"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 68: Lord Kumandan'ın Uyarısı


Mağara göründüğünden daha derindi. Ekibin üzerinden uçarak geçtik. Şaşkın bakışları gülmemi engelleyemedi. Duvarlar genişledi ve kendimizi derin bir çukurun dibinde bulduk. Yukarıya baktığımda güneşi görebiliyordum.

 

Kanatlarıma alışmakla uğraştığımdan Frimold'u geçemedim. Geçebilecek potansiyelde olmuş olsaydım bile kızımı yaptığımız ufak yarışta geçmek istemezdim. Havada süzülüyorduk.

 

'Sana ne demiştim ben. Beni geçemezsin baba.'

 

Yüzündeki gülümseme küçük çocuklardaki gibiydi. Kim inanırdı ki kızımın 290 yaşında olduğuna.

 

'Harikaydım tatlım. Yaşlı babana toz yutturdun.'

 

Yanıma kadar süzüldü ve kolumdan tuttu.

 

'Diğerleri gelene kadar yukarıda ne var bakalım. Ayrıca sen yaşlı falan değilsin.'

 

'11,000. yaşıma yaklaşıyorum.'

 

Beraber çukurdan çıktık. Buz Diyarı seması bizi karşıladı. Koca bir buzdan duvar yolumuzu kapatıyordu. Devasa duvarın tek bir ufak girişi vardı. Diğerlerine haber vermek için yere indik. 

 

Herkesi tek tek yukarı çıkarmaya başladık. Herkesi çıkarma işini bitirdiğimizde ekiple beraber bizde yürüyüşe katıldık.

 

Uzaktan bile büyük gözüken buzdan duvar ona yaklaştıkça devasalığı altında eziliyorduk. Bu duvarı kim yapmıştı? Daha önemlisi ne için yapılmıştı?

 

Bembeyaz buzlarla kaplı duvarda tek kapı vardı ve orada da bir garnizon vardı. Kapkara giyimli adamlardan oluşan bir birlik. Yavaşça garnizonun tahta duvarlarına yaklaştık.  

 

Duvarlardan bize doğru gerilen yaylar hoş karşılanmadığımızı gösteriyordu.

 

'Durun!'

 

Başka bir ses arkasından geldi. Daha gür ve otoriterdi.

 

'Kara Kaleye bağlı Duvar da ne işiniz var?'

 

Birkaç adım öne çıktım ve sesimi yükselttim.

 

'Duvarın öbür tarafına geçmek isteyen yolcularız.'

 

'Duvarın diğer tarafı mı? Orada sizi karşılayacak olan ölümdür. Geri dönün.'

 

'Belkide oraya gitmek istememizin sebebi ölümü aramaktır.'

 

'...'

 

Tahta kapının açılış sesi duyuldu. Dışarı 3 siyah giyimli adam çıktı. Adamların ortasında yürüyenin siyah kıvırcık saçları vardı. Yanındaki ise asker olamayacak kadar şişmandı. Diğeri ise son derece zayıftı. Bu adamlar cidden askerler miydi?

 

'Bir grup rahip olduğunuzu düşünmüştüm ama giyiminiz onlara hiç benzemiyor.' Bakışları Ragor ve büyük baltasına kaydı.

 

'Birliğin lideri siz misiniz?'

 

'Evet, Gece Gözcüleri Lord Kumandanıyım.'

 

'Gece Gözcüleri mi? İlginç bir isim.'

 

'Geceleri burada daha ilginç olaylar olur. Özellikle duvarın diğer tarafında.'

 

'Barbarları kastediyor olmalısınız Lord Kumandan. Bizde onları arıyoruz.'

 

Yüzünde acı bir tebessüm belirdi. "Sadece barbarlar ha?" diyordu sanki.

 

'Barbarlarla ne gibi bir işiniz olabilir?'

 

'Ekibimizden birini esir aldılar. Onu kurtarmaya gidiyoruz.'

 

Lord Kumandan dikkatle düşündü. Yüksek duvara baktı.

 

'Gözümün önünde ölmeye giden insanları görmekten hoşlanmıyorum. Ancak size engel olacak yetiye sahip değilim. Geçebilirsiniz yolcular.'

 

'Teşekkür ederiz Lord Kumandan.'

 

'Adım Jon. Jon Snow.'

 

Dostça uzattığı elini sıktım. Kolları güçlüydü. Liderlik vasıflarına doğuştan sahip birisiydi.

 

'Azyl Karagüneş efendim.'

 

Gece Nöbeti'ne girdik. Buzdan duvarı tutan demir kalın parmaklıklar ağır ve gürültüyle açıldı. Duvar yüksek olduğu kadar genişti de. Karanlık tünelden bize verdikleri meşalelerle öteki tarafa geçmeye hazırdık.

 

'Dönüşünüzü bekliyor olacağız dostlar. Döndüğünüzde "Gece'nin" yani düşmanın tarafında olmadığınızdan emin olun…'

 

Lord Kumandan'ın yanında duran şişman adam sesini kısarak konuştu.

 

'Bunun iyi bir fikir olduğundan emin değilim Jon.'

 

'Sam, hayatta bazı kararlara sonunu getireceğini bile bile gidersin.'

 

Kapı arkamızdan gürültüyle kapandı. Karanlık tüneli aydınlatan loş meşalelerimizle diğer tarafa doğru ilerledik.

 

'İçimden bir ses bizi barbarlar dışında başka şeylerinde beklediğini söylüyor.' dedi kel kafalı Hog.

 

'Ölüm bir amaca bağlandığı sürece yersiz olmaz.' dedi Gregor. Ekip arkadaşının sırtını sıvazlarken.

 

'Harika moral veriyorsun kaptan.' Syont'un sesi alaycıydı. Yüzündeki yara izi soğuktan kızarmıştı.

 

Tünelin sonuna geldiğimizde kapalı bir kapı bizi karşıladı. Duvara asılı duran bir tablo ve yanında bir kol vardı. Tabloda ise şu sözler yazılıydı.

 

Gece çöker ve benim nöbetim başlar. Bu ölümüme kadar devam edecek. Hiçbir eş ya da toprak almayacağım. Hiçbir çocuğa baba olmayacağım. Ne taç giyeceğim ne de şan kazanacağım. Vazifemde yaşayacak ve öleceğim. Ben karanlıktaki kılıcım. Ben Duvar'daki gözcüyüm. Ben soğuğa karşı yanan ateşim, şafağı getiren ışığım, uyuyanları uyandıran narayım, krallıktakileri koruyan kalkanım. Bu gece ve gelecek olan tüm gecelerde hayatımı ve onurumu Gece Gözcüleri'ne adıyorum.

 

'Geri dönmek için çok mu geç?' diye sordu Akira. Korkusu titreyen kuyruğunda belli oluyordu.

 

'Bir yazıyı okuyarak korktun demek. Kendine bir de Mithril Sho Maceracılarının kaptanıyım mı diyorsun?' Ragor'un ciddi sesi Akira'yı kendine getirdi.

 

'T-Tabikide korkmadım.'

 

'Kolu çek Kayn. Hazır olduğumuzu bilsinler.'

 

'Pekala efendim.'

 

Kayn kolu çekti. Mekanik birkaç parça sesi duyuldu. Sanki kilometrelerce uzaktan gelen bir siren sesi duyar gibi olduk. Ardından demir kapı gürültüyle açıldı. Duvarın öteki tarafında esen rüzgar şiddetliydi. Bizi selamladı. Soğuk yüzümüze tokadını çarptı.

 

Artık barbarların bölgesindeydik. Daha dikkatli olmalı ve tuzaklarına düşmemek için elimizden geleni yapmalıydık.

 

.

.

.

 

Duvarın öteki tarafına geçmemizin üzerinden 1 ay olmuştu. Atlarımızın olmaması yavaş ilerlememize neden oluyordu. Barbarlara ait bir iz bulamamıştık. Şüphelerimden biri onların bizi bulacağıydı.

 

Orman kesimi seyrelirken buz tabakaları artmaya başladı. İç kısımlara yaklaşmaktaydık. Eleel'in defalarca özür dilemesi canımı sıkmaya başlamıştı.

 

Kızlarım hakkında edindiğim bilgiler sırasında farkında olmadan yüzüme karşı ettiği hakaretlerden af diliyordu. İlk özür dilemesinde onu affettiğimi söylesemde, bu vicdan azabıyla yaşayacağını söylüyordu.

 

Birkaç gün daha yol aldıktan sonra insan elinin değdiğine emin olduğumuz yollara rastladık. Karlar sıkıştırılarak sertleştirilmişti. Yolun insan ve hayvan ayak izleriyle doluluğu sık kullanıldığına işaret ediyordu.

 

Yoldan gitmek tehlikeliydi, bu yüzden orman tarafından yola paralel ilerledik. Çok vakit geçmemişti ki, yolda seyahat eden barbarlarla karşılaştık.

 

Beyaz ve gri renge sahip hayvan postlarından kıyafetler giyiyorlardı. Soğuk karlı iklimde görünmelerini zorlaştırıyordu. Onların aksine biz koyu ve siyah ağırlıklı giysiler giymiştik. Buralı olmadığımız hemen anlaşılıyordu.

 

 Takip ettiğimiz barbarlar bizi bir köye götürdü. Onlara barbar diyorduk ama yaşam şekilleri normal bir halkı andırıyordu. Bu bölgede tarım yapılamayacağından başlıca yemek kaynağı olarak hayvancılık ve balıkçılık yapıyor olmalıydılar. Hayvan olarak vücutlarının büyük kısmı yağlarla kaplı denizaslanları yetiştiriyorlardı. Her evin önünde uzun zıpkın ve olta takımları görmek mümkündü.

 

'Köye saldırıp yanımıza birkaç rehine alsak nasıl olur?'

 

Masumlara saldırmayı aklımdan geçirmiştim. Gözümde bir değere sahip değillerdi ama bu teklifin Gregor'dan gelmesi beni biraz şaşırttı.

 

'Rehine çok işimize yarar. Köye gizlice girip birini kaçırmak daha az dikkat çeker.'

 

'Burası küçük bir köy efendim. Rehinenin yokluğunu fark etmeleri uzun sürmez.'

 

'Evet, ama ava çıkanları kaçırırsak köy halkı fark edene kadar yeterli vaktimiz olacaktır.'

 

Gregor son dediğimi kafasında tarttı.

 

'Mantıklı, öyle yapalım. Köyden biraz erzak çalsak hiç fena olmaz.'

 

'O işle ilgilenmek ister misin?'

 

'Bana bırakın.' Ekibindekilerin yanına döndü. Birkaç talimat verdi ve gruptan ayrıldılar.

 

Geri kalanlar olarak köyden ayrılan bir grup görene kadar bekledik. 1 saatin sonunda köyden 3 kişi yanlarında zıpkın ve diğer av malzemeleriyle ayrıldı. İçlerinden biri el arabası kullanıyordu.

 

Balıkçıları köy menzilinden çıkana kadar takip ettik. Varış yerleri olduğunu düşündüğüm buz üzerinde açılmış onlarca deliğin bulunduğu geniş, düz bir bölgeye geldik.

 

Gizlendiğimiz ormandan dışarı çıktık ve balıkçıların etrafını sardık.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1385

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1159

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 960

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 780

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 739

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 697

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 594

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 554

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 518

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 214

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 128

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 125

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 121

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Site İstatistikleri

  • 20051 Üye Sayısı
  • 567 Seri Sayısı
  • 28162 Bölüm Sayısı


creator
manga tr