Korku dağları bekler. #Atasözü

Ashia - Bölüm 42: Köleler (3)


Savoj Di Jilus

 

Kavurucu güneşin altında avlunun ortasında tek sıra halinde yan yana dizilmişlerdi. Parıldayan kum tanelerinin aralarından buharlar çıkıyordu.

“Bundan böyle hem etiniz hem de kemiğiniz Efendi Radiyn’e ait,” dedi kel adam. “Eski yaşantınızı, ailenizi ve geleceğinizi unutun. Efendi Radiyn isterse cesedinizi bile becerebilir. Her zaman Efendi ne isterse onu yapmak zorundasınız. Buna emredilirse ölmekte dahil.”

Kaslı ve kel olan adamın altında yünden kahverengi bir pantolon vardı. Kemikli ve çıkık yüzüne gözlerinin altındaki siyah göz damlalarına benzeyen silik dövmeler eşlik ediyordu.

“Bana Pako derler,” dedi kel adam. “Kalan hayatınız boyunca itaat edeceğiniz eğitmeninizim. Emirlerime itaat etmeyen cesur adamların hepsi iş işten geçtikten sonra son bir şans için gözyaşları içerisinde çocuklar gibi ayaklarıma kapandılar. İnanın bana, emirlerime uymamanın cezası sizi hayattan soğutacak kadar ağırdır.”

Savoj hâlâ olanlara inanmakta güçlük çekiyordu. Bir yıldan fazla zamanını, yemeklerini, hayallerini ve davasını paylaştığı hain piç Kadrin onu basit bir mal gibi memnuniyetle satmıştı. Şimdi kral olma hayalleri ve özgür hayatı önünde uçuşan kum taneleri gibi yok olup gitmişti.

Kafesli bir at arabasında gecenin köründe buraya getirilmişlerdi. Savoj arabaya bindirilmeden önce kral olduğunu ve muhafızlara kendisini bırakmaları gerektiğini emrettiğinde karnına bir yumruk yemiş ve “Ashia’da değiliz ufaklık,” cevabını almıştı. Yolculuk boyunca yanında dört kişi daha ellerinden ve ayaklarından zincirli bir halde oturmuştu. Karanlıkta hiçbirinin yüzünü seçememişti ancak şimdi güneşin altında yolculuk ettiği adamları tüm çıplaklığıyla görebiliyordu.

“Sen,” dedi Pako. “Öne çık.”

Sıranın ortasında bulunan küçük çocuk öne çıktı.

“Ne olmak istiyorsun?”

Çocuk düşünmeden cevap verdi. “Efsanevi bir savaşçı olmak istiyorum!”

Adam gülümsedikten sonra çocuğa tekme atıp onu yere düşürdü. “Hayalperest hergele.”

Pako eliyle grubun en başındaki adamı işaret etti. “Sen, öne çık.”

Kırmızı tenli adam bir süre bekledikten sonra öne çıktı. Gölge gibi koyu saçları gözlerini ve ensesini kapayacak uzunluktaydı.

Pako yere tükürdü. “Senin türünü on beş yıl önce kuruttuğumuzu sanıyordum. Ah, ne şanlı bir gündü. Siz hainleri sırayla işkence ederek infaz ediyorduk. O gün o kadar çok tariv ağızlarından kan gelirken çığlık atıp can verdi ki o güne Kızıl Feryat dendi.”

Savoj o günlere dair birkaç şarkı duymuştu. Sör Kadrin’in de içinde bulunduğu Hüküm Savaşı denen iki yıl sürmüş olan savaşta sanni ırkı ağır bir şekilde ezilmiş ve tariv ırkının neredeyse tamamı katledilmişti. İnsanlar o savaş ile kıtanın mutlak hâkimi olduklarını kanıtlamışlardı.

Dişlerini çıkarıp hırlayan tariv önündeki Pako’nun üstüne atlamak istedi ancak buna fırsat bulamadan yediği kırbaç darbesi ile kendisini yerde bulup acı içerisinde sızlandı. Pako tiksintiyle baktığı tarive yerini geçmesini işaret etti. Tariv söz dinlemeyince eli kılıç tutan muhafızlar onu tekmeleyerek zorla yerine geçirdiler.

Pako sıranın en sonundaki Savoj’u işaret etti. “Sen, öne çık.”

Savoj yavaşça bir adım atıp öne çıktı. Kum, çıplak ayak tabanlarını acımasızca pişiriyordu.

“Ne olmak istiyorsun?”

Savoj bir köle tarafından küçümsenen bakışlarla süzüldüğünün farkındaydı. Bu çok utanç vericiydi. Babası görse büyük ihtimalle yüzüne tükürürdü. Bunların üzerine düşünmekle vakit kaybetmenin gereksiz olacağını anladı. Soru gayet basitti ve cevabı da öyle olmalıydı. Dürüst bir şekilde yanıtlamanın en iyisi olacağına karar verdi. “Kral olmak istiyorum.”

Hem Pako hem de onun arkasındaki villanın kolonlarının altında, gölgelerin arasında dikilen muhafızlar kahkahalar attılar. Adam eliyle işaret edince Savoj yerine geçti.

“Tüm bu saçma hayallerinizi unutun. İşe yaramaz hayatlarınız geçmişte kaldı. Artık Efendi Radiyn ne isterse o olacaksınız; bir fare, bir soytarı, bir fahişe veya erkek olduğunuzu ispat ederseniz bir gladyatör. Eğer bu hane adına çok çalışırsanız eli açık efendimiz sizi kesinlikle ödüllendirecektir ancak en ufak bir yanlışınızda vay halinize.”

Pako’nun işareti ile muhafızlar beşlinin bileklerindeki zincirlerini çıkardılar. Altlarına don niyetine giyilecek çürümüş ve kaşındıran bezden paçavralar verdiler.

Tüm günü güneş tepelerindeyken avluda taş taşıyıp kırarak geçirdiler. Kendilerine ne yemek ne de su veriliyordu. Hayatı boyunca ilk kez ağır işlerle uğraştığı için Savoj’un vücudunun her noktası acıyla kasılıp sızlıyordu.

Akşam hücrelerine döndüklerinde Savoj kendisini duvarın kenarına atıp gözlerini kapamıştı. Ne ayakta duracak hali ne de yemek yiyecek gücü kalmıştı. Bir ara su için tüm krallığından ve krallık hayallerinden vazgeçmeye razıydı ancak şimdi su bile içemeyecek kadar yorgundu. Gözlerini kapamasıyla uykuya dalması bir oldu.

Sarı bir odadaydı. Işıldayan odanın tamamı, her şeyi ve her tarafı altındandı. Etrafta uçuşan toz bile altın tozuydu. Üzerinden hızla bir şeyin geçtiğini hissetti ancak başını kaldırınca altın tavan dışında hiçbir şey göremedi. Uzaklardaki bir kapının açıldığını yankılanan tiz bir gıcırtı sesle duydu. Ardından eşini benzerini duymadığı derinlerden gelen bir kükremeyi duyunca çığlık atarak uyandı. Kalbi patlayacak gibi çarpıyordu. Nefes alıp vermesi bile hırıltıya dönüşmüştü.

Aynı hücrede bulunduğu dört arkadaşından tariv ırkından olanı hariç hepsi uyanıp Savoj’a uykularını böldüğü için söylendiler. Tariv ise sesleri umursamadan arkası dönük halde yatmaya devam ediyordu. Savoj bir daha gürültü yapmayacağına söz verince herkes yerine geri döndü.

İkinci günün tamamını avluyu baştan sona temizlemekle ve ardından kılıçla havayı kesmekle geçirmişlerdi. Gün başlamadan önce tüm adamlara üç dilim kuru ekmek, bir parça pişmiş tavuk budu ve sınırsız su verilmişti. Savoj yemeği inanılmaz bir hızla kocaman ısırıklar alarak bitirmişti, hatta ardından kemiği bile dişleriyle kırıp yemeye çalışmıştı ancak bunu başaramamıştı. İyi yemiş olsa bile bunlar karnını doyurmaya yetmemişti. Budun her tarafını tekrardan kemirmiş, ekmeklerin kırıntılarını bile yerden toplayıp ağzına atmıştı. İçtiği su bugüne kadar tattığı her şeyden daha serin ve tatlı hissettirmişti. Konu açlık olunca soyluluk, kölelik ve utanç kavramları bir hiçe dönüşüyor. Kim ne derse desin, bu tam da krallara layık leziz bir sofraydı.

Karınlarına bir şeyler girdiği için neşelenen beşliden dördü birbirleriyle kaynaşmaya başlamışlardı. Savoj’un yanına giderek tanıştığı ilk kişi grubun en küçüğü olan çocuk olmuştu. Çocuk adının Avios olduğunu söylemişti. Tüccar olan babasının ölmesiyle borçları da zavallı oğluna miras kalmıştı. Alacaklılardan kaçıp korunmak için çocuk kendi isteğiyle buraya geldiğini ve gördüğü muamelelere rağmen kararından pişman olmadığını söylemişti.

Savoj üçüncü günün sabahında tanıştığı diğer iki adamın ismini bir daha anmamak üzere unutacağını fark etmişti. Orta yaşlı olan adamlardan biri gece boyunca anlamsızca şeyler sayıklayıp durmuştu. Adamın alnını kontrol eden Savoj buharlar çıkan kumlar gibi yanmakta olduğunu görüp zindancıya seslenmiş fakat zindancı yaşam mücadelesi veren adam için kılını bile oynatmamıştı. Gece boyunca sızlanıp kimseyi uyutmayan adamı gün doğmadan kaybettiler.

Gruptaki diğer adam ise avluya çıktıkları gibi muhafızlar tarafından zincirlenerek başka bir gladyatör okuluna götürüldü. En azından kendilerine söylenen buydu. Avios’a göre o adamı bir daha göremeyeceklerdi.

Tariv ırkından olan kırmızı derili genç kimseyle konuşmuyor, sadece emredileni yapıyor ve boş vaktinde kuytu bir köşe bulup dinleniyordu. Savoj onun da ırkındakiler gibi bir yabani olduğunu düşündü.

Günün bir kısmını üzerinde toz, kan ve çamur izleri kalmış köreltilmiş kılıçlarla ve eskimiş ahşap kalkanları yağlar ile temizleyerek geçirdiler. Ekipmanları kısa sürede temizledikten sonra yüksek duvarın gölgesine sığındılar.

Pako bir elinde kırbacıyla havayı döverek üçlünün başına geldi.

“Gözüm üzerinizde değilken hemen kaytarmaya çalışıyorsunuz. Yoksa eski hayatlarınızı unutmanızla ilgili söylediklerim kafanıza girmedi mi? Sizler kölesiniz, köle! Ölene kadar size ne emredilirse onu yapacaksınız.”

“Verdiğiniz işleri halletmiştik,” dedi Avios. “Kimsenin kaytardığı yok.”

Pako çocuğu bir eliyle kaldırıp süzdü. “Yapılacak işler asla bitmez evlat. Eğer işlerin bittiğini düşünüyorsanız sizi sınama vaktim gelmiştir.”

Adam köreltilmiş kılıçlardan ikisini devasa boyuttaki sandıktan aldı. Birisini Avios’un ayaklarının dibine attı. Diğer kılıcı elinde tutup sallarken sıcak kumlarla kaplı avlunun ortasına geçti. Çocuğa kılıcı işaret etti. “Umarım kılıçtaki maharetini geliştirmişsindir. Yoksa sonun sefil baban gibi olacak.”

Avios babasından bahsedildiğini duyunca hızlı adımlarla avlunun ortasına geçti.

Savoj eli kılıç tutan çocuğu dikkatlice inceledi. Kısa, siyahtan kahverengiye çalan saçları terden dolayı çocuğun yüzüne yapışmıştı. Çelimsiz bedenine kılıç tutmak hiç yakışmıyordu. Yutkunan çocuğun anında yenileceğini düşündü. Onun gibi bir köle için kılını kıpırdatacak değildi. Yapabileceği tek şey ölmemesini ummaktı.

Avios kılıcını kaldırıp Pako’ya savurdu ancak acemice yapılan saldırıdan kurtulması Pako için çocuk oyuncağı olmuştu. Çocuk bir kez daha şansını deneyip Pako’nun kafasını hedef aldı fakat yine başarısız oldu. Pako kılıcıyla çocuğun yanağına vurdu ve çocuk kılıcını düşürüp yanağını tutarak yere yığıldı. Adam kılıcıyla çocuğun sırtına vurdu ve çocuk bağırarak olduğu yerde yuvarlandı.

“Çok zayıfsın,” dedi Pako yerdeki çocuğun üzerine tükürdükten sonra. “Git şifacıya yaralarına merhem sürdür.”

Avios başıyla adamın emrini onayladıktan sonra avlunun dışında kalan villaya doğru koştu.

Savoj çocuğun birkaç darbenin ardından şifacıya koşturmasının onun için büyük bir şans olduğunu düşündü. Avios orada tüm gün oyalanıp gün içerisinde yapılacak diğer işlerden kaytarabilirdi. Onun adına sevinmesi gerekse bile gülümseyemiyordu çünkü kendisinin yapması gereken işler Avios’un kaytarması yüzünden artacaktı.

Savoj’un aklına Sör Mörny geldi. Kendisinin bu durumunu bilse ne yapar ve nasıl bir tepki verirdi çok merak ediyordu. Muhtemelen tek başına bir gladyatör okuluna veya etrafı kölelerle çevrili Sör Kadrin’e saldırmaya cesaret edemezdi. Onun bile çaresiz bir şekilde kendisini bırakıp uzaklara kaçmış olabileceğini düşündü. Piç şansı dedikleri şey bu oluyor sanırım, diye düşündü Savoj. Yalnız bir piç olarak doğarsın ve yalnız bir piç olarak ölürsün. Gökyüzüne bakarken kendi kaderine acıyla güldü.

“Sen neye güldüğünü sanıyorsun?” Pako sert bakışlarıyla duvara yaslanıp oturmuş olan ikiliye bakıyordu.

Ağzı düz bir çizgi şeklini alan Savoj endişeyle ağzını oynattı ancak hiçbir şey söyleyemedi.

“Sana diyorum tariv bozuntusu!” dedi Pako. “Komik olan ne?”

Savoj başını yana çevirince tarivin sırıtıp bulutları izlediğini gördü. “Babam siz insanların her zaman zayıfları ezdiğini ve bundan gurur duyduklarını anlatırdı. Onun yalancı olmadığını öğrendiğim için mutluyum.”

Pako sırıttı. “Baban doğru söylemiş. Biz insanlar her zaman zayıfları ezeriz, tıpkı siz tarivlerin soyunu kurutmamız gibi.”

Kaşlarını çatan genç tariv dişlerini sıkıyordu. Savoj oturduğu yerden yan tarafa doğru yavaşça kaymaya başladı. Ortalık kızışmışken arada kalıp başını belaya sokmak istemiyordu.

Pako kumların arasından aldığı Avios’un kılıcını tarive doğru fırlattı. “Babanın ve ırkının intikamını mı almak istiyorsun? O zaman gel ve yapabilirsen hıncını benden çıkar!”

Tariv yerinden kalkıp hızla Pako’nun üzerine koştu. Tariv kılıcını alttan salladı ve Pako karşılık verince kılıçları tokuşup metalin o tiz ve güzel sesini çıkardılar. Tariv boştaki eliyle beklenmeyen bir hamle yaparak Pako’nun karnına yumruğunu geçirdi. Adam karnını tutarak birkaç adım geriledi.

Tariv koşup zıplayarak adamın omzuna doğru kılıcını havada salladı. Pako yine karşılığını verip kendisini savundu ve havadaki tarive tekmesini geçirince tariv kendisini kumların içerisinde yuvarlanırken buldu. Kumların ve tozların havalanmasından dolayı sanki avluya bir sis perdesi inmiş gibi olmuştu.

Pako yerdeki tarivin sırtına köreltilmiş kılıcıyla vurdu. Tariv acıyla hırladı fakat kılıcını bırakıp ani bir hareketle adamın bacağına saldırıp gözü dönmüş gibi ısırdı. Adam acıyla kılıcını tarivin sırtına vurdu. Ardından onlarca kez daha aynı şekilde vurdu fakat tarivin adamı bırakacağı yoktu. En sonunda ikili yerde dönenip boğuştu. Pako tekmeyi tarivin suratına geçirince tariv yerde taklalar atarak geriye düştü. Kendisine gelen tariv yerinden kalkarken ağzına gelen kanı bir kenara tükürdü.

Tariv kılıcını adamın karnına doğru salladı fakat Pako kendinden emin bir şekilde tarivin hamlesine karşılık verdi. Güneşin altında kel kafası parlayan Pako’nun bacağından kanlar aktığını fark etti Savoj.

Tariv iki eliyle tuttuğu kılıcını uzaktan Pako’ya fırlattı. Pako eğilerek üzerine gelen kılıçtan son anda kurtuldu. Bir eline aldığı kılıç ile tarivin omzuna vurdu ve ikinci saldırısında onun bacağına arkadan vurup onu yere düşürdü.

Pako yavaş adımlarla başına geldiği tarivi durmaksızın tekmelemeye başladı. Savoj hiçbir şeye karışmamaya kararlıydı. Sırf bir köle için kendisini olayların ortasına atarsa o da cezalandırılabilirdi ve bu istediği en son şey bile değildi.

Yerde tekmelenen tarivin yüzü gözü kan içerisinde kalmıştı. Pako öfkeyle soluyup tarivin kafasını ayağıyla ezmeye çalışıyordu.

“Pako!” dedi avlunun kolonlarının arkasındaki gölgelerin arasından çıkan adam. Pako sesi duyunca tekme atmayı kesip adama bakarak soluklanmaya başladı.

“Bunlar çaylaklar mı?” dedi adam.

“Öyleler,” dedi Pako. Ardından yerdeki tarive tekmesini geçirdi. “Gerçi bu yabaninin ne olduğundan emin değilim.” Adam kanlar içerisindeki bacağını uzatıp gösterdi. “Şuna bak. Bir köpek bile kendisine vurulunca ısırmayı bırakır ancak bu kuduz hayvan ölse bile bırakmayacak gibiydi. Kodumun vahşisi.”

“Seni bile böyle delirttiyse ilk seferi için hazırdır.” Adam duvar kenarındaki Savoj’u başıyla işaret etti. “Peki ya diğeri hazır mı?”

Kaşlarını çatan Pako, Savoj’a baktı. Yere tükürdükten sonra “Hazır,” dedi. “İkisini de götürebilirsin.”

Neye hazırım? Benim gücümü sınamaya bile çalışmadı ki?

Adam başıyla Savoj’a ve tarive gideceklerini işaret etti. “Beni takip edin çaylaklar.”

Adamın arkasından gelen birkaç gladyatör yerdeki tarivin kollarından tutarak kalkmasına ve yürümesine yardım ettiler. En önde emir veren adam gidiyordu. Arkasında Savoj ve onun da arkasında iki gladyatör ile tariv geliyordu.

“Beni tanıyor musun?” dedi adam. Siyah saçlarının üstleri seyrelmiş fakat yanları oldukça gürdü. Kırklı yaşlarında gibi duruyordu ancak yaşıtlarına kıyasla çok dinç durduğunu düşündü Savoj. Üzerinde hafif bir zırh ve omuzlarından aşağıya sarkan beyaz bir kürk bulunuyordu.

“Hayır Lordum,” dedi Savoj. Adamın kim olduğunu bilmiyordu ancak görünüşüne ve Pako’dan kendilerini kurtarmasına bakılırsa bir soylu olmalıydı.

“Beni tanımadığın belli,” diyen adam ve arkadan gelen gladyatörler gülüştüler. “Kimsenin Lordu değilim, adım Michard. Bu okulun şampiyonuyum.”

Savoj buna şaşırmıştı ancak bir şey demeden adamı takip etmeye devam etti.

“Nereye gittiğimizi biliyor musun?”

“Hayır,” dedi Savoj. Aklına tek bir yer geliyordu. “Diğer çaylaklar gibi başka bir okula mı?”

“Yanlış tahmin. Kardeşlerimin yanına, arenaya gidiyoruz.”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18913 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr