Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 36: Kontrol Noktası


Habersiz geçen 2 asırdan sonra kızlarımdan ilk kez haberdar oluyordum. Bu haberde yaklaşık 1 asır öncesine aitti. En azından nereye yolculuk ettiklerini öğrenmiştim. Beni Cevherözü’ne bağlayan bir şey kalmamıştı. Yarın yola çıkacaktım. Akira’nın evinden geç bir saatte ayrıldık. Eleel ve Ragor ile aram gayet iyiydi. Akira ile de aramızdaki buzları erittiğimizi düşünüyordum. Artık bana ‘aptal’ demiyordu. Bende ona 'kedi’ demiyordum. İlk hangisinin peşinden gitmem gerektiğine karar veremedim. Bu 3 mekandan hangisi en yakınsa ondan başlamalıydım. Bu düşünce kulağıma mantıklı geldi. Pazardan ayrıntısı bol küçük ölçekli bir kıta harikası aldım. Üzerine işlendiği deri suyu geçirmiyordu ve kaliteliydi. Fiyatı da yüksekti ama bunu dert etmedim. Harcayamadığım bir servetim vardı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar harita üzerinde en uygun rotayı belirlemeye çalıştım. Buz Diyarı, Kayıp Peri Ormanı ve Kuzey Hava Tapınağı. Bu üçüne uyan tek bir rota vardı. Kalemle izleyeceğim yolu çizdim.

 

Cevherözü'nden kuzeye yönelerek insanların krallığının içinden geçip Ulu elflerin olduğu konağın hemen yanındaki Kayıp Peri Ormanı'na gidecektim. O istikametten dağları takip ederek Kuzey Hava Tapınağına ulaşacaktım. Son olarak Buz Diyarı ve en uzak olanı. Dağlardan daha kuzeye ilerlemeliydim. Güneşin ilk ışıkları odamın camından içeri girerken harita üzerindeki işimi bitirmiştim. Bir zamanlar memleketim olan insan krallığına bir göz atmanın zamanı gelmişti. Odamdan çıktım. Hancı her zamanki saatinde temizliğini yapıyordu. Merdivenlerden gelen ayak seslerine irkildi.

 

'Oh Biçici Bey. Günaydın, bugün çok erkencisiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?' Yerleri süpürdüğü süpürgesini hemen yanındaki komidine dayadı.

 

'Şehirden ayrılıyorum. Odaya artık ihtiyacım yok.' Jagos hala uykusundan ayılmış değildi. Hancıyla konuşurken masanın birinin altına kıvrılmıştı. Hancı merakla sordu.

 

'Nereye gidiyorsunuz efendim?' Dönüp 'Seni hiç alakadar etmez.' dememek için direndim.

 

'Uzaklara, Ulu elflerin konağına gidiyorum.'

 

'Anlıyorum efendim. Kazasız belasız gidin.' Hancıya teşekkür ettim. Yola çıkmadan odanın ödemedim o ayki parasını biraz da içimden gelerek fazla verdim ve handan ayrıldım. Güneş ufukta yükselirken Lonca'ya uğrayıp ayrılacağımı bildirmem gerekiyordu.

 

Sabahın erken saatlerinde loncada kimseciklerde yoktu. Görevliye şehirden ayrılacağımı ve uzunca bir süre olmayacağımı söyledim. Altın kolyemi çıkarıp masanın üzerine koydum. Arkamı dönüp kapıya yöneldim.

 

'Biçici Bey?' Ne soracağını öğrenmek için döndüm. 'Kolyenizi teslim etmenize gerek yok. Gittiğiniz her yerdeki loncalardan görev alabilirsiniz. Emekliye ayrılacaksanız eğer altın kolyenizi bu lonca amblemini taşıyanla değişmem gerekiyor.' Bir elinde altın kolyemi diğer elinde de bir gülü çaprazlama kesen iki kılıçlı kolyeyi tutuyordu. Servetim elbet bitecekti ve o zaman geldiğinde tekrar paraya ihtiyacım olacaktı. Bu yüzden masaya geri dönüp memnuniyetle altın kolyemi geri aldım. Kolyemi geri almak neşemi geri getirdi. Gururla boynuma astım.

 

'Teşekkür ederim. Beni soran olursa Ulu elfleri ziyarete gittiğimi söylersin.' Kapıda beni bekleyen Jagos'un sırtına atladım. Şehri geride bırakırken dönüp bir kez daha baktım. Geride bıraktığım şeylere dönüp bakmam huyum değildir ancak bu şehrin bende bıraktığı anılar güzeldi. Asıl evime benzeyişi, tanıştığım kişiler, lonca ve görevler ama bunların hiçbiri kızlarımdan değerli değildi.

 

Yolculuğum aylardır devam ediyordu. Mola verdiğim tek vakit Jagos'un dinlenmesi için durduğum zamanlardı. 2 gün aralıksız yol alabiliyordu ve yarım günde dinlenmesi için bekliyordum. Aşırı ağır ve büyük olmasaydı o dinlenirken sırtımda taşıyabilirdim. Böylece vakit kaybımız hiç olmazdı. Panterimin hızı normal bir attan daha fazlaydı. İnsan krallığı sınırlarına girmeme az kalmıştı. 1 hafta daha böyle yol aldık. Sonunda krallığa bağlı çiftlik ve köylere rastladım. Hasat vakti gelmişti. Tarlalar çalışan insanlarla doluydu. Cevherözü'nde yaşadığım vakitten sonra fark ettiğim ilk şey artık insanlara iğrenerek bakmadığımdı ama yinede onlardan hoşlanmıyordum.

 

Toprak yollar taşa dönüşmeye başladı. Krallığın iç kısımlarına yaklaşıyordum. Yol üzerine kurulu kontrol noktasını gördüğümde hızımı azalttım. 2 kısa kule  yolu uzak mesafeden kontrol edebilmeye imkan sağlıyordu. Kulenin tepesinde zırhlı 2 asker vardı. Kontrol noktasında bir çok yolcu geçiş için sıra bekliyordu. Jagos'tan indim. Askerlerden biri bana yaklaştı.

 

'Geçiş izninizi görebilir miyim?' Diğer yolculara ve kervanlara göz attım. Herkes ellerindeki kağıt parçalarını askerlere gösteriyordu ve benim bundan haberim yoktu.

 

'Geçiş iznim yok.' Askere rüşvet vermeyi düşündüm ama içimden bir ses durumumu daha kötüye düşüreceğini söylüyordu. Düşünceyi şimdilik ikinci plana attım.

 

'Üzgünüm geçiş izniniz yoksa geçmenize izin veremem.' Benimle daha fazla konuşmadan sıradaki yolcuya geçti. İtiraz dahi edememiştim. Elimdeki seçenekler nelerdi? İlki rüşvetti. İkincisi bütün askerleri öldürüp zorla geçebilirdim ama sonradan başıma ödül konulup peşime düşülmesini istemiyordum. Başka bir şey bulmalıydım. Omzumda bir el hissettim. Arkamda beyaz saçları omuzlarına inen, kirli sakallı, insana ait olamayacak sarı gözlere sahip son derece karizmatik bir adam vardı. Onu daha da havalı gösterecek yüzünde bir yarası bile vardı. Üzerinde sıkı kayışlarla sağlamlaştırılmış deri bir zırh giyiyordu. Sırtında asılı duran iki kılıcı vardı.

 

'Sanırım seninde geçiş iznin yok. Bak ne diyeceğim. Benimle bir iş yap. Bende ikimizede geçiş izni alayım. Ne diyorsun? Var mısın?' Sesi otoriter ve sakindi.

 

'Üzgünüm ben yalnız çalışırım. O izni kendi başına alman gerekecek.' İnsanlardan artık tiksinmiyor olabilirdim ama bu onlara güveneceğim anlamına gelmezdi. Adam ısrar etmeye devam etti.

 

'Bende yalnız çalışırım ama bazen yardıma ihtiyacın olabiliyor. Kara borsadan geçiş izni satan bir adamla tanıştım. İzin başına 500 altın istiyor ve bende o kadar para yok. Kampları az ileride.'

 

'Bir kağıt parçası için 500 altın fazlaymış. Adam işini biliyor.' O fiyata almak için aptal olmak lazımdı. Yinede elimde başka bir seçenek yoktu. Beyaz saçlı adamın planı işe yaramazsa 500 altına izni satın alabilirdim. O miktardaki para benim için çocuk oyuncağıydı. 'O adama bir ders vermek lazım.' Beyaz saçlı adamın yüzündeki ifadeden aynı fikirde olduğumuzu anladım.

 

'Kesinlikle öyle.'

 

Gecenin ilerleyen saatlerinde kontrol noktasından 1 kilometre geride bir kamp vardı. 12 adam saydım. Beyaz saçlı adamla bir kayanın arkasında bekliyorduk. Saldırmak için uygun bir andı. Yerimden doğruldum.

 

'Bekle tam hazır değilim. Şunu içmemi bekle.' Cebinden çıkardığı bir iksiri içti. Ağzını ekşitti isede hepsini yuttu. Karanlık olmasına rağmen yüzündeki damarların kırmızı yeşil parladıģını görebiliyordum.

 

'O da neydi?'

 

'Güçlendirme iksiri. Biz efsungerler çok kullanırız.'

 

'Efsungerler mi? Seni bir paralı asker sanmıştım.'

 

'Para karşılığı canavar avlarım. Bizim işimiz budur. İnsanların öldürmeye cesaret edemedikleri yaratıkları biz temizleriz. Bu kadar gevezelik yeter. İksirin etkisi geçmeden işe koyulalım.' Daha fazla soru sormadım. Hepsini iş bittikten sonra sormaya kara verdim. Kampın girişinde 2 adam nöbet tutuyordu. Adamlara yavaşça yaklaştık. Ne olduğunu anlamadan ikisi aynı anda öldü. Ölürlerken fazla ses çıkarmışlardı. İçeriden bağırışmalar duyuldu. İçeri daldık. Jagos askerlerin üzerine atladı.

 

'Banada böyle bir hayvan lazım.' Beyaz saçlı adam sırtındaki kılıçlardan birini çekti. Uzun çelik kılıç kamp ateşinde parlıyordu. Üzerine atılan 2 askeri seri hareketlerle yere serdi. Adamlar yere düşmeden ölmüşlerdi.

 

'Özellikle insanları yemeyi sever.' Gülerken askerlerden biri arkamdan saldırdı. Silahsız olduğumu sanmıştı. Kılıcını sırtıma savururken birden döndüm ve elimde beliren zümrüt kılıcımla darbeyi savuşturdum ve adamın boğazını kestim. 4 askerin yaylarını gerdiğini gördüm.

 

'Arkama geç!' diye bağırdı efsunger. 4 ok üzerimize doğru uçtu. Adamın ne yapmaya çalıştığını anlamadım oklardan kaçmaya bile çalışmıyordu. Fısıltısını zar zor duydum. 'Quen' Oklar görünmez bir kalkana çarptı. Askerler şaşırarak yaylarına birer ok daha sürüyorlardı ki efsunger bir sözcük daha fısıldadı. 'İgni' Ellerinden saçılan alevler okçuları yaktı. Adamlar alevler içinde koşmaya başladılar ve yere yığılıp hareket etmeyi kestiler. Yetenekleri çok etkiliydi. Acaba başka nasıl yetenekleri vardı?

 

Kampı temizlememiz kısa sürdü. Geçiş izinleri satan kara borsacıdan biletleri aldıktan sonra efsunger onun icabına baktı. Kampı terk ederken bir yandan konuşuyorduk.

 

'Yeteneklerin ilginç. Daha önce hiç bir efsungerle tanışmamıştım. Ben Azyl, Azyl Karagüneş.' Beyaz saçlı adam çelik kılıcını temizleyip sırtındaki kınına taktı.

 

'Rivyalı Geralt. Temel efsunger yeteneklerimden ikisiydi sadece. Birdenbire beliriveren kılıcın iyiymiş. Panterinde öyle.'

 

'Neden 2 kılıç taşıyorsun?'

 

'Çelik olan insanlar için, gümüş ise canavarlar için.' Gümüş kılıcını çıkardı. Gri rengi ay ışığında bile parlıyordu. 'Yolumuz burada ayrılıyor. Belki bir gün tekrar karşılaşırız. Bulmam gereken birisi var.' Gümüş kılıcını geri yerine taktı.

 

'En azından senin bulman gereken 1 tane var. 3 kadını bulmam gerekiyor.' diyerek dalga geçtim. 'Sarı saçlara, beyaz tene ve kapkara gözlere sahip 3 kadın arıyorum. Böyle birilerini gördün mü?' Biraz düşündü.

 

'Sanmıyorum, kül rengi saçlara sahip yeşil gözlü bir kadın gördün mü? Adı Ciri.' İkimizde birilerini arıyorduk. Benzer bir kadere sahiptik.

 

'Hayır üzgünüm, o isimde birini ne gördüm ne de duydum. Artık buradan ayrılsak iyi olur seninde benimde bulmamız gereken kişiler var. Görüşmek dileğiyle Geralt.' Jagos'a atladım ve oradan hızla uzaklaştım.

 

'Umarım görüşürüz.' Geralt uzun bir ıslık çaldı. Ağaçların arasından kızıl bir at koşarak geldi. Eğerin hemen yanına bir griffinin kafası asılıydı. Öldürdüğü bir canavarın ganimetiydi bu…

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1456

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14991 Üye Sayısı
    • 714 Seri Sayısı
    • 33201 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr