Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 24: Pazar


‘Görevi bitir-’ Loncayı elfin çığlıkları doldurdu. Sabahın erken saatinde neler olduğunu anlamak için üst kattakiler bile koşarak geldi. Manzara ilginçti. Tam arkamda bir buz panteriyle loncanın ortasında dikiliyordum. Elf ise korkuyla sandalyesinden düşmüştü. Barda oturan birkaç maceracı silahlarını Jagos’a doğrulttular. Jagos o maceracıları dikkate dahi almadı. Bir kez daha sinirlerim bozulmuştu. Şu loncaya geleli 3 gün dahi olmamıştı ama bir türlü rahat konuşamamıştım. Elfi yerden kaldırmak için masanın etrafından dolandım. Jagos’ta beni takip etti. Elf, ben ona yaklaşırken panterinde geldiğini gördüğünde koşarak kaçmaya başladı. Hayatımda gördüğüm en hızlı elf olabilirdi. Tozu dumana kattı. Sinirden gözlerim seğirmeye başladı. Elfe doğru bağırdım.

 

‘Görev diyorum görev.’ Jagos’u işaret ettim. ‘Görevi tamamladım seni kahrolası.’

 

Olaylar yatıştıktan birkaç saat sonrasıydı. Barda bir masaya geçmiş oturuyordum. Görevden aldığım para ile Jagos’un karnını doyuracak kadar yemek almıştım. Yemeğini yerken küçükken olduğu gibi minik bir kediyi andırıyordu. Başını okşadım. Keyif dolu mırıltılar çıkardı. Tek başıma oturmama gelecek olursam eğer... Salonun yarısı tıkabasa doluydu. Bunu sebebi de Jagos’tu. Korkudan bu tarafa kimse yaklaşamıyordu. Panonun etrafı kalabalık olduğu için henüz görev seçmemiştim. Panoya gittiğimde peşimden Jagos’un da geleceğini bildiğimden 2 dakikaya kalmadan orası bomboş kalırdı. Kimsenin rahatını bozmaya çalışmıyordum. Bu yüzden bekledim. Yanıma sert demir çizmeli bir adam oturdu. Panterden korkmamıştı. Kolyesine baktım. Boynundaki yakutu gözüme sokmaya çalışıyordu. Rahat tavırları sinirime dokunmuyormuş gibi bir insandı. Yanımda durmasından bile midem bulandı. Masadan kalktım. Adam şaşırdı ve arkamdan bana seslendi. Adamı umursamadım. Aşağılık insanın biriydi. Panonun yanına vardım. Geriye fazla görev kalmamıştı. Kalanların çoğunluğu da benim gibi düşük sınıfa mensup maceracılar uygundu. Panoda benim seviyemde çok görev vardı ama hiçbirini almak istemiyordum. Getir götür ayak işlerinden fazlası değildi. Önceki görevimdeki hızlı bitirişimden bir üst sınıftan görev alabilmeye uygun görülmüştüm. Bu da en azından zümrüt sınıfından bir görev alabileceğim anlamına geliyordu. Becerilerim yuttuğum zümrütten geliyordu. Böylesi bir değerin dandik ikinci sınıfa isim olarak verilmesi acı vericiydi. Bu acıyı ben hissetmesemde elbette. Yalnızca tarifsel olarak söylemiştim.

 

Zümrüt görevler nispeten daha iç açıcıydı. İstediğim tarzdaki göreve uygun kontratlar bulunuyordu. Kontratlar sınıflara göre ayrıldıktan sonra sınıf içinde zorluk seviyesine ayrılıyordu. Bunun için harf sistemi kullanılmıştı. Tanrıçam Extia’ya şükür bunlara ayrı saçma isimler vermekle vakit kaybetmemişlerdi. İçimde ustamın kahakahasını duydum. Zihnimin derinliklerinde sesi yankılandı.

 

‘Tanrılar’dan nefret eden adam bir Tanrı’ya şükrediyor demek. Gerçekten çok ilginç birisin.’ Dediğim sözü isteyerek söylememiştim. Çok eski bir alışkanlıktı hepsi bu ama Extia’nın hoşuna gitmişti. Bende kendi çelişkime gülüp geçtim. Panodan bir kontrat aldım. Masa başında sabah bağırdığım elf görevli oturuyordu. Beni görünce tedirgin oldu. Jagos yine tam arkamdaydı.

 

‘Rica etsem onu lonca kapısını önünde bekletemez misiniz?’

 

‘Hayır...’ Kadın net cevabıma karşılık meseleyi uzatmadı. Kontrata baktıktan sonra kaşları çatıldı.

 

‘Efendim bu zümrüt S seviye bir görev. Siz henüz kehribar sınıfındasın.’

 

‘Zümrüt görevlerini alabileceğim söylendi.’ Kadın başta tereddüt etsede kabul etti. Daha fazla konuşmadan loncadan ayrıldım.

 

Seçtiğim görev savaş yüzünden denetlemelerin azaldığını fırsat bilip civar köylere saldıran haydutların ortadan kaldırılmasıydı. Haydutların ork ağırlıklı olduğu ve ağır silahlar kullandıkları bildirilmişti. Adam kaçırma, cinayet ve kaçakçılık suçları arasındaydı. Ordunun yokluğunda pek çok olaya karışmışlardı. Kontratı tekrar inceledim. Bir önceki görevimden elde ettiğim 60 gümüş Jagos’u ancak 1 hafta doyurmaya yeterdi. İstemsizce gülmeye başladım. Tek düşündüğüm panterimi nasıl doyuracağımdı. Tabi kızlarımı bulmam da gerekiyordu ama onlar başlarının çarelerine bakarlardı. Endişelenecek bir şey yoktu.

 

Yolculuğa çıkmadan şehirden ihtiyaç duyabileceğim birkaç şeye bakmaya karar verdim. Alışveriş yapmayalı 10,000 yıldan fazla olmuştu. Pazarda beni nelerin beklediğinin heyecanı içindeydim. Yanımda taşımak için bir aynaya ihtiyacım vardı. Draris’in yanındayken bile nasıl göründüğümü bilmiyordum. Aylardır yüzüme bakmamıştım. Bu sefer nasıl göründüğümü merak ettim. Cebimde hala 44 gümüş vardı. Jagos etten başka bir şey yemiyordu. Belkide avladığım canavar ve insanları yüzüğüme depolarsam ve sonra onları Jagos’un yemesi için önüne atarsam kesemde daha fazla para kalırdı. Para ile ne yapacağımı bilmiyordum ama para paradır. Yüce bir adamın sözünü hatırlar oldum. ‘Para, para, para.’ söz kulağa anlamsız geliyordu ama parayı anlatmakla uğraşmak zaman kaybıydı. Herkes ne işe yaradığını ve ne amaçla kullanıldığını bilirdi. O yüzden parayı anlatan en iyi söz kesinlikle buydu.

 

Yiyecekler et haricinde ucuzdu. Onun dışındaki zırhlar, silahlar, parşömenler ise çok pahalıydı. Silahlarla pek ilgilenmedim, sahip olduğum iyi bir tane vardı. Zırhların en ucuzu ise 30 altından başlıyordu. Kolayca elde edebileceğim bir paraydı fakat buna değerler miydi? Belkide kendime bir demirci bulmalıydım. Bunu daha sonra düşünürdüm. En çok ilgimi çeken parşömenler oldu. Kendi zamanımda böyle şeyler yoktu ya da ben görmemiştim. Kendi zamanımdan bu yana tek sahip olabildiğim kullanışlı bilgiler; canavarlar hakkındaki bilgilerimdi. Bunun yararını elbet görecektim. Jagos’un annesinin kristallerine ne olmuştu bilmiyorum. Herhalde onu kızlara vermiştim. Panterimin çenesini okşadım. Tüyleri gün ışığının altında büyüleyici bir matlıktaydı. Peşim sıra arkamdan gelen devasa Jagos sokaktan geçenlere korku saçıyordu. Askerler korkuyla yanıma gelip panteri buradan götürmemi istediler. Onlara emrimden çıkmadığını ve son derece uysal olduğunu anlattım. Bana inanmakta zorlandılar. Onları ikna etmek için Jagos’a birkaç ufak emir verdim. Öncelikle pati vermesini istedim. Emri verir vermez dev patisini elime koydu. Gerçekten çok ağırdı. Elimin hafif titrediğini hissettim. Sonrasında daha büyük numaralara geçtim. Yere yatıp yuvarlanmasını ve ölü taklidini yapmasını emrettim. Emirlerimi bekletmeden yerine getirdi. Askerler gördükler gösteriden hoşlandılar, bol bol alkış aldık. Birkaç çocuk korkusunu yenip Jagos’u sevdi. Aileleri çok korksada Jagos kedi gibi mırıltılar çıkardı. Çocukları yaladı ve sırtına binmelerine izin verdi. Bu ufak gösteriden 3 gümüş para kazandım. Böyle bir vahşi canavarlar sergisi mi oluştursaydım? Millet böyle şeylere meraklıy görünüyordu. Şurada yaptığım ufak gösteriden bile 3 gümüş para kaldırmıştım. Bunlar büyük ve meşakkatli işlerdi. Bense buralardan gelip geçici birisiydim. Büyük yatırım hayallerine kafa yormamalıydım.

 

Askerler Jagos’un şehirde dolanabileceğini kanaat getirdiler. Pazarda gezmeye devam ettim. Parşömen satan dükkan sayısı azdı. Yinede hoş büyüler vardı. Kısa süreli su altında nefes alma, ateşe direnç, su duvarı oluşturma… Çok kullanışlı kağıtlardı ancak fiyatlarını görene kadar yüzümdeki şaşkın ifadenin fazla olduğunu düşünüyordum. Fiyatlar 100 altından başlıyor ve giderek yükseliyordu. Çeşitli güçlendirme ve şifa büyülerini barındıranların fiyatları ise uçuyordu. Yüzümü buruştursamda henüz böyle eşyalara ihtiyacım yoktu. Yardımcı eşyalar her zaman işi kolaylaştırırdı. Mesela Jagos’u bulduğum köyde elimde bir ateş topu parşömeni olsaydı şu an yanık bir panter ile dolaşmam gerekebilirdi ve eminim Jagos bundan hiç hoşlanmazdı. Yeni şeyler görmenin heyecanıyla tezgahtan tezgaha uçarak ilerledim. Tezgahın birinde gördüğüm muskaları inceliyordumki koca küpeleri olan bir kadın cüce yanıma yaklaştı. Tezgahın sahibi olmalıydı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1362

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1144

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 775

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 727

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 507

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 96

Site İstatistikleri

  • 18950 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26534 Bölüm Sayısı


creator
manga tr