Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Ashia - Bölüm 3: Ayrılık


Viaer

 

Kel tüccar çok şiddetli bir öksürüğün ardından yarım kalmış sözleriyle birlikte bir daha konuşmamak üzere sonsuza kadar sustu. Viaer gözlerinden dökülen yaşlarla birlikte kafasını adamın göğsüne dayayıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra arkasındaki sallanan çalılardan gelen sese doğru hızla başını çevirdi. Çalıların arasından çıkıp kılıcındaki kanı önünde yatan Drew’un paçavralarına silen Gil her zamanki duygusuz ifadesiyle kendisine doğru bakıyordu.

“Kurtulan olmamış,” dedi Gil soğuk bir ses tonuyla.

Viaer yerinden kalkıp iki eliyle Gil’i sert bir şekilde ittirdi. Yüzünden akan yaşları koluna sildikten sonra titreyen dudaklarıyla “Nasıl olur?” diye öfkeyle bağırdı.

Hainler! Onu öldürdüler!

Gil hiçbir şey demeden genç adama baktıktan sonra başını havaya kaldırdı.

Gil başını kaldırmış, dolunaya bakarken Viaer yerde duran bir taşa tekme attı. Taş sekerek koyu renkteki çalıların arasında kayboldu. Neden her şey böyle ters gitmişti? Acur ve adamlarına güvenmemeleri gerektiğini en başından beri biliyordu. Burada kamp kurmasaydılar belki de beş yılını yanına geçirdiği ve babası gibi gördüğü yaşlı Tives yaşamaya devam edecekti. Genç adamın içi acıyla kavrulup yanarken aynı zamanda karnı ağrıyor, kusacak gibi oluyordu.

Ne kadar süre geçti bilmiyordu fakat bir süre sonra aklı başına geldi. Ölmeden önce Tives’in kendisine bahsettiği görevi hatırladı. Kel tüccar son nefesini verirken çok önemli bir kızdan bahsetmişti. Tives ölmüş olsa bile genç adam ona bir bağlılık yemini etmişti ve onun kendisine emanet ettiği bu kızı bulup ne pahasına olursa olsun bu görevi bitirecekti.

Tives’in bahsettiği o kızı düşündü. Şehirden çıkmadan kısa bir süre önce at arabasının arkasındaki perdelerin arasından gördüğü gözler kesinlikle o kıza aitti. Hayal görmemişti. Bundan emindi. Bu kız kimdi ve Tives ile ne ilgisi vardı? Yoksa o Tives’in kızı mıydı? Bunları neden kendisinden bunca zaman saklamıştı? Artık bunların bir önemi yok, diye düşündü. Başını kaldırıp dolunayı kapatan ağaç dallarına ve parçalı bulutlara bakarken kararını verdi; o kızı ucunda ölüm olsa bile bulacak ve Tives adına görevini tamamlayacaktı.

Viaer düşüncelere dalmışken arkasından leş gibi bir koku gelmeye başlamıştı. Başını geriye çevirdiğinde gördüğü şey karşısında dehşete düştü; Gil, ölmüş olan yol kardeşlerini sırayla kaldırıp dualar eşliğinde kamp ateşine atıyordu. Genç sanni kısa sürede Tives haricindeki herkesi ateşe atmıştı. Fısıltı Orman’ı yanık et ve deri kokusuyla sarılmıştı. Kokuyu alan korkunç canavarların sesleri de giderek artıyordu.

Viaer yumruğunu sıkarak Gil’e doğru yürüdü. “Ne yaptığını sanıyorsun?” diye söylenip onu ittirmeye çalıştı fakat Gil sıyrılıp onu kolundan tutarak sert bir şekilde yere düşürdü. Kavrulup kıvılcımlar çıkaran ateşe doğru bakarak “Onların ruhlarını arındırıyorum,” dedi.

Genç adam cevap vermeden yerde yatmaya devam etti. Gil yerdeki yol kardeşine duygudan yoksun yüzüyle bakıp elini uzattı. Viaer yol kardeşinin elini tutup kalkarken Gil buz gibi bir tonla “Bir daha sakın bana dokunmaya kalkma,” dedi. “Doğduğuna pişman olursun.”

Viaer adamın neden bu kadar soğuk ve agresif olduğunu anlamıyordu ve artık nedenini de merak etmiyordu. Bitkin hissediyordu. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra adamın neden ölüleri ateşe attığını anlayabilmişti; sanniler inançları gereği güneşe taparlardı. Güneş olmadığı zamanlarda ise onun yerine geçebilecek olan ateşe taparlardı. Ölülerini ateşe atarak ruhlarını bu dünyadan arındırıyorlar demek, diye düşünüp sessizce yol kardeşlerinin bu dünyadan ayrılışlarını izledi.

Gil iki eliyle birden kanlar içerisinde yatan Tives’i tuttu. Onu da kaldırıp yol kardeşlerinin yanına, ateşe atacaktı. Yol kardeşinin yapmak istediği şeyi anlayan Viaer hızla yerinden kalktı. Buna izin veremezdi.

Kel tüccarın kanla kaplı solmuş yüzüne bakarken yine gözleri yaşarmıştı. Ağlamaklı bir sesle “O her zaman tanrılara inanırdı,” dedi.

“Güneş’te bir tanrıdır,” diye karşılık verdi Gil. “Onu tanrımızla buluşturabilirim.”

“Hayır,” dedi genç adam sert bir tonla. “Onu gömeceğiz.”

Viaer kel tüccarı gömmeyi düşünüyordu ama unuttuğu bir şey olduğunu sonradan fark etti; her taraf kalın kara çimenlerden oluşuyordu ve yanında yeri kazabileceği bir kürek yoktu. Belki kel tüccarı Elfel’e götürüp oraya gömebilirdi. Elfel onun gibi onurlu birisini toprağının altında tutmayı hak etmiyor, diye düşündü. O daha iyi ve temiz bir yere gömülmeli.

Gil ağaca bağlı olan atının ipini çözerken “Kaçan keltoş birkaç günlük mesafedeki Aftalis’e gidiyor,” dedi.

Viaer duyduğu şeye inanamamıştı. “Bunu nereden öğrendin?”

Gil atına binmek üzereyken “Kendimce yöntemlerim var,” dedi.

Viaer bu cevaptan hiçbir şey anlam çıkaramadı. Tüm hain yol kardeşleri ölüydü. Gil’in ölülerle konuşmadığı sürece Acur’un nereye gidebileceğini bilmesi mümkün değildi.

“Yalan söylüyorsun,” diyebildi sadece.

“Yalan mı?” diye sert bir tonla çıkıştı Gil. Dişlerini sıktığı çenesindeki bir kasın seğirmesinden belli oluyordu. “Ölülerin hafızalarının ve anılarının bir kısmını görebiliyorum.”

 Viaer duyduğu şeyin saçmalık olduğunu düşündü. Ölülerin anılarını görebilmeyi daha önce hiçbir masalda veya şarkıda duymamıştı. Yine de Gil için Yaratıcı biriymiş, diye düşündü.

“Beni az kalsın bu büyülü gücüne inandırıp kandırıyordun.”

Atının üzerinde olan Gil hızla atından aşağı atladı. Kaşlarını çatan genç sanni burnundan solurken “İyi, sana göstereceğim,” dedi. Genç sanni her zamanki soğuk duruşunu sergileyemiyordu. Sinirlendiğine göre söylediklerinde ciddi, diye düşündü Viaer. Eğer Gil doğruyu söylüyorsa Tives’in bahsettiği görevi ve o kızın adını öğrenebilirdi.

Gil yavaş adımlarla Tives’in başına yaklaşıp eğildi. Elini açıp adamın kanlar içerisindeki alnına koydu. Birkaç kalp atışı kadar süre boyunca gözlerini kapayıp bekledikten sonra yerinden kalktı.

“Çok geç kalmışız. Adamın hafızası, ruhu gibi çoktan bu dünyayı terk etmiş.”

Duyduğu şey karşısında öfkeye kapılan Viaer bağırarak dizlerinin üzerine çöktü. Tükenmiş hissediyordu. Tives adına onun görevini devam ettirmek istiyordu ancak elinde göreve dair hiçbir bilgi yoktu. Sadece at arabasının arkasında parlayan gözlere sahip bir kızı görmüş olduğunu ve onu bulup koruması gerektiğini biliyordu ama onu kimlerden koruması gerektiğini ve nereye götürmesi gerektiğini bilmiyordu. Yapabileceğim en iyi şey Gil’in dediklerine güvenip o yere gitmek ve o kızı Acur’un elinden kurtardıktan sonra onunla konuşmak, diye düşündü.

Gil yerdeki Tives’i işaret ederek “Tüccarı gömmeyecek misin?” diye sordu.

Viaer onu şu an gömmekle uğraşmanın saatler süreceğinden ve bu sırada at arabasındaki kızla Acur’un aralarındaki mesafeyi açabileceğinden korktu. Dudaklarını ısırıp üzüntüsünü belli eder bir tonda “Sanırım onu da ateşe atmak zorundayız,” dedi.

İkili kaldırdıkları Tives’i taşıyıp kamp ateşinin ortasına fırlattılar. Viaer adamı atmasıyla arkasına döndü ve gözlerini sıkıca kapattı. Tives’i kaybetmenin acısından dolayı zaten canı yanarken onu alevler içerisinde erirken görmenin katlanılmaz olacağını düşündü.

Onu öldürdüler!

Gil yanında taşıdığı oklarını sayıp atına bindikten sonra Viaer yanına gelip kendi atına bindi.

“Bundan sonra ne yapacaksın?”

Viaer boğuk bir sesle sordu. “İntikamımızı almaya gitmiyor muyuz?”

Gil dolunaya bakıp iç geçirdikten sonra “Sana söylemeyi unutmuşum,” dedi. “Aftalis denen dağ başındaki yerde binlerce haydut bulunacak çünkü yarın gece haydutların şu ünlü müzayede gecesi var.”

Viaer konuşmak istedi ama Gil onun ne söyleyeceğini anlamış gibi bir bakışla bakıp ondan önce konuştu.

“Oraya gitmeyi düşünüyorsan seni durduramam ancak şuradaki yanan ateşe atlamanı önerebilirim. Senin için daha acısız bir ölüm olur.”

Viaer bunu duyunca çaresiz bir şekilde içinde bulunduğu duruma küfürler etti. Belki de bu görevi yapmaktan vazgeçmeliydi. Sonuçta Tives ölmüştü ve aralarındaki bağlılık ve yemini de resmi olarak yok olmuştu.

Genç adam ne yapması gerektiği üzerine düşünürken kafasında başka bir konu üzerine şimşekler çaktı. Gil az önce kendisine haydutların müzayede gecesinin olacağını söylemişti. Eğer oraya giderse orada her yerde aradığı adamı, haydut şeflerinden Kabasakal’ı bulabilirdi.

Viaer atıyla ilerlemekte olan Gil’e hemencecik yetişti.

“Şu haydutların bulunacağı yer, Kabasakal denen herifte orada bulunur mu?”

Gil bir süre sessizce düşündükten sonra cevap verdi. “O kasap lakabına sahip adamı duymuştum. Onun hakkında bir şey söyleyemem ancak çoğu ünlü Haydut Şefi orada bulunacaktır. Her neyse, o ismi neden sordun?”

Viaer kaşlarını çattı. Geçmişi gözünün önüne gelmişti. Dinmeyen bir ateş, acılar, kabuslar ve kulaklarında yankılanan feryatlar…

Viaer, “O herif-“ derken genç adamın ağzını yol kardeşi Gil aniden kapattı.

“Anlatmaya çalışıp canını daha fazla yakma. Gözlerindeki kara alevden acını görebiliyorum. Sen iyi bir adamsın. Eğer uygun bir ortamda o herifle denk gelirsem senin için ona en acılı ölümü tattıracağımdan emin olabilirsin. Siz insanların aksine bir sanni ölecek olsa bile verdiği sözden asla geri dönmez.”

Viaer eliyle ağzını kapayan Gil’den kendisini kurtarıp gülümsedi.

“Bunu yapamayacaksın çünkü onun işini bizzat kendim bitireceğim.”

Her zaman soğuk duran Gil bunu duyunca beyaz dişleriyle gülümsedi.

“Buna ne şüphe.”

İkili atlarıyla uzunca bir süre birlikte ilerleyip Fısıltı Ormanı’nın çıkışına geldiler. Çamurlu yolun üzerinde büyük bir yol ayrımı vardı. Gil, yanındaki yol kardeşinin yüzüne bakarak “Kararını çok iyi anlıyorum yol kardeşim,” dedi. “O herifi öldürmek için karşına binlerce haydut çıksa bile geri çekilmeyeceksin. Senin yerinde olsam ben de aynısını yapardım. Şimdilik yollarımız ayrılıyor ancak yaratıcımız Güneş’in bizi tekrar bir araya getireceğine inanıyorum.”

Gil tekrar başını kaldırıp dolunaya bakarken Viaer yumuşak bir ses tonuyla sordu.

“Şimdi nereye gideceksin?”

“Eve.”

Viaer adamın ailesinin olmadığını ama en azından evi olduğunu öğrenince onun adına sevindi. Kendisi ikisine de sahip değildi yine de bu durumla başa çıkabilmeyi Tives sayesinde öğrenmişti. Ancak şimdi o da yoktu.

Onu öldürdüler!

Başıyla yol kardeşini selamladıktan sonra kederini yanına alarak alacakaranlıktaki ormanın çıkışına doğru korkuyla ilerlemeye başladı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18912 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr