşılaşma olmayacak.' Ejder Kral araya girdi.

'O pislikle aramızda bitmemiş bir mesele vardı. Çocuklarıma el sürerse bedelini öder.'

'Kaç kardeşin var Extia?'

'Bilmem hatırlayabildiğim kadarıyla 30 kadar.'

'30! Baban ve annen birbirlerini çok seviyor olmalıydılar.'

'Onun gibi bir şey.'

 

Artık evime benzemeyen şehre baktım. Bu insanlar hayatlarının tadını çıkarırken dışarıda soydaşlarına zulüm ediyorlardı. Gülmeye hakları yoktu. Yaşamaya da. Burayı küle çevirmek istiyordum. Biraz olsun bencil yüreklerine gerçeği işlemek istiyordum. Extia elimden tuttu. Sakinleştim. Altın çeşmeler, gül bahçeleri, mermer heykeller zenginliğin boyutlarını sergiliyordu. Elbiseler ve takılar… her yerde altın vardı! Zevk ve israf tavandaydı. Buraya Aydınlık Şehir Polis diyorlardı. Hayır! Burası Günahlar Şehri Polis'ti! Biri bile masum değildi. Polis, cehennemi hak edenlerin şehriydi. İyi giyimli sarhoşlar ve kocalarını gizlice aldatmak için fırsat kollayan kadınlar! Hepsi aynıydı. İğrenç içki kokan heriflerden biri bana çarptı.

 

'Önüğne bahsana be!' Adamı yakasından tutup altın varaklarla kaplanmış havuzlardan birine fırlattım. Kalabalıktan çığlıklar yükseldi. Adamı havuzdan çıkardılar. Beyaz zırhlı kraliyet askerleri olay yerine gelirken uzaklaştık.

'Öfkeni dizginlemen lazım evlat.' dedi Chinjoka.

'Demesi kolay!'

 

Bu sırada heykelleri gördük. Devasa 2 ejder heykeli şehir meydanında duruyordu. Birbirine sokulmuş zavallı ejderleri görünce duygulandım. Boyutlarından görkem değil hüzün ve çaresizlik atıyordu. Bu aptal insanların fark edemedikleri şey buydu. Chinjoka heykele yaklaştı. Elini heykele dönmüş çocuklarının taştan pullu derisine koydu. Bir baba olarak Ejder Kralın neler hissettiğini anlayabiliyordum. Bende evlatlarımı onlarca yıl aramıştım. Onları bulmuştu, artık kavuşma vakti yakındı. Yaşlı ejderin yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Ruhu en az benimki kadar hırpalanmıştı.

 

Kraliyet askerleri meydandan geçiyorlardı. Arkalarından tamamen altınla kaplı bir at arabası geçti. Arabayı gören insanlar saygıyla eğiliyor ve 'Çok yaşa Piskopos' diye bağırıyorlardı. Sezgileri kuvvetli adam buydu. Dün gece ormana vardığımızda orada olduğumuzu tahmin etmişti. Genç ve yakışıklı bir adamdı. Beyaz ve altın süslemeli bir giysi giyiyordu. Sarı saçları kısa ve muntazam kesilmişti. İlerlerken halkı selamlıyordu. Sırrını çözmeden onu öldürmek istemiyordum. Chinjoka'nın yanına gittim. Hala heykelleri izliyordu. Elimi omzuna koydum.

 

'Onları kurtaracağım. Söz. Şimdi bana bu lanet şehri yakıp yıkmak istiyor musun onu söyle?'

'Hemde nasıl. Taş üstünde taş kalmayana kadar.'

'Güzel. Çünkü bu gece burayı havaya uçuracağız.'

 

Heykele dokundum. Chinjoka'nın bahsettiği şeyi anladım. Heykelin içinde hala sıcaklık vardı. Esmeralda'yı kurtardığımdan daha kolay olacaktı. Ama Piskopos canımı sıkıyordu. Arabasını izlemeye karar verdim. Yanıma sadece Otea'yı aldım. Gizli takip işi Otea'ya çok uygundu. Araba şehirden ayrıldı ve ormanlık alana girdi. Peşi sıra bir gürültü oldu. Bağırışmalar duyduk. Haydutlar arabanın etrafını sarmıştı. Ellerinde sopalar, bıçaklar ve tırpanlar vardı. Arabanın içindeki Piskopos hepsinin öldürülmesini emretti. Kanlı bir çarpışma oldu. Polis halkı dışarıda fazla sevilmiyordu. Belkide yüksek vergiler ve lüks yaşam köylülerin üzerine çok yük oluyordu. Haydutları ortadan kaldıran askerler yeniden yerlerine döndü. Arabanın arkasından siyah çarşaflar çıkardılar. Ölülerin üzerine giydirmeye başladılar.

 

'Düzgün giydirdiğinizden emin olun Çavuş. Gözlerini kesin ki halk onları Azat sansın.'

'Emredersiniz efendim.' Çalılıkların arasında öfkeden çıldıracaktım. Kendimi daha fazla tutamadım ve arabaya doğru ağaçların arasından çıktım.

'Efendim bir daha haydut var!' Piskopos ilgisizce cevap verdi.

'İcabına bakın. Hemen Polis'e geri dönmek istiyorum. Buranın havası berbat.'

 

Askerler bana doğru geliyorlardı. Onları yenmem için kılıcıma ihtiyacım yoktu. Rüzgar ve Toprağın adı yeterliydi.

 

'Öl seni pis haydut!' Askerin silahı tam alnımda durdu. Rüzgar daha fazla ilerlemesini engellemişti. Askerin karnına şiddetli bir tekme attım. İki büklüm yere yığıldı. Ağzından kanlar akıyordu. Tekmem iç organlarını parçalamıştı.  İkinci askerin bacaklarını toprağa sapladım. Şaşkınlıkla hareket edemezken onu toprağın altına gömdüm. Toprak kapanırken çığlığıda kayboldu.

 

Rüzgar hiddetlendi. İki askeri gökyüzüne, havaya savurdu. Ağır zırhlarıyla toprağa düştükten sonra hareketsiz kaldılar. Araba tam önümdeydi. Kapının önünde kılıcını çekmiş tek bir asker kalmıştı. Tehditkar bakışlarında korku yoktu ama ben korkmasını ve yalvarmasını istiyordum. Kılıcımı çektim. Geceyırtan kabzasından vızıldayarak çıktı. Askere seslendim.

 

'Kılıcım bile o aşağılık kanının tadını istemiyor insan bozması. Ölmeden önce son güzel hatıralarını düşün.'

'Karşında Polis'in en iyi kılıç ustası duruyor Şeytan'ın Yoldaşı! Şeytan bile gelse beni durduramaz.'

'Cahil! Sözlerini sana yedireceğim!'

 

Kılıcım mor alevlerle kaplandı. O namussuz askere hayatının yalan olduğunu gösterecektim. Kontrolü bıraktım ve ellerim harekete geçti. Darbeyi güçlükle karşıladı. Kolları kuvvetimden titriyordu.

 

'Sen Şeytandan ne anlarsın! Seninle konuştu mu? Elindekileri çalmaya kalktı mı?'

'Kapa çeneni! Ait olduğun yere, Cehenneme dön!'

 

Darbe üstüne darbe indirdim. Metaller birbirine sürtüyor, mor alevlerim etrafa sıçrıyordu. Miğferine kafa attım. Geriye sıçradı. Miğferini çıkarıp fırlattı. Başı kanıyordu. Bana saydığı hakaretlerden sonra kolayca ölmesine izin veremezdim. Darbelerimi indirmeye devam ettim. Karşı saldırı yapmaya daha vakit bulamamıştı. Onu geriye ittim. Tam arkasına toprak bir blok çıkardım. Beklemediği bir acıyla bloğa çarptı. 

 

Kendine henüz gelememişti. Sol kolunu tuttum ve tersi yönde geri ittim. Toprak bloğa ters çarpan koldan kırılma sesleri yükseldi. Haykıran askerin sesi ormanda yankılandı. Kırılan kemiğinin güzel şarkısı neşemi yerine getirdi. Adamı bıraktım.

 

'Azatlar sizden daha masum. Kendinizi bu dünyanın öncüleri mı sanıyorsunuz? Sizler anca ikiyüzlülük ve ihaneti iyi becerebilen acınası varlıklarsınız!'

'Yalanlarını başkasına sakla Şeytan!' Kırık koluyla saldırıya geçti. Darbesini kolayca savuşturdum. Elimi yüzüme bastım.

'Şeytan değilim ama sana cehennem azabını yaşatacağım.' Avucumdan çıkan alevler askerin yüzünü yaktı. Kavrulan derisinin kokusu ve attığı çığlıklar bana büyük bir haz verdi. Araca yöneldim. Kapısını attım ama içinde kimse yoktu. Ben askerlerle savaşırken Piskopos kaçmış olmalıydı.

'Onu buldum baba.' Ağaçların arasından Piskoposla beraber Otea çıktı. İz sürmek ve takip etmek Otea'nın işiydi. Piskopos'u itti. Adam arabaya yaslandı.

'Lütfen beni öldürmeyin. Ne isterseniz veririm. İstemediğiniz kadar param var. Sizi paraya boğarım!' Piskopos'u saçından tutup kaldırdım. Bu korkak adam Piskopos muydu? Güçlü sezgileri olan biri böyle davranmazdı.

'Söyle! Asıl Piskopos nerede?'

'Benim! Piskopos benim! Lütfen canımı yakma.'

'Yalan söyleme! Öyleyse dün gece askerleri neden ormana yolladın?' Piskopos ağlamaya başladı.

'Öyle yapmam söylendi. Yıllardır böyle yapıyoruz.'

'Kim? Kim sana sahte kahinlik yaptırıyor.'

'Tanrı! Polis'in Tanrısı!'

 

Tanrı Eden'ın burada olduğumuzdan haberi var mıydı? Öyleyse şehirde bıraktığımız Extia ve Chinjoka'nın başı beladaydı. Hemen yanlarına dönmemiz lazımdı. İğrenç insan bozuntusuna baktım. Suratına attığım yumruk dişlerini döktü. Kırılan burnunu acıyla tuttu. Onu öldürmeye bile değmezdi. Bu gece hiç olmadığı kadar hareketli geçecekti.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 991

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 800

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 781

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15228 Üye Sayısı
    • 719 Seri Sayısı
    • 33341 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr