"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Beyond Eternity - Bölüm 12: Kaidalar


‘Son Azat. İnsan krallığı.’

 

‘Reddediyorum Auron.’  Salonda büyük bir uğultu koptu. Öfkeli bir kadının bağırışını arkamda duydum.

 

‘Seni utanmaz! Hem sana verilen görevi reddediyor hem de Usta’ya adıyla sesleniyorsun.’ Kadına dönüp baktım. Kırmızı kaftanın içinde siyah uzun saçlara ve öfke dolu kahve gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Uzun sivri tüylü kulakları öfkesine tezat oluşturuyordu. Kaplanadam ırkındandı. Buz bakışlarım gözlerine ulaştı. Korkuyu vücuduna saldım. Bacakları titremeye başladı. Bedeni soğudu dengesini kaybedip dizlerinin üzerine düştü. Korkuyla inlemeye başladı. Hıçkırıklar birbirini takip etti. Daha fazla acı çekmemesi için bakışlarımı gözlerinden çektim.

 

‘Yanlışın var kedi. Görevi reddettim çünkü insanlardan nefret ederim. Ben onlara Işığı değil, cehennemi tattırırdım.’ İfadesiz bakışlarım Auron’a kaydı. ‘Beni uykumdan uyandıran bu günahkar melektir. Ona karşı hiç bir samimiyet hissetmiyorum. Ben kendi yolumun göçebesiyim.’ Arkamı döndüm ve kapıya yöneldim. Auron arkamdan seslendi. Kulak asmadım. Yükselttiği sesi otoriterdi. Durdum.

 

‘Kaidalar seninle kalsın. Eninde sonunda sana ihtiyacım olacak. Geri geleceğini biliyorum.’ Yüzündeki kendini beğenmiş ifade değişmedi. Bende ona gülümsedim.

 

‘Belli mi olur 1000 yıl sonra görüşürüz.’

 

.

.

.

 

Auron’un nereye gittiğimden haberdar olacağından emindim. Göğsümdeki mühür ve peşimde beni bırakmayan Kaidalar ona nerede olduğumu söylüyor olmalılardı. Işığı yaymakla uğraşamazdım. Benim amacım Tanrı olmaktı bir başkasını Tanrı yapmak değildi. Adi Melek. Yozlaşmış bir tarikattan fazlası değillerdi. Auron beni beklediğini söylemişti ama gitmeme de hiç karşı çıkmamıştı. Belkide beni yenemeyeceğini biliyordu ya da dediği gibi eninde sonunda ona geri döneceğimi biliyordu. Yaptığı mühür bir tür lanette olabilirdi. Ona ‘Uyanış’ dediyse de nasıl bir etkiye sahip olduğunu çözemedim. Auron’un planını bilsem bile diğer ırklar ya da tarikatlara bunu anlatmak gibi bir sorumluluk hissetmedim. Dünya işleriyle bir alakam yoktu.

 

Kaidalar insana benziyorlardı ama onlara insanlara baktığım gibi nefretle bakmadım. Ben onlara soru sormadıkça konuşmuyorlar ne şikayet ediyorlar ne de benim gibi acıkıyorlardı. Auron onlarla oynamıştı. Eskiden insanlarsa da artık olmadıkları kesindi. Günlerce haftalarca dağlarda yürüdüm. Tarikat diğer medeniyetlerden uzakta sıra dağlar üzerinde kimsenin göremeyeceği bir oyuğun içine inşaa edilmişti. Uyumadan gece gündüz yürüdüm. Dağlardan indikten sonra patika bir yola rastladım. Nereye gideceğini bilmeden yolda ilerledim. Kaidalar beni takip etmeye devam etti. Yolculuğumun 57. gününde Kaidalardan biri bayılıp yere düştü. Durdum. Diğer ikisi hiçbir eylemde bulunmadan beni bekledi. Kadın yerde hareketsiz yatıyordu. Arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim. Kadının yorgun sesini duydum.

 

‘U-Usta beni bırakma…’ Tekrar arkamı döndüm. Kadın sürünerek beni takip etmeye çalışıyordu. O süründükçe taş yollardaki çakıllar ellerine ve vücuduna batıyordu. Bana doğru 10 metre kadar süründükten sonra avuçları kan içindeydi. Yanıma geldiğinde durdu ve bir kez daha onu bırakmamamı istedi. Yere çömdüm ve ifadesizce ona baktım.

 

‘Neden beni takip ediyorsun?’ Kadın soruma başını kaldırdı. Göz göze geldiğimizde bakışlarımla içini gördüm. İçinde hiçbir şey yoktum. Tamamen boşluktu. O boşlukta sadece ben vardım. Kaidaların tek amaçlarının Işık taşıyıcılarına hizmet etmek olduğunu anladım. Hayatını çöpten farksız bir şekilde geçiriyordu. Bir efendisi olmadan yaşama amacı yoktu. Ona acıdığımı hissettim. Buna acımak mı denirdi yoksa başka bir şey mi? Bu duygu bana yabancıydı. Kaida konuşmak için ağzını açtı ama tek yapabildiği kekelemekti.

 

‘B-Ben, b-biz, b-bizler…’ Kafasını daha fazla kaldıramadı ve bayıldı. Benim yüzümden sayısız hayat son bulmuştu. Bir tanesinin daha boşa gitmesine izin vermek istemedim. 4. seviyeye indim gözlerim açık yeşile döndü ve Kaida’nın parçalanmış avuç içlerini iyileştirdim. Elimden vücuduna akan enerji onu kendine getirdi. Gözlerini açtı ve bana baktı.

 

‘Usta?’ Onu kaldırıp kucağıma aldım. Onu taşıdığımı görünce karşı çıktı. ‘Yalvarırım beni bırak Usta. Kendim yürüyebilirim. Benim gibi değersiz bir Kaida’yı taşımamalısınız.’ Sesindeki korku ile karışık endişe vardı. Sözlerine sırıttım.

 

‘Değersiz olduğun doğru, ama benim gözümde değil.’ Yürümeye devam ettim.

 

Patika ikiye ayrıldı. Yol tepeye doğru ve aşağı doğru kıvrılıyordu. Yol ayrımına yön tarifi veren bir tahta çakılmıştı. Tabela üzerinde ‘Kruno’ yazıyordu. Tabelanın haline bakacak olursam gösterdiği yöndeki yerleşim köyden daha büyük olamazdı. Köy, yolun aşağı kıvrılan tarafında yer alıyordu. Köye yaklaşırken etrafındaki nehrin şırıltısı kulağıma geldi. Köyün girişinde yaşlıca bir orkun beklediğini gördüm. Kaida’yı ayakları üzerine diktim ve yaşlı orkun yanına gittim. Ork beni gördüğüne pek sevinmişe benzemiyordu. Sesinden huysuzluk akıyordu.

 

‘Ne istiyorsunuz…?’

 

‘Kaidalar’ın biraz dinlenmesi gerek. Onlara dinlenecek bir yer ver.’ Ork arkamda duran kadınlara baktı. Benim üzerimdeki gibi beyaz kaftan giyen kadınların başlarını örten pelerinleri vardı. Yüzüne bir şaşkınlık çöktü. Kırışmış yüzünü ovuşturup tekrar baktı.

 

‘Kaida mı dediniz?’ Başımı salladım. Kaidalar’ın ne olduklarını biliyor gibiydi. ‘Saçmalık. Daha önce kimsenin 3 Kaidası olmamıştır. Sahtekarın birisin.’ Buruk bir kahkaha attım.

 

‘İster inan ister inanma ihtiyar. Onlar gerçek Kaidalar. Kendini kandırmayı keste onlara kalacak bir yer ver. Ben dışarıda kalırım.’ Ork inadından vazgeçti. Köye girdik ve diğer evlere göre daha büyük olan bir evin önünde durdu.

 

‘Burası.’ Kaidalar’a döndüm ve içeri girip dinlenmelerini söyledim. Hazır olduklarında yola çıkacaktık. Yol boyunca taşıdığım Kaida bana baktıktan sonra eve girdi. Yaşlı orka sorular sormaya başladım.

 

‘Kaidalar hakkında ne biliyorsun ihtiyar?’ Ork bana ifadesizce baktı.

 

‘3 Kaidan var ve bunu bana mı soruyorsun?’

 

‘Evet onları bana veren ne olduklarını söylemedi.’ Ork kır sakalını çekiştirmeye başladı.

 

‘Onları insan kızları arasından seçerler. Sadece en saf ve temiz olanlar seçilir. Onları gelecekteki sahipleri için eğitilirler ve bunun dışında başka bir şey düşünmemeleri için üzerlerine mühür konur. Böylece tek amaçları sahiplerini korumak olan ruhsuz varlıklara dönüşürler. Günlerce haftalarca yemeden yaşayabilirler ama onlarda özlerinde insandır. Elbet zayıf düşerler.’

 

‘Onları seçen kim?’ Cahilmişim gibi bakışlarına zor katlandım.

 

‘Işığın kutsalı, Güneş’in anası Vulheda.’ Daha önce duymadığım bir isimdi bu.

 

‘Vulheda mı? O bir insan mı?’

 

‘Hayır o bir Tanrı.’ Auron’un sözlerini hatırladım. Tanrılar’a karşı savaşmaktan bahsetmişti ama bir Tanrı’ya hizmet ettiğini söylememişti. Peki ya gözlerine baktığımda gördüklerim nelerdi? Onlar gerçekti. Evet hata olamazdı. Kafam karışmıştı. Başıboş etrafta dolanıyordum. Amacım bir Tanrı olmaktı ama daha bunu nasıl yapacağımı bile bilmiyordum. Oturup asırlarca meditasyon yapmak beni Tanrı yapmayacaktı. Elbet bununda bir sınırı vardı. Güçlenmeliydim. Yeni ve bir o kadar güçlü bir teknik öğrenmeliydim ya da oluşturmalıydım. Tanrılar arasında bir savaş çıkacak olursa bu bizim dünyamıza da yansırdı. Bu da demek oluyor ki bizi bekleyen korkunç asırlar vardı. Yaşlı orktan Kaidalarla ilgilenmesini istedim ve köyün dışına çıktım. Köyün yakınındaki nehrin soğuk suyunda yıkandım. Kayaların üzerine çıktım ve meditasyon yapmaya başladım. 3 gün 3 gecenin ardından sertleştirmenin 6. seviyesine çoktan ulaştığımı sezdim. Daha önce ulaşılamamış bir seviyeye şekil vermem gerekiyordu. Zihnimde renkler belirlemeye başladı. Önce onu tanımlamam gerektiğini düşündüm. Zihnimi yoğunlaştırdım. Bir gökkuşağı hayal ettim sonra daha önce var olan renklerini parçaladım. Mavi, yeşil, kırmızı, mor. Seçmem gereken rengin ne olduğu apaçık ortadaydı ancak tekrar benzer bir ton belirlemem gücümün artmasına sebep olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Sarı renge yoğunlaştım ve zihnimdeki bütün renkleri sildim. Sarının sıcaklığı ellerimi sardı. Ter damlaları alnımdan ve sırtımdan aşağı süzüldü. Sıradaki işlem bu tekniğe vereceğim yeni işleviydi. Üzerimdeki ve Kaidalar’a yerleştirilen mühürler canımı sıkıyordu. Onlardan bir an evvel kurtulmalıydım. Zihnimde mühürleri canlandırdım. Sayısız bildiğim mührü yavaş yavaş parçalara ayırdım. Bunu hayal ederken zihnime sabitlediğim sarı enerjiyi uzaklaştırmadım. Parçalanan mühürleri sarı enerjiyle birleştirdim. Bunu yaptığım da gözlerimi açtım. Dünya gözüme farklı gözüktü. Ormanın derinlerindeki minik tavşanların kıpırdamalarını görebildim. Görüşümün kesinleşmesiyle beraber göğsümde duran kızıl mühre elimi bastırdım. Mühürden dumanlar yükseldi. Dakikalar içinde tek bir iz dahi kalmadı. İçimdeki huzursuzluğun dindiğini bunu Kaidalar üzerinde de yapmam gerektiği kanısına vardır. Ter içinde kalmış bedenimi tekrar nehirde yıkadım. Beyaz kaftanımı üstüme geçirdiğim gibi köye yollandım.

 

Şafak vaktiydi ve köy halkında henüz bir hareketlenme yoktu. Kaidalar’ın kaldığı evin kapısını açtım. Ev nispeten büyük olmasına rağmen sadece tek bir odadan ibaretti. Odada 10 yer yatağı vardı. Bunlardan sadece üçü oluydu. Kaidalar belki de buraya geldiğimizden beri uyuyorlardı. Üçünün uyanması için duvara yaslandım ve beklemeye başladım.







Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1182

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1032

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 856

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 799

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 680

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 629

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 622

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 594

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 538

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 514

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 323

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 188

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 175

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 94

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14105 Üye Sayısı
  • 420 Seri Sayısı
  • 18857 Bölüm Sayısı


creator
manga tr