"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Beyond Eternity - Kitap 1, Bölüm 3: Yeni Evim


Bana sarılan adam adının Lex olduğunu söyledi. Azat evinin 10 kapısından biri olan Taitus Kapısının gözetiminden sorumluymuş. Taş bir binanın içinde önüme konan yemeği yerken bir yandan da Lex’in Azat evi hakkında anlattıklarını dinliyordum.

 

‘Büyük büyük atamız Ley Han Ro ve beraberindeki ilk Azatlar kendi memleketlerinden sürüldüklerinde aylarca çorak topraklarda yol almışlar ve bugün bulunduğumuz kimsesiz Azadya topraklarına ilk yerleşimlerini kurmuşlar. Etraflarında ne bir ağaç ne bir nehir varmış. Sadece çorak topraklardan ve taştan ibaretmiş.’ Bu hikayeyi anlatmayı ne kadar sevdiği sesindeki heyecandan belli oluyordu. Yemeğimden bir kaşık daha alırken el ve kol hareketleriyle hikayeyi daha da yüceltmeye çalışıyordu.

 

‘Ata Ley Han Ro, gizemli güçlere sahipti. Ellerini şıklatmasıyla yerden ağaç fidanları çıkartır, mağaralardan tatlı suların fışkırmasını sağlardı. Böylelikle Azat evini kurabilmiştir. O ve beraberindeki 100 Azat buraya sıfırdan bir medeniyetin temellerini atarak gelecek mirasçıları olan bizlere umut olmuşlardır. Şehir meydanında onun ve takipçilerinin devasa heykelini görebilirsin. Ona her gün bakıyorum ama içimdeki minnet ve gurur bir gün olsun eksilmiyor.’

 

‘Harika birisi olduğuna hiç şüphe yok. Bu ne kadar zaman önce oldu peki? Atanız tam olarak ne kadar yıl önce buralara hicret etti?’ Sorularıma biraz düşündü ve bu sırada sinek kaydı kesilmiş çenesini ovuşturdu.

 

‘Yanılmıyorsam kütüphane kayıtlarımızda bundan 10000-11000 yıl önce olduğu söyleniyordu. Ne oldu? Neden sordun?’

 

‘Hiç önemli bir şey değil sadece merak ettim. Çok köklü bir tarihiniz var gerçekten.’ Bunu söylememden sonra yüzünde yine deminki gibi gururlu bir ifade belirdi. Memleketine canı gönülden bağlı bir adamın gülümseyebileceği şekilde. Geçmiş hayatımda bu tarz bir olayı hatırlar gibiydim. Tanrılar sayısız minik günah için yüzlerce hatta binlerce insanı cezaya çarptırmıştı. Bir gün, yüz kadar günahkarın ortadan kaybolduğu bildirilmişti. Ama hatırladığım kadarıyla o adamın adı Ley Han Ro değil, Leyano’ydu. Sarayda bahçe işlerinden sorumlu kişiydi ve diğer ülkelerden saygın insanlar İmparatorluk bahçesindeki büyüleyici manzarayıı seyretmek için gelip giderlerdi. Anlaşılan aldığı cezanın sonucunda imparatorluktan sürgün edilmiş ya da ölüme çarptırılmıştı ve bundan kaçmaya çalışmıştı. Bende bir keresinde o bahçeyi görmüştü. Beyaz mermerlerle döşeli yolların kenarları renk cümbüşüyle dolu çiçekler ile kaplıydı. Yüzlerce tür çiçeğin kokuları sizi alıp farklı bir diyara götürüyordu. İçimden olayların bu şekilde geliştiği için teşekkür ettim. Efsanevi bir bahçıvandan bir önderin doğuşunu görmek bana kendi amacımı hatırlattı. İçimde sinir biraz daha büyüdü ama kendime hakim oldum.

 

‘Yemeğini yediğine göre sana yeni kıyafetler vermenin zamanı geldi. Üzerindekiler ile buradakilerin dikkatini çekersin.’ Masadan kalktık ve beni taş binanın arka odalarından birine götürdü. Kendi üzerindekinden daha açık koyulukta giysileri kapı eşiğinde bana uzattı ve dışarıda beni beklemeye başladı. Oda kapısını arkamdan kapattıktan sonra koyu giysileri yatağın üzerine bıraktım. O sırada yeterince dikkat etmediğim süt beyazı giysiyi üzerimden çıkardım. O ana kadarki dalgınlıkla artık bir kadın olduğumu unutmuş olmalıyım ki, çıplak bedenimi görmem irkilmeme sebep oldu. Ellerimi ayak parmak uçlarımdan kalçalarımda ardından göğüslerimde gezdirdim. Eski vücudumun düz sert hatlarına o kadar alışkındım ki, yumuşak ve kıvrımlı hatlarımda gezdirdiğim ellerim gıdıklanmama sebep oldu. Yatağa bırakılan koyu giysileri üzerime geçirdim. Bana bol geldiği belli oluyordu ama yumuşacıklardı. Giysinin üzerimden düşmemesi için geniş boğazını tek omuzumdan aşağı indirdim ve çıplak bıraktım. En azından etek yerine pantolon verildiği için mutluydum. Odadan çıktım, Lex  şehrin merkezine kadar eşlik etmek için benimle geldi.

 

‘Neden herkes siyah giyiniyor?’ diye sordum merak içerisinde. Lex’in yüzünde bu soruyu beklermiş gibi bir ifade vardı.

 

‘Bunun hikayesi geçmişe dayanır. Azat evinin kurulmasından çok uzun zaman geçmemişti. Tarlalarda yetiştirilen pamukların ve koyunların yünleri hep siyah olmuştur. Bunun topraktan kaynaklandığını söylenmiştir ama bir efsaneye göre genç bir kız ve oğlanın amansız aşkından ve bir türlü kavuşamamalarında dolayı kızın Azadya tarlalarını besleyen Lin nehrinde günlerce kan ağlamasından ekinler siyah ve bu topraklarda otlanan koyunların yünleri de siyaha çaldığı söylenir.’

 

Sesindeki hüzünü saklamadı. ‘Bu gerçekten çok üzücü, aşıkların birbirlerine kavuşamamasından büyük bir acı olamaz.’

 

‘Evet, bir ebeveynin kendi çocuğunun ölümünü görmesi de aynı derecede bir acı olsa gerek. Kollarında ölen dostunun verdiği acı da…’ Söylediğim saçma söz yüzünden ortam kederlenmişti.

 

‘Özür dilerim umarım sana kötü anılarını hatırlatmamışımdır.’ En içten hislerimle Lex’in bileğinden tuttum. Buna karşılık olarak bana gülümsedi ve o da benim bileğimden kuvvetlice tuttu.

 

‘Burada hiçbir acıya yer yok Azyl, endişelenme. Bu görkemli şehir hepimize asırlardır umut aşılıyor. Bizim korkumuz kendi aramızdakilerden değil, dışarıdakilerden.’

 

‘Dışarıdakiler mi? Diğer insanları mı kast ediyorsun?’

 

‘Evet onlar bizi küçük görüyorlar. Biz onları düşmanımız olarak görmesek bile bizi öldürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bizim buradan başka bir yere ait olabilmemiz imkansız.’ Nefretim ve kinim içimde kabardı. Kulaklarımın kızardığını hissettim ama tekrardan bunlara hakim oldum. Masum insanların dışlanması, öldürülmesi, köle haline getirilmeleri. Bunların hepsi Tanrılar yüzündendi. Beni yeryüzüne tekrar yollamaları bir hataydı. Bu sefer onların sonunu getirecektim. Öfkelendiğimi farkeden Lex beni omuzlarımdan tuttu.

 

‘Öfkeni anlıyorum ama onu girdiğin kapının ardında bırakmanı sana tavsiye ederim. Burası umudun şehri Azat. Burada öfkeye yer yok, acıya olduğu gibi. Burası asıl medeniyet dediğimiz yer.’ Sözlerini meydana geldiğimiz sırada kesti. Hayranlık dolu gözlerle devasa heykele baktı. Yuvarlak bir sütun üzerine yerleştirilmiş sakallı bir adamın ellerini göğe açmış vaziyette dua eder bir hali vardı ancak dua etmiyor yerin altından süzülerek yukarı çıkan bitki sarmaşıklarına boyun eğdiriyordu. Onun bu hareketini taklit eden arkasında 2 heykel daha vardı. Birinin yüzü kapşon ile tamamen kapanmıştı ve yanındakinin ise bir kadın olduğunu gördüm. Heykelin etrafı su göletine dönüştürülmüştü ve içerisinde renk renk balıklar yüzmekteydi. Güneşe doğru baktım, saat henüz öğle bile değildi ama heykelin etrafında çok fazla insan vardı. Çocuk, kadın, yaşlı her yaştan insan göletteki balıklara yem atıyor ve ellerini birleştirip dua ediyorlardı. O zaman anladım ki bu sadece bir heykel değildi. Bu bir tapınaktı. Bir açık hava tapınağı. Heykele daha da yaklaştık. Ley Han Ro’nun kudretli ellerinden sular gölete akıyor, topraktan yükselen sarmaşık motifleri bu suya yön veriyordu. Muazzam işçiliğe hayran kaldım.

 

‘Çok güzel. Bunu kim yaptı?’

 

‘Adı Weed idi. Bundan asırlar önce henüz burası bir kasaba denemeyecek kadar küçükken uğrayan bir gezgindi kendisi.’ Sözlerine devam etmeden önce derin bir nefes aldı. ‘Atamızın ölümünü onurlandırmak adına bir heykel yapmak istediğini söyledi, karşılığında hiçbir şey almadan. Başta buna karşı çıkanlar oldu. Yabancı birisinin atamızın adını kirleteceğinden korkuldu. Bunun üzerine Weed, Azat evindeki her bir bireye atamız hakkında sorular sordu. Herkes ile konuştuktan  sonra devasa bir taş yığınını tek başına meydana taşıdı. Kimse ondan böyle bir şey yapmasını istemediği halde aylarca uğraşarak bu muazzam heykeli bize armağan etti. Atalarım bu Weed denen adamı onurlandırmak için onu aramaya çıktılar ama heykeli bitirdiği gün ortadan kayboldu. İşte o gün en mutlu ve en hüzünlü günümüz olmuştur. Arkada gördüğün kişiler, kapşonlu olan Weed, diğeri ise Ley Han Ro’nun karısı Karen’dir. Karen’in çarptırıldığı ceza sonucu bedenin yarısı kömür karasına dönüştüysede güçlerini kaybetmemiştir. İnsanlarımıza yıllarca şifa dağıtmıştır.’

 

‘Böyle güzel bir armağanı karşılıksız yapmak. Weed yüce bir insan olsa gerek.’

 

‘Evet, kesinlikle öyle. Nereden ya da nasıl geldiğini bilmediğimiz birisi. Hadi, etrafta görecek daha çok şey var, gidelim.’ Bütün bir günü Azat evini gezerek geçirdik. Medeniyet denilen topraklarda insanlar çok sevecen, birbirlerine düşkün ve yardımseverdi. Aynı zamanda burada hırsızlık, kumar, fahişelik gibi alt sınıf mesleklerinin olmadığını öğrendim. Gökteki cennetten yeryüzündeki cennete inmiştim.

 

Hava karardığında Lex beni devasa bir taş binaya götürdü. Bina, kat kat odalara ayrılmıştı ve çocuğundan yaşlısına herkes bir arada kalıyordu. Bana tek kişilik bir takdim edildi. Hiçbir eşyam olmadığı için odaya kolayca yerleştim. Çift kişilik bir yatak, komidin, iki koltuk. Bunlar benim için bile fazlaydı. Yatağa oturup sızlayan bacaklarımı ovuşturmak için çizmelerimi çıkardım.

 

Yatağın yumuşaklığında kayboldum. Binlerce yıl sert mermer bir tablete bağlı kaldıktan sonra bu yumuşaklık bana yabancı geldi. Üzerimi bile çıkarmaya fırsat bulamadan gözlerimi kapadığım gibi uykuya daldım.

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1456

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14995 Üye Sayısı
    • 714 Seri Sayısı
    • 33208 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr