“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Beyond Eternity - Bölüm 1: Tanrılar ve Ceza


      İster İmparator olun ister yarı tanrı bu dünyaya Tanrılar hükmeder. Bu kurala uymayanlar diğerlerine ibret olması adına ağır cezalara çarptırılır. Bu dünyada yaşayan bizler içimizden bir an olsun tanrılara olan korkumuzu unutamayız. İnsanlığın varlığından bu yana geçen binlerce yılda bu topraklarda on binlerce insan cezalandırılmış çok azı ölümün kıyısından dönebilmiştir. Ölümden dönebilenler ise tamamen değişmişlerdir. İbret alınan bu insanlara Azatlar dendi ve toplumdan sürüldüler. Azatların hepsi aynı tür cezalara maruz kalmadı. Eğer Tanrılara hakaret ettiyseniz, bir uzvunuzu kaybedebilir ya da insana benzemeyen bir şeye dönüşebilirdiniz tabi hayatta kalabilirseniz. En hafif sayılabilecek saygısızlık bile hayatınıza mâl olabilir ancak tüm cezalar öldürme amaçlı değildir. Yanlış anlaşılmasın Tanrılar sürekli bizi izlemiyorlar, hareketlerimiz ve davranışlarımız onları bağlamaz. Sadece onlara olan saygı ve minnetimizi göstermememiz veyahut hakaretlerde bulunmamızın cezası vardır.

 

Tanrılar tarafından tarih boyunca en ağır cezayı alan adam ben olmalıyım. Suçum ne miydi? Ben yeteneklerimle insanların beni tanrı sanmalarını sağladım. Tanrılar bu yaptığımın farkına vardıklarında bana en ağır cezayı vereceklerini söylediler. En ağır cezayı alacağımı duyduğumda hiç korkmadım, bu yola çıkmadan önce her şeye kendimi hazırlamıştım. Bu kadar zalim kuralların olması bile beni amacımdan saptıramazdı. Ben bu düzeni alt üst etmek isteyen bir devrimciyim. Ben bu gaddar Tanrılara boyun eğmek istemeyen bir isyankarım. Tanrıların mutlak hakimiyetine son vermek isteyen bir adamdım. Ama günahkar bir insan bunu nasıl başarabilirdi ki. Bunu yapmanın tek bir yolu vardı: Bir Tanrı olmak!

 

İşte benim günahım buydu ve artık yolumun sonuna geldim. Hiçbir şey başaramadan tarihe bir toz zerreciği kadar bile etkim olmadan hayatımı kaybedecektim. Tanrılar insanlara ceza vermek için onları huzurlarına çağırmazlar, ulaklarını yeryüzüne gönderir ve karar verilen cezanın uygulanmasını sağlarlardı. Ancak benim için durum farklıydı. Bir Tanrı olmaya çalışmak insanlığın bu kısacık tarihinde bile görülmemiş bir günahtı. Tarihte Tanrıları görebilen ilk insan olacaktım, belki de son. Bunun beni gururlandırması mı yoksa ağlatması mı gerekiyordu emin değilim. Yeryüzüne inen ulaklar beni Tanrıların huzuruna götürmek için geldiklerinde beni destekleyen binlerce insanın tek yapabileceği sadece izlemekti. Bana inanan en fanatikler bile kıllarını bile kıpırdatamadı. Hiçbirini suçlamadım daha en başından bunun tehlikeli olduğunu biliyorlardı. Onların ceza almaması adına bütün günahların bana yazılacağını onlara temenni ettim. Ulaklar beni girdaptan Tanrıların yanına götürmeden son bir kez halkıma baktım. Hepsinin yüzünde hüzün ve kırgınlık vardı. Arkamı dönüp derin bir nefes aldım en kendimden emin sesimle; ‘Döneceğim, işimiz henüz sona ermedi’ dedim ve girdaptan geçtim.

 

Tanrıların huzuruna çıktığımda içimdeki titremeyi bastıramıyordum. Gördüğüm manzara beni hayrete düşürmüştü. Görebildiğim her taraf parlıyor ve hepsi altından yapılmış gibiydi. Tepemde kubbesini nokta kadar görebildiğim uçsuz bucaksız bir tavan vardı. Bahçelerdeki yüzlerce renkteki çiçek güzel kokularıyla sarayı doldurmuştu. Sanki bir sarayda değilmişim gibiydi, her taraftan bülbül seslerine eşlik eden Meleklerin büyüleyici şarkıları geliyordu. Burada ölecek olmam beni derinden yaraladı. Cennetin güzelliğini tadamadan yitip gidecektim. İçimdeki nefretim daha da katlandı. Bizler sefalet ile burun burunayken bu kahrolası Tanrıların keyfi sefa sürmesi de ne demek oluyordu. Tanrıların huzuruna çıktığımda bülbüllerin ve Meleklerin sesi kesildi. Beyazlar içerisindeki Meleklerin her biri dünyadaki en güzel kadın kabul edilen Kraliçe Arme’den daha güzellerdi. Kendimi onlara bakmaktan alıkoyamadım, gözlerim acı ile yaşarmalarıyla yere yığıldım ve gözlerime iki elimi bastırdım. Gözyaşlarıma hakim olamadım. Gözlerimin acısına karşı koyup onları açsamda hiçbir şey göremedim kör olmuştum. Titrememi daha fazla tutamadım ayağa kalkamayacak kadar korkuyordum.  Bu sırada gür bir ses salonda yankılandı.

 

O günahkar gözlerinle bizi kirletmeyi sakın düşünme insan! Sen… bugüne kadar yaşamış en aşağılık insansın. Halkını bize karşı kışkırtmakla kalmadın senin yüzünden sayısız günah işlemelerine sebep oldun. Her birinin günahının cezasını tek tek çekeceksin. Bütün günahların cezasını çekene kadar ölmeyi sana yasaklıyorum. Ölümün ucuna geldiğinde iyileştirilip cezan kaldığı yerden devam edecek. Götürün şu çöp parçasını.

 

Neler olduğunu dahi anlayamadan cezama karar verilmişti. Tek bir söz dahi edemeden oradan götürüldüm. Beni taş olduğunu varsaydığım sert ve soğuk bir tablete bağladılar. Kollarım ve bacaklarım sıcak, sıkı ve halat olamayacak kadar yumuşak bir şey ile bağlıydı. Yanıma yaklaşan ayak sesi ile irkildim. Kör gözlerimi sesin geldiği tarafa çevirsem de bu yaptığım nafileydi. Başımı iri parmakların olduğu bir el kavradı. Başımı tablete hizalarken aynı sıcak nesneyi alnıma dayadı. Sıcak ipi andıran nesne alın hizamda tam bir tur attı ve başımı tamamen çevreledi. İp turunu tamamladıktan sonra kafamı oynatamaz oldum. Vücudumun titremesini durduramadım. Özellikle ellerim ve bacaklarım rüzgarda salınan birer ip gibiydiler. Yanaklarımdan damlayan gözyaşları omuzlarımı ıslatmaya başladı. Bu sefer solumdan gelen ses ile irkildim ama kafamı o tarafa çevirmeye gücüm yetmedi, alnımı saran ip çok güçlüydü. Bacağımı kalıplı bir elin kavradığını hissettim ve beraberinde bacaklarımı, kollarımı ve başımı saran aynı sıcak nesneyi hissettim ama bu seferki acı doluydu. Ok kadar ince bir şeyin bacağımı delişiyle acı dolu haykırışlarım yankılandı. Sıcak ok kaval kemiğimde ilerlemeye devam etti. Kemiğimin tok çatırdayışı acılı haykırışlarıma karıştı. Bacağımdan aşağı akan sıcak kan o kadar hızlıydı ki kan ile karışık yanık etimin kokusu burnuma geldi. Ok yavaşça girdiği kemikten geri çıktı. Acı ile bir kez daha haykırdım. Sıcak ok tamamen çıktığında hıçkırıklar eşliğinde inliyordum. Ta ki sıcak ok diğer bacağıma girene kadar. Aynı acıya tekrar katlanamayarak bayıldım.

 

Uyandığımda iki bacağımda da acı yoktu. Gözlerim de iyileşmişti. Bembeyaz boş bir odanın içinde kırmızı bir tablete bağlanmıştım. Tabletin zemin ile bir bağlantısı yoktu. Adeta havada süzülüyordu. Hayır havada süzülüyordu. Odayı incelerken kafamı rahatlıkla çevirebildiğimi fark ettim ama kollarım ve bacaklarım hala bağlıydı. Beni tablete sıkı sıkı bağlayan ipe baktım. Sıcaklığını hissetmiştim ancak nasıl göründüğünü bilmiyordum.. Kollarımı ve bacaklarımı sarı parlak bir ip sarmaktaydı. Tekrar karşı koymaya çalıştıysam da bir yararı olmadı. Bu sırada odaya tekrar ulaklar girdi. Kendime geldiğimi anlamış olmalılardı ki işkenceye devam etmek için gelmişlerdi.

 

Zamanı, benliğimi, hatta varlığı bile unutmuştum; sayısız işkence, sayısız ceza, sayısız günah… Kırılmayan kemiğim, koparılmayan uzvum kalmadı. Her seferinde hepsi sapasağlam iyileştirildi ve cezama devam edildi. Sonsuz bir döngüye girmiştim. Saf acı bir an olsun ensemden ayrılmadı, acı haricindeki bütün duygulardan soyutlandım. Acı benim annem ve babam olmuştu. Hiç sahip olamadığım ablam, ağabeyim hatta küçük kardeşim. Aynı zamanda en nefret ettiğim düşmanımdı kendisi. Benden ayrılamayan ayrılamayacak olan parçam. Her gün her dakika her saniye acıylaydım. Bundan kaçamazdım. Durum böyle olunca aklımın hala benle olan son zerrelerimle acıyı kabul ettim. Sanki derin bir uykudaymışım gibi rüyamda onu gördüm. Bu acının şekil almış haliydi adeta, ya da aklım bana oyunlar oynuyordu.

 

Küçücük bir çocuk her tarafı yara bere içerisinde yerde yatmış ağlıyordu. Her adımımla ona yaklaşışım muazzam acıyı içime dolduruyordu. Çocuğa doğru yüzlerce adım attım. Zamandan tamamen koparılmıştım. Çocuğun yanına varmam belki saniyeler belki asırlar sürdü ama sonunda ona ulaştım. Sürünerek ona yanaştım ve var gücümle ona sarıldım. Ağlaması önce şaşkınlığa sonra meraka dönüştü. Yüzünü bana döndü, kızarmış gözlerini iki eliyle ovuşturdu. Dünya üzerinde gördüğüm en sevimli çocuğu gördüm. Uzun sarı saçları kirli ama ipek kadar yumuşaktı, nasır dolu ve sökülmüş tırnaklı ellerimle bile o yumuşaklığı hissettim. Derinliğinde boğulduğum okyanus mavisi gözleri kocamandı. Göz göze geldiğimizde bakışları beni delip geçti. Elimle başını tuttum, sımsıkı göğsüme bastırdım. Ağzımı açtım sözler dudaklarımdan dökülmedi, konuşuyordum ama sözcükler ağzımdan çıkmıyordu, sadece boş boş kapanıp birleşen dudaklarım kıpırdıyordu. Çocuk parmağıyla dudaklarıma dokundu. Parmağından gelen sıcaklık vücudumu doldurdu.

 

‘Bütün bu acıyı... tek başına çekmek... haksızlık değil mi? Paylaşmak ister… misin?’ Ne kadar zamandır konuşmadığımı bilmediğimden kurduğum ilk cümleyi kekelemiştim.

 

Çocuk şaşırsa da hevesle başını salladı. İkimizde bağdaş kurup karşılıklı oturduk. Ellerimizi birbirine kenetledik. Güzel çocuğun ellerinden bana doğru sıcak bir his gelmeye başladı. Sıcaklık giderek arttı. Her tarafımdan terler akmaya başladı. Nefes alamayacak hale gelip ben bayılana kadar böyle devam ettik. Kendime geldiğim her seferinde çocuk karşımda beni hazır bekliyordu, hiç vakit kaybetmeden devam ediyorduk. Acım bir an olsun dinmediğinden onunla yaşamaya alıştığımı fark ettim yoksa acılarım geçmiş miydi bundan emin değildim artık. Bu seansı kaç sefer daha yaptığımızı saymadan bir sonraki aşamaya geçtik. Çocuk ellerini çekti, ellerini birbirine üç kere çarptı, parmaklarını şaklattı sonra beni işaret etti. Aynı hareketi tekrarladım ve gözlerim ansızın karardı. Vücudumu hareket ettiremedim ve bütün bedenim karıncalanmaya başladı. Karıncalanma yerini iğnelere bıraktı. Gözlerim, parmaklarım dahil her yerim acıyla doldu. Daha öncesinde yaşadığım acının kat ve kat fazlasını hissettim. Haykırışlarım ses tellerim yırtılana kadar sürdü ve bayıldım. Bayılmadan önce çocuğun ilk kez konuştuğunu duydum.

 

‘Artık biriz. Memnun oldum Tanrı Katili.’

harita




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1257

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 658

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 643

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 374

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 194

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15546 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20913 Bölüm Sayısı


creator
manga tr