Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Beyond Eternity - Bölüm 114: Beyaz Tuvalleri Kırmızıya Boyayalım


İnsan Krallığının başkenti Polis'ten Kuzey Hava Tapınağını incelemesi için bir ekip gönderileceği bildirgesini o sabah elime almıştım. Katibin düzenli raporlarından kuşkulanmaya başlamış olmalıydılar. Gelmelerini istiyordum. Kaç kişi gelirse gelsin burası onların mezarı olacaktı. Kan dökmek için yanıp tutuşuyordum.

 

Tapınağın inşası bitmişti. Adamlarım güzel iş çıkarmıştı. Extia'nın heykeli onu her haliyle yansıtıyordu. Önünde diz çöken insan silüetleri karşısında tahtında oturuyordu. Kollarını göğsünde birleştirmiş hepsine hükmeden bir bakış atıyordu. Sürekli giydiği siyah elbisesi üzerindeydi.

 

'Demek heykelinin olması böyle bir hismiş. Hoşuma gitti.'

'Ve Tapınağının.'

'Evet bu tapınak artık bana ait.'

'Bir isim düşündün mü?'

'Acı Tapınağı. Adı bu olmalı.'

'Haklısın. Şimdilik burası boş bir tapınak ama yakında dolacaktır. Acısını unutmak isteyen binlerce insan var.'

'Haha, dualara ihtiyacım olacak. Divanda zor zamanlar yaşayacağım.'

'Senin gibi benimde ihtiyacım olacak. Bir tapınak daha yaptırmam gerekecek. Kendi tapınağımı.'

'Önce neyin Tanrısı olacağın önemli. Tapınak bekleyebilir.'

'Evet acele etmeyeceğim. Sence neyin Tanrısı olacağım? Bir tahminin var mı?'

'Seçim bizim elimizde değil. Yoksa Acının Tanrıçası olmazdım. Hmm, azmine bakarsak Tuvalet Tanrısı olmayacağın kesin.'

'Öyle bir şey mümkün mü ki? Düşünsene, bütün bu ıstırap ve emek hepsi Tuvaletlerin Tanrısı olmam içinmiş. Hahaha.'

'Neyseki Tuvalet Tanrısı diye bir şey yok. Bu geceleri biraz daha rahat uyumanı sağlar mı?'

'Kesinlikle. Belkide bu geceki uykuma sende katılırsın.'

'Güzel teklif. Gece olana kadar düşüneceğim.'

 

Günler geçti ve Polis'ten gelecek olan ekip sonunda geldi. Parlak beyaz zırhlıları en son yuvamın işgalinde görmüştüm. Ahh, o beyaz zırhlardan nefret ediyorum. Miğferlerin üzerinden yükselen çift ufak beyaz kanatlar lanet Tanrılara atıfta bulunuyordu. Bugün beyaz tuvalleri kırmızıya boyamak için harika bir gündü.

 

Tapınaktan aşağı indim. Beyaz atının üzerindeki asalet saçan iğrenç insana baktım. Etrafına kutsallık saçtığını sanan bir gerizekalıydı. Konuşmadan onu ortadan ikiye bölmek istiyordum. Atından inmeden emreden bir sesle konuşmaya başladı. Elinde bir parşömen tutuyordu.

 

'Başkent Polis bu Tanrılara hizmet etmeyen tapınağın teftişine karar vermiştir. Bizzat Kral Kilius'un mührünü taşıyan bu fermanda tapınağın yönetimini krallığa devretmenizi ve bunu takiben en kısa sürede boşaltma işlemine başlanmasını buyurmaktadır. Emre itaat edilmezse tapınak işgal edilecektir.' Parşömeni kapattı ve yanındaki askere verdi. 'Fermanı duydun seni sahte rahip ya tapınağı boşaltırsın ya da burayı sizinle beraber yakarız.'

 

Otea gergin görünüyordu. Aşağıya sadece ikimiz inmiştik. Böyle olmasını istemiştim. Atlıya yaklaştım.

 

'Azatların geri döndüğünü duydum.' Adam şaşırdı.

'Evet o pislikler karınca gibi her yerden çıkıyor. Her zamanki gibi çaresine bakacağız.'

'Öyle mi? Her şey değişir demişlerdi ama siz hala aynısınız.'

'Ne saçmalıyorsun anlamıyorum rahip. Canının kıymeti kalmadıysa sana yardımcı olayım!'

'Benim tatlı canımı Tanrılar bile alamıyorken senin gibi ayaklı günah birikintisi mi alacak?'

'Yeter! Tapınağını başına yıkacağız sapkın rahip.'

 

Geceyırtanı kınından çekip savurdum. Atlarında duran iki adamı tek hareketle öldürdüm. Bembeyaz zırhları kana bulandı. Çuval gibi yere yığıldılar. Kara kılıcımı kınına soktum. Arkada bekleyen kalabalık asker grubuna baktım.

 

'Gerisi senin Otea.'

'Ama orada neredeyse 50'den fazla asker var baba.'

'50'ye karşı 1. Bana adil göründü.'

 

Otea mesajı almıştı. Babası onu test ediyordu. Daha önce tek başına bu kadar kalabalık bir grupla savaşmamıştı. Öne doğru yürümeye başladı. Buz kılıcını kınından çekti. Arkasına dönüp babasına baktı. Adamın yüzünden ona güvendiğini gösteren bir gülümseme vardı. Bu gülümseme ona yetti. Kalabalığın üzerine koştu. Askerler onlara doğru koşan kadın birden ortadan kaybolduğunda neler olduğunu anlayamadılar. Sonra arka taraftan bir bağırma sesi geldi. Askerlerden biri ölmüştü. Kalabalık grup birbirlerine yakın durmaya başladı. Kadın görünmez olabiliyordu.

 

Yakın durmaları Otea'nın işine geliyordu. Böylece onları uzaktan daha rahat vurabilirdi. Sağ elinde kılıcı sol elinde ise buzul asası vardı. Artık ikisini aynı anda kullanabiliyordu. Görünmezlik büyüsünü kapattı. Yeri buzla kapladı. Birkaç buz mızrağını askerlere fırlattı. Amacı onları hemen öldürmek değildi. Babası bunu biraz tecrübe edinmesi için yapmıştı. Hızlıca bitirirse ne faydasını görebilirdi ki?

 

Buz mızrakları bazı askerleri yaraladı ama öldürmedi. Özellikle mızrakları küçük boyutta tutmuştu, ölmelerini istemiyordu. Son aylarda geliştirdiği yeni bir şey vardı. Denemesi için karşısına hiç rakip çıkmamıştı. Babası ve ablası Frimold gibi kendine buzdan bir zırh yapmıştı. Babası bunu ilk kez görecekti. Heyecanlandığını hissetti. Artık korkmuyordu. Kontrol elindeyse korkacak bir şey kalmaz.

 

Kendini bir buz sütununa çevirdi. Buz çatırdadı ve kırıldı. Parlak, pürüzsüz buzdan bir zırhı vardı artık. Askerlerin arasına daldı. Kılıçlar ve mızraklar ona işlemiyordu. Ara sıra görünmez oluyor ve tekrar ortaya çıkıyordu. Askerler sonraki hareketini göremiyorlardı. Askerlerin içinde kabaran korkuyu hissedebiliyordu. Kan kokusu çok hoştu. Kendinden geçecek kadar hoştu. Gelen darbeleri savuşturuyor, bazılarını ise buza çeviriyordu. Askerler buz zeminde zor hareket ediyorlardı.  Asasını bıraktı. Kılıcıyla adamları biçmeye devam etti. Beyaz zırhlar ve buzul zemin yavaş yavaş kızarıyordu. Askerler vahşet saçan kadından kaçmaya başladılar. Birçoğu silahını bırakarak kaçıyordu.

 

Otea yere sert bir tekme attı. Toprak zeminden yükselen buz duvarları askerlerin kaçmasını engelledi. Sadece tek bir çıkış yeri vardı. Askerler oraya kaçmaya başladı. Çıkışta bekleyen siyah mor kıyafetli adamı görselerde durmadılar. Adamı arkalarında vahşet saçan kadından daha az tehlikeli görüyorlardı ama yanılıyorlardı.

 

Mor saçlı adam tekrar kılıcını çekip havaya savurdu. Kılıçtan fırlayan kara dalga askerlere çarptı. Bedenleri paramparça olan askerler yere yığıldı. Geri kalan askerler büyüyen korkuyla durdular. Kaçış yoktu. Bazıları dönüp buzul kadınla savaşmayı denedi ama onlarda yerde yatan cesetlere katıldılar. Son kalan 5 asker diz çöküp yalvarıyordu. İkisi çoktan ağlamaya başlamıştı. Otea hemen arkalarında bekliyordu.

'Sadece birini sağ bırak.'

'Tamam baba.'

Babası tapınağına dönmek üzere oradan ayrıldı. Otea askerlere baktı. Biri yaşayacak gerisi ölecekti. 

'Miğferlerinizi çıkarın.'

Askerler tereddütten sonra emri yerine getirdiler. Otea hepsinin yüzüne baktı.

'Evli olan var mı?'

Adamlardan üçü elini kaldırdı. Gözlerini kırpamadan diğer iki adam öldü. Korku dolu çığlıklar yükseldi.

'Peki çocuğu olan var mı?'

Bu sefer üçüde elini kaldırdı. Tekrar hepsinin gözlerine baktı. Soldaki adamın içindeki korku daha fazlaydı.

'Yalan söylüyorsun.'

'Ne- Ah!'

Geriye sadece iki adam kalmıştı. Dizlerinin üzerindeki iki adamın hizasına çömeldi.

'Çocuklarınızı seviyor musunuz?'

'Bu sorularda ne böyle?! Tabikide seviyoruz. Hadi öldür de bitsin bu çile. Tanrılar bu yaptığını yanına bırakmayacak!' Adam Otea'nın yüzüne tükürdü. Yüzünü sildi. Adama öfkelenmedi.

'Yaratıcın olduğunu iddia ettikleri sahtekarlara inanmaya devam et. Belki öldüğünde seni kurtarırlar.' Kılıcı adamın karnına sapladı. Son kalan adama baktı. 'Piyangoyu sen kazandın. Kralına dönüp mesajı iletmek sana kaldı.' Beyaz atlardan birini getirdi.

'Ne mesajı?!'

'Tabikide kokuşmuş kralına ileteceğin mesajı! Burası artık Acı Tanrıçasının Tapınağı sersem. Buraya saldırmaya cüret ederse ruhu asla huzur bulmayacak. Bekle bir dakika.' Yerde yatan askerin derin yarasından elini kana buladı. Askerin yüzünü ve zırhını kanla kapladı. Omuz zırhından ve kolluklarından birini söktü.

'Ne yapıyorsun!?'

'Sakin ol aptal sana iyilik yapıyorum. Başkente hiç zarar görmeden gittiğini görürlerse sence ne düşünürler? En azından biraz savaştığına inansınlar. Savaşsan sonun şunlardan farklı olmazdı.'

'Zaten öleceğim…'

'Ne demek öleceksin?'

'Kral Kilius'a kötü haber iletirsen öldürülürsün. Beni burada öldürmeliydin.'

'Demek piyango sana vurmadı...' Adam için üzüldü. Başkente hiç gitmeyeceğini düşündü. 'Başkente gitmeyeceksin değil mi?' Adam itiraf etti.

'Evet gitmeyeceğim. İstersen beni öldürebilirsin ama sana sormak istediğim bir şey var.' Otea kafasını salladı. 'Demin söylediklerin ve soruların… hepsinin anlamı neydi?'

'Ne dediysem o. Tanrılar buraya sonradan geldi. Onların kölesi olduk ve kim olduğumuzu unutturdular. Sorularımın sebebi ise bana kalsın.'

'Sen bunları nereden biliyorsun?'

'Zihnim açıldı… Anlatsam bile inanmayacaksın.'

'Denemeden bilemezsin? 

 

Uzaktan Otea'nın askerle konuşmasını izliyordum...




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17365 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23485 Bölüm Sayısı


creator
manga tr