“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Ashia - Bölüm 41: Köleler (2)


Savoj Di Jilus

 

Parmaklıklı demir kapıların arasından siyah miğferinin arkasında beyaz kuş tüyleri bulunan ve altında siyah bir dondan başka hiçbir şeyi bulunmayan kaslı bir adam çıktı. Uzun boylu adam arenanın tam ortasına gelip rakibini beklerken elindeki uzun kılıcını basit bir bıçakmış gibi hızla döndürüyordu. Arenayı dolduran topluluk “Kelos!” diye adamın adını haykırıyordu.

Karşıdaki kapıdan çıkan adamın rakibi yavaş adımlarla arenanın ortasına gelip kılıcını kaldırarak herkesi selamladı. Çok zayıf duran yaşlı adam kendi boyutuna uygun olarak kısa bir kılıç tutuyordu. Altındaki beyaz donu dışında çırılçıplak çelimsiz bedeniyle duruyordu. Savoj arenadaki yaşlı adamın balkonun en solunda oturan üstat kadar yaşlı olduğunu düşündü.

Ortada oturup kıkırdayan Radiyn, “Sonucu en başından belli olan bir karşılaşma,” dedi.

“Ben buna mücadele bile demem,” dedi Sör Kadrin. “Bir farenin kurda karşı ne şansı olabilir?”

Arenadaki adamlar birbirlerinin karşısına geçtikten sonra yaşlı adam rakibine selam vermek için abartılı bir biçimde eğildi. Kelos denen gladyatör de aynısını yapıp eğilince yaşlı adam şimşek gibi bir hızla yerinden atılıp kılıcını adamın başına doğru salladı. Kelos çevik bir hamleyle geriye atılıp kılıcıyla yaşlı adamın saldırısını karşıladı. İkilinin karşılıklı kılıç sallamaları bir müddet devam etti fakat üstünlüğü Kelos almıştı. Genç adam biraz uğraştıktan sonra uzun kılıcıyla yaşlı adamın iki kolunu da sırasıyla kesti. Yaşlı adam kumların üzerine düşüp acı içerisinde bağırırken Kelos gülümseyip kendi etrafında dönerek izleyenleri selamladı. İzleyenler sevinçle bağırıp yaşlı adamın ölmesini istiyorlardı. Kelos yerde sürünen yaşlı adamın bacaklarını da uzun kılıcıyla birkaç darbede kesti. Yaşlı adam geride kalan son şeyiyle, uzuvsuz gövdesiyle olduğu yerde yavaşça çırpınıp bağırıyordu. Kelos yaşlı adamın kulağından tutup başını havaya kaldırdı ve kılıcıyla başı gövdeden ustaca ayırdı. Elinde kalan kafayı bir tekmeyle izleyenlerin arasına fırlattı. İzleyenler kafayı kapmak için birbirlerini eziyorlardı. Kılıcını havaya kaldırıp zafer çığlığını atan genç adam demir kapıların arasından geldiği yere geri döndü.

Balkonun çok sessiz kaldığını düşünen Savoj konuşmaya karar verdi. “Yaşlı adam elinden geleni yapıp iyi dövüştü.”

“Hayır,” dedi Radiyn. “Kelos dövüşü uzatarak yaşlı adamın küçük düşmesini engelledi.”

Adam bir tavuk gibi parçalara ayrılarak öldü ve buna rağmen küçük düşmedi mi? diye sormak istedi Savoj ancak ağzını kapalı tutmanın şimdilik daha iyi olacağını düşündü. Aptal gibi görünmemeliydi.

En solda koltuğuna uzanmış olan üstat gözlerini kapamış, horlayarak uyuyordu. Radiyn masadaki sepetten aldığı birbirinden farklı meyveleri iştahla yemeye devam ediyordu. Savoj’un kendisini izlediğini fark eden Sör Kadrin soğuk bakışlarıyla arkasına dönüp kölelerine bir işarette bulundu.

Çiçek desenlerine sahip sarı ipek elbiseler içerisindeki bir kız boş sepetleri alıp gitti. Kısa bir süre sonra geri gelip koltukların aralarından geçerek dolu sepetleri masalara sırayla koymaya başladı. Siyah kalın bir kemer ile kızın giysileri birbirine sıkıca bağlanmıştı. Kız en soldan başlamış ve en sonunda Savoj’un yanındaki masaya kadar gelmişti. Kız içerisinde birkaç düzine meyve olan büyük sepeti masaya koyarken Savoj onu daha yakından incelemeye başladı.

Koyu kestane, bir erkek gibi kısa saçlara sahip genç, beyaz bir kızdı. Bileğinde Sör Kadrin’in her kölesinde olan kupalı dövme bulunuyordu. Kıvrak hareketler sergileyen kızın göz renklerini görememişti Savoj ve her nedense bunu görmeyi şu anda her şeyden daha çok istiyordu.

“İstersen kızı akşama odana yollayabilirim,” dedi Sör Kadrin.

Kendisini kıza kaptıran Savoj gözlerini hızla arenanın kumlarına doğru kaçırarak “Şakası bile hoş değil,” dedi. “Bir kral ile bir köle asla birlikte olamaz.”

“Olamaz,” diyerek onayladı kıkırdayan Radiyn.

Köle kız hiçbir şey demeden balkonun kapısından geçip arka alanda kayboldu. Neden ona bakarken içimde böyle garip hisler uyandı? diye merakla düşündü Savoj.

Demir kapıların arasından arenaya sol elinde kılıç, sağ elinde ise kalkan tutan kaslı bir adam girdi. Adam az önceki dövüşen Kelos kadar uzun boylu değildi ancak ondan daha kaslı ve korkunç gözüktüğü barizdi. Kafasının tamamını kapatan kaliteli bir miğfer, sol tarafında parlayan çelik bir omuzluk, deri kemer, don ve iplikten yapılma basit çizmeler giyiyordu.

Adam arenanın etrafında dönenip kılıcıyla kalkanına vurarak bağırıyordu. “Hanos’tan ne istiyorsunuz?”

“Kan!”

“Hanos’tan ne istiyorsunuz?”

“KAN!”

“Bugün kana boğulacaksınız!”

Arenayı dolduran taraftarlar Hanos’un adını coşkuyla haykırıyorlardı.

Savoj kendisini kral olarak görüp destekleyen ve onun adını haykıran insanların arasında olabilmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeye çalıştı. Güzel bir his olmalıydı fakat kendisini destekleyen iki elin parmak sayısı kadar bile adamı yoktu. Bu acı vericiydi, özellikle de arenadaki Hanos ve Kelos gibi basit köleler bile tanrılar gibi yüceltilirken kendisini tanıyan neredeyse hiç kimse yoktu.

Hanos’un karşısındaki parmaklıklı demir kapılar açıldıktan sonra kapıları açan muhafızlar yüksek taş parçalarına ve ardından tribünlerin arasına aceleyle tırmanıp geçtiler. Kapıların arasından at boyutunda iki dev kedi çıkmıştı. Turuncu kedilerin üstleri siyah çizgilerle kaplıydı ve yüzleri ile ön tarafları beyaza çalıyordu.

“Kaplanlar,” dedi Sör Kadrin.

Savoj merakla ilk kez gördüğü hayvanları inceliyordu. Kocaman duran korkunç hayvanlar neredeyse bir at boyutundaydılar.

“Ormanlarda yaşayan yırtıcı hayvanlardır ve halk çoğu zaman insanların hayvanlarla karşılaşması ister,” dedi Radiyn.

“Bu hayvanları yakalatmak için her seferinde onlarca köle kaybediyorum,” dedi Sör Kadrin.

“Bir kölenin değeri nedir ki?” diye sordu Radiyn. “Bir kaplan yakalayıp yüzlerce kölenin masrafını karşılamış oluyorsun.”

Doğru, diye düşündü Savoj. Köleler değersizdir.

Kaplanlar kumların üstünde gezinip etrafı koklamaya başladılar. Hanos’u gördüklerinde hiç beklemeden üstüne kükreyerek koştular.

Hanos üzerine gelen ilk kaplanın karnını sol elinde tuttuğu kılıcıyla ustaca kesti. Diğer kaplan sağdan yaklaşıp Hanos’u pençelemeye çalıştı ancak adam kalkanıyla kaplanın darbesini engelleyip hayvanın yüzüne tekmesini geçirdi. Kaplan bu darbeyle yıkılmayıp tekrardan Hanos’un üzerine koşarak kalkanına dişlerini geçirdi. Hanos kalkanına yapışan kaplana kılıcıyla vurmak için hareketlendi ancak sol tarafından gelen kanlar içerisindeki kaplan adamın kılıç tuttuğu kolunu hiç zorlanmadan ısırarak kopardı. Adam acı içerisinde solundaki kaplana tekmeyi attı fakat sağ tarafındaki kaplan fırsattan istifade ederek adamın üzerine atladı ve boğazını ısırarak parçaladı.

Hanos kısa sürede yenilmişti ve halk bundan memnun değil gibi duruyordu. Savoj halkın neden sinirlendiğini anlamıştı. Uğultu arenanın her yerini kapladı ve insanlar ellerindeki meyveleri ve çöpleri bağırarak kaplanlara atmaya başladılar. Kaplanlar kükreyerek üstlerine atılanlara cevap vermeye çalışıyorlardı fakat atılan nesneler karşılık veremeyecekleri kadar çoktu. En sonunda kaplanlar geldikleri açık kapılardan içeriye kaçtılar.

Savoj yanındaki adamlara döndü. Üstat hâlâ uyuyordu. “Herkes varını yoğunu köleye basmıştı değil mi?”

“Doğru bildiniz,” dedi Radiyn. “Adam neredeyse on yıldır hayvanlarla dövüşüp daha önce hiç yenilgi yüzü görmemişti. İtiraf etmem gerek, bu sonuç beni bile şaşırttı.”

Kaplanlar efsanelerdeki korkunç yaratıklara benziyorlar, diye düşündü Savoj. Eğitimli bir kaplan ordum olsa Estendil’i ele geçirmem çok kolay olurdu.

Arenanın kumlarının üzerindeki bir deri bir kemik kalmış genç erkek köleler ellerindeki küreklerle kumları kaldırıp kanların ve kirlerin üzerini örtüyorlardı. Bazıları çöpleri toplayıp dışarıya taşıyordu. İki köle yerdeki parçalanmış Hanos’un cesedini dışarıya sürükledi.

Arena kısa sürede temizlenmişti. Köle çocuklar gözden kaybolduktan sonra Sör Kadrin yerinden doğrulup balkonun ucuna çıktı. Arenadaki izleyici topluluğundan gelen uğultu kısa sürede kesilmişti. Sör Kadrin ellerini kaldırıp kapıların açılmasını işaret etti. Kapılar açıldığında bir adam koşarak arenaya girdi ve etrafta koşuşturup dönenirken kükremeye başladı. Adamın iki elinde de kaliteli uzun bıçaklar vardı. Altına mavi kuş tüylerinden yapılma bir pantolon, deri kemer ve başına uzun gagalı bir kuş kafatası giyiyordu. Adamın özenle örülmüş siyah uzun saçları ayak bileklerine kadar geliyordu.

Sör Kadrin elini açıp adamı işaret ederek “Huzurlarınızda insanlık tarihin gördüğü en büyük katillerden birisi,” dedi. “Madiryan!”

Halktan insanlar onun adını bağırıp yumruklarını havaya kaldırıyorlardı. Genç kızlar ve fahişeler Madiryan’ın adını tahrik edici bir tonla haykırıp ona dil çıkarıyorlardı.

Diğer taraftaki demir kapı yavaşça büyük bir gürültüyle açıldı. Kumlara adımını attıktan sonra kahkaha atmaya başlayan dev gibi korkunç bir adam gözüktü. Vücudunun hiçbir yerinde derisi kalmamış olan aşırı kaslı adam elinde bir balyoz tutuyordu. Topuz şeklinde saçları olan adamın başında devasa bir örümcek iskeleti vardı. Adam bunu başına miğfer gibi geçirmişti. Savoj adamı görünce yutkundu. Az önceki kaplanlar bu adamın yanında kedi yavruları gibi kalırlar. Adamın altında erkekliğini gizleyen bir paçavra dışında başka hiçbir şeyi yoktu.

Sör Kadrin eliyle adamı işaret ederek “Huzurlarınızda,” dedi. “Daha önce yenilgi yüzü görmemiş olan gerçek bir canavar, Kızılağaç!”

Savoj’un daha önce duymadığı bir şiddette coşkuyla bağırıyordu izleyiciler.

Sör Kadrin yerine otururken “Onun şampiyonluk unvanını söylemeyi unuttun,” dedi Radiyn. Sör Kadrin omuz silkip yan tarafındaki sepetten kendisine meyve karıştırmaya başladı.

Madiryan kesinlikle uzun boylu bir adamdı ancak karşısındaki Kızılağaç apayrı bir seviyedeydi. Savoj iri adamın iki Madiryan kadar uzun boylu olduğunu düşündü. Adamın kendisi gibi elindeki balyoz da çok uzundu. Savoj balyozun kendisi kadar uzun olduğunu çok uzaktan bile tahmin edebiliyordu.

Madiryan arenanın etrafında koşturup ellerini iki yana açarak halkı selamlamaya devam ederken Kızılağaç’ın arkasına geçmişti. Adamın arkası dönükken halkı selamlamayı bırakıp bıçağını ona sapladı. Kızılağaç acıyla bağırıp balyozunu geriye doğru hızla salladı. Madiryan çevik bir hamleyle geriye atılıp kendisini kurtardı. Kızılağaç’ın sırtında küçük bir kesik vardı.

“İlk kan döküldü,” dedi Savoj.

Madiryan yanlamasına adımlar atarak Kızılağaç’ın etrafında döneniyordu. Kızılağaç balyozu başının üstünden kaldırıp yere indirirken Madiryan ters takla atarak Kızılağaç’tan uzaklaştı. Madiryan yerden kum alıp Kızılağaç’ın gözlerine atmak istedi ancak bu işe yaramadı. Kızılağaç yaklaştığı Madiryan’a tekme atmaya çalışınca Madiryan adamın bacağını birkaç kez bıçakladı. Kızılağaç bağırarak geri çekildi. İkili birbirinin etrafında dönenmeye devam etti. Boşa yapılan onlarca hamlenin ardından sonunda bir duvarın köşesine gelmişlerdi. İzleyicilerin bulunduğu yerler yerden üç adam kadar uzundular ancak Kızılağaç için bu yükseklik çok büyük bir sorun değildi. Adam izleyiciler arasından uzanıp yakaladığı bir köleyi arenaya çekip Madiryan’a doğru sanki içi boş bir kütüğü fırlatıyormuş gibi fırlattı. Madiryan üzerine uçan köleden sıyrılıp yere düşen adamı bıçaklarıyla etkisiz hale getirdi.

Madiryan tiz bir sesle gülüp olduğu yerde dans etmeye başladı. İnsanlar çöplerini Kızılağaç’a fırlatmaya başladılar. Halk kendilerinden birisinin Kızılağaç yüzünden öldürülmesine sinirlenmiş olmalıydı.

Radiyn izlediklerinden keyif alıyormuş gibi gülüyordu. Kahkahaları havlamaya benziyordu.

İkili bir süre daha dans ettiler ve Kızılağaç üzerindeki onlarca bıçak yarasıyla kanlar içerisinde kalmıştı. Bir kez daha balyozunu boşa sallayıp bir dizinin üzerine çöktü. Madiryan hızlı adımlarla yaklaşıp diğer dizine de bıçaklarını birkaç kez soktu. Kızılağaç iki dizinin üzerine çökmüş dimdik duruyordu. Balyozunu yere bıraktı.

Madiryan, adamın etrafında dönenip dans etmeye devam ediyordu. En sonunda başına geldiği adama gülerek bir şeyler söyledi. Kızılağaç ani bir hareketle adamı boğazından yakalayıp havaya kaldırdı. Madiryan havada çırpınırken bir bıçağını yere düşürmüştü. Diğer bıçağıyla Kızılağaç’ın sol göğsünü, kalbini bıçaklıyordu ancak adam hiç etkilenmiyormuş gibi rakibini havada tutup boğuyordu.

Madiryan onlarca kez adamın kalbine bıçağını soktu ancak sonunda hareketleri yavaşladı ve boğulup hareketsiz kaldı. Ölmüş olmalıydı. Kızılağaç sol göğsünden, kollarından, sırtından ve bacaklarından yaralanmıştı ancak hiç yaralanmamış gibi rahatça ayağa kalkmıştı. Her tarafı kanlar içerisinde kalan adam balyozunu kaldırıp halkı selamlıyordu. Adamın sevinci bitince balyozunu yerdeki Madiryan’ın yüzüne geçirdi. Ölü adamın yüzündeki kuş kaskı ve kafatası bir yumurtanın çatlaması gibi ses çıkararak kırılmıştı. Onları uzaktan izleyen Savoj bile bu sesi duyup ürkmüştü.

“Sizi bunları görüp eğlenmeniz için çağırtmıştım,” dedi Sör Kadrin. “Nasıl buldunuz, etkilendiniz mi?”

“Gladyatörler korkunç adamlarmış,” dedi Savoj Di Jilus. “Barbar ruhuyla dövüşüyorlar.”

“Eğer isterseniz sizi koruması için benden birkaç gladyatör satın alabilirsiniz,” dedi Radiyn.

“Nasıl?” diye sordu Savoj. “Elimde en basit kölenizi alabilecek bir bronz bile yok.”

“Onları benim paramla alacağız,” dedi Sör Kadrin. “Majestelerine armağan olsun.”

Savoj heyecanlıydı. Emrindeki adamların sayıları artacak ve gücüne güç katacaktı. Sör Mörny, Savoj’u yanında gladyatörlerle görünce ne tepki verecek çok merak ediyordu.

“Daha fazla katlanamayacağım,” dedi Üstat Maques. Savoj onun da yanlarında olduğunu unutmuştu. Yaşlı adam ne zaman uyanmıştı? Kölelerden destek alarak merdivenleri inen adam bir süre söylendikten sonra gözden kayboldu.

“Yaşlı bunak her zamanki gibi kâbus görmüş olmalı,” dedi sırıtan Radiyn.

Sör Kadrin işaret verince köleler tahtırevanlar getirdiler. Kırmızı perdeli üç farklı tahtırevan vardı. Savoj, Sör Kadrin ve Radiyn genç köleler tarafından kısa bir süreliğine arenanın içerisinde merdivenler boyunca taşındılar.

En sonunda arenanın altında kalan rutubetli ve leş gibi kokan zindanlara geldiler. Üçlü tahtırevanlarından inip buz gibi mermerlerin üzerinde ilerlemeye başladılar.

Koridor boyunca demir parmaklıklarla kaplı kafeslere benzer yüzlerce hücre vardı. Her hücre içerisinde birkaç gladyatör bulunuyordu. Bazıları duvara sırtını dayamış yatıyor, sohbet ediyor veya cinsel ilişkiye giriyorlardı.

En sonunda kötü kokulu dar bir hücrenin önüne geldiler ve bir muhafız anahtarla hücrenin kapısını açtı. İçerisi pek aydınlık değildi fakat boş olduğu kolayca anlaşılıyordu. Savoj neden burada durduklarını anlamaya çalışırken Sör Kadrin kaşıyla Savoj’u işaret etti ve Savoj’un arkasında bekleyen iki muhafız onu kollarından tutarak hücreye sokmaya çalıştılar. Savoj direnip hücreye girmemek için çabalıyordu ancak bu uğraş boşunaydı. Sayı üstünlüğüne karşı koyamayıp kısa sürede içeriye atılmıştı. Adamlar kapıyı yüzüne kapayıp anahtarla kilitlediler.

Gerçekleri fark eden Savoj iki eliyle parmaklıkları tutarken kendisine bir köpekmiş gibi bakan Kadrin’in yüzüne tükürdü.

“Hain piç!” diye bağırdı Savoj öfkeyle solurken. “Babam her zaman en tehlikelilerin korkaklar olduğunu söylerdi de inanmazdım!”

Radiyn iç cebinden çıkardığı şişkin bir keseyi Sör Kadrin’e uzattı. Sör Kadrin keseden çıkardığı bir altını dişiyle ısırıp kontrol ettikten sonra başıyla onayladı. Adamla el sıkışırken pis bir şekilde Savoj’a bakarak sırıttı.

İkili, muhafızlar ve köleler karanlık zindanı yavaş adımlarla terk ediyorlardı. Ayak sesleri koridor boyunca yankılanıyor ve sesin şiddeti giderek azalıyordu. Bir süre sonra sesler kesildi ve geriye sadece tavandan şıp şıp damlayan su sesi kaldı.

Savoj yere oturup sırtını duvara dayadı. Bacaklarını yukarı çekip kollarıyla tuttu. İçerisinde müthiş bir çaresizlik hissi ve kalbinde hainlere karşı dolup taşan karanlık bir öfke vardı. Gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Beni sattılar, bir köle gibi, hiçmişim gibi satıldım! Baba! Her şeyi batırdım, sensiz ben bir hiçim…

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1361

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1141

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18920 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26502 Bölüm Sayısı


creator
manga tr