Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Ashia - Bölüm 49: Pelerin (2)


Deon Jel Ergos

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 2. Matray’ı

 

Her sabah olduğu gibi yine Feruci rütbesine sahip askerler etrafta koşuşturup askerlerin uyanması için bağırıyorlardı. Gözlerini açan Deon ona sarılı bir halde yatan Rozina’yı yanında görünce gülümsedi. Onun yumuşak teni ve sevgisi kendisini çok mutlu ediyordu.

Diğer arkadaşlarına bakınca Satir’in yorganına sıkıca sarınarak yatmış olduğunu ve Gissar’ın aceleyle elleri titrer bir vaziyette giyinmekte olduğunu gördü. Öbür tarafına bakındığında ise Kasrian’ın çoktan hazırlanarak gitmiş olduğunu fark etti.

Rozina’yı uyandırmadan sessizce yanından kıvrılan Deon giyinirken Gissar’a “Nedir bu acelen?” diye sordu. Giyinip hazır olan Gissar, “Pelerinimi yaktığımı unuttun mu?” dedi.

“Onu yakmak yerine yorganlardan birinin altında saklayabilirdik.”

Gissar bunu düşünmemiş olduğunu fark etmiş olacak ki yüzü kederle doldu. “Ben bir aptalım.”

“Hayır, sen iyi bir dostsun,” dedi Deon. “Aptal olan benim. Aşk uğruna arkadaşlarımın başını derde sokup duruyorum.”

“Siz orada ne fısıldaşıyorsunuz?” dedi gözlerini ovalayan Satir.

Gissar bir eliyle Deon’ın omzuna vurup “Pelerin konusunda hemen bir şeyler yapmam gerek,” diyerek çadırdan çıktı.

Satir ve Deon hızlıca hazırlandılar. Deon uyumakta olan Rozina’yı öptükten sonra çadırın girişine geldi. Çıkmadan önce içeriye bir bakış attıktan sonra dışarıda bekleyen Satir ile birlikte antrenman alanına doğru koşmaya başladı. Her köşeden çıkan askerler kendileri gibi dar patika boyunca süratle koşmaya ve geç kalmamaya çalışıyorlardı. Bu telaş dolu koşuşturmacalar her sabah yaşanırdı.

Askerler beşerli gruplar halinde sıra olmuşlardı. Deon ve grubu en solda kalan ön açıktaydı. Koşarak sıraya girdiklerinde Kasrian ve Vinzir’in çoktan oraya gelip sıraya girmiş olduklarını gördüler.

Vinzir kendi kendine bir şeyler mırıldanarak söyleniyordu. Deon’ı ve Satir’i görünce kaşlarını çattı.

“Kaç yaşında adamlarsınız ama hâlâ erken kalkmayı öğrenemediniz.”

Deon gülümsedi. “Sana da günaydın Vinzir.”

Gri uzun saçlı, uzun sakallı ve kara gözlü Vinzir, yaşlı ve sert bakışlı aksi bir adamdı. Sıkça altmış altı yaşında olmasıyla övünür, bu ülkenin zamanında İkiler Senatosu’yla değil de Üçler Senatosu’yla adil bir biçimde yönetildiğinden bahsederdi. Ona göre yapılan darbe ve Yeşiller’in katliamı bu ülkenin sonunu getirmişti. Aynı zamanda Vinzir boşboğazlık konusunda rakip tanımayıp kaos ortamı yaratmak konusunda doğuştan gelen bir yeteneğe sahipti.

Kasrian’a dönen Deon, “Neden bizi uyandırmadan erkenden, yalnız başına hazırlanarak gittin?” dedi.

Deon’a dirsek atan Vinzir, “Çocuğun dakik olmasını kıskanma,” dedi. “Bana gençliğimi anımsatıyor.”

Gözlerini ovalayıp esneyen Satir, “Sanırım buna hiç alışamayacağım,” dedi. Ardından Vinzir’e döndü. “Gece nöbetin nasıl geçti?”

“Berbat!” diye bağırdı Vinzir. “Koca gece mızrak tutup dikilmek yetmedi bir de gün boyu antrenman yapacağım.”

Deon bu sistemin ve zorunlulukların ağır olduğunun farkındaydı ancak burada yaşa ve aileye bakılmaksızın herkese aynı muamele yapılmaktaydı. Onu yaşlı diye kayırsalar gençler ayaklanabilir ve bu Lejyon’un sonu olabilirdi.

Açık bir alanda, ezilmiş kuru çimlerin arasındaydılar. Gökyüzü bulutlarla doluydu ve Güneş daha tam anlamıyla doğmamıştı bile. Çadırların olduğu yönden gelen askerlerin sayısı giderek azalıyordu. En sonunda başı dik bir şekilde gerçek bir lider edasıyla Kardius gözüktü. Adam en öne yanındaki levornuslarıyla birlikte geldi. Her kıdemli adam kendi himayesi altında olan kesimin ve bölgenin başına gidip sıraya geçiyordu.

Gissar koşarak sırtında sallanan kırmızı bir parçayla gruba katıldı. Sırtındaki şey bir pelerin değildi. Deon dikkatli bakınca bunun uzun ve ince bir kilim olduğunu fark etti. Ucunda sarı tülleri olan kilim Gissar’ın üzerinde oldukça komik duruyordu.

Grubun başına kendilerinden bir rütbe üstte olan Yarih Kandir Nijovala geldi. Önüne geçtiği beşliye başıyla selam vererek Kasrian’a bakarak “Nasıl hissediyorsun?” diye sordu.

Kasrian soruyu anlamamış gibi şaşkın bakışlarla “İyiyim efendim,” dedi.

Bir kaşını kaldıran Yarih, “İyisin demek?” dedi. “Bu akşam iyileşmen için sana çorba göndertmeyi düşünüyordum.”

“İyileşmem için mi?”

“Hastaydın ya, ondan.”

Bir elini kaldırarak kendisini işaret eden Kasrian, “Ben mi hastaydım?” dedi.

Yarih gözlerini kısarak Kasrian’ı izliyordu. Kendisiyle dalga geçilip geçilmediğini veya Kasrian’ın aptal olup olmadığını düşünüyor olmalıydı.

“O kadar hastaydı ki ne ara hastalanıp ne ara iyileştiğinin farkına bile varamadı,” dedi Gissar.

“Her neyse, iyileştiyse sorun yok” dedi Yarih. “O arkandan sarkan paçavra da ne?”

“Depoda fazladan pelerin kalmamış,” dedi boynunu mahcup bir şekilde eğen Gissar.

Kaşlarını çatan Yarih, “Bu nasıl olur?” dedi. “Depoda en azından iki yüz tane yedek pelerin olması gerekirdi. Yalan söylemiyorsun değil mi? Yalan söylüyorsan cezanı bizzat ellerimden tadacaksın.”

“Size gerçeği söylüyorum efendim. Benden duymuş olmayın ama bu hırsızlar benim dışımdaki yüzlercesinin de pelerinini çalmışlar. Depo o yüzden bomboş kalmış.”

Duyduğu şey karşısında öfkelenmekle şaşırmak arasında kalan Yarih, “Bunu daha sonra üstlerime bildireceğim,” dedi. Adam önüne geçerek hazır ol durumuna geçti.

Yine günün yarısını beşerli gruplar halinde kalkanlı pozisyon almakla ve mızraklarla organize bir şekilde saldırı yapmakla geçirdiler. Kıdemliler arkalarda kalıp emirler veriyor, sıradan askerler ön taraflarda canla başla çalışıyorlardı.

Antrenman boyunca en önde durup adamlarını izleyen Kardius’a uzun pelerinli atlı bir asker mesaj getirmişti fakat adam askerlerin çalışmaları bitmeden mühürlü parşömeni eline bile almamıştı.

Çalışmalar bitince parşömeni açıp okuyan Kardius’un yüzü düşmüştü. Deon bunun sebebini merak etti. Adam ya kızının evden kaçtığı haberini yeni almıştı ya da senatodan kendisine görevine dair kötü bir haber gelmişti. Orada başka ne yazıyor olabilirdi hiçbir fikri yoktu.

Parşömeni yırtarak yere atan Kardius adamlarından aldığı meşaleyi yere atarak gelen mesajın yanışını seyretti. Sonrasında arkasına dönüp ön sıradaki askerlerinin yüzlerini teker teker inceledi. Derin bir nefes aldıktan sonra “Bugünün çalışmaları bitmiştir,” dedi. “Herkes azıtmadan ve fazla uzaklaşmadan istediğini özgürce yapabilir.”

Kardius hızlıca çadırına dönerken Vinzir havaya bakarak “Kesin savaşa gidiyoruz,” dedi.

“Nereden çıktı bu?” diye sordu Gissar. “Başımıza kahin mi kesildin?”

Vinzir başını iki yana sallayıp bir eliyle çok uzaklardaki bir dağın tepesini gösterdi. “Akbabalar.”

“Ne varmış akbabalarda?” diye sordu Satir.

“Hepsi pis, leşçi yaratıklar,” dedi Gissar.

“Yanılıyorsun leşçi olmalarına rağmen çok temiz hayvanlardır,” dedi Kasrian. “Bir kitapta okumuştum.”

“Her neyse,” dedi Gissar. Vinzir’e dönerek “Soruma cevap vermedin,” dedi.

“Siz gençlerin hiçbir şeyden haberi yok,” dedi Vinzir. “Benim gençliğimde böyle miydi? Herkes tilki gibi kurnaz, fare gibi kıpır kıpırdı. Kimsenin gözünden hiçbir şey kaçmazdı. O akbabalar güneyden gelen şeytani varlıklardır. Güneyli efendilerinin yanlarında ziyafet çekiyor olmalılar.”

Ağzı açık kalan Gissar, “Yani güneyliler…”

“Evet,” dedi Vinzir. “Güneyliler üzerimize geliyorlar. Çarpışma kaçınılmaz gibi duruyor.”

Kasrian önüne dönüp yutkundu. Deon gözünü kısarak dağın olduğu yere bakmaya çalışıyordu ancak gördüğü şey sadece küçük bir karartıydı ki onu gördüğünden bile emin değildi. Belki de hayal görüyordu. Eğer Vinzir’in gördükleri gerçekse bile savaşa daha çok vakit vardı. Çünkü dağ gerçekten çok ama çok uzaktaydı. Oraya gitmesi, hele de koca bir ordu olarak ilerlemesi belki de bir haftayı bulurdu.

Beşli çadırlarına dönmek için hareketlenmişlerdi. Kasrian bir arkadaşından kitap ödünç alması gerektiğini söyleyerek ilerleyen gruptan ayrılmıştı. Satir içecek bir şeyler bakmaya gideceğini söyleyip ayrı bir yola sapmıştı. Geriye kalan üçlü çadıra doğru ilerlediler.

Üçlü çadırın önüne geldiğinde Vinzir hızlı davranıp içeriye ilk giren kişi olmuştu. Deon arkasından içeri girince içeride ayakta dikilen ve yarı çıplak olan Rozina’yı gördü. Yüzü kızaran Rozina yerden aldığı miğferini Vinzir’e fırlattı. Eliyle kafasını savunan Vinzir’in eli sert miğferin darbesinden dolayı acımıştı. Adam elini tutarak kendisini çadırdan nasıl dışarı atacağını şaşırdı. Deon adamın arkasından dışarı çıkıp Vinzir’in kızarmış eline bakıyordu. Adamın elinin dış yüzü sanki bir duvara yumruk atmış gibi kızarıp kanlanmıştı.

Vinzir acıyla elini havada sallarken “Yanlış çadıra girmişiz,” dedi. “Beni neden uyarmadınız?”

Gissar ile Deon birbirlerine bakarak gülüştüler. “Doğru çadıra geldik,” dedi Gissar.

Deon başını içeri uzatarak Rozina’nın giyindiğinden emin oldu. Vinzir’in sırtına vurarak “Hadi içeri geçelim,” dedi. İkili önde, Vinzir arkada içeri girdiler.

Kaşlarını çatıp kızı süzen Vinzir, “Bu minik cadı da kim?” dedi. “Böylelerini hiç sevmem. Eminim ailesi de kendisi gibi şiddet bağımlısı korkunç yaratıklardır.”

“Bunu Kardius’un yanında söylemesen iyi olur,” dedi Garris. Deon gülümsedi.

“Kardius’un bu kızla ne alakası var?” Vinzir kıza yaklaşıp onu incelemeye devam etti. “Yoksa, yoksa o Kardius’un karısı mı?”

“O kadar yaşlı mı gösteriyorum seni pis bunak?” diye çıkışan Rozina öfkeli bir şekilde Vinzir’in üzerine atlamak istedi fakat araya giren Deon kızı son anda tutarak sakinleştirmesini bildi.

Deon önceki gün yaşanan olayları Vinzir’e baştan sona anlattı. Şimdi onun bu konudaki görüşlerini ve kararını merakla bekliyordu. Yaşlı adam Kardius’a giderek her şeyi anlatırsa kendisinin sonu gelirdi. Öfkeli Kardius tarafından başına gelebilecek şeyleri hayal bile etmek istemiyordu.

“Benden sır çıkmaz evlat,” dedi Vinzir. “Sonuçta biz de gençken aşık olduk fakat bunların hiçbirisi bir Kardius kızıyla olmamıştı. Dikkatli olsan iyi edersin. Yakalanırsan seni tanımıyorum.”

Deon gülümseyip elini uzattı. “Sen iyi bir adamsın Vinzir.”

Yaşlı adam karşısındaki Deon’ın elini sıkarken “Sen de öylesin evlat,” dedi.

Esneyen Vinzir zırhını bir kenara fırlattıktan sonra kendisini Deon’ın yerine attı. Yastık hâlâ ıslaktı fakat adam ona aldırış etmeden kafasını gömdüğü gibi uykuya dalmıştı.

Akşama kadar çadırda Deon, Rozina ve Gissar sohbet ederek eğlendiler. Satir gelince dördü bira içerek kart oynadılar. Gece olunca Deon yine Vinzir’in döşeğinde Rozina’ya sarılarak huzur içerisinde uyudu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1454

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 150

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 149

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14961 Üye Sayısı
    • 712 Seri Sayısı
    • 33181 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr