Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Barrock: Yeni Dünya - 11. Bölüm - Antik Taşların Ahengi


Ufak bir sarsıntı hissedildi. Diğer insanlar da bu ufak ama giderek şiddetlenen sarsıntıyı hissetmiş, şaşkın gözlerle etrafa bakıyorlardı.

Aniden sarsıntının şiddeti arttı. Alanın çevresinde dikili duran 6 antik taş çıldırmış gibi titriyordu. Her biri harika birer renge ev sahipliği yapıp parlamaya başladı.

 

--------------------------------

 

Güneşin doğup sapsarı ışıklarını yaymasına çok kalmamıştı ki sarsıntılar başladı. Sarsıntılarla birlikte kampın çevresindeki antik taşlar titremeye başladı, titredikçe her biri farklı bir rengi içinde barındırmaya hazırlanıyordu. Taşların üzerindeki garip ama kadim bir duygu barındıran sembollerin içi, bu renklerle dolup taştıkça taşların titremesi artıyordu. Belki biraz daha sonra olsa, gecenin içinde kendini belli etmeye çalışan bu harika manzarayı göremeyeceklerdi.

Taşların parlaklığı olabildiğine artıp, bakmaya çalışan insanların gözlerini alıyordu. Sarsıntı, kimse ayakta duramayana kadar şiddetlenmişti. Çığlıklar içindeki kampta her bir insan sarsıntının şiddetiyle yere kapaklandı. Sarsıntıların doruğunda, aniden her şey normale döndü. Aniden tüm sarsıntı, gürültü ve çığlıklar kesildi. Garip olayların peş peşe takip ettiği bu insanlar, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Ayakta duramayıp dizlerinin üzerine kapaklanan Alvin, gökyüzünde garip bir şeyler hissetti. Sanki ağır bir bulut üzerlerine çöküyormuş da ağırlığını omuzlarında hissediyor gibiydi. Kafasını kaldırıp yukarıya baktı, gözleri genişçe açıldı.

Alvin sessizliği deldi, titreyen sesiyle "Yu- yukarı bakın."

Bilinmezliğin içinde kaybolmuş bu insanların kalpleri korkuyla atıyordu, bir an sonrasında başlarına ne geleceklerini bilmemenin verdiği ürkeklik her şeye aşırı tepki vermeye itiyordu.

Kafalarını kaldırdıklarında yukarıdaki manzara gözlerine ilişti. Kamptaki 6 antik taşın her biri içlerindeki rengi sanki bir bulut oluşturmuşcasına yayıyor, kampın tam tepesinde buluşturuyordu. Ne olduğunu bilmeyen insanlar için çok ürkütücü olmanın yanında, renklerin ahenkle birleşmesi müthiş bir görüntü oluşturuyordu. Her taştan yayılan bulutumsu renkler cümbüşü, kampın ortasında birleşince beyaz bir ışık bulutu oluşturdu.

Beyaz ışık, ani tiz bir ses çıkarttıktan aceleyle gökyüzüne doğru düz bir hattı takip ederek bulutları delip geçti ve birkaç saniye boyunca dik bir çubuk gibi gökyüzünde asılı kaldı. Birkaç nefes asılı kaldıktan sonra aynı hızda yeryüzüne hışımla çarptı, yere indiği gibi kamptakileri neredeyse uçuracak bir rüzgar savruldu. Çarpma sesi ormanın her yerinden duyulmuştu. Tüm kamp beyaz ışıkla kaplandı, biraz sonra yavaşça dağılan ışığın arasında gördükleri şey kafalarındaki bir soruyu çözmeleri için sanki bir lütuftu.

Beyaz ışığın kamp alanına çarpmasıyla sisle beraber ışık da kampı aydınlatıyordu. Aynı zamanda  ağaçların üzerine çıkmak üzere olan güneş ışıkları az da olsa çevreyi aydınlatıyordu. Sisin dağılmasıyla olanları açıklayacak tüm kanıtlar gözlerinin önüne serildi.

Kampın zeminine uzanmış çok sayıda genç insan baygın şekilde yatıyordu. Daha dikkatli baktıklarında fark ettiler ki, bu insanları daha önce hiç görmemişlerdi. 100 kadar yabancı insan daha kampa katılmıştı ve bu insanların buraya nasıl geldiğini anlamışlardı. Bu aynı zamanda kendilerinin buraya nasıl geldiğini de açıklıyordu ama hala neden ve nereden geldiklerini hakkında en ufak bir fikirleri yoktu.

Eren yeni gelenlerden birinin yanına yavaşça eğilip omzuna dokundu ve onu sarsmaya başladı. Bir süre denedikten sonra hiçbir tepki alamadı, yaşadığı da kesin olan bu insanların artık kendiliğinden uyanmasını bekleyeceklerdi. Yeni gelenlerin hepsini kampın belli bir tarafına taşıtan Eren, muhafızı çağırdı. "Ne kadar etimiz kaldı?"


Muhafız ciddi bir surat ifadesi takınarak düşündü, "Kızların söylediklerine bakılırsa 2 kez daha pişirebilirmişiz."

Bir lider olarak, insanların yiyeceğini bulmakla yükümlü olan Eren düşünceliydi. Bu zamana kadar insanları bir arada tutan da, yemek bulan da, zorba çetesini deviren de Arden idi. Bir lider olmak sandığından misli misli daha zordu, her an kafasında çözmesi gereken onlarca sorun dönüyordu.

Ayrıca ölmelerinin nedenini hala bulamadıkları iki genç vardı, bu ileride daha büyük sorunlara yol açabilirdi.

Eren'in kafasından türlü düşünceler geçerken, yakınlarda olan Klaus onun endişeli ve gergin yüzünü gördü."Tek başına bir şey yapman gerekmiyor Eren, tek başına yapamıyorsan başkalarından yardım al."

Eren, düşünceleri arasında boğulurken gelen bu tavsiyeyle gözleri parladı. Karmaşık düşünceler arasında kaybolmuş Eren, üzerindeki baskı yüzünden böyle basit bir fikri bile düşünememişti. Klaus'a samimi bir gülümsemeyle cevap verdi. " Doğru.. Doğru dedin, gerçekten de hiç kolay değil bunca insanı yönetmek." Gözleri hala bilinçsizce yerde yatan eski lidere kaydı. "Onun yaptıklarına saygı duymamak elde değil." Oraya bakarken Arden'in saçını okşayan Zeren'i gördüğünde kalbinde yine bir acı dalgası yayılıp yüzünü ekşitti. 

Eren bu konu hakkında düşünmekte bir yarar görmedi, daha öncelikli konular vardı. Oldukça uzun süren bu yemek pişirme meselesi sırasında yeni gelen insanları ne yapmalıydı?. 'Bize güvenmelerine imkan yok.. Bizi deli sanacaklar.'

Ayrıca zaten çok kalabalık olan kampa bir de 100 kadar insan daha katılmıştı. Erzak sıkıntısı her zamankinin de üstüne çıkacaktı. Onları öylece kamptan da kovamazdı, tek seçeneğinin yeniden bir hayvan avlamak olduğunu düşünse de bu oldukça zor ve kayıpsız olmayacaktı.

Eren muhafızlardan Klaus, Alvin ve birkaç muhafızı çağırmasını istedi. Bu insanlar muhafızlar ve insanlar arasında en çok bilinen ve sözü geçen insanlardı.

Yemeği yapmak için etleri kesecek ve kesilen etleri pişirecek birçok insanın çabasının dışında bu kadar kalabalık insana yetecek kadar pişirmek için de çok fazla ateş, ateşi güçlü tutabilmek için de çok sayıda yakacağa ihtiyaç duyuluyordu. Eren, her yemek piştiğinde kampta oluşan olağanüstü hareketliliği izlemeye bayılıyordu.

Eren kamptaki canlı ortamı izlerken, çağırttığı insanlar toplanmıştı bile. 15 dakikalık konuşmanın ardından yapabilecekleri tek şeyin yine hayvan avlamak olduğunu kabul ettiler ama nasıl?

Tam olarak işe yarayacağına emin olamasalar bile ellerindeki en iyi taktik hala Arden'in sıçan öldürürken kullandığıydı. Bugün karanlık çökmeden önce bu işin hallolması kararlaştırıldı, öyle olsa bile herkes hala gerçekten yapıp yapamayacakları hakkında tereddüt içindeydi.

Eren kamp lideri olarak kendi kabullenilmişti ama muhafızları dizginleyip eğitecek yeteneğin kendisinde olmadığını biliyordu. Bu iş için en iyi seçenek otoritesi güçlü, ayrıca kendi de muhafızlardan üstün olan biri olmasıydı. 'Aklıma gelen tek seçenek Klaus.!' Ayrıca böyle Klaus'un gücünü de arkasına almış olacaktı.  

Klaus ile uzun bir konuşmadan sonra onu ikna etmeyi başardı. "Bugünden itibaren sen muhafızların liderisin. Ben kampla ilgilenmekten muhafızlara zaman bulamıyorum. Ayrıca sen benden kesinlikle daha güçlüsün, onların gözünde otoriten daha kuvvetli olacaktır. Ayrıca eğitimleriyle de sen ilgileneceksin."

Klaus da onları eğitecek kapasitede olduğunu düşünmüyordu, sonuçta onu da daha bir iki günlük süreçte Arden eğitmişti. Birkaç nefeslik süre düşündükten sonra hiçbir şey demeden kafasını sallayarak onayladı. Eren yapamıyorsa, başka şansının olmadığını düşünmüştü.

Konuşmanın bittiği sıralarda yemek pişiren kızlardan biri yumuşak sesiyle bağırdı, "Yemek hazır, sıraya girin."

Sıraya girmeyenin ya da bozanın yemekten pay alamayacağını bilen insanlar düzgünce sıraya girmişlerdi. Yemek kuyruğu tüm kamp boyunca uzanıp sona ulaştığında kıvrılıyor, kıvrılan kuyruk tekrar kampın diğer ucuna kadar ulaşıp yeniden kıvrılıyordu. 5 kez kıvrılan bu kuyruk ne kadar çok insanın olduğunu gözler önüne seriyordu. Ayrıca hala uyanmamış 100'den fazla yeni gelen vardı.

Muhafızlar ve lider takımı diğer insanlar için yemek pişiren ocaklardan ayrı olarak başka bir ocaktan yiyordu, böylece muhafızlar ve lider takımı zamandan kaybetmiyor aynı zamanda insanların arasında kaybolup gitmiyordu. Muhafızlar yemeklerini hızlı bir şekilde yedikten sonra, Eren'in planladığı gibi eğitime başladılar. Arden'in uyguladığı taktiği prova ediyor ve daha da geliştirmeye odaklanıyorlardı.

Daha önceki savaşı izleyen Klaus, sıçanın ani saldırılarıyla insanları nasıl öldürdüğüne şahit olmuştu. Daha sonra Arden'in bunu fark ederek her saldırıdan sonra birkaç adım geriye çekildiğini görmüştü. Bunu taktiğe ekleyerek bir süre tüm kampın önünde eğitime devam ettiler.

Sonunda tatmin olan Klaus, "Bir süre dinlenin, daha sonra yola çıkacağız." dedikten sonra Eren'in yanına döndü.

Bir süre konuştuktan sonra 10 kişilik muhafız grubunu da yanına alarak yola çıktı. Güney ormanında bir hayvan avlamak görev buydu. Kuzey ormanından kesin olarak kaçınmışlardı, o örümceklere karşı hiç şansları yoktu. Birkaç saatlik yürüyüşten sonra hala herhangi bir hayvana dair iz bulamadılar. Klaus, kesinlikle bir avla dönmek konusunda kararlıydı.

------------------------------------------

O sıralarda yeni gelenler, birer birer uyanmaktaydı. Her biri gözlerini bilmedikleri bir yerde, hiçbir şey hatırlamıyor şekilde açınca paniğe kapılıp sorular yağdırıyorlardı. Eren, muhafızlara tüm yeni gelenler uyandığında açıklama yapacağını söyleyip, bunu onlara iletmelerini istemişti. Her uyanana bunu anlatan muhafızlar bezme noktasına gelmişti, sonunda neredeyse hepsi uyandığında akşam karanlığı çökmek üzereydi. Yeni gelenler kampın içine karışmış, insanlarla konuşuyorlardı.

Karanlık çöküp son kişi de uyandığı sıralarda, Klaus ve muhafızları hala ortalıkta görünmemişti. Eren kampın bir köşesine geçip mızrağını şiddetle yere vurdu. Dikkatlerini çektiğinde yüksek sesiyle konuşmasına başladı. "Siz gözlerinizi daha yeni açtınız. Hiçbir şey hatırlamıyorsunuz, bilmiyorsunuz, belki de korku içindesiniz ama burada gördüğünüz herkes sizden farklı değil." 

Yeni gelenlerin toplanmasını bekledikten sonra devam etti, "Ben Eren, geçici olarak bu kampın lideriyim. Eminim bir sürü soracak sorunuz vardır ama öncelikle dinleyin. Bu diyar tehlikelerle dolu ve biz hayatta kalmak için çabalıyoruz. Yiyecek ve içmek için su bulmak için çabalıyoruz, kampımız tam olarak düzene oturmadığı için zorluklar da yaşayabilirsiniz ama sizden isteğim bizim kurallarımıza uymanız ve kendinizi bu kamp yerine ait görmeniz."

Eren'in sözü bittikten sonra yenigelenler arasında bir uğultu koptu, onlar uyandıklarından beri kendileri aralarında yakınlaşmıştı. Bu açıklamayı tatmin edici bulmayan pek çok yenigelen vardı, biri öne çıktı ve hoşnutsuz ifadesiyle konuştu. "Birden burda uyanıyoruz ve hiçbir şey bilmeden size güvenmemizi istiyorsunuz. Buraya nasıl ve neden geldiğimizi, hiçbir şey hatırlamamamızın sebebini açıklamadan size nasıl güvenelim?"

Eren'in dudakları seğirdi, gerçekten de onları ikna etmek hiç kolay olmayacaktı. Biraz tereddütten sonra ağzını açtı. "5 gün önce gelen bizler gözlerimizi açtığımızda sizin gibi hiçbir şey hatırlamıyorduk, adımızı bile.  Biz de buraya nasıl geldiğimizi bilmiyorduk ama bunu da sizin sayenizde öğrenmiş olduk." Hala konuşup konuşmamakta kararsızdı. "Siz.. sabah saatlerinde yer ve gök sallanmaya başladı. Öyle şiddetliydi ki kimse ayakta durmaya cürret edemedi, şu gördüğünüz 6 taş deli gibi titriyordu. Bu taşlardan yayılan sisler kampı doldurduktan sonra gökten bir ışık gelip kampı vurdu. Sis dağıldığında hepiniz yerde baygın şekilde belirdiniz."

"S*ktir lan y*rr*m, t*ş*k mı geçiyon bizle!?" 
Yenigelenlerden bir hıyar ağası öne fırladı, burada olmak zaten yeterince canını sıkmışken bir de bu deli saçması yalanı dinliyordu. Bu açıklamayı tatmin edici bulmayan diğer insanlar da ona eşlik etti.

"Dalga mı geçiyorsun bizle p*ç?" ,

"Ne yaptınız lan bize söyleyin."
gibi sesler yükseliyordu.

Bu sesler uğultuya döndüğü sırada gerilerden birinin kalın sesi yankılandı. "Kesin sesinizi.!!"

Tüm kamp, uğultuyu bastıran sese döndüğünde avdan yeni dönmüş olan Klaus'u ve muhafızları gördü. Görünüşe göre av konusunda başarısız olmuş Klaus, yanındaki muhafızlarla birlikte Eren'in yanına kadar geldikten sonra, "Söyledikleri doğru, buradaki her insan bunu gördü." dedi.

Ona diğer kamp sakinleri de eşlik etti, "Bu doğru, her birimiz ne olduğunu ve nasıl geldiğinizi gördük. O yalan söylemiyor.!"

İnsanların susmasıyla Eren devam etti, "İnanmasanız bile umrumda değil ama gerçek bu. Bundan fazla bilgimiz yok. Ayrıca bize katılıp katılmayacağınızı da bildirin, katılmazsanız yemek ve su kaynaklarımızı sizinle paylaşmayacağız ama hala bu kamp alanında kalabilirsiniz."

Sözlerini bitirdiği sırada Zeren'in sesi duyuldu. "Ereen..! O.. Arden."

Eren onu duyduğu gibi yenigelenlerin bakışları arasında soluğu Zeren'in yanında aldı. Arden çoktan gözlerini açmış yorgun gözlerini açık tutmak için çabalıyordu. Hala çok bitkin ve soluk olmasına rağmen uyanmıştı, zar zor çıkan kısık sesiyle, "Öldüm mü?" dedi.

Eren kampta yankılanan kahkahalarını durduramadı. Bir süre güldükten sonra mutlu yüzüne küçük bir üzüntü yerleşti. Onun uyandığına gerçekten mutlu olmuştu ama bilmediği bir his de aynı şekilde onu mutsuz olmaya itiyordu.

Zeren de tüm gece başında beklediği Arden'in uyanmasıyla tarifsiz mutluluğu yaşıyordu, Arden'in yarı baygın haldeki yüzünü izlerken gözlerinin içi parlıyordu. "Henüz ölmedin, gerçekten de sözünü tutuyorsun." dedi gözünden akan tek damlayı silerken.

Gerçekten de giderken sağ salim döneceğim demişti, gerçi tam olarak sağ sayılmasa da sonuçta ölmemişti.

Bunlar olurken kamp sakinlerinden coşkulu bir bağrış yükseldi, bunlar örümceklerin elinden kurtulan gençlerdi ve ona bir can borçları vardı.

Yenigelenler de yerde halsizce yatan genci ve bu manzarayı izliyordu. Bazıları çoktan eski kamp sakinleriyle arkadaş bile olmuştu. Yenigelen, eski kamp sakini dostuna sordu. "Kanka ne oluyor burda? Şu yatan çocuğa noldu?"


Gencin sözlerinde gizlenen saygı öne çıkarken konuştu. "O sıçan avcısı Arden. Nasıl desem, o bizim eski kamp liderimiz. Siz bilmezsiniz ama ilk uyandığımızda dev gibi bir herif çoktan kendi zorba ekibini kurup kamptaki insanları zorla yönetiyordu. İstediği gibi davranıyor, yiyeceğimizi elimizden bile alıyordu ama kimse ona karşı çıkmaya cürret edemedi. Edenler de bir daha ortalıkta görünmedi. Sonunda o gelip o zorba takımının karşısına tek başına çıktı, onu gören insanlar da destek verince zorbaları buradan kovduk. Ayrıca yüz kadar insanı da ölümden kurtarmıştı."

'Demek insanların saygı duyduğu biri..' Yenigelen genç yerde yatan halsiz genci süzdü, hafif bir gülümseme göründü yüzünde. "Sıçan avcısı da ne?"

"O bir sıçanı öldüren ilk kişi.. gerçi başka öldüren olmadı o yüzden tek de diyebiliriz." dedi kamp sakini.

"Sıçan?" Yüzündeki meraklı bakışla konuştu yenigelen.

Kankası daha önce gizlenmiş olduğundan görmediği koca sıçanı işaret etti. Üzerindeki yapraktan örtüyü kaldırınca gencin gözleri korkuyla titredi, yüzü aniden solmuştu, "Bu- bu.. koca şeyi mi öldürdü?"


Bunlar olurken ormandan hırıltı sesleri duyuldu. Herkes dünkü yaratığın geldiğini düşünmüşken, daha bugün uyanan yeni gelenler korkuya kapılmıştı bile.

Klaus hızla öne geçip gençlere bağırdı, "Hepiniz ortada toplanın, Muhafızlar onların önünde toplanın."

Sesin üzerine, insanların korkuyla sağa sola koşturmalarını gören yeni gelenler ciddi bir şey olduğunu anlamışlardı. Birkaç saniye sonra hırıltının geldiği yönde, ağaçların arasından canavarın parlayan bir çift gözü görebildiler. Büyük olduğunu belli eden cüssesi insanları daha da korkutuyordu. Uzun süre onları gözleyen yaratık, aynı dün olduğu gibi yerinden kımıldamamıştı.

Eren onu izlerken neden gelmediğini düşünüyordu. 'Yanan ateş mi? yoksa kalabalık olmamızdan mı gelmiyor?' düşünceleri arasındayken ilk kez sıçanla savaşırken duydukları o sesi yeniden duydular.

Birkaç saniye kesilmeden süren bu boğuk ama aşırı yüksek ses, sanki devasa bir boru üfleniyormuş gibiydi. Bu kesinlikle bir hayvandan çıkan bir ses değildi. Her bir insanı bacaklarına kadar titretmiş, düşüncelerini bile ele geçirecek kadar korkutmuştu. Öyle ki yeni gelenlerin bazıları hıçkırıklar içinde ağlamaya başlamıştı.

Bu sesi duyduktan sonra ağaçların arkasındaki yaratığın gözleri, herkesin net bir şekilde görebileceği kadar kan kırmızısına döndü. Onun gözleri içindeki kana susamışlığı kelimenin tam anlamıyla ifade ediyordu.

Gözleri kan kırmızısına dönen yaratık aniden hareketlendi, önündeki ağaçları devirerek kampa doğru çıldırmışcasına koşmaya başladı..

 

 

11. BÖLÜM SONU 

 

-------------------------------------------------------

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1216

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17409 Üye Sayısı
    • 782 Seri Sayısı
    • 36080 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr