"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Bölüm 13: Uzakalara Yolculuk


Gün ağardı, saatler geçti. Güneş tepeye ulaştı. Alçaldı ve battı. Bu döngü 3 kez tekrarladı. Eve bu müddette kimse girmedi. 3. günün sabahında Kaidalar’dan biri uyandı. Yol sırasında bayılan ve köye kadar taşıdığım Kaidaydı bu. Beyaz kaftanları ve pelerinleri yüzünden onları birbirlerinden ayırt edemiyordum. Onu tanımamın tek sebebi daha öncesinde konuşmasından sesini tanıyabilmemdi. Bana usta diye seslendi. Diğer ikisinin konuştuğunu duymadım. Yaslandığım duvardan doğruldum ve yattığı yatağına çömeldim.

 

‘Daha iyi misin?’ Bakışlarım içten ve çocuğunun sağlığını düşünen bir baba kadar endişeliydi. Başını kaldırdı. Pelerini düştü. Yüzü ifadesizdi. Sarı saçları soluk ve cansızdı. Kavisli burnu ince kaşlarıyla bütünmüş gibiydi. Kapkara gözlerinin içleri parlıyordu. Beni gördüğünde yataktan aceleyle kalmaya çalıştı. Omzundan tuttum ve yavaşça geri yatırdım. Sorumu yeniledim. ‘İyi misin?’

 

‘Evet Usta.’

 

‘Ben senin ustan değilim. Onların da.’ Derken kafanı diğer iki Kaida’ya çevirdim. Kıpırdamadan uyuyorlardı.

 

‘Hayır öylesin Usta. Sen uyandığında bizle seninle beraber uykumuzdan uyandık. Biz sana aidiz.’

 

‘Uyandınız mı? Pekala madem beni bırakmayacaksınız yapacak birşey yok. Bana mührünün olduğu yeri göster.’ Kadın bana anlamadığını belirtircesine baktı. Kaftanımı çıkardım ve artık göğsümde olmayan silinmiş mührü gösterdim. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Sonra yatağında doğruldu. Bu sefer ona müdahale etmedim. Yatakta oturdu. Sırtını bana döndü ve kaftanını çıkardı. Çıplak sırtının sol üzerinde benimkiyle aynı kızıl mührü gördüm. Daha küçüktü ama üzerindeki işaretler aynıydı. Sertleştirmenin 6. seviyesine geçtim ve gözlerim güneş kadar sarı parladı. Avuçlarımda yoğunlaşan enerjiyi mühre bastırdım. Kaida irkildi ve titremeye başladı. Dakikalar sonra ter içindeydi. Aşırı yorgundu ve yatağa kafası düştü. Bu işlemi diğer Kaidalar uyandıklarında da tekrarladım. Üzerlerindeki mühürleri kaldırdıktan sonra 1 hafta boyunca odada meditasyon yaparak uyanmalarını bekledim. Sertleştirmede ilerleme devam ettim. Gözlerimi açtığımda üçününde önümde diz çökmüş beni bekliyor olduklarını gördüm. Pelerinlerini çıkarmışlar ve sadece beyaz kaftanları duruyordu. Diğer hiç konuşmayan iki Kaida da aynı diğeri gibi fiziksel özelliğe sahipti. Soluk sarı saçlar, ince kaş ve kavisli burun, kapkara gözler. Ancak mührü kaldırmamdan olacak ki daha insancıl tavırlar takınır olmuşlardı. Özellikle benimle konuşan Kaida onunla gözlerimiz buluştuğunda yüzü kızarıyordu. Fiziksel özellikleri birbirlerinin aynı olsa da gözle görülür farklılıkları vardı. Biri daha sert bir mizaca sahipken bir diğerinin daha yuvarlak bir kafa yapısı vardı. Ne kadar benzeselerde bir o kadar da benzemiyorlardı. Artık mühürle bağlı olmadıklarından birer isme ihtiyaçları vardı.

 

‘İsimleriniz neler?’ Üçü aynı anda cevap verdi.

 

‘Kaida, Usta.’ Çaresizce başımı salladım. Onlara kendim isim vermem gerekecekti. Kendimi bir baba gibi hissettim. Önümde dünyadan habersiz 3 çocuk vardı. Sırayla isimlerini söyledim.

 

‘Sen Miranasın, sense Frimold ve sende Aleif. Artık Auron’a ait değilsiniz.’

 

‘Biz hep sana aittik Usta.’ dedi Aleif en çok konuşan.

 

‘Bir isim verildi öyleyse bir isim de verilmelidir. Bana aitsiniz ama adımı biliyor musunuz?’ Üçü birbirine baktı. Aleif ağzını açtı ama gerisin geri kapattı. Onun yerine Frimold konuştu.

 

‘Sizin adınız tarihten silindi Usta. Siz isimsizsiniz. Bu yüzden adınızı bilmiyoruz.’ Mirana Frimold’un sözlerini tamamladı.

 

‘Bize adınızı bahşeder misiniz Usta?’ Sakalımı kaşıdım. Bu üçü artık benim öğrencim ve hatta çocuklarım gibilerdi. Bu yüzden ikinci bir isme ihtiyacım vardı. Onlarında taşıması ve düşmanlarımın adımı öğrenip korkmaları gerekiyordu. Böylece onlara bir zarar gelmeyecekti.

 

‘Adım Azyl. Azyl Karagüneş. Artık sizlerde birer Karagüneşsiniz.’

 

.

.

.

 

Kendime ve artık yeni ailem için insanlıktan çok uzakta yeni bir yuva aradım. Bunu yaparken kendimi Ley Han Ro gibi hissettim. Bütün diğer ırklardan uzakta bir yuva kuruyordum. Geçmişte yaptığım hata üstüne hatalardan sonra doğrunun ne olduğu pekte önemli değildi. Karşıma Melekler hatta Tanrılar gelse bile bu sefer savaşacaktım. Durdurak demeden yaptığım meditasyonların beni yarı yolda bırakmayacağından emindim ancak şu anki gücümün de ne kadar yetersiz olduğunun da farkındaydım. Ailemi ve beni güvende tutacak bir yer bulmadan da güçlenemezdim. Köylülerden aldığım haritanın herkesten en uzak noktasına kadar yolculuk ettik. Artık haritanın bile sınırlarına çıktığımızda bile durmadım. Yolculuk 3 ay sürdü bu sırada kızlarımın sağlığına dikkat ettim. Tek başıma dinlenmeden, bir şeyler yemeden 2 ayda gidebilirdim ama durum onlar için öyle değildi. 2 hafta kadar durmadan yürüdükten sonra 2 gün dinlenmeleri gerekiyordu. Gerçekten çok dayanıklı ve güçlülerdi. Yeni yuvamıza yerleştiğimizde onlara sertleştirmenin temellerini öğreteceğim ki ileride benim kadar güçlü olabilsinler. Bozkırlarda yürüdük. Ağaçları köklerinden söken süratli rüzgarların estiği yağmurlu topraktan geçtik. Çölde kum tepelerini aştık. Çölün bitiminde bizi yemyeşil bir koru bekliyordu. İnsan eli değmemiş saf temiz topraklar. Artık evimiz burasıydı.



Yeni yuvamıza yerleşmemizden bu yana 5 yıla yakın bir zaman geçti. Ormanın derinlerinde kurumuş dev bir ağacın içine yerleşmiştik. Ormanda bolca tehlikeli canavar vardı. Orman popülasyonu son derece yoğundu. Leş yiyici pitonlar, dev ateş tarantulaları, demir güneş boğası bunlar arasında tehlikeli olanlardı. Yaşadığımız ağacın etrafında yırtıcı hayvanlar varlığımdan dolayı yaklaşamıyorlardı. Geçen yıllarda kızlarımın güçlenmesiyle uğraştım. Hepside büyük potansiyele sahiplerdi. Mirana ağır silahlara yatkınken, Frimold daha küçük ve çevik silahları tercih ediyordu. Aleif ise kılıç kullanmada iyiydi. İstesem onları sonsuza kadar koruyabilirdim ancak bundan tek zararlı çıkan onlar olurdu. Güçlenmelilerdi. Sertleştirmeyi geleneklerden kopmadan onlara gösterdim. Aylarca sopa talimi yaptılar ve ilk seviyeye çıktılar. Benim gibi ne sorguladılar ne itiraz ettiler. Ne diyorsam onu yaptılar. 2. seviyeye ulaştıklarından itibaren dışarıda avlanmalarına izin verdim. Kendi karınlarını böylece doyuruyor ve avladıkları canavarların diğer uzuvlarını da kullanmayı öğreniyorlardı. 2. seviyeye ulaşmaları 2 yıldan fazla sürdü. Dinlenmek ve karınlarını doyurmak dışındaki bütün vakitlerini meditasyon yaparak geçiriyorlardı. Onlara başlangıçta çizdiğim yolda ilerliyorlardı. Herkes kendi odasında eğitim yapıyordu. İçim huzurluydu. 7. seviyeye ve üzerine çıkmak için kendimi zorluyordum. Yaklaştığımı hissediyor fakat ne kadar kaldığını kestiremiyordum. Kızlarımla aram geçen yıllarda hayli ilerlemişti artık beni babaları olarak görüyorlardı ve ilişkilerimiz çok iyi ve samimiydi. Onları gördüğümde gururlu ve mutluydum. Bir gün odamın kapısı çalındı. Meditasyonumdan çıktım ve içeriye girenin Mirana olduğunu gördüm.

 

‘Hoşgeldin Mirana.’ Yüzüm gülüyordu ama bir şeylerin ters gittiğini sezdim. Hemen ayaklandım ve kızıma koştum. ‘İyi misin? Neyin var?’

 

‘Garip hissediyorum baba.’ derken gözlerini gördüm. Mor gözler. Sonunda 3. seviyeye ulaşmıştı. Sevinçle Mirana’ya sarıldım. Asıl tehlikeyi unutmuştum. 3. seviyeye ilk ulaşıldığında arzularınıza hakim olamazdınız. Bunu durdumanın da tek bir yolu vardı… Hemen kollarımı Mirana’dan çektim. Nefes nefese göğsü bir inip bir kalkıyordu. Mor gözlerini bana dikmişti. ‘Bana yardım et baba.’ Üzerime doğru yürümeye başladı. Ne yapmam gerektiğini biliyordum ama bunu yapamazdım. Hızlı düşünmeliydim. Bir şeyler yapmalıydım. Kızıma elimi süremezdim. Onu yatağıma yatırdım. Ter içindeydi. Kollarını boynuma doladı. Bırakmamak için direndi. Yanına uzandım ve hareket edemeyecek şekilde ona sarıldım. 4. seviyeye geçtim ve bütün vücudunu enerjimle sardım. Yeşil gözlerimden akan enerji bedenine aktı. Sabaha kadar bu şekilde onu baskıladım. Pencereden içeri sızan sabah güneşiyle uyandım. Mirana uyuyordu. Kollarımı ondan çektim. Kendimi ilk kez biraz yorgun hissettim. Gücümü kesmeden saatlerce onu iyileştirmek için kullanmıştım. Yatakta doğruldum. Hareketimden Mirana da uyandı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13991 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr