"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 31: Ölüm ve Kule


10 dakika kadar bir şey göremedim. Gözlerimin sıcaklığı geçti. Aynada yüzümü inceledim. Herhangi bir değişiklik yoktu. Yine aynı yüz ve aynı yeşil gözler. Geliştiklerini sanmıştım. Demek zümrüt kılıcım gibi bir gelişme olmuyordu. Extia’nın sesi zihnimde yankılandı.

 

‘İs’in 4. dalına çıktın. Aramızdaki bağın kuvvetlendiğini hissedebiliyorum. Yılanadam tekniğinden yeni bir yetenek kazanmadın mı?’

 

‘Haklısın kontrol etmeliyim.’ Meditasyon pozisyonuna geçtim. Zehrin Dokuz Lordunu düşündüm.

 

Kaya Zehri Lordu’nun Bileklikleri. Draris'in sesi zihnimde yankılandı. Kara metalden dövülmüş zırh zehir ile mühürlenmişti. Işık üzerine nüfuz ettiğinde mat siyah malzemenin üzeri yeşil parlıyordu. Her türlü büyü hasarını emer. Emdiği büyü enerjisini biriktirir. Gelişim 3 aşamalıdır. 1. aşama bilek koruması. 2. aşama tam kol koruması ve sonuncu 3. aşama kol ve omuz koruması.

 

Mat bilekliklerime baktım. Kulenin 2. katındaki şömine ateşinde ince yeşil çizgileri kendini belli belirsiz gösteriyordu. Kılıcım gibi evrimleşen bilekliklerim vardı. Meditasyon sırasında bütün bilmem gerekenleri öğrenmiştim. Draris’in sesini tekrardan duymak çok güzeldi. Kim bilir şu an ne yapıyordu? Aylar geçmişti. Onu görmek istiyordum.

 

Yeni ekipmanım ve daha da güçlenmiş bir şekilde kuleyi tırmanmaya devam ettim. Kulenin üzerinde bir büyü vardı. Tepeye yaklaştıkça yoğunlaşan enerjiyi hissedebiliyordum. Kule yükseldikçe alan genişledi. 3. kata ulaştığımda ilginç bir manzarayla karşılaştım. Kule 3. kattan itibaren bir mağaraya sabitlenmişti. Yaklaşık 60 metre yukarıya çıkmak için bir kule yapılmıştı. Yeni mağaranın içinde ilerlemeye başladım. Duvarlara çuvallar yığılmıştı. Variller ve fıçılar istiflenmişti. Bu mağara devasaydı. Siyah cüppeli birçok vampir ile karşılaştım. Beni fark etmediler. Bir işle ilgileniyorlardı. Siyah cüppelilerin yanında beyaz renkte cüppe giyenlerde vardı. Fiziksel görünüşleri siyahlılarla aynıydı. Jacob’un bahsettiği köleler bunlar olabilir miydi? Beyazlıların sayısı siyahlılardan fazlaydı ve ayak işlerini yapıyorlardı. Jagos’a beyazlıları işaret ettim. Saklandığım yerden çıktım. Vampirlere doğru koştuk.

 

Kulenin girişinde yüzleştiğim ilk vampirlerden kadar güçlü değillerdi. 4 vampir elimde can verdi. Birini elimden kaçırdım. Mağaranın derinlerine kaçtı. İstediği kadar haber versin. Beni durduramazlardı. Vampir kölelerinin yarasaya dönüşebilme yetenekleri yoktu. Ölümleri Jagos'un pençelerinde oldu. Bütün tozları topladım. Tozları toplamayı yeni bitirmiştim ki, kaçan vampir yanında 20 vampir ile çıkageldi.

 

'Adi insan tek yaptığın ölümüne ilerlemek. Buradan daha ileri gidemeyeceksin.' Jagos saldırmak için gerildi. Kılıcımı doğrulttum.

 

'Bu lafı sık duyar oldum.'

 

.

.

.

 

Mağaranın sonunda cadının odasını buldum. Odanın içi kürklerle kaplıydı. Cadı ise sırtı bana dönük şekilde masasının başında oturuyordu.

 

'Bütün çocuklarımı öldürdün. Onları uykularından uyandırmam ne kadar sürdü farkında mısın?'

 

'Umursadığım söylenemez.'

 

'Tam 40 yıl. 40 yıl önce sebepsiz yere uykumdan uyandım. Ben ve bütün ailem uyuyorduk. 40 yıldır onları uyandırmaya çalışıyordum. Onlar uyanalı 2 ay olmamıştı ve sen hepsini öldürdün.' Sandalyesinden hışımla kalktı. Teni ve saçları neredeyse bembeyazdı. Gözleri ise kırmızıydı. Buzdan yarattığı mızrağı bana fırlattı. Mızrağın hızından kaçamadım. Göğsüme gelen mızraktan bilekliklerim sayesinde kurtuldum. Buz büyüsü bozuldu ve bilekliklerim tarafından emildi. Jagos'a geri çekilmesini emrettim. Bu dövüş sırasında yaralanabilirdi.

 

Mızraklar gelmeye devam etti. 2 tanesinden kaçamadım. Biri omzumu sıyırdı. Öteki ise bacağıma saplandı. Sağ omzum ve sol bacağım ayazlanmaya başladı. Saniyeler içinde bacağım hareket edemez hale geldi. Cadıya kılıcımı fırlattım. Çaba harcamadan kılıcı tırnaklarıyla savurdu. Kılıcımı yere düşmeden tekrar çağırdım. Bilekliklerimi bacağıma temas ettirdim. Ayaz kaplı bacağımdaki büyü bozuldu. Cadı iki elini birden bana doğrulttu. Avuçlarından akan ayaz korkunçtu. Kollarımı çaprazlama kenetledim ve bilekliklerimi kendime siper ettim. Yüzüm ve kollarım hariç tüm bedenim buz tuttu.

 

Ayaz büyüsünün hepsini bilekliğim emdi. Derimin üzerini saran sert metali hissettim. Kollarımın tamamı mat siyah metalle kaplandı. Vücudum tamamen buza dönüştü. Hareket edemez hale geldim. Cadı büyüsünü kesti.

 

'Seni kimsenin bulamayacağı bir yerde saklayacağım. Asırlarca o buz kütlesinin içinde kalacaksın.'

 

Buz kütlesinin içinden yeşil bir ışık parladı. Buz çatırdadı ve ufalandı. Donmuş uzuvlarımı rahat hareket ettiremiyordum. Cadı Serena'nın pençeleri boğazıma yapıştı. Ayaklarım yerden kesildi. Nefes alamıyordum. Kılıcımı koluna sapladım. Zehri damarlarında yayıldı.

 

'Senin zehrin bana sökmez.' Zehir daha fazla yayılmadan sol kolunu tamamen dondurdu. Tek koluyla beni tutarken bile çok güçlüydü. Sivri tırnakları boğazımı deşti. Kanlar yere saçıldı. Ölüyordum. Sağlam kolunun kuvvetiyle beni mağaranın duvarına fırlattı. Duvarın içine gömüldüm. Yırtılan boğazımdan dolayı konuşamıyordum. Kanlar akmaya devam ediyordu. Yere düşen kılıcım Serena'nın arkasındaydı. Duvardan kendimi zor çıkardım. Yere yüzüstü düştüm. Dizlerimin üzerinde zor doğruldum. Kol korumalığım bedenimdeki tüm ayazı emmişti. Kılıcımı tekrar çağırdım. Kabzasını iki elimle kavradım. Keskin tarafını karnıma çevirdim.

 

'Ölümünü hızlandırmaya mı çalışıyorsun? Bu kadar korkak olduğunu bilmiyordum. Seni adi köpek!' Serena'nın iğrenç sözlerine sırıtmakla yetindim. Konuşabilseydim bir çift lafım olurdu. Zümrüt kılıcımı karnıma sapladım. Nefesim kesildi ve yere yığıldım.

 

Serena donmuş kolundaki zehir için panzehir yapmaya döndü. Acele etmeliydi yoksa kolunu kaybedecekti.

 

'Zehir kılıcındaydı. Onu alırsam panzehir yapmam daha kolay olur.' Dizlerinin üzerine çökmüş ölü adamın yanına gitti. Karnına saplı duran kılıcı almak için eğildiğinde kılıç orada yoktu. 'Kılıç nereye kayboldu?' Ölü adam konuştu.

 

'Tam karşında.'

 

Kılıcım elimde belirdi. Serena neler olduğunu anlayamadan kılıcı göğsüne savurdum. Vaktinde müdahale edemedi. Donmuş kolunu kendini korumak için kaldırdı. Kılıç donuk kolu parçalayarak göğsüne girdi. Göğsüne saplı kılıcımla yere serildi. Sağlam eli kılıca gitti. Çıkarmaya çalıştı ama başaramadı.

 

'Nasıl?' Ağzı yavaşça kanla doldu. 'Sen ölmüştün…' Küle dönüşürken gözleri açıktı.

 

Mağara odasının kapısını açtım. Jagos içeri girdi. Serena'nın masasındaki kağıtlara baktım. Bilmediğim bir dilde yazılmış belgelerdi bunlar. El ile çizilmiş resimlerden de bir şey anlamadım. İnsan bedeninin anatomisini gösteren çizimler vardı sadece. Sanırım Serena vampirler üzerinde bir çeşit deney yapıyor olmalıydı. Güneş hasarını engellemeye çalışıyor olmalıydı. Bir vampirin en büyük arzusu güneşten korkmamak olsa gerek.

 

Masadaki bütün belgeleri yanıma aldım. Lonca elbet ne peşinde olduğunu öğrenmek isteyecektir. Serena'nın kendisine ait botanik bahçesi vardı. Artık bitkilere ihtiyacı olmayacağından hepsini aldım. Odada işime yarar bir takım şeyler buldum. 100 kadar altın, güzel çelik bir hançer ve bir parşömen. Parşömenin üzerinde bir kaç sembol vardı. Ortasında ise bir kızıl köz ahtapotu resmedilmişti. Üzerinde başka bir talimat yazmıyordu. Ahtapotu çağırmama yarıyor olabilirdi. Hiç yoktan iyidir diyerek her şeyi yüzüğe doldurdum. Görev tamamlanmıştı. Geri dönüp ödülümü almanın zamanı gelmişti. Derin mağaradan çıktım ve tekrar kulenin olduğu yere geldim. Jagos'un kulakları dikleşti. Havayı kokladı ve hırlamaya başladı. Varillerin arkasına saklandık. Birileri bu tarafa geliyordu.

 

Ayak seslerinden 2 kişi olduklarını anladım. Biri metal çizme giyiyordu, ötekide deri. Sesler yaklaştı. Göz ucuyla gelenlere baktım. Onları daha önce bir yerde görmüştüm. Eski zırhı ve kafasını koruyan garip bir kask giymiş adamın yanında kısa boylu sarışın bir rahibe vardı. Onlar loncadandı. Loncaya katıldığımın ilk günü gördüğüm goblin delisi adamdı o. Saklandığım yerden çıktım.

 

'Burada ne arıyorsunuz?'

 

Rahibe korkuyla zırhlı adamın arkasına saklandı. Adam yerinden kıpırdamadı.

 

'Goblin öldürmek için buradayım.'

 

'Burada goblin falan yok. Sadece vampirlerin mesken tuttuğu bir yer burası.'

 

'Vampir mi? O da ne?' Adam vampirin ne olduğunu bilmiyordu. Yüzüğümden bir şişe vampir tozu çıkardım.

 

'Beyaz saçlar, kül rengi ten ve sarı gözlere sahip insana benzeyen yaratıklar. Kanını içen leşçiller. Güneş onlara zarar verir bu yüzden ondan nefret ederler ve gece avlanırlar. Böyle karanlık ve güneş ışınlarının ulaşamadığı mağaralar onlar için harikadır.' Şişedeki tozu yere döktüm. 'Öldüklerinde toza dönüşürler.' Adamın yüzünü göremediğimden söylediklerimden ne kadar etkilendiğini bilemedim. Arkasında saklanan rahibe benimde loncadan olduğumu görünce biraz rahatladı.

 

'Anladım. Goblinlerde mağaralarda yaşar.' Yine goblin. Goblinden başka bir şey düşündüğü yoktu.

 

'Vampirler ve ölümsüzlerin icabına baktım. Mağara temizlendi. Buraya gelmenizi kim istediyse size verdiği görevde bir yanlışlık yapmış olmalı. Burada bir cadı yaşıyordu.'

 

'Cadı mı? O ne?' Gözlerim seğirmeye başladı. Bu aptal nasıl oluyorda bir cadının ne olduğundan haberi olmuyordu. Yanında duran sarışın ufak rahibe sinirlendiğimi gördü.

 

'Ah, hadi buradan çıkarken ben size cadıların ne olduğunu anlatayım Goblin Avcısı. Bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederiz efendim.'

 

Son derece saygılıydı. Neden o deli adamın yanında gezdiğini anlamadım. İkili geldikleri yönden geri döndü. Bende onların arkasından asıl mağaradan çıktım.






Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1451

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1198

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 592

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 592

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 157

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 150

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 149

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14940 Üye Sayısı
    • 709 Seri Sayısı
    • 33161 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr