Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Beyond Eternity - Bölüm 8: İlk Barış


Hayatımda hiç elf görmemiştim. Hikayelerde anlatıldıkları kadar uzun ve zariflerdi. Başta bir ortamda onlarla karşılaşsaydın kadın olduklarını sanardım. Gel gör ki öyle bir ortamda olma şansımız İnsanlar ile Azatların barışması kadar düşüktü. Konuşan elfin kelimelerin sonlarına vurgu yapan dili sertti.

 

‘Azat oğlu, size yasak olan bölgeye ayak basma sebebiniz nedir?’ Eli uzun kıvrımlı kılıcının kabza topuzundaydı. Herhangi bir tehdit ima etmiyor ancak karşılık vermeye hazır olduğunu beden diliyle ifade ediyordu. Lider Rook elfi kışkırtmamak için sözlerini dikkatle dile getirdi.

 

‘Ben ve adamlarım sadece dinlenmek için buraya kamp kurduk. Topraklarınızı şahsımız ile kirletmek gibi bir niyetimiz yoktur. Aster dağına yolculuk ediyoruz bilge elf.’ Elfin yüzünde belli belirsiz bir hüzün belirdi.

 

‘Orada sizi bekleyen bir şey yok Azat oğlu. Yılanadamlar ork işgallerine o dağ üzerinden başladılar.’ Liderin yüzü buz kesti.

 

‘Bu, bu nasıl olur… Efendi elf bundan emin misiniz?’ Dediklerine şüphe eden insana hor gözlerle bakan elf sözlerini tekrarladı.

 

‘Orada sizi bekleyen tek bir Azat dahi yok. Yılanadamlar gördükleri elf ya da Azat olsun herkesi öldürdü. Bana inanmıyorsan git ve kendi ölümünle yüzleş.’ Elfin sinirlenmesi gayet doğaldı. Beklenmedik bir savaşın içine sürükleniyorlardı. Her zaman olduklarından daha tetikte olmaları gerekmekteydi.

 

‘Size inanıyorum bilge elf, bu olanlardan haberimiz yoktu. Derhal geri dönüp amirlerime rapor edeceğim.’ Göz ucuyla rehin adamlarına baktı. Elf bu bakışı gördü ve yanındakine döndü.

 

‘Adamları bıraksınlar. Gitmekte özgürler.’ Elleri çözülen askerler kampa doğru yürümeye başladı. Lider teşekkürlerini dile getirdi. Elf konuşmayı sonlandırmadan kendilerinden beklenmeyecek bir konuşkanlıkla söze girdi.

 

‘Azat oğlu, sizleri aramızda görmekten hoşlanmıyoruz ancak şu an durumlar bunu düşünmekten daha önemli. Ne derler bilirsin, düşmanımın düşmanı dostumdur. Böyle zamanlarda birbirlerimizden haber alabilmemiz çok mühim.’

 

‘Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum efendi elf. Bunu adamlarıma soracağım, bir Azat’ın tek başına dışarıda kalması. Bu bizim için çok tehlikeli bir görev. Birini bulabileceğimi sanmı-’

 

‘Ben giderim efendim.’ Lider döndü ve şaşkın gözlerle bana baktı. Tek şaşıran o değildi. Liderin yanına gittim. ‘Bu görevi bana verin. Elimden geleni yapacağım.’ Başını onaylamadığını belirtircesine salladıysa da kampın geri kalanına dikkatle baktı. Çaresizce de olsa kabul etmek zorunda kaldı.

 

Pekala seni elflere bırakacağız yanında gitmek isteyen bir kişi daha olursa izin vereceğim. Peki elflerden bizimle kim gelecek?’ Elf parmağıyla işaret etti ve yanındaki elf tereddüt etmeden liderin yanına geçti. Aynı hareketi Kayo da yaptı. Düşünmeden elfin yanına gitti.

 

‘Adı Heroy. Size eşlik edecek. Öyleyse yolunuz açık olsun Azat oğlu.’ Öğleye doğru bütün kampı toparladık. Aura’ya bindim ve akıncıların geri kalanının batıya ilerleyişini izledim. Kayo yanımdaydı nasıl olsa.

 

.

.

.



Ormanda atlarımızla yol aldık. Bir kaç saat sonra devasa bir ağacın önünde durduk. Tepesini dallarından göremediğim ağaç asırlar hatta binlerce yıldır varlığını sürdürüyor olmalıydı. Güneş ışığı dalların ve yaprakların arasından kırılarak bize ulaşıyordu. Ormanın serin gölgelerinde yol almıştık. Devasa ağacın hareket ettiğini gördüm. Aslında hareket eden kısmı sadece önüydü ve onunda bir kapı görevi gören sarmaşıklarla bağlanmış bir kapak olduğunu gördüm. Ağaç hareket etmiyordu. Ağacın hareket ettiğini sandığımdan ürkmüştüm. Bu hareketim elfin gözünden kaçmadı. Gülmekle yetindi ve atlarımızı elf kalesinin içine sürdük. Atlardan indikten sonra adının Kreya olduğunu söyleyen elf kendisini takip etmemi istedi. Kara çarşaf ve peçemi çıkarmadan onu izledim. Yolda ilerlerken hiç konuşmamıştım sadece bana adımı sormakla yetindi. Beni düşmanı olarak gören bir halka neler anlatabilirdim ki. Susmaktan ve cevap vermeye değer bulduğum sorular haricinde ağzımı açmamıştım. Koca ağacın içinde merdivenleri tırmandıkça tırmandık. Yükseğe çıktıkça artan havanın kalitesini hissettim. Merakıma yenik düştüm.

 

‘Bu ne?’ Başta sorumu anlamasada elimin işaret parmağıyla havada bir daire çizmemden ne sorduğumu anladı.

 

‘Ulu ağacın merkezine yani taht odasına yaklaştığımızdan havadaki sihri hissedebilirsin.’

 

‘Sihir mi?’ Yaşadığım geçmiş zamanda insanların yetenekleri olurdu ancak ona ‘Sihir’ adını vermezdik. Doğal yollarla kazanılan bedeninden uyandırdığın becerilerdir onlar. Biz onu ‘Rüya’ diye çağırırdık. Çünkü ancak rüyalarımızda sahip olabileceğimiz becerilerimiz vardı. Ben ise bir şifacıydım. Kırklı yaşlarıma gelmeden tedavi edemediğim hastalık kalmamıştı. Ellerimden akan şifa rüyam sayısız canı kurtarmıştı. Fiziksel yaralanmalar hariç zihinsel çöküntülerden kalıtsal hastalıkları bile iyileştirebiliyordum. Hünerlerimi aşan tek şey ölen birisini geri getirememiş olmamdı. Bunun üzerine çalışmalar yapıyordum ki Tanrılar tarafından yakalanıp cezalandırılmıştım.

 

‘Evet, hepimizin içinde olan şey. Eskiden ona Rüya derdik. Zaman geçer isimler değişir ama özü değişmez.’ Kendime hakim olamayıp gülümsedim. Neyseki çarşafım yüzümü gizliyordu ki Kreya bunu görmedi. Taht odasına yani ulu ağacın merkezine geldiğimizde mükemmel işçilikteki ağacın bükülmesiyle oluşturulmuş taht ve süslemeler gözüme çarptı. Ağaç dallarını adeta birer sarmaşık gibi birbirlerine dolanarak ahenkli dalgalar tüm odayı sarmıştı. Bütün odayı saran dallar en sonunda zarafet saçan tahta doğru akıyordu. İçerisi hayli kalabalıktı. Tahta oturan uzun siyah saçlı elf lordunun etrafında çoğunluğu elf olmak üzere birkaç da insan vardı. Orada bulunmak için en yanlış zaman olmalıydı. Taht odasının girişinde durdum. Kreya tereddütümü fark etti.

 

‘Eğer herkesin iyiliğini istiyorsan ilk adımı sen at.’ Bunu söyledikten sonra arkasına bakmadan odaya girdi. Tüm cesaretimi topladım ve elfi takip ettim. Kayo’da hemen arkamdaydı.

 

‘Lordum, yılanadam işgali orklar üzerine ancak orkların icabına baktıklarında sıranın bize gelip gelmeyeceğini bilemeyiz. Yeni kraliçeleri bütün anlaşmaları göz ardı ediyor. Böyle devam ederse sıra insanlardan sonra elflerde.’ Omuzlarına kadar inen dalgalı ve kır sakallı insanın ses tonunda endişe vardı. Yanındakiler onu onaylarken başlarını salladılar. Belli başlı homurtular yükseldi.

 

‘Peki ya kaplanadamlar? Onlardan bir haber var mı?’ diye sordu elf lordu.

 

‘Hayır efendim ancak size başkalarından haber getirdim.’ dedi Kreya lordunun önünde zarifçe eğilirken. Hemen arkasında ise içimi kaplayan korkuyla yere dizlerimin üzerine çöküp eğildim. Kendimi sertleştirmenin ilk seviyesine soktum ve korkum azaldı. İşgal durumunu rapor eden kır sakallı adam öfkeyle tek parmağını bana doğrulttu.

 

‘Bir Azat! Onun burada ne işi var Kreya? Bu saçmalıkta ne demek oluyor?’ Öfkesine hakim olamadı ve ağzından tükürükler saçıldı. Elf lordu asasını tüm gücüyle yere vurdu. Odayı kulakları sağır eden çınlama tüm uğultuları bastırdı. Ellerimi dizlerimin üzerinde yumruk yaptım. Biz Azatlar her zaman hor görülen olmuşuzdur. Buna artık alışmıştım. Sessizce oturmaya devam ettim. Lord konuşmaya başladı.

 

‘Ne düşündüğünü anlıyorum Kreya. Zor bir durumdayız ve işe yarar her kuvvet bizi zafere o kadar yaklaştırır. Sen Azat oğlu, ben Elf Atası Grim seni Grim Konağında ağırlamaktan onur duyarım.’ Kır sakallı adam tekrar lordun sözüne karışmaya yeltendiyse de Grim’in bakışlarından ağzını açamadı.

 

‘Teşekkür ederim Lordum. Ben Azatlar’dan Azyl. Buraya Arabulucu sıfatıyla Akıncı lideri Rook tarafından elf Kreya’nın ricası üzerine geldim.’

 

‘Ricaymış…’ Kır sakallı adamın nefret dolu ağzı bir kez daha açıldı. Grim’in sesi bu sefer yüksekti.

 

‘Burada durmak zorunda değilsin Timar.’ diyerek elini salladı. Timar bir kez daha sustu. ‘Devam et.’

 

‘Halkım da yılanadamların saldırısına uğradı ve onlarla tek başımıza baş edemeyeceğimizin farkındayız efendim. Azat evi her türlü işbirliğine sıcak bakacaktır.’

 

‘Ala, bunu duymak çok güzel. Sözlerini kara çarşaflarının altından rahatlıkla söylüyorsun Azat oğlu. Yüzünü gizleyen birine nasıl güvenebilirim?’

 

‘Hemen çıkarıyorum Lordum.’ Öncelikle gözlerimi saklayan peçemi çıkarıp yanıma bıraktım. Gri gözlerim ortaya çıktı.

 

‘Şu lanet gri gözler!’ dedi daha önce konuşmayan insanlardan biri. Elf lordu bu sefer asasını daha yavaş yere vurdu. Bana lanet eden adamın yüzüne baktım sertleştirmeden kendimi çıkardım. Gözlerim eski açık kahve rengine döndü. Başımı saran siyah çarşafı çözdüm ve peçemin yanına bıraktım. Uzun kızıl saçlarım omuzlarımdan ve boynumdan yerlere kadar saçıldı. Sertleştirmeden çıktığım için kalbim deliler gibi çarpmaya başladı. Sakinliğimi korumaya çalıştım.

 

‘Halkım adına hem bir elçi hemde bir hediyeyim. Lütfen kabul edin Lordum.’ dedikten sonra tekrar eğildim. Başımı yerden kaldırmadan öylece bekledim. Odayı uğultular sardı. Lord Grim’in tahtından doğrulduğunu işittim. Asası her adım attığında onunla beraber yere çarpıyordu. Lordun ayağa kalkmasıyla herkes eğildi. Önüme kadar geldi ve durdu. Asasından yayılan sıcaklığı saçlarımda hissettim.

 

‘Grim Konağı Atası olarak Azatların teklifini kabul edeceğim. Bundan böyle benim topraklarımda hiçbir Azat hor görülmeyecektir. Ki ben Azat Atası Ley Han Ro’yu bizzat tanırım. Onun başardıklarını bugüne kadar pek fazla insan başaramamıştır. Bu benim Azatlar için attığım ilk adımdır.’ Timar’a dönerek. ‘Peki ya sen Tamur oğlu Timar. Buna karşı çıkacak mısın?’ Timar başını çöktüğü dizinin üzerinden kaldırdı.

 

‘Hayır efendim.’

 

‘Ala. Azat evinden Azyl’in korunması görevini öyleyse sana veriyorum. Onu canın pahasına kendi halkındanmış koruyacaksın. Ona gelecek her bir zarar bizzat şahsıma yapılan bir hakaret olarak varsayacağım ve bunun bedelini ağır şekilde ödeteceğimden emin olabilirsin.’

 

‘Evet Lordum.’

 

‘Ve bir hediye geldiğine göre bir hediye de  verilmelidir. Söyle sen ne istiyorsun Azat evinden Azyl.’ İsteyecek hiçbir şeyim yoktu ama bir şey istemeliydim ki kabalık olmasın. Aynı zamanda isteyeceğim aşırıya kaçmamalı çokta sönük kalmamalıydı. Aklıma buna en uygun olabilecek fikir geldi.

 

‘Azat evi her zaman kendini dışarıya kapalı tutmuştur. Kimse bizi sevmez kimse bizi düşünmedi efendim. Bu yapılan Azatlar’ın dünyaya attıkları ilk adımdır. Lütfen kültürünüzü bana öğretin. Öğretin ki bende onu halkıma öğreteyim. Aramızdaki buzulları eritelim. Bir olalım.’

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17780 Üye Sayısı
  • 486 Seri Sayısı
  • 24183 Bölüm Sayısı


creator
manga tr