“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Ashia - Bölüm 47: Hırsız Misafir


Deon Jel Ergos

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 28. Şiay’ı

 

Uçsuz bucaksız ovada yapılan mızraklı ve kalkanlı pozisyon alma antrenmanlarıyla günün yarısı geride kalmıştı. Hiç bitmeyecek sanmıştım, diye düşündü masmavi, bulutsuz ve uçsuz bucaksız gökyüzüne bakarak matarasından suyunu yudumlayan Deon Jel Ergos. Titreyen bacakları dinlenmek için kendisine yalvarıyorlardı. Arkadaşlarına eliyle gideceğini işaret eden genç asker çadırına varıp dinlenmek için can atıyordu. Bugünün antrenmanları bitmişti ve her asker gibi günün geri kalanını istediği şekilde özgürce geçirebilme hakkına sahipti.

Kule gibi yüksek, sivri uçlu ve gösterişli kırmızı çadırların yanlarından geçiyordu. Etrafta koşuşturan askerlerle çarpışmamak için dar patika boyunca ilerlerken büyük bir çaba harcamıştı. Kamp alanının merkezinden uzaklaştıkça çadır boyutları, yoğun kokular ve insanlar hem sayıca hem de pislik olarak artıyorlardı. Bu çok doğaldı; merkezde en yüksek rütbelere sahip askerler kalıyorlardı fakat dış tarafa doğru gittikçe bu rütbeler düşmeye başlıyordu. Kendisi, merkeze en uzak kalan çadırlardan birisinde yaşıyordu yani ordudaki sıradan askerlerden biriydi.

Her şey bununla kalsa iyiydi; kıdemsiz olduğu için kendisine özel bir çadırı yoktu. Küçücük çadırda bir grup olarak beş kişi birden koyun koyuna yatmak zorundaydılar.

İlerlerken etrafına da bakınıyordu. Her tarafta kendisi gibi zırhlı ve kırmızı pelerinli askerler dinlenmekle meşguldüler. Asker olmak, hele de bir lejyon içerisinde asker olmak çok ağır şartlar altında çalışmak anlamına geliyordu.

Çadırının önüne geldiğinde yakınlardan güzel bir koku geldiğini fark etti. Bunun ne kokusu olduğunu anlayamamıştı ancak ciğerlerinin huzurla dolduğunu hissedebiliyordu.

Kırmızı çadırın içi, dışına nazaran çok temizdi. Ayrıca dar olan çadırın içi derli topluydu. İçeride silahları, kalkanları ve zırhları asmaya yarayan büyük bir ahşap askılık, üst üste yığılmış tabaklar, bardaklar, içki şişeleri, kitaplar, bileme taşları, sağdan soldan toplanmış çiçekler ve son olarak herkesin kendisine ait döşeği ile yorganı vardı.

Üzerine yatılan döşekler yerlerdeydi ve onların üzerlerinde yorganlar düzgün bir şekilde katlanmış halde duruyorlardı. En azından arkadaşlarınınkiler düzgün duruyordu; kendi yorganı düz değildi ve şişmiş gibi duruyordu. Oysa sabah antrenmana çıkmadan önce yorganını herkes gibi katlayıp düzgün bir şekilde bırakmıştı. Bunun tek bir anlamı olabilirdi; birisi yorganın altında saklanıyordu. Bu çadır arkadaşlarından biri olamazdı çünkü onları geride bırakarak buraya ilk kendisi gelmişti. Yoksa orada saklanan bir hırsız veya daha da kötüsü bir katil miydi? Genzini temizleyen Deon kısa kılıcını kınından çekti.

“Üçe kadar sayacağım ve oradan çıkmazsan soğuk çeliğimin tadına bakacaksın.”

Deon daha ilk sayıyı bile söylemeye fırsat bulamadan yorganın altındaki şey kıpırdanmaya başladı ve başını yorgandan dışarı çıkardı. Gördüğü şey karşısında gözleri büyüyen Deon kılıcını kınına geri sokarken “Rozina?” dedi. “Burada ne arıyorsun?”

Gülümseyen kumral saçlı, kahverengi gözlü, kar beyazı genç kız, “Ben de seni bekliyordum,” dedi.

“Burada ne aradığını sordum.”

Yorganın altından usulca çıkan Rozina kenarda duran ballı bira şişelerinden birini alıp bardağına boşaltmaya başladı. Deon için de bir bardak doldurup bardağını ona gülümseyerek uzattı.

Deon ince yapılı bardağa elinin tersiyle vurup bardağın yere düşmesini ve çangırdayarak kırılmasını izledi. Rozina’nın bileklerinden sıkıca tutup “Aklını mı kaçırdın?” dedi. “Buraya geldiğini Kardius öğrenirse canıma okur!”

Kız yere çömelip bardağın kırılmış parçalarını toplarken “Güzelim birayı ziyan ettin,” diye söylendi.

Deon kızı kollarından tutup kaldırarak sertçe silktikten sonra “Neden bu kadar vurdumduymazsın?” dedi. “Söyle, buraya nasıl gelebildin?”

Kendini Deon’ın kollarından kurtaran kız, “Çocuklardan birinin zırhını ve miğferini çalıp aranıza karıştım,” dedi. “İki gün sıradan oğlanların iğrenç muhabbetlerini dinlemek zorunda kalarak yol aldım. Siz eğitim yaparken çadırlarda saklanıp bulduğumu yiyerek keyfime baktım. Şimdi beni kollarının arasına alarak sıcacık bir şekilde karşılamaya ne dersin?”

Üzerine gelen kızı bir eliyle geri iten Deon, “Olmaz, yapamam,” dedi. “Ben bir askerim ve disiplinimin bir kadın tarafından bozulmasına izin veremem.”

Kız diliyle dudaklarını ıslattıktan sonra gülerek “Üç gece öyle demiyordun,” dedi.

“O bir hataydı!” diye bağırdı Deon.

Kız dudağını ısırıyordu. “Peki ya dört gece önce?”

Gözleri şehvetle parıldayan kıza gülümseyerek bakan Deon, “Gel buraya,” dedi. Üzerindeki zırhı hızla çıkarıp bir kenara attı.

Kız, bir adım yaklaşıp askılı kırmızı ipek elbisesini omuzlarından sıyırırken Deon kızın boynunu öpmeye başladı. O sırada kollarını kaldırıp kendi üzerindeki paçavraları çıkarmaya çalışıyordu.

Çadırın dış tarafından “Hey Deon, neden beni beklemeden çadıra koştun?” diye bir ses geldi.

Deon öpmeyi bıraktığı Rozina’yı hızlıca bir yorganın altına saklamaya çalıştı fakat kız oraya sızamadan çadıra az önceki konuşan adam girmişti.

Önce döşekte uzanan Rozina’ya, daha sonra onun üzerinde yorganı tutan Deon’a bakan Gissar’ın gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Adam yavaşça geri adımlar atarak çadırdan çıkmak üzereyken “Ben sizi rahatsız etmesem daha iyi olur,” dedi.

“Bekle!” diye bağırdı Deon.

Çadırın girişini aralayıp çıkmak üzere olan Gissar durup başını onlara doğru çevirdi.

“Başım belada Gissar,” dedi Deon çaresizce. “Onu saklamalıyız.”

Başını girişten çıkararak etrafı kolaçan eden Gissar geri döndüğünde Deon’ı çadırın bir köşesine çekip fısıldayarak “Sen delirdin mi?” diye sordu. “Göreve çıkmış koskoca lejyonun başındaki adamın kızını kampa getirip onunla yattığın öğrenilirse ne olur hiç düşündün mü?”

“Yanlışın var,” dedi Deon. “Onu ben getirmedim, kendisi evinden kaçıp bizimkilerden aşırdıklarıyla asker kılığında aramıza sızmış. Ayrıca onunla yattığım falan da yok.”

Gissar başını iki yana sallayıp sırıttı. “Demek iki gün önceki hırsızlık olayları ve tüm o yaygaralar doğruydu. Zavallı oğlanı kendi malına sahip olamıyor diye yüz kez kırbaçlamışlardı.”

Deon başını salladı. “Biliyorum, çocuğun feryatları hâlâ kulağımda çınlıyor.”

Gissar kaşıyla yorganı üzerine çekip vücudunu saklayan Rozina’yı işaret etti. “Ne yapmayı düşünüyorsun?”

“Dediğim gibi, yardımına ihtiyacım var. Onun saklanmasına yardım etmelisin. Ben bir at bulup onu geri götürmeye çalışacağım.”

Yorganını kenara atıp ayağa fırlayan Rozina, “Hiç kimseyi geri götürmüyorsun!” diye kükredi. “Eğer öyle bir şeye kalkışırsan beni kaçırdığı haykırıp ortalığı ayağa kaldırırım.” Dudağı sağ tarafa kayan ve bir kaşını havaya kaldıran kız sinsice sırıttı. “Babamla yüzleşmek istemezsin, değil mi?”

Ona boşuna Küçük Şeytan demiyorlar! diye düşünüp yumruğunu sıktı Deon.

“Bizimle gelmen hem senin için hem de bizim için fazlasıyla riskli,” dedi Deon.

“Deon’a katılıyorum,” dedi Gissar Delijur Viones. “Kardius ne amaçlıyor bilmiyorum ancak ilerlediğimiz yöne bakılırsa bu bir keşif seferi olacak. Karşımıza ne çıkar, neler yaşarız, hiç kestiremiyorum. Kendi canını güvenceye almak için evin yakınken geri dönmen en iyisi olur.”

Kız düşünceli gözlerle ikiliye bakarken şarkılar söyleyerek çadıra giren birisi elindeki çömlek sürahiyi yere düşürdü. Parçalanan sürahiyle birlikte döşeklerin ve yorganların bir kısmı dahil olmak üzere çadırın zemininin büyük bir kısmı bira içerisinde kalmıştı.

Çadırın girişindeki gencin dudakları titrerken geriye dönüp dışarıya kaçmaya çalıştı fakat Gissar hızlı davranıp genci ağzından tutarak yakaladı ve kaçmasına izin vermedi. Genç konuşmaya çalışıyor fakat ağzı kapalı olduğu için dediklerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Deon eliyle Gissar’a gencin ağzını açması için işaret etti. Gissar ağzını serbest bıraktığı genci arkadan sıkıca tutmaya devam ediyordu. Genç kendisini sağa sola sallayıp kurtulmaya çalışsa da Gissar’ın güçlü kollarından kurtulması pek mümkün değildi.

Deon gence iyice yaklaşıp “Sakin ol Satir,” dedi.

Satir, aynı Gissar gibi bu çadırda kalan Deon’ın grubundan birisiydi. Beş kişilik rütbesiz, sıradan bir asker grubuydular. Satir grubun en küçüğüydü. Yirmili yaşlarının başlarındaki siyah saçlı gencin uzun saçları vardı ve saçları iki yana özel olarak ayrılıp taranmıştı. Genç adamın yeşil gözleri her zaman hiçbir şeyden memnun değilmiş gibi bakardı.

Gissar ise Deon ile yaşıttı. İkisi de yirmi dokuz yaşına gelmiş tecrübeli askerlerdiler. Gissar’ın güneş yüzünden sarıdan grileşmeye başlamış kısa ve düz saçları vardı. Toparlak yüzü olan adamın mavi gözleri ve içerken anlattığı hikâyeleri epey meşhurdu.

Satir gözlerini kaçırıp Deon’a bakmamaya çalışarak “Bırakın beni,” dedi. “Hiçbir şey görmedim, hiçbir şey duymadım.”

Deon kendisine bakan Gissar’a başıyla onay verince Gissar genç adamı bıraktı. Satir içkiyle kaplanmış yerlere ve sürahinin kırıklarına bakarken “Bu sizin suçunuz,” dedi. “Kendi çöpünüzü kendiniz toplayacaksınız.”

“Merak etme, sen sessiz kaldığın sürece her şeyini toplarız,” dedi Gissar.

Çadırın dışından, yakınlardaki bir grup askerin aynı anda düzenli bir şekilde adım atma sesleri geliyordu. Satir başını çadırdan çıkarıp bakındıktan sonra içeriye patlak gözleriyle dönüp “Biz bittik!” dedi. “Bir grup kıdemliyle birlikte Kardius teftiş amacıyla çadırları teker teker geziyor!”

Herkes, hatta her zaman kendinden emin olan Rozina bile korku dolu gözlerle Deon’a bakıyorlardı. Lejyonun komutasına sahip olan Kardius veya gerçek adıyla Felmir Gadon Odoras kızını burada üç adamla birlikte görürse üçünün de kellesini hiç düşünmeden alırdı. Kızı saklamayı bir şekilde başarsalar bile ortada hâlâ büyük bir sorun vardı; çadırın içi leş gibi olmuştu. Kardius gibi titizliğe ve disipline bağımlı birisi bunu görürse kendilerini günlerce, ölmek için yalvartana kadar kırbaçlatırdı. Bu durumdan kurtulmak için yapabilecekleri bir şey yok gibi gözüküyordu.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1358

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1136

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 952

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 877

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 769

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 718

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 687

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 622

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 585

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 549

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 492

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 212

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 153

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 147

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 120

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 111

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 78

Site İstatistikleri

  • 18494 Üye Sayısı
  • 533 Seri Sayısı
  • 25425 Bölüm Sayısı


creator
manga tr