"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 54: Bir Hayatın Ağır Bedeli


Bedenim cayır cayır yanıyormuş gibi oldu. Soğuktan kaskatı kesilen parmaklarıma canlılık gelmişti. Gözlerimi açtığımda benimle konuşan ses ortalarda yoktu. Auron'un dikkati çoktan benden kaymış, etrafındaki savaştan zevk alan gözlerle seyre dalmıştı.

 

Vücudumun içi kavrulacak kadar sıcaktı ve dayanılmaz bir acı her yanımı sarmıştı. Bir dakika acı mı? Neden acıyı hissediyordum? Bu acının yanında hiç olmadığım kadar büyük bir öfkeye sahiptim. İçimi kasıp kavuran öfke bu ateş olmalıydı.

 

Duvardan destek alarak ayağa kalktım. Göğsümdeki yaradan eser yoktu ancak muazzam bir ağrı göğsümden vücuduma yayılıyordu. Neler olduğunu anlamamıştım. Ölümcül yarayı aldıktan sonra birinin beni yattığım yerden taşıdığını hissetmiştim. Bu gerçekti de ama beni kimin taşıdığını bilmiyordum. Ustamdan hala bir belirti alamamıştım. Bir şeyler tersti. Acının ne olduğunu unutmuş bedenime baktım. Kol-omuz zırhım üzerimde değildi. Parçalanmış bir şekilde yaslandığım duvar kenarında duruyordu.

 

Parmak uçlarımdan dahil her uzvumda ki ağrı ile bir kez daha Auron'a saldırdım. İttifak askerleri başlarının çaresine bakıyorlardı. Onları düşünmemem gerekiyordu. Tek hedefim Auron'u saf dışı bırakmaktı. Onu yenemediğimiz sürece savaşın uzaması aleyhimize olacaktı.

 

Üzerine geldiğimi sezdi ve vakit kaybetmeden karşılık verdi. Yüzünde belli belirsiz bir şaşkınlık gördüm.

 

'Seni öldürdüğümü hatırlıyorum.'

 

'Belli ki henüz işimiz bitmemiş.' Bütün öfkemi kılıcıma yükledim. Alacalı yeşili kirli yüzeyinde parladı. Kılıcı savururken hemen arkasında onu takip eden ince yeşil bir katman vardı. Bunun ne demek olduğunu biliyordum. Kılıç tekniğinde tamamen ustalaşmıştım. Kılıç her hareketime boyun eğecek ve emrime itaat edecekti.

 

Kılıçlarımız havada buluştu. Metallerin sürtünme sesleri havada dans etti. Çapraz kesişen kılıçların arasından Auron'un sarı gözlerine baktım. Beni sorguluyordu. Neden ölmediğimi merak ediyordu. Bu benimde merak ettiğim bir konuydu fakat yaşıyorsam amacıma ulaşmak için ikinci bir şansım olmuş demekti.

 

'Sen… değişmişsin.' Birbirimizden uzaklaştık. Auron'un mor alevleri tepemde birikmeye başladı. Alevler birleşerek yumruk şeklini aldı. Karanlık alevlerimi bedenime sarmaladım. Mor alev yumruğu karanlık alevlerimi yavaş yavaş yutuyordu. Baskıdan bedenim ezilme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Damarlarım çatlayacaktı. Mevcut acımın üzerine yenileri eklendi.

 

Acım arttıkça öfkem de artıyordu. Kılıcı yatayda bir kesit çizerek savurdum. Mor yumruk ikiye ayrıldı ve dağıldı. Bedenim limitine ulaşıyordu. Kavrulan derimden dumanlar tütüyordu. Auron kılıcını beline asmıştı. İki eliyle birden bir büyü yapıyordu. Bir elinde karanlık büyüyü topluyor diğerinde de ışık büyüsü birikiyordu.

 

Büyüye eskiden bu kıtada rüya denirdi. Bu rüyalar arasında bile antik olanlara rastlanırdı ki onlara Kadim Tanrısal Rüya denirdi. Bu rüya 2 farklı elementi birleştirip yeni bir büyü yaratmayı sağlardı. Daha önce bunu başaran birini görmemiştim.

 

Auron iki farklı element büyüsünü birleştirdi. Tapınağın en alt katında gök gürültüsü çınladı. Işık yağmurum kesildi.

 

'Tanrısal Çekim Alanı.' Mor dokungaçlara benzeyen onlarca uzantı duvarlardan ve yerden yükseldi. Kırbaç etkisiyle etrafta gördükleri her şeye saldırdılar. Dokungaçlardan kaçıyordum ama çok fazlalardı. Auron da beni sıkıştırmaya devam etti. Az öncesine göre hareketlerini takip edip karşılayabiliyordum.

 

Acı içerisinde olsamda zihnim açık ve netti. Savaşın ilerisini görebiliyordum. Çevremde olanlara hakimdim. Auron'a baskı kurmaya başladım. Adımları yavaşça geriledi. Darbelerim giderek sertleşti. Onu sonunda kalçasından yaralamayı başardım. Zehrin hızla yayılması için dua ettim.

 

Auron elini kalçasına götürdü. Eline bulaşan kanı görünce sinirlendi. Zehir yayılıyordu. Onu durdurmak için yapabileceği burada bir şey yoktu. Geri çekilip kendini tedavi etmeliydi.

 

Dokungaçlar onlarca canı söküp atıyordu ama sayıları eskisi kadar çok değildi. Birileri onların icabına bakıyor olabilirdi. Salonun kubbesinde savaşan Frimold'u parıltısından anladım. Havada çarpışan 2 nokta daireler çiziyordu. Acele edip kızıma yardım etmeliydim.

 

Auron ile arama kuklam düştü. Zemine gümbürtüyle düşerken kuklanın sesi çıkmıyordu. Yapıştığı yerden kalktı. Auron'un diğer oğlu hemen arkasındaydı. Savaşırken dikkatini tamamen kuklama vermişti. Güç dengelerini değiştirmenin tam zamanıydı. Auron'un oğluna saldırdım.

 

'Bir oğluma daha elini sürmene izin vermem!' Savaşın başında fırlattığı Ahiret Mızrağından bir tane daha fırlattı. Gözlerim mızrağın en kırılgan noktasını gösteriyordu. Bu zirveye ulaşan kılıç ustalığımın işaretiydi. Mızrağı boylu boyunca ortadan ikiye kestim. Mor mızrak alevi çevreme dağıldı ve patladı.

 

Auron kuklama saldırdı. Dicos kıvrak hareketlerle ikiye bir konumdan kurtulup yanıma geldi.

 

'Baba yaralanmışsın. Gidelim buradan.' Ortanca oğlan babasını omzundan tuttu.

 

'Farkındayım oğlum. Abine geri çekildiğimizi haber ver. Ben biraz zaman kazanacağım.' Oğlu yanından uzaklaşırken yaralı bacağını tuttu. Zehir tüm bacağına yayılmıştı. 'Şeytanın hediyesini kullanmaktan başka çare kalmadı.' Zeminde devasa bir delik oluştu. Yerin altından kocaman bir cisim yükseldi. Kara zırhı bütün ışığı soğuruyordu. Kalplere korku salan bir iradeye sahipti. Bu bir Ölüm Şövalyesiydi.

 

Ölüm Şövalyesini gördüğümde cayır cayır yanan bedenim buz kesti. Öfkem yerini usulca korku tohumlarına bıraktı. Bu Yılanadam Krallığında ki harabe zindanda karşılaştığım korkunç yaratığın aynısıydı.

 

Şövalye kafasını havadaki sarı parıltıya çevirdi. Elindeki buz kılıcını parıltıya doğrulttu. Kılıçtan uçan enerji inanılmaz bir hızla sarı parıltıya çarptı. Işık hareketini kesti ve yere düştü.

 

Kalbimde hissettiğim dayanılmaz bir ağrı oluştu. Nefesim kesildi. O düşen ışık Frimold'du. Auron'u boşverip doğruca kızımın düştüğü yere koştum. Bu sırada Auron ve iki oğlu çoktan savaş alanını terk etmişti. Kuklaya Ölüm Şövalyesine saldırması için emir verdim.

 

Kızımın düştüğü yere geldiğimde etrafını Ölümsüzlerin sardığını gördüm. Yolladığım lav topuyla hepsini küle çevirdim. Yanına oturdum ve bedenini ellerimin arasına aldım. Gözleri kapalıydı. Mavi peri kanatları kırılmıştı. Ona seslendim ama cevap vermedi.

 

Altın sarmaşık zırhının parıltısı solmuştu. Adını birkaç kez daha haykırdım. Cevap yoktu.

 

'Haydi kızım. Sen bundan daha güçlüsün. Ne olur gözlerini aç…' Gözlerimden akan yaşlar kızımın yüzüne düştü. Kanatları yavaşça toza dönüştü. 'Hayır, hayırrr.' Sımsıkı ona sarıldım. Kalbinin atışlarını duyamıyordum. Soğuk, hissiz ellerini tuttum. Kızım kollarımdan kayıp gidiyordu.

'Seni kurtaracağım. Neye mâl olursa olsun.' Frimold'un bedeninden zayıf bir ruh yükseldi. Bu Beşeriyet Tanrısı İdarr'dı.

'Doğanın dengesine karışamazsın evladım. Herkes bir gün ölür ve yerini yenisine bırakır.'

'Zırvalıklarını duymak istemiyorum. Bana kızımı kurtaracak bir yol göster.'

'Her şeyin bir bedeli vardır. Bazıları düşünebileceğinden daha ağırdır. Eninde sonunda denge sağlanır.'

'Sahip olduğum her şeyden vazgeçebilirim. Yeterki kızım yaşasın.' İdarr'ın yüzündeki bilgece ifadeye merak karıştı.

'Nelere sahip olduğunu kaybedene kadar anlayamazsın. Geri dönülemez bir yola girmek istediğine emin misin? Hayatının geri kalanı boyunca lanetlenmekten korkmuyor musun?'

'Ben zaten lanetlenmiş bir adamım. Şimdi olduğu gibi ölene kadar lanetli kalmaya, kızım yaşadığı müddetçe razıyım.'

'Bir başkasının hayatı adına karar vermenin sorumluluğunu üstleniyor musun?'

'Evet üstleniyorum.'

'Hayata geri dönecek olan kızının yaşayacağı tüm acılarına ortak olacak mısın?'

'Olacağım.'

'Kızının hayatını geri getirmenin karşılığı olarak seni felaket tellalı olarak lanetliyorum. Beraberinde gittiğin her yere huzursuzluk ve kötülük götüreceksin. Bastığın toprak bile seni istemeyecek. Ekinler kuruyacak, küçük bebekler ölecek ve salgınlar baş gösterecek. Çıplak elle dokunduğun her şey paslanıp çürüyecek. İnsanlar yüzüne bakamayacak. Onların gözünde kafasız bir yaratık olacaksın. Yeryüzünde dolanan Ölüm'ün şekli artık sensin. Sevilmeyecek ve sevemeyeceksin. Ben lanetleyen Tanrılar arasında en adil ve gaddar olan İdarr, kızına hayatını son bir defaya mahsus iade ediyorum.'




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1451

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1198

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 592

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 592

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 157

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 150

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 149

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14940 Üye Sayısı
    • 709 Seri Sayısı
    • 33161 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr