"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 49: Tapınak


Dicos’un cesedi kan gölünden yükseldi. Göz bebekleri maviye dönüşmüştü. Kopan bacağı ve kolu yeniden birleşti. Alev saran toprağın üzerinden ışık kılıcını aldı. Yaraları iyileşti. Kan kırmızı olan beyaz cübbesi maviye çaldı. Bir hayalete bakıyormuşum gibiydim. Konuşmuyor beni bekliyordu. Alnındaki mühür öldükten sonra silinmişti.

 

‘Beni takip et.’ Dağı tırmanmaya devam ettik. Yukarıdaki surlara çıktığımızda düşmandan eser yoktu. Kapı ardına kadar açıktı. Doğaya meydan okuyan tapınak bizi karşıladı. Tapınağın girişinde Kundi ve Frimold bekliyordu. Hızla yanlarına gittik. Frimold'u sapasağlam gördüğüme sevinmiştim.

 

'Deana! Başarmışsınız.' Bana sarılacak oldu ama kendini tuttu. Şu an iki yabancıyı oynuyorduk. Rolüme bağlı kaldım.

 

'Zor oldu ama başardık. Bizden önce girişi temizlemişsiniz Usta Frimold. Vaktinde yetişemediğimiz için özür dilerim. Beklenmedik bir misafirimiz vardı.' Arkamda bekleyen Dicos'u gösterdim. Mavi ışıklar içindeki kukla ürkütücü duruyordu. Frimold merakla sordu.

 

'O da kim?'

 

'Auron'un oğlu Dicos, yani bir zamanlar oğluydu. Artık bana ait.'

 

'Her zamanki gibi sürprizlerle dolusun Deana. Belki buradaki gizemide çözebilirsin. Kapıyı hiç bir kuvvet açamıyor. İçeri girmenin bir yolunu bulamazsak bütün çabalarımız boşa olacak.'

 

2 metreden uzun kalın kapıyı elimle yokladım. Sert ahşaptan yapılmıştı ve içinde kaba kuvvetle açılmaması için bariyer konulmuştu.

 

'Bariyerler uzmanlık alanım. Kırma konusunda elbette. Kukla, kapıya saldır.' Dicos ışık kılıcını mühürlü kapıya savurdu. Ahşaba sürtünen ışıktan alevler saçıldı. Bütün kapı alevlere teslim oldu. Yanan odunun kokusu ve dumanı dağdan yükseliyordu. 'Şu yangını söndürüp neler olduğuna bir bakalım.' Derin Dehşet tarikatından 2 kişi hızla kapıya yaklaştı. Beraber ve sinerjik bir şekilde ellerini havada çevirmeye başladılar. Dansla karışık ayini andıran bir uygulamaydı bu. Kapanış yaptıklarında 2 uygulayıcının arasında bir çember oluştu. Çemberden dışarı tazyikli su fışkırdı. Su kapıdaki alevlere hücum etti. Alevler sönerken peşinde is kokusunu bıraktı.

 

Kapkara olmuş kapının yüzeyine dokundum. Sadece dış yüzeyi yanmıştı. Bariyer hala duruyordu. Birkaç adım geri çekildim. Koşarak kapıya sert bir tekme attım. Kapıdan tok bir ses yükseldi. En ufak bir oynama dahi olmadı. Zümrüt kılıcımı denemeden önce sırtımda asılı duran asamı elime aldım. Kılıcım gibi onu istediğim zaman çağırıp yollayamıyordum.

 

Işığın zayıf olduğu şeyleri düşündüm. Işık suda kırılır ve etkisi azalırdı. Aynı zamanda karanlık büyüsü ışığın tam karşıtıydı. Büyü yeteneklerine yeni sahip olsamda işe yarayabilirdi. Asayı kapıya doğtulttum. Zihnime yerleşen karanlık büyülere odaklandım. 2 farklı karanlık büyü kullanabiliyordum. İlkini denemeye karar verdim.

 

'Ahiret Mızrağı' Gölgelerden oluşan 4 metre uzunluğunda bir mızrak güneşe meydan okurcasına kendini gösterdi. Boştaki elimle mızrağa havalanmasını söyledim. Mızrak elimi takip etti. Elim tamamen havaya kalktığında durdu. Elimi hızla aşağı indirdiğimde mızrak uçarak kapıya çarptı. Kulakları sağır eden çınlamanın ardından kapının içine çöktüğünü gördüm. Hala açılmamıştı ama yüksek hasara maruz kalmıştı. Sonraki büyüyü denemeye başladım.

 

'Kuyt Yumruğu' Ellerim kara büyüyle doldu. Sanki alevler saçıyordu ama bu alevler siyahtı. Asamı yüzüğüme kaldırdım. Ellerimi yumruk yaptığımda kara alevler celallendi. Kapının önünde durdum. Mızrağın çökerttiği noktayı elimle önce işaretledim. Tüm kuvvetimi sağ elime verdim. İçim güçle dolup taşarken bağırarak kapıya yumruğumu geçirdim. Uyguladığım kuvvetin etkisinden arkamda devasa bir hava akımı oluştu. Saçlarım deliler gibi savruluyordu. Uçuşan pelerin ve kalkanların sesini duyabiliyordum. Kapı gürültüyle devrildi.

 

Bariyeri kırdığımda arkamda yüzlerce kişinin savaş naraları atıp tezahurat yaptığını duydum. Havaya kaldırılan kılıçlar ve mızraklar sel olup akıyordu. Frimold omzuma elini koydu. Sesi kısık çıkıyordu.

 

'Harikasın anne.'

 

Tapınağın içi altından mobilyalarla doluydu. Her duvarda tablolar ve kıymetli silahlar asılıydı. Servet ve silahlar ilgimi çekmiyordu hepsine sahiptim. Tapınağın geniş tavanına Işık tanrıçasının figürleri resmedilmişti. Binanın tam ortasında büyük bir heykel vardı. O sırada fark ettim ki duvarların hepsinde o heykelin birer kopyası vardı ama daha küçüklerdi. Heykellerin kafaları yoktu ve ellerinde birer kılıç tutuyorlardı. Auron'a yaklaştıkça içim daha huzursuz oluyordu.

 

Tapınağın içinde bir ses yankılanmaya başladı.

 

'IşıkTanrıçası'nın evine silahla girdiniz. Cezanızı çekmeye hazır olun.' Duvarlada asılı duran heykeller hareket etmeye başladı. Teker teker duvardan aşağı atlıyorlardı. Taştan golemlere benziyorlardı. Ellerinde taşıdıkları kılıçlar Dicos'unki gibi parlamaya başladı. Heykeller normal bir adamın boyundan daha uzunlardı. Tapınağın içindeki ikinci savaş başladı.

 

Askerler heykellerin darbelerine dayanamıyorlardı. Çağırılan dalgalar ve kızıl buzun zehri onlara etki etmiyordu. Diğer tarikat üyeleri daha rahat savaşıyorlardı. Küçük heykelleri es geçip en büyüğüne yöneldim. Kafasız heykel kılıcını tapınak zeminine indirdiğinde yer yerinden oynadı. Dengemi sağlayamayıp duvara tutundum. Tapınak sarsıldı. Böyle devam ederse çatı beraberinde dağ ile üstümüze düşecekti. Asamı elime aldım ve zihnimdeki tek ateş büyüsünü uyguladım.

 

'Ejder Nefesi' Asadan fırlayan lav topu heykelin gövdesine çarptı. Heykel hareket etmeyi kesti ve yere yığıldı. Yere çarptığında parçalara ayrıldı. Tapınak girişi tekrar elimize geçtiğinde kayıplar yüzleri buluyordu. Tapınağın dışına kamp kuruldu. Hücuma kalkmadan önce dinlenmek gerekiyordu. Yaralılar kartallarla ana kampa yollandı.

 

Ordu gücünün yarısını kaybetmişti. 12.000 kişilik orduda 6.000 kadar ölü ve yaralı vardı. Öldürülen ork ve Kaidalar 20.000'i geçiyordu. Bunların arasında Auron oğlu Dicos da vardı. Hala halledilmesi gereken seçilmişler ve Auron'un kendisi vardı.

 

Tapınağın içinde parçalanmış heykellerin birinin üzerinde oturuyordum. Kandan kırmızıya boyanmış kılıcımı temizliyordum. Parlak cilalı zümrütünde kendi yansımama baktım. Kan ve ter kokuyordum. Kıyafetlerim ve zırhımın yarısı kan içindeydi. Dar siyah elbisem parçalanmıştı. Kısa eteğin yan tarafı bütün bacağımı gösterecek kadar yırtılmıştı. Diğer bacağımdaki çorap ise kopmuş ve tamamen çıplaktı. Gövdemde hafif yırtıklar vardı. Zırhım önümü yeterince koruyordu. Bacaklarımı koruyacak zırha ihtiyacım vardı. Kanlı maskemi çıkarıp yanıma koydum. Ter damlaları yanaklarımdan süzüldü. Dağılan saçlarımı tekrar topladım. Kan ve toprak kokusunu alabiliyordum. Bir banyo için neler vermezdim.

 

'Tek başına oturmak için güvenli bir yer sayılmaz.' Rochel'in yankılanan adımları tapınakta sekiyordu. Kendimi yorgun hissediyordum. Kılıcımı avuçlarımın arasından yavaşça bıraktım. Kılıç yere düşmeden gözden kayboldu. Sadece kafamı ona doğru çevirdim. Bedenimi kıpırdatmak bile istemiyordum. Yeniden savaşmadan dinlenmeliydim.

 

'Kuklam beni koruyor.' Duvarda yaslanmış bekleyen Dicos'u işaret ettim. 'Udan kadar güçlü değildi ama büyüleri son derece tehlikeliydi.'

 

'Bende tam olarak bunu soracaktım. Ustan ve senin hangi tekniği kullandığınızı bir türlü anlayamadım. Başta kılıç tekniğinde uzman olduğunuzu düşünmüştüm ama orda Dicos'u büyüyle yendin. Neyin nesisiniz?'

 

'Ustam Acı Tanrıçası'nın öğrencisi hatta öğrenciden daha fazlası, onlar ortak denebilir. Ustam, Tanrıça Extia ile yaptığı anlaşmadan sonra hiçbir şekilde acı hissetmemeye başladı.'

 

'Sen acıyı hissedebiliyor musun?' Onu inandırmak için yanağımı kuvvetlice sıktım. Bu sırada acıyormuş gibi ufak bir 'ah' çektim. Kızaran yanağımı ovuşturdum. Ayarını tam tutturamamıştım. Yanağım fena kızarmıştı.

 

'Gördüğün gibi benim durumum onun kadar özel değil. Bu yüzden ustam bana bu zırhı hediye etti. Her türlü saldırıyı emebiliyor.'

 

'Bu kadar önemli bir savaşta nasıl oluyor da bizi bırakıp gidebiliyor? Yerine seni yolluyor ama ya başaramazsan ne olacak? Auron'u yenmeye gücün yetmezse bu hepimizin sonu olur. ' Huzursuzca oturduğum heykelden kalktım. Bu benimde kafamı kurculuyordu.

 

'Öyle bir durum olmayacak. Onu yeneceğim. Ustam yeneceğime inanmasa beni yerine yollamazdı. Usta Frimold onun kızı, bunu biliyor olmalısın. Ustamın 3 kızı var. Kızlarından daha fazla değer verdiği bir şey yok. Diğer ikisini bulmak için ayrıldı. Onlar hakkında bir bilgi bulduğunu söylemişti.'

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1385

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1159

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 960

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 780

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 739

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 697

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 594

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 554

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 518

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 214

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 128

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 125

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 121

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Site İstatistikleri

  • 20050 Üye Sayısı
  • 567 Seri Sayısı
  • 28161 Bölüm Sayısı


creator
manga tr