Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 23: Eski Dost


İçerisi kalabalıktı. Ana müracaat masasının arkasında bir bar vardı. Üzerlerinde çeşitli zırhlar giymiş birçok ırktan kişi vardı. Ana masada bekleyen resmi üniformalı elfin yanına gittim. Kadın gözleriyle baştan aşağıya beni süzdükten sonra konuştu.

 

‘Size nasıl yardımcı olabilirim?’

 

‘Burası tam olarak neresi?’  Derken bar tarafında oturan zırhlıları işaret ettim.

 

‘Burası Cevherözü Loncası. Halktan ya da asillerden gelen görevler lonca üyeleri tarafından seçilir. Görev yerine getirildiğinde karşılığında ücretinizi alırsınız.’ Bu tam aradığım şeydi. Elfe cevap vermeden kafamı yandaki panoya çevirdim. Vagon korumalığı, civar köylere saldıran canavarların temizlenmesi, kaçakçıların yakalanması, goblinlerin öldürülmesi… Yeni olduğum için zor bire görevi alamayacağımın farkındaydım. En azından goblinleri ortadan kaldırabilirdim. Tekrar elfin yanına döndüm.

 

‘Goblin görevi-’ Baştan aşağı zırh giymiş bir adam yanıma geldi ve ruhsuz sesiyle konuştu.

 

‘Goblin.’ Elf ile sohbetimi bölen adam sinirimi bozdu. Sırasını bekleyemez miydi? Tekrar ağzımı açacağım sırada elf elini kaldırıp beni susturdu.

 

‘Buyrun Goblin Avcısı bey.’ Durumu o sırada anladım. Bu adam sadece goblin öldürüyordu. Ekipmanına ve silahına baktım. Hızlı hareket etmeye ve dar alanlarda ilerlemeye uygundu. Elf ile konuşmaları sürerken panoya geri döndüm. Uzaktan seslerini hala duyabiliyordum. Adam kısa ve ölü cevaplar veriyordu. Tamam, goblin, nerede… Kafayı goblinler ile bozmuştu. Takıntılı tiplerle işim olmazdı. Kendime goblinlerin olmadığı bir görev seçmeye çalıştım. Şu anki gücümle tek başıma köylüleri canavarlardan kurtarabilirdim. Hatta efsanaevi canavarları bile avlayabilirdim. Şansımı denemeye karar verdim. Bu sefer görevi elimden kaçırmamak için panodan söktüm. Elfin yanına tekrar gitmeden önce zırhlı adamın konuşmasını bitirmesini bekledim. Elfin yanından ayrılan adam kafasını bana çevirdi. Uzun uzun bakıştıktan sonra lonca kapısının önünde onu bekleyen sarışın bir rahibeyle dışarı çıktı. Elfin yanına tekrar gittim.

 

‘Deminki olay için özür dilerim. Goblin Avcısı bey biraz....’

 

‘Sorun değil olayı anladım zaten. Köyü canavarlardan kurtarma görevini almak istiyorum.’ Elf önce kağıda sonra bana baktı.

 

‘Afedersiniz ama bu görevi alamazsınız.’

 

‘Neden? Bir düzine alev domuzunu öldürmek hiçte zor değil.’

 

‘Eminim öldürebilirsiniz  ama bu görevi alabilmeniz için en azından Safir sınıfı maceracı olmalısınız.’

 

‘Safir mi?’ Deminki goblin takıntılı adamın göğsünde bu renk bir kolye asılıydı. Gözlerimi barda gezdirdim. Herkesin boynunda benzer kolyeden vardı. Sanırım güç sıralamasını böyle oluşturuyorlardı. Aklımı karıştıran başka bir soru vardı.

 

‘Tanrı sıralamasını neden kullanmıyorsunuz?’ Elf bana aptalmışım gibi baktı.

 

‘Yeryüzündeki herkes o lütfa sahip değil. Bu yüzden o beş kademedenin altındaki çoğunluk içinde bir sıralamaya ihtiyaç var.’ Ustam Extia bana bundan bahsetmemişti. Gerçi bahsetmesininde bir anlamı yoktu. Ben yeryüzü kademelerinin çoktan ötesindeki Tanrı yolu kademelerini tırmanıyordum. Demek bu yüzden gelişimim bu kadar yavaştı ve uzun zaman alıyordu. Normal ölümlü varlıkların bu kademelere ulaşamamalarına şaşırmamak lazımdı. Öyleyse benim gibi Tanrılar tarafından seçilenlerin ortalama yaşam süreleri diğer ölümlülerden kat ve kat fazlaydı.

 

‘Bu sıralama nasıl ilerliyor?’ Deminki bakışlarını sürdürdü.

 

‘8 sınıf var. Kehribar, zümrüt, safir, yakut, gümüş, altın, elmas ve mithril.’ Extia’nın yeryüzünden bahsederken sadece seçilenleri kastettiğini anladım. Ben çoktan bu 8 kademenin ötesindeydim ve İs kademesindeydim. Gücümü ne derece kudretli olduğunu anlamış oldum. İstersem bu şehri küle bile çevirebilirdim. Belkide çeviremezdim, henüz yeni güçlerimi deneme fırsatım olmamıştı.

 

‘Pekala buralara yabancıyım ve madem kendime uygun bir görevi alamıyorum, sen bana bir tane seçebilirsin, değil mi?’

 

‘Elbette efendim. Biraz bekleyin.’ 5 dakika kadar orada bekledim. Elinde kağıtlar ve bir kolye ile geri geldi. Kolyenin rengi kehribardı. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Evrak işlemlerini halettik. Adımı söylediğimde bir anlığına takıldı sonra devam etti. Kolyemi boynuma astım. Bana verilen görev ise ayrı gülünçtü. Uzak bir köye dadanan tek bir canavarın öldürülmesi gerekiyormuş. Canavarın neye benzediği bilinmiyormuş ve henüz orada yaşayanlara zarar vermemiş. ‘Canavar köylülerin küçükbaş hayvanlarına dadanmış. Önünü kesemediklerinden artık büyükbaşlarına da saldırır olmuş. Büyük bir mesele değil. Sadece köylülerin hayvanlarının daha fazla ölmemesi için canavardan kurtulun.’

 

‘Tamam tamam. Öyleyse ben gidiyorum.’ Kendimi loncadan dışarı attım. Kendimi ezilmiş hissetsemde her şeye sıfırdan başlanmanın gerektiğinin bilincindeydim. Görevden göreve koşarken kızlarım hakkında bilgi toplayabilecek ve kendimi bu dünyada yavaş yavaş geliştirmeye devam edebilecektim. Aynı kalabalık sokakları geri yürüdüm ve şehirden çıktım. Tabelaları takip ederek bahsi geçen köye ulaşmam 2 gün sürdü. Yollar yılanadam tehdidinin ortadan kalkmasıyla tıkırındaydı. Çok sayıda vagonlara yüklenmiş taş ve kütük işgal sırasında hasar görmüş vilayetlere taşınıyordu. Uzunca bir süre yaralar sarılmaya çalışılacaktı. Köyde istiladan nasibini almıştı. Tarlaların yarısı yanıktı. Köylüler zor olsa gülmeye çalışıyorlardı. En azından bir süre savaş olmayacaktı. Cevherözü loncasından geldiğimi kolyemi göstererek kanıtladım. Bana yaşanan olayları anlattılar. Canavar geceleri avlanıyordu. Bunun farkında olduklarını ancak geceleri nöbet tutsalar bile canavarı bir türlü göremediklerini söylediler. Sadece bir kişi onu gördüğünü iddia etmişti. O kişide canavarın çok büyük ve ay ışığında parlağını söylemişti. Diğerleri bu cüceyi yalanlamakla yetindi. Eğer geceleri parlayan bir canavar varsa nasıl olduda diğerleri onu görememişti. Köyde kalmam için bana ufak bir oda verdiler. İşimin uzun süreceğinden emin gibilerdi.

 

Hava kararana kadar odamdan çıkmadım. Gece herkesin evinde kalmasını istedim. Hava karardığında hayvan ağılını uzak bir ağacın tepesinden izliyordum. Enerjimi bastırmıştım ki canavar varlığımı sezip kaçmasın. 2 saat kadar öylece bekledim. Beklemeye devam ettim. Ağılda hareketlenme oldu. Onu takibende tavukların ötüşmeleri duyuldu. Hemen ağaçtan atladım ve ağıla koştum. Gördüğüm manzara garipti. Ölmüş bir tavuk havada asılı duruyordu. Kanlar üzerinden yere akıyordu. Derken tavuk hareket etmeye başladı. Aslında hareket eden tavuk değildi. Onu ağzıyla yakalamış olan canavardı. Canavar görünmüyordu. Çok hızlıydı ve ormana daldı. Hemen arkasından onu takip ettim. Ağaçtan ağaca sekerek ilerliyordu. Ağaçtan sıçrarken son kalan bahar yaprakları da yerlere saçılıyordu. Canavarı aşağıdan takibe almıştım. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar kovalamaca devam etti. Sonunda canavar avından vazgeçti ve ağzındaki tavuk yere düştü. Yinede peşini bırakmadım. Yorulmuş olmalıydı artık onu görebiliyordum, eninde sonunda duracaktı ve o zaman işini bitirmiş olacaktım. Canavar daha fazla kovalamacayı sürdüremedi ve yere indi.  Bütün vücudu kristallerle kaplı bir buz panteriydi bu. Ay ışığında kristallerin parıltısı inanılmazdı. O olabilir miydi? Sahipliğini yaptığım buz panterim. Jagos. Usulca elimi kaldırdım. Yavaş adımlarla ona yaklaştım. Her adımımda hırıltısı artıyordu. Ona adıyla seslendim. Birkaç kez tekrarladım.

 

‘Jagos, benim sahibin.’ Panter söylenen ada itaat etti. Saldırgan tutumu kayboldu. Elimi yaladı ve üzerime atladı. Koca dili bütün yüzümü kapladı. ‘Tamam seni koca oğlan. Bende seni çok özledim. Üzerimden kalk.’ Jagos hemen üstümden kalktı. Tüyleri yumuşacık ve simsiyahtı. Buz kristalleri o kadar büyümüşlerdi ki tüylerinden daha fazlaydı. 100 yaşına yaklaşmıştı. Gücünün zirvesindeydi. ‘Kardeşlerin nerde oğlum?’ Bana cevap vermesini elbette beklemiyordum. Sadece diğer panterlerde yaşıyorlarsa kızlarımın yanında olmalılardı. Jagos herhangi bir tepki vermedi. Dinlenmesi için bekledim. Bu sırada eskiden kalma yaralarını gördüm. Kristalleri onu zırh gibi koruyordu. Üzerindeki bir kaç kristalin çiziklerle dolmuş olduğunu gördüm. Bazıları da parlaklıklarını yitirmişti. Hayatta kalmak için elinden geleni yapmıştı. Üzerine bindim ve köye geri döndük. Cücelere panteri yakaladığımı ve alıkoyduğumu söyledim. Jagos’u gördüklerinde korkuyla kaçıştılar. Zararlarının telafi edilmesi için loncaya mektup yazmalarını önerdim.

 

Ayrılmak için sabahı beklemedim. Jagos’un sırtında 6 saatte Cevherözü’ne vardım. Ay ışığı buz kristallerine çarptığında ilizyon büyüsünü harekete geçiriyordu. Böylece onu görünmez yapıyordu. Havada uçuyordum adeta. Altımda akıp giden toprağı görebiliyordum. Garip bir histi. Tutunduğum tüylerini hissedebiliyordum ama onları göremiyordum. Şehir kapısında nöbet tutan askerlerin şaşkın bakışları arasından içeri girdim. Sabahın erken saatleriydi. Hava soğuk ve ayazlıydı. İlk kar tanelerinin düşmesi yakındı. Jagos’un sırtından indim. Loncanın kapısını açtım. Peşim sıra içeri girdi. Sabahın erken saatleriydi. Bar tarafında oturan tek tük bir iki kişinin dışında kimsecikler yoktu. Görevli memurlarında henüz gelmediğini gördüm. Bar tarafına geçtim ve bir tabureye oturdum. Jagos burnunu elime sürttü. Çenesinin altını okşadım. ‘Acıktığını biliyorum. Birazcık daha bekle oğlum. Şu görevden alacağım parayla sana yemek alırım. Üzerimde hiç para yok.’ Dediklerimi anladığını varsaydım. Çünkü bakışları anladım diyordu. Boş gözlerle şömine ateşini izlemeye başladım. Jagos’ta bacaklarımın önüne kıvrılıp uyudu. 1 saat kadar öyle bekledim. Saat ilerledikçe gelen sayısı arttı. Sonunda görevli memurlarda geldi. Loncanın üst katına çıktılar. Kısa süre sonra üzerinde üniformalarıyla girişteki ana masaya geçtiler. Taburemden doğruldum. Jagos arkamdan geldi. Üç gün önce konuştuğum elf görevlinin yanına gittim. Masadaki evraklarla ilgilenirken yanına geldiğimi fark etmedi. İşini bitirene kadar bekledim ama işi biteceğe benzemiyordu. Boğazımı temizledim. Sesten dolayı gözlerini belgelerden kaldırdı.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1385

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1159

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 960

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 780

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 739

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 697

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 594

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 554

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 518

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 214

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 128

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 125

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 121

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Site İstatistikleri

  • 20051 Üye Sayısı
  • 567 Seri Sayısı
  • 28162 Bölüm Sayısı


creator
manga tr