"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Bölüm 15: Yılanadamlar


Çalıların arasından çıktım. Kızların yanına gittim. Kurt yakından daha büyük duruyordu. Frimold’un yüzü kandan kırmızıya boyanmıştı. Kurdun boğazından fışkıran kanlar yüzüne sıçramıştı. Mirana ve Aleif’in ise sadece elleri kan içindeydi. Hepsinin sırtını sıvazladım.

 

‘Harikaydınız. Kurduğunuz planda kusursuzdu. Frimold’un silahları kurda karşı dezavantajlı olmasını çok iyi kullandınız.’ Yüzleri gururla gülümsedi. Soluklanmak için kayalıklara oturdular bende ölü kurdu inceledim. Dişlerinin sivriliğine ve parlaklığına baktım. Kürkü sert ve gürdü ama beyaz rengi soluk değildi. Güçlü ve olgundu. En azından 50 yaşlarında vardı. Gümüş dişli kurtlar vahşi canavarlardı. Dişleri ve kürkü kullanışlıydı. Canavarın hazinelerini toplama işini kızlara bıraktım. Onların avıydı buna karışamazdım. Aleif kolunu iyileştirmekle meşguldü. Frimold yüzünü temizliyor. Mirana ise kendi boyu kadar uzun palasını kayaya yaslamış onu temizliyordu. Kurda son kez göz attım. Ondan uzaklaşmadan önce kayaların arasından tiz bir ses duydum. Baskıladığım enerjimi saldım. Sertleştirmenin 6. seviyesine çıktım ve sarı gözlerimle kayayı inceledim. Kayaların arasında bir delik olduğunu gördüm. Fazla derin değildi ve ses oradan geliyordu. Kayanın ağzına geldiğimde burnuma kan kokusu geldi. İçeriden viyaklamalar duydum. Kızlar da sesi duymuş yanıma gelmişlerdi.

 

‘O ne anne?’

 

‘Şimdi anlarız.’ Kayadaki küçük delikten geçtiğimde aslında bunun bir yanılsama olduğunu gördüm. Burası bir mağara kadar genişti. Duvarlarda parlak mavi kristaller vardı. Kızlara içeri girmeleri için seslendim. Şaşkın bakışlar eşliğinde mağaraya girdiler.

 

‘Burası da ne böyle?’

 

‘Yanlış bilmiyorsam burası buz panterinin yuvası. Kendini ve yavrularını korumak için evini kamufle eden bir büyü yapar. Dışarıdan görmek ya da sezmek imkansızdır. Bak kan kokusu oradan geliyor. Yerlerde de kan var. Yaralanmış olmalı.’ Bedeni buz kristalleriyle kaplı panter kristallerin en çok olduğu yerde yatıyordu. Yavruları ise hala ölü annelerinin yanındaydı. Pantere yaklaşırken yavrular tıslamaya başladı. Kırmızı gözlerimi gösterdikten sonra korkup pıstılar. Ölü panteri inceledim.

 

‘Öleli fazla olmamış. Bedeni daha soğumamış ve kristalleri hala parlıyor.’ Buz kristalleri çok değerliydi ve bu panterinde yaşı çok büyüktü. Pençeleri hariç her tarafını kristaller kaplamıştı. Çok nadir görülen ve kristalleri parlakken söküldüğünden çok değerli olurlardı. ‘Yavruları alın anneleriyle ben ilgilenirim.’ Kızlar korkmuş yavruları kucakladılar. Minik kedilere benziyorlardı ve buz kristali sadece kafalarının üzerinde baş parmak boyutundaydı. Belimden hançerimi çektim ve buz kristallerini sökmeye başladım.

 

Buz kristallerini sökmem 1 saatimi aldı. Dışarı çıktığımda kızlarda gümüş dişli kurdun dişlerini ve parçalanmayan sağlam kürkünü ayırmışlardı. 4 panter yavrusu ise Frimold’un kucağında uyuyorlardı.

 

‘Seni sevmişe benziyorlar.’

 

‘Bana kan kokusunu seviyorlarmış gibi geldi.’ dedi hala yüzünden çıkaramadığı kan lekelerini göstererek.

 

.

.

.

 

Panter yavruları evin içinde sürü halinde geziyorlardı. Herkes kendine bir tane seçmek istesede yeterince büyüyene kadar yavruların ayrılamamalarını istedim. Yavrular geçen 3 ayda minik kediden ufak köpek boyuna ulaştılar. Evde yırtmadıkları yastık ve kemirmedikleri mobilya kalmadı. Sinir bozuculardı üstelik gece olduğunda dördüde gelip yatağımın yarısını işgal ediyorlardı. Yorganı boynuma kadar çektim ve uyamaya çalıştım. Yorganın dışında kalan ufaklıklar viyaklamaya başladılar. İstedikleri şeyi biliyordum. Yorganın altına girip karnımın etrafında uyumak istiyorlardı. Oflayarak yorganı kaldırdım. Yavrular koşturarak yorganın altına girdi.

 

‘Tamam sakin olun. Dur dur, orası olmaz hahaha.’ Biri karnımın altına girdi. Bir diğeri ise karnımın üzerine çıktı ve yalamaya başladı. Yorganın altında bir boğuşma koptu. Ben yavruları zaptetmeye çalışırken onlarda benden kaçmaya çalışıyorlardı. İşi oyuna çevirmişlerdi. Sinir bozucu olsalarda eğleniyordum. Sonunda hepsini yakaladım. Kafalarına birer tane patlattıktan sonra sakinleştiler ve yorganın altında karnımın dibinde birbirlerine sokulup uyudular. Bende derin bir nefes alıp uyudum.

 

Panterler eskiye göre daha az beraber gezer oldular ve ev içinde hepsi kendi bölgesini seçti. O vakit geldiğinde de zaten panterleri seçmemize gerek kalmadı. Onlar bizi seçti. Odamda sırtımı güneşe vermiş meditasyon yapıyordum. Bacaklarıma sürtünen tüylerden dikkatim dağıldı. Tekrar odaklanmaya çalıştım. Sırtıma değen uzun kuyruk bütün konsantrasyonumu darmadağın etti. Gözlerimi açtım ve Jagos’un mırıltısını sırtımda hissettim.

 

‘Çok şımarıksın. Gel buraya.’ Diğer panterlerin eğitimini kızların kendilerine bıraktım. Jagos diğer kardeşleri arasında en güçlü olandı ve haliyle bölgesini benim odam etrafında belirlemişti. Bana meydan okuyormuşcasına kafasını sırtıma bastırdı. Şu an koca bir kediden farksızdı. Daha da büyüyecekti ve o zaman da benimle boğuşmak isterse onunla nasıl baş edeceğimi düşünmeye başlamıştım. Pençelerini sırtıma taktı ve avcılık oynamaya başladı.

 

‘Demek oyun oynamak istiyorsun.’ Hemen arkamı döndüm. Ellerimle onu yakalamaya çalıştıysam da çok hızlıydı. Ellerimin arasından kayıp gitti. Sırayla yatağın altına oradan da komidinin tepesine çıktı. Odanın içinde saatlerce kovalamaca oynadık. En sonunda yorulup odanın ortasına boylu boyunca uzandı. Gülümsedim ve Jagos’u kollarımın arasına alıp sarıldım. ‘Benim rakibim olamazsın ufaklık.’ Yorgunluktan bitap düşmüş panteri yatağımın üzerine bırakıp meditasyonuma devam ettim. 2 gün rahatsız edilmeden meditasyon yaptım. Kızlar da kendi meditasyon ve dövüş tecrübelerini artırmakla meşgul olmalıydılar. Kucağımda hissettiğim ağırlıkla derin uykumdan kalktım. Jagos bacaklarımın arasına girmiş uyukluyordu. Alnındaki buz kristali genişlemiş ve ince simetrik hatlar halinde yüzünü çevreleyip çenesine ulaşmıştı. Parlak siyah tüylerini okşadım. Halinden memnun mırıltılar çıkardı. Koridordan gelen patırtılar sakin tatlı anımızı bozdu. Jagos merakla kucağımdan fırladı ve kapı eşiğine koşturdu. Kapıyı açtığım gibi koşturmaya başladı. Hemen arkasından onu takip ettim. Patırtılar yerini bağrışmalara aldı. Boğuk sözleri anlayamadım. Ağaç evden dışarı çıktım. Kızların sırtı bana dönük yerdeki bir şey baktıklarını gördüm. Panterlerde yakalanan şeyin etrafında dönüyorlardı. Yanlarına geldiğimde herkes bana döndü. Yerde kolları bağlanmış bir elf oturuyordu. Uzun sivri kulakları ve sarıya çalan cildinden bir orman elfi olduğu belliydi. Onu gördüğüme sevinmemiştim. Yıllardır burada huzur içinde yaşıyordum. Bize tek getireceği felaketten fazlası değildi. İçimdeki öfkeyi tutamadım. Gözlerim kırmızıya döndü ve elfin üzerine yürüdüm. Adamı bağlandığı halatlardan tutup havaya kaldırırken bağırmaya başladı. Kızlar ne olduğunu anlamaya çalışırcasına elfi tutan koluma yapıştılar. Elf hayatı için yalvarmaya başladı.

 

‘Nolur beni öldürme.’ Kızıl gözlerimi gördüğünde korkusu daha da artı. Sözcükler ağzından zor çıktı. ‘Sen bir Azat’sın!’ Elf korkuyla titrerken onu tanıdığımı farkettim. O Kreya idi. Beni elf lordunun karşısına çıkaran elf. Sinirim yatıştı ve onu ayakları üzerine indirdim.

 

‘Konuş. Seni öldürmeden önce burada ne aradığını söyle!’ Elf korkudan dizlerinin üzerine çöktü. Bir yandan ağlıyordu.

 

‘Yılanadamların saldırısına uğradık. Adamlarımı kaybettim. Saatlerdir kaçıyorum.’ Derin derin solunmaya başladı. Mirana araya girdi.

 

‘Onu ormanda başıboş dolanırken buldum anne. Yakalayıp buraya getirdik. Onu sorgulamaya başlamak üzereydik ki sen geldin.’ Yılanadamlar ile elflerin savaşı hala sürüyordu. Yıllar geçmişti ama durum hala aynıydı.

 

‘Onu buraya getirmemeliydiniz. Yılanadamlar çok iyi iz sürerler ve kokunuzu alabilirler. Hazır olun yakında burada olurlar.’ Bir saat sonra ormanda kıpırtılar göründü. Yaprak ve dalların hışırtıları arttı. Evimin önünde oturmuş düşmanın gelmesini bekliyordum. Kızlar da hemen arkamdalardı. Kreya’yı içeri kilitlediler ve panterlerde kaçmaması için yanında duruyorlardı. Frimold sabırsızca homurdandı.

 

‘Neden saldırmıyorlar?’

 

‘Bizi ölçüyorlar. Yılanadamların gözleri bizlerinki gibi değillerdir. Kaslarının kasılışını bile görebilirler. Ayrıca acıkmamızı ve yorulmamızı bekliyorlar.’ Aleif kıkırdadı.

 

‘Çok beklerler.’ Gülümsedim ve oturduğum yerden kalkıp ormana doğru yürümeye başladım.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13991 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr