Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 29: Tuzak ve Asıl Görev


Hazinelerle dolu odada kendimizi bulduk. Altın yığınlarından oluşan tepeler vardı. Hepimiz heyecanlandık. Hazine tepelerini kurcalamaya giriştik. Ben bile heyecanlanmıştım. Bu kadar hazineyi hayatımda ilk kez görüyordum. Sadece altın değil çeşit çeşit değerli mücevherlerde vardı. Hazinenin bir kısmını yüzüğüme doldurmakla meşguldüm. Ustam Extia’nın sesi zihnimde çınladı.

 

‘Ters giden bir şeyler var. Hızlıca buradan çıkmalısın. Uğursuz enerji giderek yaklaşıyor.’

 

Gereksiz sorularla vakit kaybetmeye niyetim yoktu. Çabucak hazineden neler aldığıma bakmaksızın elime geçeni doldurdum ve gruptakileri koşarak aramaya başladım. Bruk ve Emy yanyanaydılar.

 

‘Acele edin, hemen buradan çıkmalıyız. Bize doğru gelen bir şey seziyorum.’ Bruk önce bana sonra odadaki tıka basa dolu hazinelere baktı.

 

‘Tamam. Emy, Carlos’u ve diğerlerini ara. Bende bu tarafa bakacağım. Hemen buradan çıkıyoruz.’

 

‘Tamam patron.’

 

Jagos bile uğursuz enerjiyi hissetmeye başlamıştı. Kulakları dikleşti ve sezdiği yönde hırlamaya başladı. Bir önceki geldiğimiz kapı tarafından geliyordu.

 

‘Çabuk!’ Koşmaya başladım. Elimin değdiği hazineleri yüzüğe doldurmayı sürdürdüm. Kapıya koşarken diğer gruptan birisine rastladık. Acilen burayı terk etmemiz gerektiğini bağırdım. Gözü hazinelerde kalsa da bizimle geldi. Kapının önünde bizi bekleyen grubun kalanına yetişmek üzereydik. Yer sarsılmaya ve kırılmaya başladı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Koşarken arkamı dönüp önceki kapıya baktım. Kapkara zırh içinde dev bir şövalye odaya girmeye uğraşıyordu. Kapı üçüncü vuruşunda parçalara ayrıldı. Kara miğferinin altındaki kızıl gözlerini gördüğümde Tanrılar dışında ilk kez korkuyu hissettim. Bacaklarım titremeye ve yavaşlamaya başladı. Kara zırhlı yeri kırarak üzerimize doğru koştu. Jagos beni sırtına aldı, kapıya doğru hızla ilerledi. Bruk’ta kapıya varmıştı. Herkes kapıdan geçti. En son ben kalmıştım. Kara dumanın soğukluğunu hissedebiliyordum. Sırtımdan soğuk terler indi. Kapıdan geçer geçmez kapı yok oldu ancak sanki kara zırhlının eli hala sırtımdaymış gibi hissediyordum. Öleceğimi düşünmüştüm. Jagos’un sırtından indim ama dizlerim hala titriyordu. Ayakta duramadım ve dizlerimin üzerine çöktü. Herkes korkudan yere yığılmıştı. Emy başını ellerinin arasına almış ağlıyordu.

 

‘O lanet olası şeyde neydi öyle?’ Diğer gruptan bir adam sordu.

 

‘Hiçbir fikrim yok. Oradan zamanında çıktık. Ben bunu düşünmeyi tercih ederim.’ dedi Bruk. ‘Azyl sayesinde hayattayız. O iblisin geleceğini nerden bildin?’

 

‘Ben, Jagos’tan anladım. Geldiğimiz yöndeki kapıya hırlıyordu. Ters giden bir şeyler olduğunu anladım böylece. Şimdilik hayattayız. Acele edip bir an önce buradan çıkmalıyız. O şey sandığımızdan çok daha güçlü.’

 

‘Evet. Herkes kalksın, biliyorum hepiniz korkuyorsunuz ama o yaratık peşimizde. Hayatta kalmamızı sağlayan tek şey demin kaybolan kapıydı. Onu ne kadar tutar bilmiyorum ancak fazla tutacağını sanmıyorum. Haydi! Toparlanın çıkalım buradan.’

 

Bütün grup koşarak sonraki kapıyı aradık ama bulamadık. İçinde bulunduğumuz oda çok uzundu. Odanın sonunda bir ışık gözüktü. Doğrudan çıkışa giden ya da başka bir odaya açılan yere ilerledik. Yukarıya giden sarmal merdivenlerle karşılaştık. Hızla merdivenleri tırmandık. Yukarıya çıktıkça ışık arttı. Kendimizi tekrar yeryüzünde bulduk. Herkes derin nefes alıp rahatladı. Extia’nın sesi tekrar zihnimde belirdi.

 

‘Şeytanlar harekete geçmiş.’

 

‘Ne?’

 

‘O gördüğün bir Ölüm Şövalyesiydi. Senin gibi İs kademesindeydi ama güçleriniz arasındaki fark çok büyüktü. Yaşadığın korkuyu anlayabiliyorum. Orada kalsaydın gerçekten ölebilirdin.’

 

‘O yaratık şeytanlara hizmet ediyordu yani.’

 

‘Evet, onlar şeytan lordlarının en sadık askerleridir. Bütün şeytanlar arasında onlar kadar öldürme arzusuna sahip olan yoktur. Daha dikkatli olmalısın.’

 

‘Tamam Usta.’

 

Eski hayatımda ölümsüzlerle savaşmıştım ama bir Ölüm Şövalyesi benim sınırlarımı aşıyordu. Onu gördüğümde yüreğime korku sinmişti. Ellerim hala titriyordu. Kalbim göğsümden fırlamak üzereydi.

 

Harap kadim şehri arama görevi fiyasko ile sonuçlandı. Kurtulan sayısı 60 civarıydı ve kimse toplayabildiği hazineden memnun değildi. Ben hariç. Yüzüğümü güzelce doldurmuştum. Ne kadar güçsüz olduğumu da görmüş olmuştum. Korkudan kaçmaktan başka bir şey düşünememiştim.

 

Kurtulanlarla beraber harabe ilizyonundan çıktık. Dışarı çıktığımzda hava kararmıştı. Kalabalığın dağılıp çadırlarına dağılışını izledim. Çoğu takımda kayıplar vardı. Loncanın verdiği görevlere dikkat etmesi gerekecekti. Lonca büyük kayıp vermişti. Uzak loncalardan gelenlerde dahildi buna. Eşyalarımızı toparladık. Kimsenin konuşmaya niyeti yoktu. Cevherözü’ne dönene kadar çıt çıkmadı.

 

Yaşananlar dilden dile dolandı. Bir çok maceracı uzun günler kendilerine gelemedi. Ne Carlos’u ne de Emy’yi bu süre zarfında görmedim. Ben bile dinlemeye ihtiyacım olduğunu düşünmüştüm. Ana yol üzerindeki hanlardan birinde kendime bir oda tuttum. Han sahibi buz panterimin üst kattaki odalara çıkamayacağını söyledi. Oda fiyatının 3 katını önüne  koyduğumda Jagos gözünde ufak kedi yavrusuna dönüştü. Korkumu atlatmam günler sürdü. Kendime geldiğimde asıl görevim için hazırlandım.

 

Kafamda kazılı olan zehir tariflerinden kendime zehir hazırlamak için marketteki tezgahları gezdim. Bir çuval dolusu yabani gece dikeni, bolca kan, 2 kutu dolusu kokusuz ıhlamur, bütün malzemeleri sığdıracak büyüklükte bir kazan ve bolca boş şişe aldım. Kan işini topladığım cesetlerden sağlayacaktım. Handaki odamda ocak yoktu. Bende şehrin dışında kendime büyük bir ateş yaktım. Kazanı kalın sopalardan yaptığım desteğin üzerine oturttum. Üçte birine kadar su doldurdum ve üzerine aldığım bütün kokusuz ıhlamurları kattım. Ihlamur su ısındıkça kendini saldı. Suyun rengi berrak sarıya döndü. Bir çuval yabani gece dikenini üzerine boşalttım. Bu bitki kendi başınayken bile buruk bir tada sahiptir. Fazla miktarda tüketilmesi halinde kalıcı akıl hasarına sebep olabilirdi. Benim yapacağım zehirden içen kişinin kaslarının gevşemesine ve hareket kabiliyetini engellemeye yarıyordu. Orman Zehri Lordunun Gözlerinden öğrendiğim bu zehir zihnimdeki en zararsızlardan birisiydi. İz bırakmayan zehirler bile vardı ama yapım malzemelerini bulmak sıkıntılıydı. Sahip olduğum servet ile gördüğüm zehir yapımındaki bitkileri toplamaya başlamalıydım.

 

Karışımın rengi maviye döndü. Son malzeme olan kanı için yüzüğümdeki cesetleri tek tek çıkardım. Kollarını bacakları hançerimle parçalayıp kanlarını içine süzdüm. İşimin bittiği parçaları yesin diye Jagos!a attım. İnsan etini ork etinden daha çok seviyordu. Yüzükteki 16 cesetin 10 tanesinin kanlarını süzme işini bitirdikten sonra karışım mora döndü. Kokusu ağırlıklı kandı, azda olsa yabani gece dikeninin mayhoş kokusu da geliyordu. Şişeleme işlemine geçtim. Zehrin ne kadar etkili olduğunu görmek istiyordum. Hançerimi çıkardım. Gömleğimi sıyırdım. Kolumda derin bir yara açtım. Akan kanları umursamadan şişelerden birini kafama diktim. Tahmin ettiğim gibi tadı iğrençti. Bütün şişeyi bitirene kadar durmadım. Boğazımdan mideme kadar inen iğrenç zehrin tadı midemi bulandırdı. Dişlerimi sıktım. Zehri bastırması için şarap alsam iyi olacaktı. Boş şişeyi ağaçların arasına hışımla fırlattım. Koluma baktığımda demin açtığım derin yaradan eser yoktu. Tadı berbat olmasına rağmen hemen etki ediyordu. Kafamda alınacaklar listesi oluşturdum; zehir yapımı için bitki ve malzemeler, şarap ve ayna. Aynayı almaya öncelik verdim. Aylardır nasıl göründüğümü bilmeden dolanıyordum. Emin olduğum tek şey uzun kahve saçlarımın olduğuydu.

 

Aynayı satın aldığım da oyuncak almış bir çocuk misali heyecanla yüzüme baktım. Otuzlarının ortalarında bir adamın vücut ve yüz hatlarına sahiptim. Sert bakışlarım vardı. Gözlerim küçük ve yeşil renkteydi. Düz bir burnum ve zayıf sakallarım vardı. Fazla yakışıklı sayılmazdım ama otoriter bir havam vardı. 10 şişe şarabı da yüzüğüme doldurduktan sonra Jagos için biraz et satın aldım. Artık çok param vardı. Yemesi için sakladığım cesetlere artık ihtiyacım yoktu. Şehirden çıktığımda onları ormana atacaktım. Zehir yapabileceğim nadir bitkileri Cevherözü pazarında bulamadım. Daha kolay bulabileceğim 2 farklı bitkiden yeterli gördüğüm kadar alıp yüzüğüme depoladım. Zehrim, içmesini kolaylaştırmak için şarabım, yeni zehirler hazırlamak için biraz malzeme ve buz panterim Jagos. Hepsi yanımdaydı, seviye atlama görevine çıkmanın vakti gelmişti.





Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1362

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1144

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 775

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 727

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 96

Site İstatistikleri

  • 18950 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26534 Bölüm Sayısı


creator
manga tr