"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Ashia - Bölüm 46: Maskeli Balo


Durian Vesongor

 

Üzerinde sarı yıldız desenleri bulunan kahverengi kumaş elbisesinin içerisinde Durian kendisini çok rahatsız hissediyordu. Sanki onun bu halini gören herkes ona bakacak, arkasından gizlice onunla alay edecekti.


Daha önce de balolarda bulunmuştu ancak onlar şimdikine kıyasla çok daha küçük, sıradan soyluların sıradan balolarıydı. Bu ise kıtanın belki de en büyük ve en önemli şehrinde, en yüksek soyluların içerisinde bulunacağı özel bir balo olacaktı. Kendisini ve ailesini küçük düşürmemek için her hareketini yapmadan önce iki kez düşünmesi gerekecekti.


Herkesin günlerdir hevesle beklediği ve servetlerini hiç düşünmeden üzerinde bahis yaparak harcadığı Büyük Estendil Turnuvalarının ilki günün erken vakitlerinde bitmişti. At üzerinde ucu köreltilmiş mızraklarla yapılan ve rakibini atından düşürenin turu geçebildiği turnuvayı kazanan, Tensar’ın söylediğine göre Niziel Jaweik olmuştu. Bir çizik bile almadan herkesi rahatça yenmiş olan genç adamın üst düzey yeteneğe sahip olduğu Ak Lonca’nın yeni nesildeki lideri olmasından bile belliydi. Adam sırasıyla Jufio Difky’i, Şehir Muhafızları Başı Medo Skall’ı, Jalek Kipto’yu, Ejdar Van Tauis’i, Vidanir Vesongor’u ve finalde Arkins Tengir’i yenmişti.


Aynadan kendi yansımasına bakarken içi garip duygularla dolup taşan Durian, Kusmadan önce gitsem iyi olacak, diye düşündü. Böyle şık giyinmek ona göre değildi. O daha düşük seviyedeki soylular gibi giyinmeyi, hatta köylüler gibi giyinmeyi bile böyle süslü kadınlar gibi giyinmeye tercih ederdi.


Durian kapısını açıp sarayın koridorlarında ilerlerken karşısına kız kardeşi Niary çıktı. Kız nedense yüzüne üzgün bir kedi kabartması olan üzeri siyah çizgili beyaz bir maske giymişti. Yüzünü kaplayan maskenin sadece göz, burun delikleri ve dudak kısımları açıktaydı. Durian’ı gören kız maskesini çıkarıp kendi etrafında bir tur dönerek “Nasıl olmuşum?” dedi. Kız zeytin yeşili şık bir elbise ve kahverengi ayakkabılar giymişti.

Gülümseyen Durian, “Prensesler gibisin,” diye yanıtladı.


“Sen de çok iyi duruyorsun.”


“Hiç öyle hissetmiyorum.”


Maskesini yeniden yüzüne geçiren Niary, “Masken nerede?” diye sordu.


“Maskem mi?”


“Yoksa masken yok mu?”


Durian mahcup bir şekilde başını eğip gülümseyerek “Bu balo ve ziyafet için maske şart mıymış?” diye sordu.


Başını iki yana sallayan Niary, “Masken yok öyle değil mi?” dedi. “Ben yanıma fazladan iki tane daha almıştım. Hemen birisini sana seçelim.”


İkili yan yana Niary’nin odasına geldiler. Geniş bir yatağı, mor perdeleri, bir düzine dolabı ve birden fazla boy aynası olan oda Durian’ın odasından en az iki kat daha büyüktü. Niary çekmeceleri karıştırıp bulduğu iki maskeyi birden Durian’a uzattı.


Durian’ın eline alıp denediği ilk maske bembeyaz bir kirpi maskesiydi. Yüzüne tam oturmuştu ve aynada kendisini görünce bu maskenin yüzünde fena durmadığını düşündü. Diğer maske uzun gagalı ufak bir kuş maskesiydi fakat o boyut olarak Durian’a uygun değildi. Maskeyi giymeye bile çalışmadan Niary’e geri verdi. Kirpi maskesiyle aynaya bakmaya devam ederken


“Sanırım şimdi balo için hazırım,” dedi.


“Öyleyse geç kalmadan gidelim.”


Başıyla kardeşini onaylayan Durian kolunu uzattı. Niary onun koluna girince ikili balonun yapılacağı büyük salona doğru merdivenlerden indiler. Lacivert renkli şık örtüleriyle ve üzerinde yüzlerce çeşit yemek bulunan onlarca uzun masasıyla ev sahiplerinin ziyafet için iyi hazırlandıkları belliydi.


Birisini gören Niary gülümseyip Durian’ı yalnız başına bırakarak insanların içerisinde kayboldu.


Salon öyle kalabalıktı ki Durian bir süre sağda solda insanlara çarpmamaya çalışarak kendisine oturabileceği boş bir masa aradı. En sonunda bulduğu boş ve sakin köşeye geçip etrafı incelemeye koyuldu.


Herkes farklı farklı maskeler takmış, daha başlamamış olan balonun keyfini çıkarıyor gibi görünüyordu. Ayaktaki insanlar çember oluşturmuş, sohbet ve dedikodunun tadını çıkarıyorlardı. Masalardaki içen insanlar ise ziyafete erken başlamışlardı.


Durian’ın yanına gelip oturan köpek maskeli kel bir adam “Baloları sevmiyorsun galiba,” dedi.


Tensar’ı sesinden tanıyan Durian, “Neden hep etrafımda gezip benimle bu kadar çok konuşuyorsun?” diye sordu.


“Korkuttuysam özür dilerim,” dedi Tensar. “Sadece konuklarımızın akıllarındaki soruları yok ederek onları memnun etmeye çalışıyordum. Benim saraydaki görevim bu.”


Yoksa babamın bana verdiği görevden ve yapmayı planladığım araştırmadan haberdar mı?


“Git başkasını memnun et,” dedi Durian. Tensar’ın gizemli kişiliği ve tavırları kendisini sanki kâbus görüyormuşçasına aşırı derecede rahatsız ediyordu.


Adam bir eliyle yavaşça Durian’ın omzuna bastırarak “Baloda eğlenmeniz dileğiyle,” diyerek salonun öbür ucuna doğru ilerledi.


Salona yanındaki iki maskeli korumasıyla birlikte Kral Kadric Di Jilus girdiğinde yüksek sesle yapılan konuşmalar, çatal bıçak sesleri ve derinlerden gelen kahkahalar yerlerini sessizliğe bıraktılar. Kralın yüzünde gümüş bir Anka Kuşu maskesi bulunuyordu. Çok ince işçiliği olan maske göz alıcı bir şekilde yaldızlarıyla parlıyordu. Kral, ayakkabıları da dahil olmak üzere baştan sona gümüş renkte kumaşlar içerisindeydi.


“Herkes eğlenmeye devam etsin,” diyen kralın emirlerine uyan diğer ülkelerin kralları, prensleri, prensesleri ve soyluları tekrardan yüksek sesle konuşup eğlenmeye başladılar.

Durian etrafına bakınırken yanındaki sandalyeyi oturmak için geri çeken birisi “Burası boş muydu?” diye sordu. Başını kaldıran Durian yanına gelenin karga maskesi takan Jufio Difky olduğunu sesinden anladı. “Evet, otursana.”


“Sıkıcı bir ziyafet değil mi?”


“Benimle aynı görüşe sahip birisiyle denk gelmeyeli uzun zaman olmuştu.”


İkili gülüştüler.


Merdivenlerin başındaki bir grup müzisyen ellerindeki basit müzik aletlerini coşkulu bir şekilde uyumla çalmaya başladılar. Güzel elbiseler içerisindeki maskeli insanların çoğunluğu mor taç işlemesi olan gümüş zeminli geniş salonun ortasında sarılarak romantik bir şekilde dans etmeye başladılar.


Durian birbirlerine sarılmış halde dans eden ve eğlenen insanları izlerken birden önüne geçen güvercin maskeli bir kadın tarafından görüşü kapatıldı. Ona doğru bakan beyazlar içerisindeki kadın kollarını birbirine bağlayarak masanın başına geldi.


“Orada öylece kütük gibi oturup beni dansa kaldırmayacak mısın?”


Durian hemen önündeki uzun siyah saçlara sahip kadının neden kendisine böyle dediğini anlayamadı. Onu tanımıyordu bile. Yoksa tanıyor muydu? Belki de kadın kendisini başka birisiyle karıştırmıştı.


“Dans konusundaki beceriksizliğimi biliyorsun hayatım,” dedi Jufio Difky.

Durian, karşısındakinin Jufio Difky’nin kals eşi Syunara Vissindia olduğunu fark etti. Ne aptalım, az kalsın ağzımı açıp ona cevap vererek kendimi rezil edecektim!


Kadın öfleyip pöfleyerek kolları bağlı bir şekilde arkasına dönerek dans edenleri izlemeye koyuldu.


Salonun bir köşesinde dikilen kral el işaretiyle Jufio’ya hareketler yaparak onu yanına çağırdı. Jufio hızla yerinden kalkıp kralın yanına hareketlendiğinde masada oturan Durian ve hemen masanın öbür tarafında ayakta dikilen Syunara yalnız başlarına kalmışlardı.


Kısa bir sürenin ardından müzisyenler daha farklı ve ilahi hissettiren hafif tınılı bir şey çalmaya başladılar.


Syunara olduğu yerde bir sağa bir sola sallanıp kendi kendine “Ah, kalsların en özel parçalarından birisi,” dedi. “Aşktır Bizim Işığımız.” Etrafına bakındıktan sonra Durian’a dönerek “Benimle dans etmek ister misin?” diye sordu.


Durian bu defa teklifin kendisine geldiğinden emin olmuştu. Acaba kadın kendisini rastgele biri olarak görüp mü dansa kaldırmak istiyordu yoksa onun Durian olduğundan haberi var mıydı?


“Leydim, korkarım ki bunu istesem de sizinle dans edemem çünkü dans etmekten hiç anlamam.”


Kadın gülümseyince inci gibi parlayan bembeyaz dişleri ortaya çıktı. “Sakın bir yere kaybolayım deme.”


Durian kalabalığın arasında kaybolan kadının nereye gittiğini salonun öteki ucundaki Kral Kadric ile Jufio Difky’nin konuşmasından daha çok merak etti. Gözleri masalarda ve dans eden insanlarda gezmeye başladı.


Gerçekten de diyarın koruyucusunu seçmek için yapılacak toplantıyı izlemeye çok fazla soylu gelmişti. İçlerinde kendi ülkesinden tanıdığı soylu dostları da bulunuyor olmalıydı fakat maskeleri varken kimin kim olduğunu ayırt etmesi çok zordu.


İnsanların aralarından sıyrılıp elinde tuttuğu kadehiyle gelen Syunara elindekini Durian’a uzattı. “Bunu içmek daha iyi hissetmeni sağlayacak.”


“Bunu içmek bana dans etmeyi öğretmeyecek.”


Kadın gülümsedi. “Mızmızlanma da iç.”


“Dediğim gibi, ben dans etmekten hiç ama hiç anlamam.”


Kadın cevap vermedi.


Durian baskıya daha fazla dayanamayıp kadehi kafaya dikti. Hiç de fena olmayan mavi bir şaraptı bu. Neden yapıldığını bilmiyordu fakat şaşırtıcı derecede ferahlatıcıydı. Boğazından geçerken sanki boğazını karıncalar gıdıklıyor gibi hissediyordu ancak bundan hiç de şikayetçi değildi. Şarabı lıkır lıkır içmeye devam ederken kadın bir hamle yaparak kadehi elinden kaptı.


“Buna benim de ihtiyacım olduğunu unutma.”


Kadın kadehin geri kalanını içip bitirdikten sonra elini Durian’a uzattı. “Müzik bitmeden kalksan nasıl olur?”


Kısa sürede şarap etkisini Durian üzerinde göstermeye başlamış gibiydi. Syunara’nın elini tutan Durian yerinden kalktı. İkili el ele salonun ortasındaki onlarca çiftin arasında yerlerini aldılar. Durian bir elini kadının omzuna koymuştu ancak elini yanlış yere koyduğunu kadının düzeltmesi sayesinde anladı. Elini kadının bel tarafına koyması gerektiğini sonradan anladı. Diğer eli ise kadının elini tutmaya devam ediyordu.


Müzik boyunca ikili sarılmış bir halde diğer insanlar gibi dans ederek dönendiler. Durian bunu çok romantik ve hoş bir his olarak değerlendirdi. Aslında dans etmek sandığı kadar kötü ve zor bir şey değilmiş.


Durian dansa devam ederken kralın olduğu yöne bakınca oldukça şaşırdı; kardeşi Niary, Jufio Difky, Janfur Dizias ve kral en köşede bir şeyler konuşuyorlardı. Konuşmaları sırasında başlarını başka bir yöne bile çevirmiyorlar, hepsi dikkatlice bir şeyler anlatan kralın yüzüne bakıyorlardı. Ciddi bir şeyler yaşanıyor olmalıydı. Balodan sonra Niary ile konuşup kralın onlara ne anlattığını öğrenmem gerek.


Uzun süren müzik tam bitmek üzereyken Syunara dengesini kaybeder gibi oldu. Durian onu sıkıca tutarak düşmesini engellediğinde kadın ona sıkıca sarıldı. Kadın hıçkırırken Durian’ın kulağına “Beni odama götürebilir misin?” dedi.


Durian, “Odan nerede onu bile bilmiyorum ki,” dedi.


Kadının sesi fısıltıyla çıkmıştı. “Kardeşinin odasının karşısında.”


Benim kim olduğumun farkındaymış!


Kadının kolunun altına girerek ona destek olan Durian, “Tamam,” dedi. “Sana yardım edeceğim.”


İkili yavaşça dans eden insanların aralarından yavaş adımlarla geçtiler.


Büyük salon arkalarında kaldığında sesler azalmıştı. İkilinin merdivenlerden üst kata çıkması gerekiyordu ve bu ayakta bile durmakta zorlanan kadın için gerçek bir problemdi. Kadın birkaç basamağı çıktıktan sonra yamuk basıp olduğu yere düşecek gibi oldu. Durian sıkıca tuttuğu kadına “Böyle olmayacak,” dedi. “Seni odana kadar taşımama izin ver.”


Kadından cevap gelmemişti. Kendinden geçmiş olmalıydı.


Durian, kadını iki hamlede zar zor kaldırdıktan sonra kucağında götürürken Evli bir kadını böyle taşıyarak ne yapıyorum ben böyle? diye kendini sorguladı. Birileri görürse ve yanlış anlarsa çok kötü olur!


Kadının odasının önüne geldiğinde kapıyı ayağıyla ittirerek açtı. Oda baştan aşağı düzenli, güzel kokulu ve tertemizdi. Kals kadınları evlenilmesi gereken kadınlar derken yalan söylemiyorlarmış, diye düşündü. Kadını yavaşça yatağına bırakıp üzerini örttükten sonra odadan geri adımlar atarak çıktı. Kapıyı kapayıp arkasını dönmesiyle Jufio Difky ile yüz yüze

geldi.


Ağzı açık bir şekilde hızla soluklanan Jufio maskesini çıkartıp bir kenara fırlatarak “Eşimi sahipsiz mi sandın Durian Vesongor!” diye bağırdı.


Durian açıklama yapmak için ağzını açtı fakat buna fırsat bulamadan yüzüne Jufio’dan çok sert bir yumruk yedi. Gözleri kararıyor ve ayakları yerden kesiliyordu. En son duyduğu şey bir çatırtı sesiydi. Sert bir şey kırılmış olmalıydı. Maskem mi? diye düşündü. Yoksa burnum mu? Belki de ikisi birden…





Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1488

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1219

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 795

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17655 Üye Sayısı
    • 786 Seri Sayısı
    • 36160 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr