13. Bölüm - Arayı Kapatmak

avatar
1039 1

Barrock: Yeni Dünya - 13. Bölüm - Arayı Kapatmak


 

Gecenin ortalarında karanlığı yaran tek şey beyaz ayın gönderdiği beyaz ışıktı. Kucağında uyuyan Arden'i, uykusundan ara ara kalkıp kontrol eden Zeren yanında bir gölge gördüğünde korkuyla arkasına döndü. Elinde bir mızrakla tepesinde dikilen genci gördüğünde onun niyetini hemen anladı. Genç mızrağını hışımla gerdiği sırada, Zeren'in çığlığı da kampı doldururdu. Bir sonraki anda Zeren'in yüzü kana bulandı.

Onun ani çığlığı çıktığı anda mızraklı genç olduğu gibi kaskatı kesildi, hemen sonra ağzından gelen kanla birlikte genç yere yığıldı. Onun arkasında heybetli birinin dev cüssesi ayakta duruyordu.

Klaus, zorbanın çetesinden bazılarının geride kaldığını biliyordu. Ayrıca Arden de böyle zayıf bir durumdayken kesinlikle bir girişimin olacağını sezmişti. Bu yüzden bir gözü sürekli Arden'i kolluyordu ve onun mızrağıyla Arden'e gittiğini gördüğünde gencin arkasında bitmişti, saldırgan eylemde bulunduğu gördüğü gibi de tereddüt etmeden mızrağı sapladı.


Bunun üzerine Eren, Alvin ve diğer insanlar bu olayın üzerinde yoğunlaşıp bunu o zorbanın yaptırdığını düşünüyorlardı ama o genç öldüğünden herhangi bir kanıtları yoktu.. Zaten o zorba takımı da kovulmuştu çoktan, nasıl iletişime geçeceklerdi ki?

Klaus emin olmak için Arden'in başına 2 muhafız dikip onu gece boyu güvende tuttu..

 

--------------

 

Güneşin doğmasının üzerinden biraz zaman geçmişti. Zeren yavaşça gözlerini açtı, uzun ve zorlu geçen bir günün ardından Arden'in başında uyuyakalmıştı. Gözlerini açıp kendine geldiğinde yanında uyuyor olması gereken Arden'e dönüp baktı ama o yerinde yoktu.

Bir anda gözleri genişçe açıldı, kalbi hızla atarken kalkıp çevresine bakınmaya başladı. Yüzlerce kişilik kamp halkının çoğu ortalıkta görünmüyordu, bu birkaç saniyelik zaman diliminde garip bir şeyler olduğunu düşündü hatta bundan emin olmuştu. Bağırmaya başladı, "Arden nerde? Arden nerde? Arden nerdee?!"

Sakinliğini yitirip henüz düşünemeyen Zeren, sağa sola koşturup bağırmaya devam etti. Çoğu yeni gelenlerden oluşan kamp sakinleri ne olduğunu anlamak için onu izliyordu. Sonunda bir muhafızı gören Zeren, sıkıca onun yakasına yapıştı, "Arden nerde? Gördünüz mü onu?"

 

 Günün ilk ışıkları sırasında--      -------------------------------                  

Henüz güneş doğmamışken Arden gözlerini açtı. Buraya geldiği ilk günkü gibi, yine ilk kez gözlerini açtığı gibiydi. Gökyüzü olabildiğince çok yıldızla kaplanmış, her biri kendine has güzelliğiyle parlıyordu. Her biri ayrı güzellikte parlayan bu yıldızların milyonlarcası bir araya gelince, daha önce hiç görmediği, hissetmediği, tatmadığı kadar harika bir zevk veriyordu. Hafifçe doğruldu, "Yine ölmedim demek. O kadar da sövdük tanrıya.. neyse artık."

Biraz etrafına bakındığında uyuyan kamp sakinlerini görüyordu, hemen yanında uykuya dalmış Zeren'e gözü ilişti. Küçük burnu, yumuşacık görünen parlak dudakları ve hafif dolgun yanaklarıyla uykudayken gerçekten çok tatlıydı, en azından Arden'in kafasından bunlar geçmişti.

Elinde huzur veren bir sıcaklık hissetmişti, elini hafifçe kaldırıp ne olduğuna baktı. Bu canavarlardan çıkan o açık mavi taştı ve neden elinde olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.

Uyuyan Zeren'i rahatsız etmeden yavaşça kalktı, gözü konuşacak birilerini arıyordu. Ayrıca 2 gündür bilinçsiz yattığından inanılmaz açtı, açlıktan karnından guruldama sesleri gelmesinin yanında fena ağrıyordu. Biraz da susuzluk çekiyordu, Zeren ona kendi eliyle su içirdiğinden çok da etkilenmemişti.

Ayağa kalktıktan sonra yalpalayarak birkaç adım attı, dizleri dayanamayıp hafif büküldüğünde olduğu yerde durup biraz bekledi. Kendini toplamaya çalışırken çevreye göz atıyordu. Birbirlerine yapışıp uyuyan yüzlerce insan, hepsi soğuktan korunmaya çalışıyordu ama sadece bu kadar değildi, hepsi aslında yaşamaya çalışıyordu. İçinden geçirdi, 'Acaba bugün, belki de yarın hangileri yaşamaya devam edebilecek?'

Düşüncelere dalıp gitmiş şekilde çevreyi izleyen Arden'in koluna biri yapıştı. Dalgın Arden aniden koluna dokunulunca irkildi, dönüp yanındaki Klaus'a baktı. "Korkuttun beni, daha yeni dirildik. Tekrar öldürmeye mi çalışıyorsun?"

Onun kolundan tutarak destek olan Klaus hafifçe güldü, "Koskoca sıçan avcısı bu kadarcık şeyden mi korkuyor?"

Arden bıkmış bir şekilde gözlerini devirdi. "Belki de en çok korkan benimdir." İç çekti. "Ayrıca bana böyle seslenme, sanki bir lanet gibi yapıştı kaldı üzerime."

Ona Eren'in yanına kadar eşlik eden Klaus, yerde uyuyan Eren'i ayağıyla dürtüp kaldırdı. "Lakabın bile oldu beğenmiyorsun, sen istemez miydin Eren?"

Tüm gün insanlarla uğraşmaktan yorgun olan Eren kalktığında hala ayılamamış, ne olduğunu anlamak için sağa sola bakıyordu. "Ne var ne oldu bu saatte?"

Klaus sinsi bir ifadeyle sözünü yineledi. "Arden, sıçan avcısı lakabını beğenmiyormuş.."

Arden'in ismini duyunca cümlenin gerisini dinlemeyen Eren kafasını kaldırdı. Arden'i gördüğünde uyku sersemi hali bir anda kayboldu ve gözleri genişledi. Telaşlı bir halde, "Ne yapıyorsun sen burda, Zeren nerde? Kalktığını öğrenirse üçümüzü de mızrağa geçirir." Hafifçe doğrulup gözleri Zeren'i aradı, onu göremeyince sakin bir nefes verip rahatladı.

Klaus bir an arkasına bakıp Zeren'in uyuduğuna emin oldu. "Hahah demek koca koca yaratıklardan değil de Zeren'den korkuyorsun."

Ne olduğunu anlayamayıp, bu konuşmaya da anlam veremeyen Arden ikisine de şaşkın gözlerle bakıyordu.

Eren, "Hah doğru sen hiçbir şey bilmiyorsun tabi."

Arden de ikisinin hareketlerinden iyice meraklandı. "Neyi bilmiyorum, ne kaçırdım? Doğru, bu ben yokken neler kaçırdım öğrenmek için iyi bir fırsat. Ya kuzey ormanından kurtardığımız insanlar, onlar geldi mi?" dedikten sonra yavaşça yere oturdu.

Dinlemeye hazır bir şekilde kendisine baktığını fark eden Eren, istemsiz bir şekilde anlatmaya başlamıştı bile. "Kuzey ormanından başlayalım o zaman, siz kuzey ormanına gittikten sonra karanlık çökene kadar kimse geriye dönmedi. Herkes ümidini yitirdiği zamanda kurtardığınız insanlar gelmeye başladı, 50 kadar insan kurtuldu. Giden muhafızların da 8'i geri dönemedi."

Eren'in sözünü kesen Arden endişeli bir şekilde, "O kadar çok mu..? Ya Alvin, o döndü mü?"

"Merak etme o da döndü."

Konuşmaya dahil olan Klaus'un yüzünde hoş olmayan bir ifade vardı, gözleri yere indi. "Üzgünüm Arden. Bunca şey yapmana rağmen seni arkada bıraktım."

Arden onun kasvetli yüzüne baktı. "Bunu kafana takma, orada kimse bir şey yapamazdı zaten. Ayrıca ilk kez örümcekle karşılaştığımızda öleceğimden eminken sen beni kurtardın. Ah.. cidden onun kıskaçları arasında olmadığım için sana şükretsem azdır." dedikten sonra yaşananlar aklına gelmişti. Kafasını yere doğru eğip, kafasındakilerden kurtulmaya çalışıyordu. O sırada karnı guruldadı.

Eren, Arden için birkaç parça kalan pişmiş etlerden getirtti. Biraz da su istedi. "Gelenler senin öldüğünü söylemişlerdi, gerçi sen geldiğinde ölüden bir farkın yoktu. Bedenin o kadar soğuktu ki geceleri hava senden daha sıcak oluyordu ve vücudun çok soluktu, kimse sana yaşıyor olabilir gözüyle bakmadı bile. Zeren tüm gece başında bekledi, hayatını kurtaran da oydu."

Bir taraftan ete yumulmuş Arden uyuyan genç kıza baktı. "Başımda mı bekledi?"

Eren sözüne devam etti, "Seni o sabah gömmeyi kararlaştırmıştık bile, Zeren tüm gece başında beklerken birden bağırmaya başladı. Ödüm kopmuştu, canavarın biri kampa saldırıyor diye düşünüp hızlıca kalktım. Yanına gittiğimde senin yüzünde buhar gördüğünü söyledi, zar zor bir nefes alan seni görmemiş olsa diri diri gömülmüştün şimdiye."

Diri diri gömülme fikri içine dehşet salan Arden sakinliğini korumaya çalıştı. "Sanırım ona büyük bir teşekkür borçluyum."

Devam eden Eren, "Sadece o zaman da değil, senin yaşadığını öğrendikten sonra da sana baktı. Bir teşekkürden fazlasını borçlusun sanırım. Aklıma gelmişken gece sen kalkıp savaştıktan sonra sana baya bir kızmıştı, annenden azarlanmaya hazır ol." demesiyle sinsice güldü.

Arden'in dudakları seğirdi, bundan kurtulmanın yolu olmadığını anlayınca derin bir nefes verdi. Kampa baktığında garip bir şey fark etti. "Sanki.. kamp kalabalıklaşmamış mı?"

Eren söylemeyi unuttuğunu fark edince alnına bir şaplak attı. "Ah doğru, onu da bilmiyorsun sen. Artık yeni misafirlerimiz var."

Yeni misafirlerin olduğunu duyan Arden'in gözleri genişledi. Şimdiye kadar olan biten her şeyi öğrenebilirlerdi, buranın dışındaki yerler hakkında bilgileri olabileceğini düşünüp umutlanmıştı. "Yeni mi!? Nereden geldiler?"

Eren, işaret parmağını yukarıya kaldırdı. "Yukarıdan."

Doğal olarak hiçbir şey anlamamış Arden'e olanları, antik taşların parlamasını ve birden burada beliren insanları detaylı şekilde anlatmıştı.

Anlatılanları dinleyen Arden, boş gözlerle uzun süre onlara baktı. "Dalga geçmiyorsunuz herhalde?"

Eren ve Klaus başlarını iki yana sallayarak gerçek olduğunu kesinleştirmişlerdi. Olan biteni uzun uzun anlattılar. Eren sonunda bıkkınlığını belirten bir iç çekti. "Şimdi yemek ve su bulmamız gereken iki yüz kadar insan daha oldu."

Arden'in birden aklına geldi, "Su mu? Doğru.. Doğru. Size iyi bir haberim var. Ben yaralı halde buraya dönmeye çalışırken küçük bir su yolu görmüştüm. Ölmeden önce biraz su içmek için eğildim, gerçekten de temizdi."

Eren ve Klaus'un gözleri parladı, aniden bağırdılar. "Su muu!?"

İstemsizce bağırıp insanları uyandıran ikisi seslerini alçalttı. Arden detayları anlatırken onu dikkatlice dinleyen Eren yerinde duramıyordu. "O zaman güneş doğar doğmaz gidiyoruz."

Uykuda olan tüm muhafızları kaldırtan Eren, güneş doğana kadar olabildiğince ağaç kabuğu sökmelerini söyledi. Bu sırada Arden'in uyandığını gören Alvin de onunla sohbet ediyordu.

Güneş doğduğunda Arden'i bulup getiren keşif grubunu da yanına alarak Ormana doğru açıldılar. Suyun olduğunu duyan birçok insan da onlara katılmak istemişti. Uzun bir yürüyüşten sonra, Arden'in ölümü kabullenip dibinde oturduğu ağaca ulaşmışlardı. Arden kafasını kaldırdı, ağaca baktığında o anları ve ölüme ne kadar yakın olduğunu hatırlıyordu.

Su yolunun olduğu yere doğru yürümeye başladı, bir koluna Klaus girip onu destekliyordu. Kısa yürüyüşün ardından herkes suyun akan sesini duymuştu, Eren hızlanıp öne geçti. Oraya vardıklarında birkaç adım uzunluğunda ve derinliğinde bir su yolu göründü. Gerçekten de su yolu oradaydı ve su öylesine berraktı ki dibi rahatlıkla görünüyordu. Su yolunun hemen çevresindeki topraklar yemyeşil bitkilerle kaplıydı.

Eren çevreyi kontrol ettirip muhafızlardan birine, "Kampa koş. Kampta su içmek isteyen varsa sessizce buraya getirin hepsini, ayrıca yanlarına olabildiğince ağaç kabuğu alsınlar."

Suyu gören muhafızlar çoktan kendilerini küçük su yoluna atmışlardı bile, bundan daha sevindirici bir şey olamazdı şu an. Sırılsıklam olmayı aldırmadan temizlenmeye başladılar.

Eren, akan suyun yanına çöken Arden'e yaklaşıp, "Arden, bu kazağı dün ölenlerden birinden aldım." Gülerek devam etti, "Çıplak saçın avcısı gibi yeni lakap istemiyorsan bunu giy."  En son giydiği kazak çoktan paralanmıştı, o zamandan beri üstsüz geziyordu. Diğerleri su işini halletmek için yanından ayrıldı.

Arden eline aldığı siyah, ince ama güzel görünüşlü bu kazağı beğendi. Üzerinde biraz kan ve toz olduğundan yanındaki su yoluna daldırıp biraz yıkamaya çalıştı ama gücü henüz yerine gelmediğinden tam olarak beceremiyordu.

Yanlarında gelen kamp sakinlerinden genç bir kız onu gördü. "İstersen senin için yıkayabilirim.."

Kendi yapamayacağını anlayınca Arden hoş bir gülümseme bıraktı. "Çok yardımcı olur, hala iyileşemedim. O yüzden gücüm yerinde değil."


Ağlamaklı halde gülümsemeye çalışan genç kız, "Sen beni kurtardın.. Bizim için çok şey yaptın, o gün sen gelmemiş olsaydın o iğrenç örümceklere yem olurduk." Sesi bir an titrese de hemen toparladı. "O kozanın içinde ne kadar dua ettim biliyor musun? Şükür ki sen bizim için geldin. Bunun lafı bile olmaz sıçan avcısı."

Sıçan avcısını duyunca yine dudakları seğirdi. "Benim adım Arden. Ayrıca kurtulduğuna sevindim ölen insanlar boşa ölmemiş oldu."

Elindeki kazağı yıkamayı biteren genç kız, onu Arden'e verirken çıplak vücudunu kaçamak bir bakışla süzdü. "Peki o zaman Arden. Benim adım Ceyna ama Cey diyebilirsin." diyerek güzel gülümsemesiyle el sallayarak arkadaşlarının yanına döndü.

Su bulunduğu haberi kampa ulaştığında, insanlar adeta kendinden geçmişti. Kampın çoğu su kaynağına gitmek için ayaklanmıştı, yanlarına olabildiğince ağaç kabuğu alıp yola çıktılar. İlk günden beri tamamen insan dolu olan bu kamp ilk kez böylesine boş görünüyordu. Kampa geri dönen grup, su kaynağına gidenlerle karşılaştı.

Eren Klaus'a, "Birkaç muhafız daha alıp onları koru." dedikten sonra Arden ve diğerlerinden oluşan öncü ekiple kampa geçti. Kampın girişine ulaştıklarında Zeren'in bağrışları duyuluyordu, ".. nerde? Arden nerede?"

..


Zeren hala eline geçirdiği muhafızı savururken ona konuşma fırsatı bile vermiyordu. O sırada arkalardan yorgun ve cılız bir ses duyuldu, "Zeren, beni mi arıyorsun?" 

Her ne kadar yorgun ve cılız olsa da tanıdık bu ses, onu kendine getirecek kadar huzur verdi. Arkasını döndüğünde Arden'i kuzey ormanından çıkarken gördü. Bağırarak yanına kadar koştu, "Neredesin sen? Daha yeni uyandın dinlenmen gerekiyordu.!! Madem ölesin var ben senin için gerçekleştireyim bunu.!"

Arden onun kızgın tavrını görünce ürperdi, hemen yüzünde koca bir gülümseme oluşturdu. "Bu kadar kızma yüzün kırışacak, hem henüz iyileşmemiş birine böyle mi davranılır?" Hala yorgun olduğu çökmüş bedeninden anlaşılan Arden, yine de dünkü o soğuk ve solgun halinden mucizevi bir şekilde kurtulmuştu.

Zeren'in yüzünde hala kızgın ifadesi duruyordu, "Madem iyileşmedin niye kalkıyorsun? Neredeydiniz hem?"

Hafif gülümsemeyle, "Biraz yürüyüş yapmamız gerekti." dedi. Bir elinde destek aldığı mızrakla biraz zorlanarak yürüyordu, ilk gün yırtılan kıyafeti yerine de üzerinde siyah ince bir kazak vardı. Kafasında birçok soru dolanan Zeren yanına geldiği gibi Arden'in boşta kalan elini yakalayıp, iki elinin arasına alarak sıktı.

İnsanların içinde eli tutulan Arden, bunu beklemediğinden bir anlığına irkilip geriye bir adım attı. Onun elini sıkıca tutan Zeren avucunun içinde bir şey hissetmişti, garip bir sıcaklık..

Elini hafifçe açıp ne olduğuna baktı, bu dün Arden'in eline koyduğu tuhaf mavi taştı. Meraklansa da bu konuyu açmadan bağırmaya devam etti, "Neden dinlenmiyorsun bir gün olsun?"

Daha sonra da onun yanında gelen Eren'e dönüp onu azarlamaya başladı, "Daha dün kuzey ormanına girmeyi yasakladın, ne işiniz var bugün? Arden daha düzgünce yürüyemiyor bile Eren, yine saldırsalar size ne yapacaktınız.!"

Eren ile Arden kısa bir süre birbirlerinin yüzüne baktıktan sonra gülmeye başladılar. Zeren, kendisiyle dalga geçtiklerini gördüğünde daha da sinirlenip bağırmaya devam ediyordu. Bu olayların arasında ise Klaus hiç görünmüyordu, adeta kamptan soyutlanmıştı.

Sonunda kendi kendine kafasında üretip büyüttüğü şeyler ve bu ikisinin kendisini alaya almasına dayanamayan Zeren ağlamaya başladı. Zeren'in ağlamaya başlamasına şaşırıp kalan ikili, ne yapacağını bilememişlerdi.

Onlarla birlikte kuzey ormanına yola çıkan yüzlerce kamp sakini de kampa dönerken bu manzarayı görünce gülüşüyordu. "Bir kızı ağlatmaya utanmıyor musun sıçan avcısı?"

"Hahah, dev sıçanlarla baş ediyorsun da kızlarla baş edemiyor musun?"
 

Zeren'in kafası giderek karışmıştı, yasaklanan kuzey ormanına yüzlerce kişi ve henüz doğru düzgün yürümekte zorlanan Arden ile niye gitmişlerdi?

Arden, Zeren'in yüzünü avuçlarının arasına aldı ve dosdoğru gözlerinin içine baktı, "Üzgünüm.. Niyetim seni üzmek veya ağlatmak değildi. "

Arden'in davranışı karşısında birkaç saniye olduğu yerde dondu, kendine geldiğinde çevrede onları izleyen insanları fark etti, kıpkırmızı olmuştu bile.

Çevreden kahkahalar yükseldi. "Çifte kumrular kıskanıyoruz başka yerde yapın."

Zeren hala ağlıyor halde olan yüzünü elleriyle kapattı, burnunu çekerken konuşmaya çalışıyordu, "B-bana bu haldeyken bakma."

Onun bu hali Arden'in hoşuna gitmişti, sonunda ortalık duruldu. "Hadi kampa geçelim."

Arden'e destek olarak kampa doğru yürüyen Zeren, "Bu ıslak kazağı nereden buldun? Yakışmış sana."

Arden kazağın vücuduna yapışan kısmını çekiştirdi. "Teşekkürler. Dün ölenlerden birininmiş ama Eren benim için saklamış."

Arden'in sözleri bittiği an Zeren Arden'i itti, "Ayyh.! Ölü birinin kazağını mı giyiyorsun?"

Arden yüzünde muzip gülümsemeyle konuştu. "Heheh, merak etme yıkandı."

Zeren ondan bir adım daha uzaklaştı. "Yıkadın diye hala ölü birinin kazağı olduğunu değiştirmiyor." Bir saniye sonra aniden dondu Zeren, "Hıı? ... Yıkadın mı, nasıl?"

Yine kahkaya boğulan Arden, "Beni böyle güldürme, her yerim acıyor."

Zeren ile kampa doğru yürüyen Arden arkasından koşan birinin sesini işitti. Arkasını dönüp baktığında, muhafızlardan birini gördü. Yüzü oldukça gergindi ve acelesi vardı. Arden Erene sessiz bir şekilde bildiren muhafızı duyabiliyordu.


"Su kaynağından dönen insanlara saldırmışlar..!"

 

 


13. BÖLÜM SONU

 

Fikirlerinizi yorum yaparsanız ben de farkında olurum :)

 

-------------------------------------------------------

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18160 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr