Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 65: Gizemli Tatlı Koku


Yolculuk yoğun kar yağışları altında devam ediyordu. Omuzlarımızda biriken kar, şiddetli yağışları temsil ediyordu. Günde ilerleyebilme mesafemiz 3-4 kilometreyi zor buluyordu. Fırtınada kimsenin kaybolmamasından emin olmak için herkes birbirine iple bağlanmıştı. İkili sıralar halinde ağır adımlarla Buz Diyarı'nın acımasız topraklarında ilerleyişimize devam ettik.

 

Henüz Güneş Kıvrığına dair bir iz bulamamıştım. İlk önce fırtınanın durması gerekiyordu. Uzun çam ağaçlarının hakim olduğu bir ormana girdik. Fırtına hızını azalttı.

 

Görüş mesafesinin artmasıyla biraz rahatladık. Ağaçların arasında büyük bir karaltı gözüme çarptı. Başta büyük bir mağara olabileceğini düşündüğüm karaltı bir kulübeydi.

 

Fırtına dinene kadar bir kulübede dinlenme fikri herkesin isteyeceği bir lükstü. Kulübenin önüne vardığımızda etrafını kontrol ettik. Hortlak atlarını bırakabileceğimiz ahırı bile vardı.

 

Kalın ahşap kapının önünde Ragor bekliyordu. Eli sırtındaki baltasına gitti. Yüzünde yara izi olan Syont orku durdurdu. Fırtınanın gürültüsünden ne konuştuklarını duyamıyordum. Ragor baltasını sırtına geri astı.

 

Syont kapıyı eliyle yokladı. Soğuktan donmuş kapının alt boşluğundan içeri baktı. Ayağa kalktı ve eldivenini çıkardı. Soğuktan beyazlaşan eli kırmızıya dönüştü. Eli ahşap kapıdan içeri girdi.

 

Bir dakika geçmemişti ki kapı açıldı. Karanlık kulübenin içine girdik. Kapı arkadan açılmaması için zincirlenmişti. Herkes girdikten sonra kapıyı kapattık.

 

Kulübe büyük tek bir odadan oluşuyordu. Hemen girişte büyük bir şömine vardı ve yanına bolca odun istiflenmişti. Birkaç meşaleyi odanın duvarlarındaki boş tutamaçlara bağladık. Uzun zamandır kullanılmadığı belliydi.

 

Yakılan ateşin başına oturduk. Hissizleşen parmak uçlarım sıcağın tadını alıp yumuşuyorlardı. Karıncalanma hissine kendimi bıraktım. Yorgun değildim ama soğuk havanın acımasız pençesi beni uyutmak için uğraşıyordu.

 

Kimsenin konuşacak hali yoktu. Frimold'un bile ahşap kolonlardan birine yaslanıp dinlendiğini gördüm. Umarım fırtına bizi buraya uzunca bir süre hapsetmezdi. 

 

Kızımın yanına oturdum. Yüzüğümden çıkardığım battaniyeyi üzerine sardım. Gözlerini açamayacak kadar yorgun olan Frimold gülümsemekle yetindi.

 

Ragor dışında herkes dinleniyordu. Ork kırılmamış ahşap sandalyelerden birine oturmuş, kapı yanındaki camdan dışarıyı gözlüyordu. Fırtınanın cama vuran uğultusu şiddetini kesmememişti.

 

'Sende dinlenmelisin.' Şömineden gelen çıtırdayan odunların sesi içlerimizi biraz olsun umutla doldurmaya çalışıyordu.

 

'Soğuğa alışkınım. Memleketimde de çok kar yağardı.'

 

'Orkların sıcak bölgelerde yaşadığını sanardım. Siz orklarda elfler gibi kendi aranızda çeşitleniyor musunuz?' 

 

'Öyle denebilir. Özümüz aynı ancak hepimiz aynı fikre sahip değiliz.'

 

'Sizi birbirinizden ayıran liderlerinizi siyasi görüşleri öyleyse.'

 

'Evet bu doğru. Orkların vahşi ve öldürmekten zevk alan bir ırk olduğu söylenir. Hepimiz öyle değiliz.'

 

'Aranızda bir çatışma mı var?'

 

'Atalarımız yıllar evvel savaşmışlar. Artık aramızda savaş yok ama kabileler birbirleriyle görüşmezler. Bu da orkların diğer ırklar arasında güçsüz kalmasına sebep oluyor.'

 

 'Tekrar birleşmeniz mümkün değil mi?'

 

'Kabileler birbirlerinden ayrıldıktan sonra araya uzak mesafeler girdi. Tekrar kabilelerimiz birleşse bile bir toprak bütünlüğü olmayacak.'

 

'O zaman kendinize yeni ve sahipsiz topraklar bulursunuz.' Evini terk edip yeni bir yuva aramak hoş bir fikir değildi ama gerektiğinde büyük başarılar büyük fedakarlıklar gerektirirdi.

 

'Bilemiyorum, kabilemden ayrılalı uzun zaman oldu. İç meselelerimize yabancı biri haline geldim.'

 

Azat evimi kurtarmak için yapabileceğim bir şey olsaydı eğer… Hayatımı bile vermeye razıydım.

 

'Yinede bir vatanının olması güzel bir duygu.'

 

'Evet öyle olmalı…'

 

Ragor ile yaptığım en ciddi konuşma bu diyebilirdim. Onun için bir yabancı olsamda bende kendi adıma söylemem gerekirse o da bir yabancıydı. Kendisini içkiyi seven bir zorba gibi düşünmüştüm. Oysaki yanılmışım.

 

Ragor'un dışarıyı gözlediğini bilmek dinlenmem için güzel bir fırsattı. Şömine ateşinin tatlı sıcaklığında sırtımı duvara vererek gözlerimi kapadım. Ruhum sakin ve ılıktı. Sıcak bir çarşaf etrafımı sarmıştı. Gereğinden yumuşak ve tüylü çarşaf gözlerime inen sis perdesini ağır adımlarla araladı.

 

Ellerime sürten uzun tüylü kulaklarla karşılaştım. Bacaklarıma hafif ritimde çarpan kuyruğun varlığı ve yokluğu ise neredeyse birdi. Akira başını bacaklarıma yaslayarak uyumuştu. Uzun kulaklarına dokunduğumda tipik bir kedi gibi mırlamaya başladı.

 

'nya~'

 

Devam edersem uyanacağını düşündüğümden bende gözlerimi kapattım ve uykuya daldım.

 

Uyandığımda Akira çoktan kalkmıştı. Boynumun tutulduğunu hissettim. Sağa ve sola çevirdiğimde verdiği ağrı bir kez daha lanetten ne kadar çabuk kurtulmak istediğimi hatırlattı. 

 

Burnuma güzel bir yemeğin kokusu geldi. Yemeğe ihtiyacı olmayan benim bile tadını merak ettiğim bir kokuya sahipti. Doğruldum ve etrafıma bakındım. Hava kararmış olmalıydı, içerisi buraya geldiğimize kıyasla daha karanlıktı. 

 

Sağlam ayakta duran masalardan birkaçında yemek yiyen ekip üyelerine baktım. Rochel'in yanına oturdum. Hala kendime yeterince gelememiştim.

 

'Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkarız.'

 

'Deana zaten sabah oldu.'

 

'Ne?'

 

'Fırtına biz uyurken daha da hızlandı. Karın boyu kulübeninkini geçmiş olabilir.'

 

Eğer kar yağmaya devam ederse çatı dayanamayabilidir. Kapıyı açarsak bir şansımız olabilir fakat kar içeri dolmaya başlarsa hiçbirimiz buradan çıkamazdık.

 

 Önüme konan güzel sıcak yemekten bir kaşık aldım. Yediğim şey sadece patatesti. Suda haşlanmış patates…

 

Bu güzel koku nasıl sadece patatesten gelebilirdi? Mevcut sıkıntılı durumu bir kenara bıraktım ve buna yoğunlaştım. Ağzımda dağılan yumuşak patatesler tatlıydı. İçinde yoksa şeker mi vardı?

 

Bu yemekte ters giden bir şey vardı. Yemeği yiyen ekiptekilere baktım. Kimse üzerimizde biriken karla ilgilenmiyordu. Herkesin gözlerinde boş bakışlar hakimdi. Yarısını yediğim yemeği bıraktım. Rochel yemeğini çoktan bitirmişti ama kaşığını ahşap tabağa sürtüyordu. 

 

'Bu yemeği kim yaptı?' 

 

'Ha şey… Gregor'un ekibindeki kel adam sanırım.' Ateşin başındaki tencerede yemekle ilgilenen Hog'un yanına gittim. Elimde Rochel'ın boş tabağı ve kendiminki vardı.

 

Kel adam başını kaldırdı. Gözlerinden yorgunluk akıyordu.

 

'Biraz daha mı istiyorsun?'

 

'Patatesleri nereden buldun?' 

 

'Yolculuğa çıkmadan önce hazırlamıştım. Bir sıkıntı mı var?'

 

Patateslerde sıkıntı yoksa sorun neydi?

 

'Hayır yok.'

 

Yemekte sıkıntı yoktu. Kulübenin kendisinde bir şey olmalıydı. Herkesin üzerinde bir dalgınlık vardı. Ragor ise hala uyuyordu. Onu uyandırmaya çalıştım ama tepki vermedi. Derin uykusuna devam etti.

 

Eleel'in yanına gittim. Frimold, başında durmuş onunla konuşmaya çalışıyordu. 

 

'Nefesini boşuna harcama. Burada bir şeyler yanlış.'

 

'Ne yapacağız? Herkes bitap durumda.'

 

'Kulübeyiz araştırmalıyız. Sıkıntının yemekte olduğunu düşünmüştüm ama değilmiş.'

 

Geniş tek odalı kulübenin duvarlarını ve zeminini kontrol etmeye başladık. Kapı ve şömine tarafındaki duvarlarda bir şey yoktu. Çok geçmeden Frimold bir şey buldu.

 

'Burada metal bir kapak var.' 

 

Odanın köşesinde zemine gizlenmiş kapağı gördüm. Yarı baygın yatan ekiptekilere baktım.

 

'Hızlıca kontrol edelim. Onları burada böyle bırakmamalıyız.'

 

Hançeri çıkaran Frimold metal kapağı açtı. Yüzümüze vuran soğuk rüzgar aşağıda gerçekten bazı şeylerin yolunda gitmediğinin işaretiydi. Dik merdivenden aşağıya ilk ben indim.

 

Kulübenin altında ufak bir mağara vardı. Buzdan duvarların erimesiyle kendi kendine oluşmuşa benziyordu. Mağaranın üzerine de bir kulübe inşaa edilmişti. 

 

Mağara derin değildi. Düz ve sonunda parlak bir ışık vardı. Patatesten aldığım hoş kokunun aynısı mağaradan da geliyordu.

 

'Kokuyu alabiliyor musun?'

 

'Tatlı bir koku var.'

 

'Evet aynı patatesteki gibi.'

 

Işığa doğru yürüdük. Mağaranın sonunda duvarların bir kısmı çatlamış ve bu çatlaklardan içeri güneş ışığı giriyordu. Güneş ışınları küçük bir gölette toplanıyordu. Bu göletin etrafı ise aradığım Güneş Kıvrığı çiçekleriyle doluydu. Neredeyse yüzlerce çiçek bu göletin etrafında açmıştı.

 

'Seni gökte ararken yerde buldum…'

 

Cennet kontratı için gereken son malzemeyi de bulmuştum. Bu kadar çiçeğin bir arada olması yaydıkları yoğun tatlı kokuyu artırıyordu. Göletin yanına gittiğimde suyun içinde uzun zaman önce ölmüş birinin iskeletine rastladım. Çiçekler ölen kişinin ruhunu onurlandırmaya çalışıyormuş gibi etrafında büyümüştü.

 

Güzel mezarı bozmamaya dikkat ederek çiçeklerden sadece iki tanesini aldım. Aslında ihtiyacım olan tek bir yapraktı ama bu çiçeğe bir daha ihtiyacım olma ihtimalini düşünerek fazladan almıştım. Artık bu lanetten kurtulabilirdim.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1369

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1143

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 952

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 777

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 728

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 588

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 104

Site İstatistikleri

  • 19098 Üye Sayısı
  • 552 Seri Sayısı
  • 26791 Bölüm Sayısı


creator
manga tr