Korku dağları bekler. #Atasözü

Ashia - Bölüm 4: Küçük Kız


Hadwin

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 15. Oskiay’ı

 

“Kızı getirdik kaptan!” diye bağırdı eskimiş geminin güvertesine çıkan kısa boylu sarışın adam. Arkasından gelen iri adamın dövmelerle dolu kalın kollarında tuttuğu küçük kız ses çıkarmadan, dikkatlice etrafına bakınıyordu.

Gemiye çıkan ikiliyi gören kaptan, geminin ıslak ahşabının üzerinde yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Tayfasındaki herkes güvertede toplanmış çıt çıkarmazken sadece kaptanın adımını attığı çürümüş ahşap tabandan kuru ve gıcırtılı bir ses çıkıyordu. Kaptan, gemiye çıkmış olan iki korsana iyice yaklaşıp yanlarındaki küçük kızı gözleriyle süzdü. Açık kahverengi tondaki kaba ve parçalanmış kıyafeti içerisindeki küçük kızın uzun sarı saçları ve sarı gözleri vardı. Korkuyla titremesi gereken kız korkmuyor, aksine kaşlarını çatmış etrafına bakınıyordu. Kaptan bu kızın aradıkları kız olduğunu görünüşü ve davranışlarından anlamıştı.

Gözlerini kendisine bakan kızdan kaçırıp geminin ücra bir köşesine doğru ilerledi. Geminin kıç tarafına geldiğinde elleriyle korkuluklara tutunup aşağıya, dalgalanan denize doğru uzanıp bakınca dolunayın yansıyıp parlattığı dalgaların arasındaki yansımasını gördü.

Kırklı yaşlarının başlarındaydı ancak yansımasında çok daha genç gösterdiğinin kendisi de farkındaydı. Sudan yansıyan adamın siyah, kısa ve gür saçları yana yatıktı. Tıraşlı, geniş yüzüne dolunayın sudaki yansıması gibi parlayan mavi gözleri eşlik ediyordu.

Kalbi hızla, patlayacak gibi çarpıyordu. En son kalbi böyle çarptığında Kaptan Vanly’nin tayfasındaki küçük bir miçoydu. Yıllar su gibi akıp geçmişti. Şimdi her şey plana uygun gitmiş, o kızı sağ salim bularak buraya getirmişlerdi. Korkuluklara tutunmaya devam ederken Sakinleşmeliyim yoksa her şeyi berbat ederim, diye düşündü. Derin bir nefes aldı. Uzun kollu siyah ceketinin kollarını yavaşça kontrol edip düzelttikten sonra arkasını dönüp kendisine bakan tayfasının arasından geçti.

Kızı getiren ikilinin başına geldiğinde kaptan kısa boylu adama sert bir tonda “Kızın o olduğundan emin misiniz?” diye sordu.

Karşısındaki sarışın kısa boylu adam aptal gibi sırıtıp “Evet kaptan,” dedi. “Yoksa bize güvenmiyor musun?”

Kaptan kendisine sırıtan kısa boylu adama kaşlarını çatarak yanıt verdi. Kısa boylu adamın arkasında üzerinde birbirinden farklı korsan dövmeleri bulunan ve dev gibi duran diğer adam duruyordu. İri adam başı dik bir şekilde kaptanın gözlerinin içine bakıyor ve çıt çıkarmayıp verilecek emirleri bekliyordu. Kaptan göz işaretiyle ona kollarında tuttuğu kızı yere indirmesini emretti. İri adam yavaşça eğilip kollarındaki küçük kızı yere oturttu ve ardından ses çıkarmadan birkaç adım geri gidip kaptanı izlemeye koyuldu.

Kaptan yerde oturan küçük kıza doğru eğilip daha yakından baktı. Kürdan gibi incecik vücutlu kız, tayfadaki çoğu korsanın yapamayacağı şeyi yapıyor, kaptanın gözlerinin içine korkusuzca bakıyordu. Kaptan karşısındaki kızın en fazla on yaşında gibi gösterdiğini düşündü. Elini kaldırıp kızın yanağını okşarken sakince “Korkma kızım,” dedi. “Zarar görmeyeceksin.”

Kalp atışları iyice hızlanmış olan kaptanın alnında biriken ter damlaları şıp şıp düşüyor, adam aynı zamanda hırıltıyla soluyordu. Gerçekten de başarmış mıydı? O kızı bulmuşlar ve büyük felaketin önüne geçmişler miydi?

Kaptan başını okşadığı kızın bileğini görebilmek için elbisesinin kolunu yavaşça sıyırdı. Kesiklerle dolu yaşlı eliyle kızın kolunu ters çevirdi ve ardından sağ elini kızın incecik bileğine doğru götürdü. Sağ avucunu kızın bileğinin iç kısmına koyup kendi gözlerini sıkıca kapattı. Özel bir güç hissetmedi. Bekledi. Yine kızın bileğinden bir güç hissetmedi. Birkaç kalp atışı kadar daha bekledi. Çenesinden bir ter damlası yere düşerken yutkundu. Bir şeyler yanlıştı. Bu, aradıkları kız değildi. Kızın özel bir gücü yok gibi duruyordu ve iki korsan yanlış kızı buraya getirmişlerdi! Başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi donup kaldı. Ah, şu ahmaklar! diye içinden geçirip hiddetlendi. Dişlerini sıkıp patlamamak için kendisini zor tutuyordu. Küçük kız korkmasın diye hafif bir tebessümle ona baktı.

“Uzun süredir yollardaydın, karnın acıkmış olmalı. İçeriye geç ve canın ne isterse söyle, çekinmene gerek yok.”

Sinirden kendisini kaybeden kaptan alev gibi yanan gözlerini karşısındaki kızı korkutmamak için kapalı tutuyor, aynı zamanda kıza hafifçe gülümsemeye devam ediyordu.

Kaptan, “Jan,” diye seslendi. “Küçük hanıma içeri kadar eşlik et ve karnının doyduğundan emin ol.”

Kaptanın sağ kolu Jan siyah kıvırcık saçlara ve kirli sakallara sahip ince, çakı gibi bir adamdı. Siyah gözlerinden gemideki hiçbir şey kaçmazdı. Kendisine seslenildiğini duyunca hemen kalabalığın arasından geçip öne atıldı.

Jan yerdeki kızı elinden tutup kalkmasına yardım ederken “Emredersin kaptan!” dedi.

Kaptan, kızın Jan ile gidişini gülümseyerek izledikten sonra büyük bir öfkeyle ve müthiş bir hızla arkasına döndü. İki aptal, masum bir kızı kaçırmışlardı. Bu affedilemezdi! Avuç içiyle iri adamın göğsüne vurmasıyla iri adam gemiden metrelerce uzağa, sanki bir yıldız kayarmış gibi hızla uçtu. Arkadaşının metrelerce uzağa uçtuğu gören kısa boylu adamın gözbebekleri büyümüşken kaptan iki eliyle onu yakasından tutup silkerken burnundan solumaya başladı.

“Sersem herif! Kızın sağ bileğinde dokunanın elini yakacak kadar güçlü, mor büyülü bir dövme olacak demiştim. Sen bunu kontrol bile etmeden nasıl karşıma çıkarsın?”

Kısa boylu adam dikkatsizliğini yeni fark etmiş olacak ki utancından kıpkırmızı kesildi. Büyük ihtimalle sarı saçlı ve sarı gözlü kızı görünce aradıkları kızı bulduğunu sanmış ve dövmeyi kontrol etmeye gerek duymamıştı.

“Şey kaptan-“ Adam sözünü bitiremeden kaptan bir tekmeyle onu gemiden denize düşürdü.

“O kızı bulmadan bu lanet geminin görüş açısına dahi girmeyin.”

Kaptan gemisinden fırlattığı adamların kıyıya doğru yüzmelerini izledikten sonra tayfa üyelerinin arasından ilerleyip içeriye geçti. Yapılan hatadan, kaybedilen zamandan ve küçük bir kız çocuğunu kaçırmalarından dolayı öfkeden delirmek üzereydi. Jan içeriden gelerek küçük kızın ormanda tek başına gezinirken tayfadakiler tarafından kaçırıldığını öğrendiğini söyledi. Kaptan küçücük bir kızın ormanda yalnız bir halde ne yaptığını düşündü fakat hiçbir düşünce aklına yatmadı. Bu işte bir gariplik vardı.

Küçük kızın ne yaptığını merak edip içeriye doğru ilerledi ve kapıyı yavaşça araladı.

İçerideki sarışın kız çocuğu bir kâsedeki çorbasını iştahla kaşıklıyordu. Kız yemeğini bitirdikten sonra doymuş olacak ki kollarını yukarı doğru kaldırıp uzunca bir süre esnedi. Kendisini izleyen kaptanı fark edince ilk önce irkildi, sonra yüzü kızardı. Kaptan, kızın bu hareketlerini görünce onun oldukça sevimli olduğunu düşündü. Ayrıca siniri de birdenbire yok olmuştu.

Kaptan parlak dişlerini gösteren bir gülümsemeyle kızın yanına otururken “O kötü adamlar sana hiç zarar verdiler mi?” diye sordu.

Kız, kaptana güvenmeye başlamış gibi duruyordu. Kaşlarını çatıp yanaklarını şişirerek sinirlenmiş gibi bir tonla “Evet!” diye bağırdı. “O ufak adam kolumu çok sıktı.”

Ardından kız sol kolunu uzatarak kaptana gösterdi. “Bak nasıl da kızarmış.”

Kaptan, kızın herhangi bir yara almamasından ve sinirli hallerinden dolayı iyice keyiflenmişti.

“Ben onlara günlerini gösteririm!” Kaptanın gülümsemesi devam ediyordu. “Bu arada, benimle adını paylaşır mısın?”

Kız, “Adım Ena,” dedi. “Senin adın ne?”

“Ailemin doğduğumda bana verdiği ismi bilmiyorum. Denizlerde ise Kaptan Hadwin olarak bilinirim.”

Gözleri büyüyen kız merakla “Ailenin sana koyduğu ismi nasıl bilmezsin?” diye masum bir tavırla sorusunu sordu.

Gözlerini kısan kaptan, “Ailem beni daha küçük bir bebekken dışarı atmış,” dedi. “Anlaşılan benim işe yaramaz biri olacağımı ta o zamanlar anlamışlar.”

Kaptan kederini saklamaya çalışıp gülümsese de kız kaptanın gülümsemesini arkasındaki kederi ve hüznü hissetmiş gibi bakıyordu. Kaptan ne kadar çabalarsa çabalasın duygularını gizleyemediğinin farkındaydı. Kızın bunlara dikkat etmesinden dolayı çok zeki olduğunu düşündü. Keşke bir kızım olsaydı.

Kaptan sessizliği bozarak “Senin ailendekiler ne işle meşguller?” diye sordu.

Kız, “Annem her gün insanların ona getirdiği giysileri iğneleriyle düzeltiyor,” dedi.

“Yani annen bir terzi?”

Kız başını sallayıp kaptanı onayladıktan sonra “Babam hiç işe gitmiyor,” dedi. “Annemi her şeyden çok seviyorum ama babamı hiç sevmiyorum.”

Kaptan duyduğu şeye şaşırmıştı. İnsanların, özellikle çocukların annelerini de babalarını da ayrım yapmaksızın sevmeleri gerekirdi.

“Neden babanı sevmiyorsun? Yoksa sana kötü mü davranıyor?”

Kız, “Aslında, o benim üvey babam oluyor,” dedi.

Kaptan, “Üvey baban sana hiç kötülükte bulundu mu?” diye tekrar sordu.

Kız başta çekinip sussa da sonradan anlatmaya başladı.

“O hep içki içiyor, sonra da beni dövüyor. Annem onu engellemeye çalışınca annemi de dövüyor.”

Duyduğu şey karşısında kaptanın gülümsemesi kaybolmuştu. Hızlıca kolunu tuttuğu kızın elbisesinin kolunu sıyırdı. Kızın incecik beyaz kolunun her tarafı morluk ve çürük doluydu. Az önce kızın bileğini kontrol etmeye çalışırken de bu morlukları görmüştü ancak o zaman bunları konuşmanın sırası değildi.

Keyfi kaçan kaptan sert bir tonla “Bu morluklar seni sıkıca tutan kısa boylu adam yüzünden mi oldu?” diye sordu.

Kız sarı gözlerini kollarında gezdirip tiz bir sesle “Hayır,” dedi. “Onları üvey babam yaptı.”

Kaptanın duydukları karşısında canı sıkılmıştı. Böyle sevimli bir kıza bunu nasıl bir vicdansız yapar, diye düşündü. Sanırım onunla yüz yüze görüşmem gerek.

“Eviniz nerede biliyorsun değil mi? Şu üvey babanla tanışmak istiyorum.”

Gemiye geldiğinden bu yana hiç kimseden korkmayan kız birden titremeye ve ağlamaya başlamıştı. Gözyaşları yanaklarından akarken kaptanın ellerini sıkıca tutup “Lütfen üvey babamı kızdırmayın,” dedi. “O kızarsa canımı yakar.”

Kaptan bir eliyle kızın sol yanağından akan gözyaşını sildi.

“Korkma, bundan sonra kimse senin canını yakamayacak. Sana şerefim üzerine söz veriyorum.”

Kaptan, küçük kızın başını okşadıktan sonra yumruğunu sıkarak odadan çıktı. Dolunay bile korkusundan bir bulutun arkasına saklanmak zorunda kalmıştı.

“Jan, küçük bir işimiz çıktı. Herkesi topla, yola çıkıyoruz.”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18912 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr