"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 64: Güneş Kıvrığı ve Yastık Ağacı


Ölü bedenin kokusu yayılmadan cesedi yüzüğüme koydum. Balkonun kapısını sonuna kadar açtım. Rüzgar saçlarımda dans ederken yüzüme çarpan serinlik beni biraz kendime getirdi. Ustamın verdiği maskeyi yüzüme götürdüm. Suratıma takmak üzereydim ki durdum.

 

Ona ne söyleyecektim? Bir kadın olarak ne kadar kurnaz olduğumu mu? 

 

Maskeyi yüzümden çektim. Extia ile konuşacak halim yoktu. Maske elime ağır gelmeye başladı ve titriyordu da. Onu itmeye çalışsamda elim maskenin baskısına karşı koyamadı. Maske suratıma yapıştı. Gerisin geri yatağa düştüm. Extia'nın sesi sert ve zalimdi.

 

'Beni reddedemezsin!'

 

'...'

 

'Gördün mü? diye soracaksan eğer ben seninle birim. Bu zaman kadar olan her şeyi gördüm. Sen uyurken bile etrafındaki olayları izliyordum.'

 

'Öyleyse neden bunlar başıma geliyor?'

 

'Ne demek istiyorsun? Tanrı yolunda yürüyenlerin hiçbirinin hayatları kolay olmamıştır.'

 

'Bunların arasında kaçı vatanına ihanet etti? Kaçı binlerce yıl işkence gördü?'

 

Öyle birinin var olmadığını Extia da biliyordu.

 

'Yaşananlar geçmişte kaldı. Seni lanetinden kurtaracağımı söyledim. Hepsi geçecek.'

 

'Ruhum geçmişin izleriyle harap durumda. Artık dayanamıyorum. Bu işkence yaşadığım binlercesinden daha çok acı veriyor.'

 

Gözlerim yine yaşlarla doldu. Kahretsin! Kadın olmaktan nefret ediyordum. Zayıf bir ışık odayı aydınlatan mum ışıklarına karıştı. Vücudu yaralarla kaplı bir kadın ortaya çıktı. Extia'yı tanıyamadım.

 

Yaralarla dolu olsa da rahat hareket ediyordu. Yatakta yanıma uzandı. Ellerindeki yaralar sert kabuklara dönüşmüştü. İpek kadar yumuşak elleri mahvolmuştu. Yanaklarımdan akan yaşı sildi. Lanet ona etki etmiyordu.

 

'Yüzün hala çok güzel.'

 

'Yüzümü görebiliyor musun?'

 

'Evet. Sana ikimizin bir olduğunu söyledim. Ölüm dışında hiçbir lanet bizi birbirimizden ayıramaz.'

 

'Yokluğundaki 3 yılda sana her gün dua ettim.'

 

'Ve bende hepsini duydum.'

 

Bütün ümitsizlik ve sinirim geçmişti. Extia her zaman olduğu gibi beni sakinleştirmişti. Elbisemin altında duran Acı Tanrıçasını simgeleyen kolyeye dokundum. Onu aldığım günden beri çıkarmamıştım. 

 

'Sanırım seni böyle görmemi istemiyordun.' Ona dokunursam yaralarla kaplı bedeninin acıyacağını düşündüm. Hatalıydım. Karşımda acının tanrıçası vardı. Kabuk bağlamış yaralarında parmaklarımı gezdirdim.

 

'Bir Tanrıça olsam da bu bir kadın olduğum gerçeğini değiştirmez. Cennette hepimizin bir itibarı vardır.'

 

Cennet uzun zamandan beridir benim için cehennemden daha beter bir kelimeydi.

 

'1. Aşama bir Tanrı olduğunda ne yapacaksın?'

 

'Tanrılar Divanına katılacağım.'

 

'Tanrılar Divanı mı?'

 

'Sadece 1. Aşama Tanrıların katılabildiği bir topluluk. O gün geldiğinde sende bir Tanrı olacaksın.'

 

Bir Tanrı olmak… 10.000 yıl öncede bunun hayalini kurardım, hala da kuruyordum.

 

'Neyin Tanrısı olacağım belli mi?'

 

'Her şey önceden bellidir. Bütün Tanrıların amacı Divana girmektir. Sadece bir Tanrı bu amacı reddetti ve güçlenmeyi kesti.'

 

'Düzene baş kaldıran bir Tanrı demek, ne kadar nostaljik.'

 

'Evet. O Kehanet Tanrısıdır. Geleceği gösteren kehanetlerde bulunur. Yinede 5. Aşama bir Tanrı olduğundan ona kimse kulak asmaz.'

 

'Tanrı olsan bile sözün dinlenmiyor…'

 

Bir süre daha konuştuktan sonra maskemi çıkardım. Yataktan kalktım ve kapıya yürüdüm. Dışarıdaki muhafızlar ortada yoktu. Çıktığım merdivenlerden indiğimde boş misafir odalarının olduğu koridorda nöbet tutan askerlere rastladım. Askerler beni gördü ve yanıma geldi. Bunlar diğerleri olmalıydı. 

 

'Atları hazırladık. Fark edilmeden gitmeliyiz. Aşağıda bekliyorlar.' Gregor'un sesi ciddiydi.

 

Eğildim ve ayakkabımı çıkardım. Topuğunu kavradım ve kırdım. Artık koşabilirdim.

 

'Gidelim.'

 

'Lorda ne oldu?' diye sordu Frimold.

 

'Öldü...'

 

Kale avlusunda ekibin kalanıyla buluştuk. Üniformaları ile dikkat çekmiyorlardı. Kutlamalar sebebi ile çoğu asker sarhoştu. Sorun çıkmadan kaleden ayrıldık. 

 

Kalabalık şehir sokakları arasında ilerlemek çok zordu. Atların nal seslerini duyanlar koşarak çekildiler. Yolumuz yavaşta olsa açılıyordu. Kale yolu meydanında atlarımızdan inmek zorunda kaldık. Kayn yanında Dicos'u aldı, önden bize yol açıyorlardı. 

 

Succubusların dans gösterisi sona ermişti ama müzik çalmaya devam ediyordu. Onlar atlara yol açmaya çalışırken görkemli Şeytan Kral heykeline yakından baktım. Pürüzsüz yontulmuş taş, üzerinden uzun zaman geçsede kalitesini koruyordu. Heykelin arkasında belli belirsiz bir plaka yapıldığını gördüm. Yazı zor okunuyordu.

 

"Bu kıtada görmediğim ve iz bırakmadığım medeniyet kalmamıştır. -Weed"

 

Bu ismi nereden hatırladığımı bulmam uzun sürmedi. Ley Han Ro ve karısının heykelini yapan ve yanlarında kimliği gizli duran 3. kişi Weed'di bu. Benden çok uzun zaman evvel yaşamış ve gerisinde heykeller bırakan efsanevi bir heykeltıraştı.

 

Acaba yolu bu topraklara nasıl düşmüştü ve daha nerelerde heykeller yapmıştı?

 

Weed'in anısına yüzüğüme kaldırdığım etli çöreği plakanın önüne bıraktım. İnsan etini sevip sevmediğini bilemedim. Sonuçta nimet nimettir.

 

Atlara yol açıldığında şehirden tüm hızımızla çıktık. 1. katmanda başıboş gezen hortlak sürüleri biz geçerken korkuyla dağıldı. Üniformayı tanımış olmalılardı. Tekrar çorak kırmızı topraklardaydık.

 

Rotamızı batıya Buz Diyarına çevirdik ve aylar sürecek yolculuğumuzun ilk adımlarını attık. Barbarlarla savaşmamız gerekse bile kızımı kurtaracaktım. Frimold'un da benimle aynı düşündüğünü biliyordum. Aleif'in daha fazla acı çekmesine seyirci kalamazdık.

 

İkinci lanetimden kurtulmak için bazı bitkilere ihtiyacım vardı. Çorak kızıl topraklardan çıktığımızda bizi biraz daha yeşilliğin karşılamasını umdum.

 

 Ölümsüz atların hiç dinlemeye ihtiyaç duymaması hızla yol almamızı sağladı. Kötü kokuyorlardı ancak bu küçük bir sorundan fazlası değildi.

 

Önceliği laneti kaldırmak olarak belirledim. Aksi takdirde tam gücümde savaşamayacağımın farkındaydım. Köz aşamasına ulaştığımda yani bir nihai teknik edinmem gerekiyordu ve 9 Zehir Lordu nihai tekniğimi feda edip yeni tekniğimde ilerlemeliydim.

 

O aşamaya ulaştığımda Extia'nın bir sonraki nihai teknik için nereye gitmem gerektiğini söyleceğinden emindim. Daha son dala bile yükselememişken bunları düşünmem yanlıştı. Canımı sıkan yavaş güçleniyor oluşumdu.

 

Bir Ölüm Şövalyesi de İs aşamasındaydı ama ilk karşılaştığım zamana kıyasla onları yenebilecek güçteydim. Yavaş güçlensemde yeteneklerimde ustalaşarak ilerliyordum. Bu da benim seviyemdekileri yenmemi sağlıyordu. 

 

İki bitkiye ihtiyacım vardı. İlki Güneş Kıvrığı adındaki sarı ve turuncu damarlara sahip beyaz bir çiçekti. Yaprakları uzun olduğundan fazla ağırlaşıp kıvrılıyordu.

 

Ekiptekiler daha önce böyle bir çiçek duymadıklarını söyledi. Benim ihtiyacım olansa sadece tek bir yaprağıydı.

İkinci bitki ise bir ağacın kabuğuydu. Normal ağaçlara göre çok yumuşak bir dokusu vardır. Halk arasında Yastık Ağacı olarakta geçer. Güneş Kıvrığını nerede bulacağıma dair birkaç fikrim vardı fakat Yastık Ağacının yetiştiği bölgelerden habersizdim. 

 

Bu konuda Akira sevindirici bir haber verdi. Uzun yolculuklarda yakacak ve aynı zamanda yastık niyetine kullanmak için bu bitkiden konaklarında yetiştiriyorlarmış. Uzunca bir parçayı bana uzattı. İçtenlik dolu teşekkürlerimi sunarak ağaç kabuğunu kabul ettim.

 

'Lanetinden kurtulacaksan bahçemdeki bütün Yastık Ağaçlarını sana verebilirim Deana abla nya~'

 

'Teşekkür ederim. Bu benim için çok şey ifade ediyor.'

 

'Prensesimiz uykusuna fazla düşkündür. Yolculuğun geri kalanında nasıl uyuyacağını merak ediyorum.' dedi Ragor.

 

'Bende aynı şeyi düşünüyordum.' Eleel de orka hak verdi. Küçük bir çocuktan farksız Akira takım arkadaşlarına lider olduğunu hatırlatması gerekti.

 

'Tamam patron sen nasıl uygun gördüysen.' diyerek ork konuyu kapadı.

 

Ölümsüz topraklarından çıkalı 1 aydan fazla oluyordu. Hava giderek soğuyor ve bitki örtüsü azalıyordu. Güneş Kıvrığını bulmak için yoğun kar yağan bölgelere ilelemeliydik. Çünkü bu çiçek karın altında yetişiyordu. 

 

Geceleri hava dondurucu soğuklara iniyordu. Hortlak atlar soğuğa aldırış etmeselerde vücutları donuyordu. Geceleri atların donmaması için sürekli ateş yakmak durumundaydık. Bu ateşin sönmemesini sağlamak içinde sırayla nöbet tutuyorduk.

 

Frimold ve benim uzun süre uykuya ihtiyacımız olmuyordu. Diğerleri uyurken kızımla dondurucu soğukta oturup bolca vakit geçirdim. Tek battaniyeyle birbirimize sarıldık. Ateşin üzerinde pişen sıcak içeceklerimiz içimizi ısıtıyordu. Mutluluğumu dondurucu soğuk bile engelleyemedi.

 

Kızımla beraber vakit geçirmenin verdiği hazzı hiçbir şeyden almıyordum. Canımı sıkan tek şey Aleif ve Mirana'nın da burada olmayışıydı.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1385

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1159

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 960

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 780

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 739

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 697

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 594

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 554

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 518

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 214

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 128

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 125

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 121

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Site İstatistikleri

  • 20051 Üye Sayısı
  • 567 Seri Sayısı
  • 28162 Bölüm Sayısı


creator
manga tr