“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Ashia - Bölüm 42: Köleler (3)


Savoj Di Jilus

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 5. Matray’ı

 

Kavurucu güneşin altında, avlunun ortasında tek sıra halinde yan yana dizilmişlerdi. Parıldayan kum tanelerinin aralarından buharlar çıkıyordu.


“Bundan böyle hem etiniz hem de kemiğiniz Efendi Radiyn’e ait,” dedi kel adam. “Eski yaşantınızı, ailenizi ve geleceğinizi unutun. Efendi Radiyn isterse cesedinizi bile becerebilir. Her zaman Efendi ne isterse onu yapmak zorundasınız. Buna emredilirse ölmekte dahil.”


Kaslı ve kel olan adamın altında ipekten kahverengi bir pantolon vardı. Kemikli ve çıkık yüzüne gözlerinin altındaki siyah göz damlalarına benzeyen silik dövmeler eşlik ediyordu.


“Bana Pako derler,” dedi kel adam. “Kalan hayatınız boyunca itaat edeceğiniz eğitmeninizim. Emirlerime itaat etmeyen cesur adamların hepsi iş işten geçtikten sonra son bir şans için gözyaşları içerisinde çocuklar gibi ayaklarıma kapandılar. İnanın bana, emirlerime uymamanın cezası sizi hayattan soğutacak kadar ağırdır. Deneyimlemek istemezsiniz.”


Savoj hâlâ olanlara inanmakta güçlük çekiyor ve bunu gururuna yediremiyordu. Bir yıldan fazla zamanını, yemeklerini, hayallerini ve davasını paylaştığı hain piç Kadrin onu basit bir mal gibi memnuniyetle satmıştı. Şimdi kral olma hayalleri ve özgür hayatı önünde uçuşan kum taneleri gibi yok olup gitmişti.


Kafesli bir at arabasında gecenin köründe buraya getirilmişlerdi. Savoj arabaya bindirilmeden önce kral olduğunu ve muhafızlara kendisini bırakmaları gerektiğini emrettiğinde karnına bir yumruk yemiş ve “Ashia’da değiliz ufaklık,” cevabını almıştı. Yolculuk boyunca yanında dört kişi daha ellerinden ve ayaklarından zincirli bir halde oturmuştu. Karanlıkta hiçbirinin yüzünü seçememişti ancak şimdi güneşin altında yolculuk ettiği adamları tüm çıplaklığıyla görebiliyordu.


“Sen,” dedi Pako. “Öne çık.”


Sıranın ortasında bulunan küçük çocuk öne çıktı.


“Ne olmak istiyorsun?”


Çocuk düşünmeden cevap verdi. “Efsanevi bir savaşçı olarak cebimin dolmasını istiyorum!”


Adam gülümsedikten sonra çocuğa tekme atıp onu yere düşürdü. “Hayalperest hergele.”


Pako eliyle grubun en başındaki adamı işaret etti. “Sen, öne çık.”


Kırmızı tenli adam bir süre bekledikten sonra öne çıktı. Gölge gibi koyu saçları gözlerini ve ensesini kapayacak uzunluktaydı.


Pako yere tükürdü. “Senin türünü on beş yıl önce kuruttuğumuzu sanıyordum. Ah, ne şanlı bir gündü. Siz hainlere sırayla işkence çektiriyor ve ardından infaz ediyorduk. O gün o kadar çok tariv ağızlarından kan gelirken çığlık atıp can verdi ki o güne Kızıl Feryat dendi.”


Savoj Estendil’de yaşadığı çocukluk günlerinde o günlere dair birkaç şarkı duymuştu. Sör Kadrin’in de içinde bulunduğu Hüküm Savaşı denen iki yıl sürmüş olan savaşta sanni ülkesinin ordusu ağır bir şekilde ezilmiş ve tariv ırkının neredeyse tamamı katledilmişti. Diğer insanlar o savaş ile kıtanın mutlak hâkimi olduklarını kanıtlamışlardı.


Dişlerini çıkarıp hırlayan tariv önündeki Pako’nun üstüne atlamak istedi ancak buna fırsat bulamadan yediği kırbaç darbesi ile kendisini yerde bulup acı içerisinde sızlandı. Pako tiksintiyle baktığı tarive yerini geçmesini işaret etti. Tariv söz dinlemeyince eli kılıç tutan muhafızlar onu tekmeleyerek yerine zorla geçirdiler.


Pako sıranın en sonundaki Savoj’u işaret etti. “Sen, öne çık.”


Çıkmakla çıkmamak arasında tereddüt eden Savoj en sonunda isteksizce yavaş bir adım atarak öne çıktı. Kum, çıplak ayak tabanlarını acımasızca pişiriyordu.


“Ne olmak istiyorsun?”


Savoj bir köle tarafından küçümsenen bakışlarla süzüldüğünün farkındaydı. Bu çok utanç vericiydi. Babası görse şüphesiz kendisine öfkelenip yüzüne tükürürdü. Taşıdığı Di Jilus asaleti ve şanı ayaklar altındaydı. Şu anda bunların üzerine düşünmekle vakit kaybetmenin gereksiz olacağını anladı. Adamın sorduğu soru gayet basitti ve cevabı da öyle olmalıydı. Köleyi kızdırmadan soruyu dürüst bir şekilde yanıtlamanın en iyisi olacağına karar verdi. “Kral olmak istiyorum.”


Hem Pako hem de onun arkasındaki villanın kolonlarının altında, gölgelerin arasında dikilen muhafızlar kahkahalar attılar. Adam eliyle işaret edince Savoj yerine geçti.


“Diğerlerinin hayallerini sormayacağım çünkü tüm bu hayaller bir seraptan fazlası değiller. Bu saçmalıkları unutun. İşe yaramaz hayatlarınız geçmişte kaldı. Artık Efendi Radiyn ne isterse o olacaksınız; bir fare, bir soytarı, bir fahişe veya erkek olduğunuzu ispat ederseniz bir gladyatör. Eğer bu hane adına çok çalışırsanız eli açık efendimiz sizi kesinlikle ödüllendirecektir ancak en ufak bir yanlışınızda vay halinize.”


Pako’nun işareti ile muhafızlar beşlinin bileklerindeki zincirlerini çıkardılar. Altlarına don niyetine giyilecek çürümüş ve kaşındıran bezden paçavralar verdiler.


Tüm günü güneş tepelerindeyken avluda taş taşıyıp kırarak geçirdiler. Kendilerine ne yemek ne de su veriliyordu. Hayatı boyunca ilk kez ağır işlerle uğraştığı için Savoj’un vücudunun her noktası acıyla kasılıp sızlıyordu.


Akşam hücrelerine döndüklerinde Savoj kendisini duvarın kenarına atıp gözlerini kapamıştı. Ne ayakta duracak hali ne de yemek yiyecek gücü kalmıştı. Bir ara su için tüm krallığından ve krallık hayallerinden vazgeçmeye razıydı ancak şimdi su bile içemeyecek kadar yorgundu. Gözlerini kapamasıyla uykuya dalması bir oldu.


Sarı bir odadaydı. Işıldayan odanın tamamı, her şeyi ve her tarafı altındandı. Etrafta uçuşan toz bile altın tozuydu. Üzerinden hızla bir şeyin geçtiğini hissetti ancak başını kaldırınca altın tavan dışında hiçbir şey göremedi. Uzaklardaki bir kapının açıldığını yankılanan tiz bir gıcırtı sesle duydu. Ardından eşini benzerini duymadığı derinlerden gelen bir kükremeyi duyunca çığlık atarak uyandı. Kalbi patlayacak gibi çarpıyordu. Nefes alıp vermesi bile hırıltıya dönüşmüştü.


Aynı hücrede bulunduğu dört köleden tariv ırkından olanı hariç hepsi uyanıp Savoj’a uykularını böldüğü için söylendiler. Tariv ise sesleri duymamış gibi arkası dönük halde yatmaya devam ediyordu. Savoj bir daha gürültü yapmayacağına söz verince herkes yerine geri döndü.


İkinci günün tamamını avluyu baştan sona temizlemekle ve ardından kılıçla havayı kesmekle geçirmişlerdi. Gün başlamadan önce tüm adamlara iki dilim kuru ekmek, bir parça pişmiş tavuk budu ve sınırsız su verilmişti. Savoj yemeği inanılmaz bir hızla kocaman ısırıklar alarak bitirmiş, hatta ardından kemiği bile dişleriyle kırıp yemeye çalışmıştı ancak bunu başaramamıştı. İyi yemiş olsa bile bunlar karnını doyurmaya yetmemişti. Budun her tarafını tekrardan kemirmiş, ekmeklerin kırıntılarını bile yerden toplayıp ağzına atmıştı. İçtiği su bugüne kadar tattığı her şeyden daha serin ve tatlı hissettirmişti. Konu açlık olunca soyluluk, kölelik ve utanç kavramları bir hiçe dönüşüyor. Kim ne derse desin, bu tam da krallara layık leziz bir sofraydı.


Karınlarına bir şeyler girdiği için neşelenen beşliden dörtlü birbirleriyle kaynaşmaya başlamışlardı. Savoj ile iletişim kuran ilk kişi grubun en küçüğü olan çocuk olmuştu.

Savoj’un yanına oturan çocuk, “Kral olmak çok uçuk bir hayal değil mi?” diye sordu. “Yanlış anlama, hayal kurmayı severim fakat imkânsız şeylerin hayalini kurmayı da sevmem.”


Savoj oturduğu yerden çocuğa bakarken “Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun öyle değil mi?” dedi. Etrafına bakınıp iç çekti. “Bir önemi yok gerçi. Eskiden olduğum kişi ve tüm hakları zincire vurulduğumda öldüler.”


“Kimsin ki?” diye heyecanla sordu çocuk. “Bu arada benim adım Avios. Tüccar olan babamın ölmesiyle alacaklılardan kaçmak için kendimi buraya atıverdim.”

Savoj inanamamış bakışlarla çocuğa bakarken onu baştan aşağı süzdü. “Göreceğin muameleyi bilmene rağmen mi köle oldun?”


Çocuk omuz silkti. “Ne yapabilirdim ki? Özgür bir adam olarak hapislerde çürüyeceğime gladyatör olarak kendi hayatımı kurtarmaya çalışmak bana daha cazip gözüktü.”

Savoj tepki vermeyince Avios güldü. “Peki ya sen kimsin? Soyluya benzediğini söylemem gerek. Morlardan mısın yoksa kırmızılardan mı?”


Savoj çocuğa yaklaşıp “Ben Savoj Di Jilus’um,” dedi. “Kral Dalius Di Jilus’un piç oğluyum.”

“Yani buraya köle olarak yolu düşen iki bahtsız soyluyuz.”


Savoj kaşlarını çattı. “Babam beni bu halde görmek istemezdi. Ailemin yüz karasıyım.”

Avios bir eliyle Savoj’un omzuna vurup ona destek olmaya çalıştı. “Canını sıkma. Arenada efsane olabilirsen özgür bir adam olarak dışarıya çıkabilirsin.”


Savoj yüzünü yanındaki çocuğa çevirirken gözlerinin büyümeye başladığını hissetti. “Gerçekten mi?”


Çocuk başıyla Savoj’u onayladı. Günün geri kalanı tekrardan ağır işlerle ve uyumakla geçti.


Savoj üçüncü günün sabahında grubundaki tanışmaya bile fırsat bulamadığı iki adamın yüzünü bir daha hatırlamamak üzere unutacağını fark etmişti. Orta yaşlı olan adamlardan biri gece boyunca anlamsızca sözcükler sayıklayıp durmuştu. Adamın alnını kontrol eden Savoj buharlar çıkan kumlar gibi yanmakta olduğunu görüp zindancıya seslenmiş fakat zindancı yaşam mücadelesi veren adam için kılını bile oynatmamıştı. Gece boyunca sızlanıp kimseyi uyutmayan adamı gün doğmadan kaybettiler.


Gruptaki diğer adam ise avluya çıktıkları gibi muhafızlar tarafından zincirlenerek başka bir gladyatör okuluna götürüldü. En azından kendilerine söylenen buydu. Avios’un söylediğine göre o adamı bir daha göremeyeceklerdi.


Tariv ırkından olan kırmızı derili genç kimseyle konuşmuyor, sadece emredileni yapıyor ve boş vaktinde kuytu bir köşe bulup dinleniyordu. Grubun diğer üyeleri gibi Savoj da onun ırkındakilere benzer bir yabani hayvan olduğunu düşünüp ondan çekiniyordu.


Günün bir kısmını üzerinde toz, kan ve çamur izleri kalmış köreltilmiş kılıçlarla ve eskimiş ahşap kalkanları yağlar ile temizleyerek geçirdiler. Ekipmanları kısa sürede temizledikten sonra yüksek duvarın gölgesine sığındılar.


Pako bir elinde kırbacıyla havayı döverek üçlünün başına geldi.


“Gözüm üzerinizde değilken hemen kaytarmaya çalışıyorsunuz. Yoksa eski hayatlarınızı unutmanızla ilgili söylediklerim kafanıza girmedi mi? Sizler kölesiniz, köle! Ölene kadar size ne emredilirse onu yapacaksınız.”


“Verdiğiniz işleri halletmiştik efendim,” dedi Avios. “Kimsenin kaytardığı yok.”


Pako çocuğu bir eliyle kaldırıp süzdü. “Yapılacak işler asla bitmez evlat. Eğer işlerin bittiğini ve hazır olduğunuzu düşünüyorsanız sizi sınama vaktim gelmiştir.”

Adam köreltilmiş kılıçlardan ikisini devasa boyuttaki sandıktan aldı. Birisini Avios’un ayaklarının dibine attı. Diğer kılıcı elinde tutup sallarken sıcak kumlarla kaplı avlunun ortasına geçti. Çocuğa kılıcı işaret etti. “Umarım kılıçta maharetin vardır. Yoksa sonun sefil baban gibi olacak.”


Avios babasından bahsedildiğini duyunca hızlı adımlarla avlunun ortasına geçti.


Savoj eli kılıç tutan çocuğu dikkatlice inceledi. Kısa, siyahtan kahverengiye çalan saçları terden dolayı çocuğun yüzüne yapışmıştı. Çelimsiz bedenine kılıç tutmak hiç de yakışmıyordu. Yutkunan çocuğun anında yenileceğini düşündü. Kendisi gibi soylu olsa bile o çocuk bir köleydi ve onun için kılını kıpırdatarak kendi hayatını riske atacak değildi. Yapabileceği tek şey çocuğun ölmemesini ummaktı.


Avios kılıcını kaldırıp Pako’ya savurdu ancak acemice yapılan saldırıdan kurtulması Pako için çocuk oyuncağı olmuştu. Çocuk bir kez daha şansını deneyip Pako’nun kafasını hedef aldı fakat yine başarısız oldu. Pako kılıcıyla çocuğun yanağına vurdu ve çocuk kılıcını düşürüp yanağını tutarak yere yığıldı. Adam kılıcıyla çocuğun sırtına vurdu ve çocuk bağırarak olduğu yerde yuvarlandı.


“Çok zayıfsın,” dedi Pako yerdeki çocuğun üzerine tükürdükten sonra. “Bir daha çok bilmişlik yapıp konuşmaya kalkma. Şimdi git şifacıya yaralarına merhem sürdür.”

Sızlayan sesiyle acısını belli eden Avios başıyla adamın emrini onayladıktan sonra avlunun dışında kalan villaya doğru koştu.


Savoj çocuğun birkaç darbenin ardından şifacıya koşturmasının onun için büyük bir şans olduğunu düşündü. Avios orada tüm gün oyalanıp gün içerisinde yapılacak diğer işlerden kaytarabilirdi. Onun adına sevinmesi gerekse bile gülümseyemiyordu çünkü kendisinin yapması gereken işler Avios’un kaytarması yüzünden artacaktı.


Savoj’un aklına Sör Mörny geldi. Kendisinin bu durumunu bilse ne yapar ve nasıl bir tepki verirdi çok merak ediyordu. Şüphesiz tek başına bir gladyatör okuluna veya etrafı kölelerle çevrili Sör Kadrin’e saldırmaya cesaret edemezdi. Onun bile çaresiz bir şekilde kendisini bırakıp uzaklara kaçmış olabileceğini düşündü. Piç şansı dedikleri şey bu oluyor sanırım, diye düşündü Savoj. Yalnız bir piç olarak doğarsın ve yalnız bir piç olarak kimsenin değer vermediği bir hayatı yaşayıp karanlık bir köşede sessizce ölürsün. Gökyüzüne bakarken kendi kaderine acıyla güldü.


“Sen neye güldüğünü sanıyorsun?” Pako sert bakışlarıyla duvara yaslanıp oturmuş olan ikiliye bakıyordu.


Ağzı düz bir çizgi şeklini alan Savoj endişeyle ağzını oynattı ancak hiçbir şey söyleyemedi.


“Sana diyorum tariv bozuntusu!” dedi Pako. “Komik olan ne?”


Savoj başını yana çevirince tarivin sırıtıp bulutları izlediğini gördü. “Babam siz insanların her zaman zayıfları ezdiğini ve bundan gurur duyduklarını anlatırdı. Yaptıklarınla onun sözlerini doğruladığını ve kendisinin yalancı olmadığını kendi gözlerimle görebildiğim için mutluyum.”


Pako sırıttı. “Baban doğru söylemiş. Biz insanlar her zaman zayıfları ezeriz, tıpkı siz ezik tarivlerin soyunu kurutmamız gibi.”


Kaşlarını çatan genç tariv dişlerini sıkıyordu. Savoj oturduğu yerden yan tarafa doğru yavaşça kaymaya başladı. Ortalık kızışmışken arada kalıp başını belaya sokmak istemiyordu.

Pako kumların arasından aldığı Avios’un kılıcını tarive doğru fırlattı. “Babanın ve ırkının intikamını mı almak istiyorsun? O zaman gel ve yapabilirsen hıncını benden çıkar!”


Tariv yerinden kalkıp hızla Pako’nun üzerine koştu. Tariv kılıcını alttan salladı ve Pako karşılık verince kılıçları tokuşup metalin o tiz ve güzel sesini çıkardılar. Tariv boştaki eliyle beklenmeyen bir hamle yaparak Pako’nun karnına yumruğunu geçirdi. Adam karnını tutarak birkaç adım geriledi.


Tariv koşup zıplayarak adamın omzuna doğru kılıcını havada salladı. Pako yine karşılığını verip kendisini savundu ve havadaki tarive tekmesini geçirince tariv kendisini kumların içerisinde yuvarlanırken buldu. Kumların ve tozların havalanmasından dolayı sanki avluya bir sis perdesi inmiş gibi olmuştu.


Pako yerdeki tarivin sırtına köreltilmiş kılıcıyla vurdu. Tariv acıyla hırladı fakat kılıcını bırakıp ani bir hareketle adamın bacağına saldırıp gözü dönmüş gibi ısırdı. Adam acıyla kılıcını tarivin sırtına vurdu. Tariv tepki vermedi. Ardından onlarca kez daha aynı şekilde vurdu fakat tarivin adamı bırakacağı yoktu. En sonunda ikili yerde dönenip boğuştu. Pako tekmeyi tarivin suratına geçirince tariv yerde taklalar atarak geriye düştü. Kendisine gelen tariv yerinden kalkarken ağzına gelen kanı bir kenara tükürdü.


Tariv kılıcını adamın karnına doğru salladı fakat Pako kendinden emin bir şekilde tarivin hamlesine karşılık verdi. Güneşin altında kel kafası parlayan Pako’nun bacağından kanlar aktığını fark etti Savoj.


Tariv iki eliyle tuttuğu kılıcını uzaktan Pako’ya fırlattı. Pako eğilerek üzerine gelen kılıçtan son anda kurtuldu. Bir eline aldığı kılıç ile tarivin omzuna yanlamasına vurdu ve ikinci saldırısında onun dizinin arkasına kılıcıyla vurup onu yere düşürdü.


Pako yavaş adımlarla başına geldiği tarivi durmaksızın tekmelemeye başladı. Savoj hiçbir şeye karışmamaya kararlıydı. Sırf bir köle için kendisini olayların ortasına atarsa o da cezalandırılabilirdi ve bu istediği en son şey bile değildi.


Yerde tekmelenen tarivin yüzü gözü kan içerisinde kalmıştı. Pako öfkeyle soluyup tarivin kafasını ayağıyla ezmeye çalışıyordu.


“Pako!” dedi villanın kolonlarının gölgeleri arasından çıkan adam. Pako sesi duyunca tekme atmayı kesip adama bakarak soluklanmaya başladı.


“Bunlar çaylaklar mı?” dedi adam.


“Öyleler,” dedi Pako. Ardından yerdeki tarive tekmesini geçirdi. “Gerçi bu yabaninin ne olduğundan emin değilim.” Adam kanlar içerisindeki bacağını uzatıp gösterdi. “Şuna bak. Bir köpek bile kendisine vurulunca ısırmayı bırakır ancak bu kuduz hayvan ölse bile bırakmayacak gibiydi. Kodumun vahşisi.”


“Seni bile böyle delirttiyse ilk seferi için hazır olduğunu söyleyebilirim.” Adam duvar kenarındaki Savoj’u başıyla işaret etti. “Peki ya diğeri hazır mı?”


Kaşlarını çatan Pako, Savoj’a baktı. Bir eliyle kanayan bacağını tutarken yere tükürüp “Hazır,” dedi. “İkisini de götürebilirsin.”


Neye hazırım? Benim gücümü sınamaya bile çalışmadı ki?


Adam başıyla Savoj’a ve tarive gideceklerini işaret etti. “Beni takip edin çaylaklar.”


Adamın arkasından gelen birkaç gladyatör yerdeki tarivin kollarından tutarak kalkmasına ve yürümesine yardım ettiler. En önde emir veren adam gidiyordu. Arkasında Savoj ve onun da arkasında iki gladyatör ile tariv ilerliyordu.


“Beni tanıyor musun?” dedi adam. Kısa siyah saçlarının bazı telleri grileşmeye başlamış olan adamın sert bakışları vardı. Kısa kirli sakallarının da bazı telleri griye çalıyordu. Soluk mavi gözlere sahip adam kırklı yaşlarında gibi duruyordu ancak yaşıtlarına kıyasla çok daha dinç durduğunu düşündü Savoj. Üzerinde hafif bir zırh ve omuzlarından aşağıya sarkan beyaz bir kürk benzeri giysi bulunuyordu.


“Hayır Lordum,” dedi Savoj. Adamın kim olduğunu bilmiyordu ancak görünüşüne ve Pako’dan kendilerini kurtarmasına bakılırsa bir soylu olmalıydı.


“Beni tanımadığın belli,” diyen adam ve arkadan gelen gladyatörler gülüştüler. “Kimsenin lordu değilim. Adım Michard. Bu okulun şampiyonuyum.”


Savoj buna şaşırmıştı ancak bir şey demeden adamı takip etmeye devam etti.

“Nereye gittiğimizi biliyor musun?”


“Hayır,” dedi Savoj. Aklına tek bir yer geliyordu. “Diğer çaylaklar gibi başka bir okula mı?”


“Yanlış tahmin. Kardeşlerimin yanına kan dökmeye, arenaya gidiyoruz.”





Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17510 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36098 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr