“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 70: Kutsal Kan Merdivenleri


Dikkat çekmemek adına hana farklı zamanlarda girip bir veya iki kişiden oluşan gruplar halinde oda kiraladık. Esir ile aynı odada kalıyordum. Dicos'ta yanımdaydı. Verdiği bilgiler işimize yarayacaktı. Bileğindeki ipleri çözdüm.

 

Ağrıyan bileklerini ovuşturdu. İradesi dışında geçen birkaç günlük yolculuk onu yormuştu. Buradan çıkıp evine geri dönmek istiyordu. Kimseye bir şey söylemeyecekti. Bu adamların tek derdi kaçırılan arkadaşlarını kurtarmaktı.

 

Oturduğu yatakta bileklerini ovuşturan barbarı izliyordum. Yolculuk boyunca hiçbir yanlış hareketi olmamıştı. Gitmeyi tamamen hak ediyordu.

 

'Yollarımız burada ayrılıyor.'

 

'Evet, gidebilirim değil mi?'

 

'Elbette…'

 

'Umarım arkadaşını kurtarabilirsin.'

 

Barbar ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Arkasını bana döndüğünde tek elimle ağzını diğer elimle kafasını tuttum. Boynunu çevirdim ve kırılan kemiklerinin sesi odayı doldurdu. Ufak bir inilti sesinden fazlası duyulmadı. Kansız ve hızlı. Yere yığılan bedeninden çıkan ruhu arafıma katıldı.

 

Bedenini yüzüğüme koyup odadan çıkarken zihnimde bana saydığı lanetlerini duymazdan geldim. Arafla bağlantımı kestiğimde zihnim daha rahattı. Dicos anlamsız gözlerle bana bakıyordu.

 

'İşimi şansa bırakmayacağım. Odadan ayrılma, fazla dikkat çekiyorsun.'

 

Handan ayrılıp insanların kalabalık olduğu bir bölgede toplandık. Burada buz raylarına yüklenmeyi bekleyen vagonlar ve eşya yükleyen işçilerle doluydu. Duvara yaslanmış beni bekleyen Rochel'in yanına gittim.

 

'Esire ne oldu?'

 

'Gitmesine izin verdim.'

 

'Bizi kimseye anlatmayacağından emin misin?'

 

'Merak etme eminim.' Ölü bir adam konuşamaz.

 

 Binalar ve birçok eşya buzdan yapılmış olsada her şey buzdan ibaret değildi. Soğuk havaya dayanamayacak olan eşyalar buzdan imal ediliyordu. Binaların içlerinde ahşap kullanılmaktaydı. 

 

'Diğerleri nerede?' Etrafıma bakındım ama kimseyi göremedim.

 

'Gregor ve ekibi şu tarafta, Akiralar da vagonların yüklendiği tarafta. Frimold ve Kayn ilerideki barbarla konuşuyorlar.'

 

'Beni zindana attıracak bir şey bulabilir miyiz?'

 

'Şeytan  lordunu tek başına yendiğin gibi aynı şekilde hareket edebileceğini sana kim söyledi?'

 

'Beni bunu yapmaktan nasıl alıkoyacağını merak ediyorum.'

 

Yaslandığımız duvardan doğruldu. Karşımda durdu.

 

'Deana anlardı.'

 

'Deana benim. Kişiliğim hiç değişmedi.'

 

Sağ elini duvara dayadı. Yüzlerimiz birbirine çok yakındı. Kahve kıvırcık saçları soğukta daha koyu görünüyordu. Dudakları ve burnu soğuktan kızarmıştı. Beyaz teni soğukla beraber tüm kanını kaybetmiş kadar beyazdı. Sivri burnu incecikti. Yeşil gözleri yeşimi andırıyordu. Yüzüne daha önce bu kadar yakından bakmamıştım. Rochel güzel bir kadındı.

 

'Kişiliğin hala aynıysa kanıtla!'

 

Neyi kanıtlayacağımı anlamadım. Bedenimin değişmesi kişiliğimi hiç değiştirmemişti.

 

'Bana sinirli olmalısın. Seni kandırdığımı düşünüyorsun.'

 

'Kandırmadın mı?'

 

'Bu konuşmayı yapmamızın bir anlamı yok. Ne düşündüğün umrumda değil. Sadece bu saçmalığı kesmeni istiyorum.'

 

'Tek istediğim bir kanıt. Tanıştığım 3 kişininde aynı kişi olduğuna inanmak istemiyorum. Üçü de gözümde bambaşka kişilerdi.'

 

'Kimseye hesap verecek değilim. Asırlarca bir bedenden başka bedene geçmenin ne demek olduğunu bilemezsin. Yalanlarla yaşıyorsun. Hayatın, tanıştığın kişiler, kendin bir yalandan ibaretsin.'

 

'Ne yani seni dostum bilemeyecek miyim?'

 

'Hayatını benim için ortaya attın. Dostum diyebileceğim kişiler bunu yapar.'

 

Biraz sakinleşti.

 

‘Bunu duyduğuma sevindim. Bir süredir bunu düşünüyordum ve... ‘

 

‘Ve…’

 

‘Boşver önemli bir şey değil.’

 

Avaros Sarayına bakmaya gittik. Buzdan koca saray şehrin ortasındaydı. yirmiden fazla buzdan kule gökyüzünü deliyordu. Saray, çevresindeki doğal buz kristallerinden şekillendirilerek yabani hayatından kurtulmuştu. Zamanında şelale oldukları anlaşılan 3 nehrin kalbinde yaşayan bir yapıydı. Sarayın kendisi yüksek değildi ama bu hissiyatı kuleler tamamlıyordu. Kulelerin her birinin tepesinde ve sarayın buzdan duvarlarında dalgalanan mavi kumaş üzerindeki beyaz bir kuzgun resmedilmişti.

 

Bu beyaz kuzgun başkenti kuran unutulmuş atanın yanındaki evcil hayvanıydı. Sahibi öldükten ve üzerinden geçen asırlardan sonra bile yaşamaya devam eden kuzgun, başkenti hiç terk etmemişti. Beyaz saygın kuzgun için sarayın içinde harika bir bahçe yapıldığı söylenmişti. 

 

Halk sarayla sık sık etkileşimde olmuştu. Ancak bu etkileşim dış saray kısmına kadar olabilmişti. İç sarayda yaşanan hiçbir havadis halka ulaştırılmamıştı.

 

Kristal yüzlerce merdiven bizi karşılarken sarayın büyüklüğü, küçümseyen birini andırıyordu. Merdivenleri tırmanıp iç saraya göz atmayı planlıyorduk. Halkın giriş çıkışı o kısma kadar serbestti. Ayrıca en kaliteli malların ve çoğu itibarlık ailenin yaşadığı kısımdı. Başkentin içinde ikinci bir şehir vardı. 

 

‘Bu kadar merdivene gerek yoktu.’ dedi Syont.

 

‘Bacaklarım bu kadar merdivene alışık değil.’ dedi Eleel.

 

İç şehrin açık kubbesinden içeri girdik. İlk fark ettiğimiz şey buradaki havanın sıcak olmasıydı. Gökyüzü, bulutlar, kuşları görebiliyorduk. Gerçekten iç şehrin üzerinde bir katman vardı. 

 

Şehrin kurulmasından yüzyıllar sonra Hotka adındaki hükümdar, buz büyüsünde diğer varislerden çok ilerideydi. Tahta çıkması kaçınılmazdı. Hükümdar olduğunda iç şehrini üzerine buz büyüsüyle gözle görülemeyecek kadar ince bir katman çekti. İnce ama çelikten bile sert katman iç şehri soğuğun amansız pençesinden çıkardı. Halkın iç şehre girmesinede yine Hotka izin vermişti. 

 

Kalın giysilerimizi çıkardık. Hotka, halkının sıcak topraklar hayalini küçük ölçekte buz diyarında sağlamıştı. Ne oldu da tüm şehir böyle bir bariyerin içine alamadığını merak ettim. Bu şehre karşı büyük bir ilgi içindeydim. Bir yolunu bulup burada yatan bilgiyi almam gerektiğine karar verdim. Burada saklı bilgi kıtayı tümden değiştirebilirdi. Aynı Azat evimdeki gibi....

 

Yine önüme bir şans veriliyor gibi hissediyordum. Gökyüzüne bulutların ardında neler olduğunu görebilseydim eğer, belkide birinin beni oradan izlediğine emin olabilirdim.

 

İç şehirdeki gezimize devam ettik. Hamamlar, her çeşit eşya satan marketler, müzik sesinin dışarı taştığı hanlar… Bunlara ayıracak vaktimiz yoktu. Aleif'i kurtarmadan olamazdı. Dış sarayın içi şehrin geri kalanında kullanılan buz kristalleriyle inşaa edilmişti. Mavi parlak kristallere zıtlık yaratan kırmızı kristalden yapılmış bir tapınak ile karşılaştık. Tapınak önünde kırmızı cübbeli rahipler yanıma geldiler.

 

'Buz tırmanışına katılmayı düşünür müydün genç adam?'

 

'Saygısızlıkta bulunmak istemem sayın rahip. Benim gibi birinin güzel tapınağınızı kirletmesine izin vermeyin.'

 

Rahip ufak bir kahkaha attı.

 

'Bırak onu buzun parlak hakimi belirlesin. Bunlar kutsal kan merdivenleri, her basamakta gücün tartılır. Ne kadar güçlüysen tapınağa o kadar yaklaşırsın. Sadece zirveyi hedefleyenler tapınağın içine girebilecek kadar merdivenleri tırmanabilir.'

 

Zirveyi hedefleyenler… Bu kişi bendim. Güçlenmem ve bir tanrı olmam için bu bana sunulan bir fırsattı.

 

'Öyleyse azizim, hevesle davetinizi kabul ediyorum.'

 

'Güzel, genç adam Parlak Buz okulunun öğrencileri ile beraber merdivenleri tırmanmaya başlayabilirsin.' Rahibe teşekkür ettim.

 

'Kaçırılamayacak bir fırsat.' dedi Frimold.

 

'Kesinlikle.'

 

Basamakların başında büyük bir kalabalık vardı. Kalabalığın çoğunluğunu üzerlerinde mavi ve beyaz renkte üniformaları ile Parlak Buz öğrencileri oluşturuyordu. 15-16 yaşlarındaki çocukların gözlerinden okunan heyecan vücutlarında da vardı. Kutsal kan merdivenlerini tırmanmanın kolay olmadığını anladım.

 

Kalabalığı yararak ilk basamağın ucunda durdum. Öğrencilerin konuşmalarını duyabiliyordum.

 

'Bu adam ne yapıyor burada?'

 

'İlk basamağa basıp yere düşecek.'

 

'Onda buzun iradesini göremiyorum.'

 

İlk basamağa adımımı attım. Sağ bacağım sanki buzlarla dolu bir küvetin içine girmişti. İkinci basamağa attığım sol bacağımda aynı hisse kapıldı. Sadece soğuk beni durduramazdı. Tapınağın girişine baktım. Aşağı yukarı 100 civarı basamak vardı.

 

Merdivenleri tırmanmaya başladım. Peşimden öğrencilerin ve geri kalanların yürüdüklerini duydum. Onuncu basamağa vardığımda arkamda büyük bir hengame koptu. Neler olduğunu görmek için döndüm. Merdivenlere ilk adımını atan çoğu kişi acıyla yere yığılıyordu.

 

'Onları boşver baba, tapınağa ulaşalım.'

 

2 basamak arkamdan gelen Frimold gayet sakindi. Onun arkasında ekibin geri kalanını görebiliyordum. Mithril maceracılarda bir iki numara olması hoşuma gitti.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1451

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1198

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 592

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 592

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 157

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 150

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 149

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14940 Üye Sayısı
    • 709 Seri Sayısı
    • 33160 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr