Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 91: Kızımı Alıp Gidiyorum


'Kardeşim! Senin için geldik. Uyan!' Frimold kardeşini uyandırdı. Sesi çatallanarak çıkıyordu. Gözlerinden yaşlar akıyor, hıçkırıyordu. Aleif gözünü açtı. Tek gözü bandajla sarılmıştı. Bunu yapan katildi. Hayal gördüğünü sanıyordu.

 

'A-Abla sen misin?'

 

'Evet canım kardeşim. Sonunda buluştuk.'

 

'Babam da burada mı?'

 

'Buradayım birtanem. Ablana yolladığın mesajı aldım. Seni bu zindandan kurtarmaya geldik.'

 

Yaralar ve pislikle kaplı yüzünün yanaklarından yaşlar akıyordu. Kolları zincirlerle yan duvarlara bağlanmıştı. Altından bile güzel sarı saçları mahvolmuştu. Konuşması için yediği dayaklar ve vücuduna basılmış kızgın demir izlerini gördüm. Buz halkıymış. Prensmiş. Darbeymiş. Hepsinin canı cehennemeydi. Büyülü kılıcımı çektim ve buzdan zincirleri parçaladım.

 

Frimold'un kardeşini tuttu. Yaralarını iyileştirmeye başladı. Dağlanmış bedenini tek tek iyileştiriyordu. Yanına oturdum ve elini tuttum. Frimold yaralarını iyileştirirken canı yanıyordu. Böyle acı çekmesini izlemeye dayanamazdım. Ellerim mor büyüyle parladı. Aleif'in acıları bana geçti. Acı duymayan bedenim kızımın acısıyla sarsıldı. Dişlerimi sıktım ve direndim. 

 

'Baba?'

 

'Sen devam et...'

 

Frimold kardeşini iyileştirmeye devam etti. Bütün kızgın demir izleri gittikten sonra ezilmiş ve morarmış darp izlerini iyileştirdi. En kötüsünün kızgın demir olduğunu sanmıştım. Tamamen kör kalmış sol gözünü iyileştirmeye başladığında gözümden siyah kanlar aktı. Elimi gözüme bastırdım ama acı korkunçtu. Hançer adeta benim gözümü kesiyordu. Son yarasını iyileştirdikten sonra elimi çektim. Elimi çekmemle bedenimdeki ağrı ve acı yok oldu. 10 saniye öncesine kadar acıyla kıvranıyordum.

 

Aleif kendini toparladı ve yere oturdu. Ablası gözündeki bandajı açtı. Gözünü dikkatle açtı. Siyah koyu gözlerini birkaç kez kırptı. Frimold kardeşine sarıldı. Ağlamaktan konuşamıyordu. O ağladıkça Aleif'te ağladı. Kendime hakim olsamda gözlerimden tutamadığım yaşlar akmaya başladı. Kızlarımın ağladığımı görmelerini istemedim. Gözyaşlarımı sildim. Kalın kürkümü çıkarıp kızıma sardım. Eğilip iki kızıma sarıldım.

 

Bir kızımı daha bulmuştum. Onu buradan çıkarmamı engelleyecek hiçbir güç yoktu. Beni kim durdurabilirdi? Tanrıların unuttuğu bu yerde benden güçlü kimse yoktu. Ejder Kral Chinjoka benim müttefikimdi. Yanımda Tanrıçam ve benimle eşdeğerde güçlü kızım vardı. Bir grup Mithril seviye maceracı ekibimde emirlerimi bekliyordu. Farklı bir alemden onlarca savaşçıyı çağırabilen bir Çağırıcıya da sahiptim. Bu ülkenin altını üstüne getirebilirdim. Evet bunu istiyordum da.

 

Öfkelenmiştim. Kendimi dizginlemenin ne anlamı vardı? Kızım haksız yere suçlanmış ve hapsedilmişti. İşkence görmüş, darp edilmiş ve yaralanmıştı. Onu öldürmeseler bile beter duruma sokmuşlardı. Bunun bedelini canlarıyla ödeyeceklerdi. Masum olmalarının ne önemi vardı? Kızımda masumdu. Frimold'un sözleri bir kez daha anlam kazandı. Buz halkına borçlu olduğum bir şey yoktu. Yardımım tehditler ile sağlanmıştı. 

 

'Parlak Buz Okulunda yaşananları öğrendim. Sen Patriğin odasına girdiğinde katil oradaydı değil mi?'

 

'Evet. Patrik Sulsalk beni yanına çağırmıştı. Odasına girdiğimde elinde hançer tutan bir adam vardı. Patrikse yerde yatıyordu. Katile saldırdım. Boğuşmaya başladık. Bileğini ve boğazını kestim ama adam ölümcül yarasına oralı bile olmadan saldırmaya devam etti.'

 

'Sonra hançeriyle gözünü yaraladı. Sen yerde yatarken içeri öğretmenler girdi ve seni yakaladılar.'

 

'Gözümün yarasından fazla bir şey göremedim. Katil maske takıyordu. Beni yaraladıktan sonra ortadan yok oldu.'

 

'Bunun sebebi onun bir Şekildeğiştiren olması.'

 

'Şekildeğiştiren mi?'

 

'Evet babam onun bir Şekildeğiştiren olduğundan emin. Onu aramanın yollarınıda buldu.'

 

'Bunu duyduğum iyi oldu. O kancığı öldürmek istiyorum.'

 

'Seni buradan çıkarmanın vakti geldi. Yürüyebilecek misin?'

 

'Evet baba. İdare edebilirim. '

 

'Güzel, ablanın yanında dur, bize bir yol açacağım.'

 

Buz hücreden çıkmak için hazırlanıyordum. Kılıcımı kavradım ve kapıda nöbet tutan muhafızlara saldırmak için hazırlandım. Koca sarayın sallanmasıyla dengemizi kaybettik. Sarsıntı birkaç saniye sürdü. Onu takiben ikinci ve üçüncü sarsıntılar yaşandı. Bu düşündüğüm şeydi. Darbe başlamıştı. 4 Prens ve soylular ayaklanmıştı. Koşarak yaklaşan ayak seslerini duydum. Kapı açıldı ve 2 asker içeri girdi.

 

'Efendim, Prens kraliyet ordusunun başına geçmek üzere ayrıldı. Hemen yanınıza gelmenizi istiyor.'

 

'Prense hizmet etmiyorum.'

 

Kılıcım boğazından hızla geçti. Hemen arkasındaki askerin karnına sapladığım kılıcımı geri çektim. 2 askeri karşılık vermelerini beklemeden öldürdüm. 

 

'Buradan gitme vakti geldi. Herkesi kunduz bahçesine toplamalıyız.'

 

Bütün hücrelerin kapısını açtım. Zincire vurulu suçluları serbest bıraktım. Üst kata yöneldim. Orada tutulan suçluları serbest bıraktım. Koşarak zindanın girişine geldik. Otea ve Kayn burada değildi. Zindandan kurtulan mahkumlar garnizonda savaşan askerler ve darbecilere saldırmaya başladı. Kılıçlar ve mızrakların sesi yankılanıyordu. Buz büyüsü her yerde uçuşuyordu. Kalabalıktan uzaklaştık. Sarayın koridorlarına girdik.

 

Koridorda yatan hizmetçi ve askerlerin cansız bedenlerinin üzerine basarak ilerledik. Bacağımı yaralı askerlerden biri tuttu. Ona döndüm ve ümitsiz bakışlarını gördüm.

 

'Kraliçeyi koruyun…' Eli gevşedi, beni bıraktı. Koridorun bittiği yol ayrımında, iki yolda da askerler vardı. Bunlar darbeci askerlerdi. Kraliyet askerleri beyaz ve mavi üniforma giyiyordu. Bu askerler soyluların renklerini taşıyordu. 

 

Sağda 10, solda 8 asker bekliyordu. Frimold'a solu işaret ettim. Koridordan çıktım ve askerlere doğru yürüdüm. Doğruca bana saldırdılar. Aldıkları emre göre kimseyi sağ bırakmayacaklardı. İlk askerin kılıcını karşıladım. Gözlerim mora dönerken vücudum Extyl ile kaplandı. Mor büyü dalgaları vücudumun etrafında dalgalanırken asker korkuyla geri çekildi.

 

'N-Nesin sen böyle?' 

 

Extyl soğudu ve katılaştı. Avucumdan fırlayan zincirler askeri boğazından yakaladı. Onu kendine çektim. Kılıcım kalbini delip geçti ve sırtından çıktı. Ağzımdan kustuğu kan suratımı ve zırhımı yıkadı. Sıcak kanın yanaklarımdan akışı ve kokusu beni heyecanlandırdı. Diğer askerler oldukları yerde kaldılar. İçlerinden biri bağırdı.

 

'Öldürün onu!'

 

Buz büyüsünden bıçaklar üzerime yağdı. Ölü askerin bedenini kendime kalkan yaptım. Bedenine saplanan buz bıçaklarının tok sesini duydum. Bedeni bıraktım. Ağır adımlarla askerlerin üzerine yürüdüm. Duvara dokundum. Extyl yeniden şekillendi. Duvarın arkasından dolandı. Sarmaşıklar askerlerin bulunduğu duvardan fırlarken onları gafil avladı. Sarmaşıklar askerleri yakaladı. Tamamen sardı ve çığlıkları kesildi. Çok kolay ölüyorlardı. İnsanlar gerçekten zayıf ve kırılgan varlıklardı.

 

.

.

.

 

Frimold takviye kuvvetlerin gelmesini istemediğinden  askerleri hızlıca halletmeye karar verdi. Kardeşi Aleif hemen arkasındaydı. Kendine buzdan bir kılıç yapmıştı. Kılıcı tutan eline dokundu. Kılıcı yere indirdi.

 

'Bana bırak kardeşim.'

 

Saray kıyafetinin yerini altın sarmaşık zırhı aldı. Parlak uzun sarı hançerlerini eline almayalı uzun zaman olmuştu. Elleri kaşınıyor ve savaşmak istiyordu. Askerlere koştu. Hızlı hareket ediyordu. Hançerler iki askerin boğazını kesmişti bile. Üçüncü askerin mızrağından kurtuldu. Karnına sapladığı hançerler adamı yere serdi. Zemini donduran buz büyüsünden peri kanatlarını kullanarak kaçtı. 

 

Alçak tavanda uçması zordu. Mızraklardan kaçtı ve buzun olmadığı tarafa çekildi. Bu insanların tek bildiği büyü buzdu. Onun dışındaki bütün büyülere yabancılardı. Hançerlerini bıraktı. Parlak silahlar ahşap zemine saplandı. Bütün vücudu parladı. Altından zırhını kuşandı. Kalkanı ve uzun kargısını askerlere doğrulttu. Geçen yıllarda bu yeteneğinde tamamen ustalaşmıştı. 

 

Peri kanatları maviye döndü ve hızlıca çırpınmaya başladı. Gözle görülemeyen bir hızla ileri fırladı. Askerlerin arasından geçerken sadece bir ışık kıvılcımı gözüktü. Kargı askerlere çarpmadan aralarından geçmişti. Etrafında oluşturduğu akım hepsini ezmişti. Duvarlar kırmızı kana boyandı. Tavandan aşağıya kanlar damlıyordu. Geriye ne ceset ne de zırh parçası kalmıştı. Kalkanı ve kargısı parlayarak yok oldu. Hançerlerini aldı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1362

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1144

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 775

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 727

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 96

Site İstatistikleri

  • 18950 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26534 Bölüm Sayısı


creator
manga tr