“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Ashia - Bölüm 41: Köleler (2)



Savoj Di Jilus

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 4. Matray’ı

 

Yavaşça açılmakta olan paslanmış demir parmaklıklarla kaplı kapıların arasından siyah miğferinin arkasında beyaz kuş tüyleri bulunan ve altında siyah bir bez parçasından başka hiçbir şeyi bulunmayan kaslı bir adam çıktı. Uzun boylu adam arenanın tam ortasına gelip rakibini beklerken elindeki uzun kılıcını basit bir bıçakmış gibi hızla döndürüyordu. Arenayı dolduran topluluk “Kelos!” diye adamın adını haykırıyordu.

Karşıdaki kapıdan çıkan adamın rakibi yavaş adımlarla arenanın ortasına gelip kılıcını kaldırarak herkesi selamladı. Bir deri bir kemik kalmış gibi duran yaşlı adam kendi boyutuna uygun olarak kısa bir kılıç tutuyordu. Altındaki beyaz donu dışında çırılçıplak çelimsiz bedeniyle dimdik duruyordu. Savoj arenadaki yaşlı adamın balkonun en solunda oturan aptal üstat kadar yaşlı olduğunu düşündü.


Ortada oturup kıkırdayan Radiyn, “Sonucu daha başlamadan belli olan bir karşılaşma,” dedi.


“Karşılaşma mı? Peh, ben buna mücadele bile demem,” dedi Sör Kadrin. “Yaşlı bir farenin genç bir kurda karşı ne şansı olabilir ki?”


Arenadaki adamlar birbirlerinin karşısına geçtikten sonra yaşlı adam rakibine selam vermek için abartılı bir biçimde eğildi. Kelos denen gladyatör de aynısını yapıp eğilince yaşlı adam şimşek gibi bir hızla yerinden atılıp kılıcını adamın başına doğru salladı. Kelos çevik bir hamleyle geriye atılıp kılıcıyla yaşlı adamın saldırısını karşıladı. İkilinin karşılıklı kılıç sallamaları bir müddet devam etti fakat üstünlüğü Kelos almıştı. Genç adam biraz uğraştıktan sonra uzun kılıcıyla yaşlı adamın iki kolunu da sırasıyla kesti. Yaşlı adam kumların üzerine düşüp acı içerisinde bağırırken gülümseyen Kelos kendi etrafında dönerek izleyenleri selamladı.


İzleyenler bağırarak yaşlı adamın ölmesini istiyorlardı. Kelos yerde sürünen yaşlı adamın bacaklarını da uzun kılıcıyla birkaç darbede kesti. Yaşlı adam geride kalan son şeyiyle, uzuvsuz gövdesiyle olduğu yerde yavaşça çırpınıp bağırıyordu. Kelos yaşlı adamın kulağından tutup başını havaya kaldırdı ve kılıcıyla başı gövdeden ustaca ayırdı. Elinde kalan kafayı bir tekmeyle izleyenlerin arasına fırlattı. İzleyenler kafayı kapmak için birbirlerini eziyorlardı. Kılıcını havaya kaldırıp zafer çığlığını atan genç adam demir kapıların arasından geldiği yere geri döndü.


Gördükleri karşısında yutkunan Savoj balkonun çok sessiz kaldığını düşünüp konuşmaya karar verdi. “Yaşlı adam elinden geleni yapıp iyi dövüştü.”

“Hayır,” dedi çenesini okşayıp sırıtan Radiyn. “Kelos dövüşü uzatarak yaşlı adamın küçük düşmesini engelledi.”


Adam bir tavuk gibi parçalara ayrılarak öldü ve buna rağmen küçük düşmedi mi? diye sormak istedi Savoj ancak ağzını kapalı tutmanın şimdilik daha iyi olacağını düşündü. Aptal gibi görünmemeliydi.


En solda koltuğuna uzanmış olan üstat gözlerini kapamış, horlayarak uyuyordu. Radiyn masadaki sepetten aldığı birbirinden farklı meyveleri iştahla yemeye devam ediyordu. Savoj’un kendisini izlediğini fark eden Sör Kadrin soğuk bakışlarıyla arkasına dönüp kölelerine eliyle işarette bulundu.


Çiçek desenlerine sahip sarı ipek elbise içerisindeki bir kız boş sepetleri alıp gitti. Kısa bir süre sonra geri gelip koltukların aralarından geçerek dolu sepetleri masalara sırayla koymaya başladı. Siyah kalın bir kemer ile kızın giysileri kayıp düşmesin diye birbirlerine sıkıca bağlanmışlardı. Kız en soldan başlamış ve en sonunda en sağda kalan Savoj’un yanındaki masaya kadar gelmişti. Kız içerisinde birkaç düzine meyve olan büyük sepeti masaya koyarken Savoj onu daha yakından incelemeye başladı.


Koyu kestane, bir erkek gibi kısa saçlara sahip genç, masum bakışlı sevimli bir kızdı. Kendisinden küçük gibi duruyordu. Bileğine Sör Kadrin’in her kölesinde bulunan kupalı dövme işlenmişti. Ses çıkarmadan yürüyen ve narin bir şekilde hareket eden kızın göz renklerini görememişti Savoj ve her nedense bunu görmeyi şu anda her şeyden daha çok istiyordu.


“İstersen kızı akşama odana yollayabilirim,” dedi Sör Kadrin.


Kendisini kıza kaptıran Savoj gözlerini hızla arenanın kumlarına doğru kaçırarak “Şakası bile hoş değil,” dedi. “Bir kral ile bir köle asla birlikte olamaz.”

“Olamaz,” diyerek onayladı kıkırdayan Radiyn.


Köle kız hiçbir şey demeden balkonun kapısından geçip arka alanda kayboldu. Neden ona bakarken içimde böyle garip hisler uyandı? diye merakla düşündü Savoj.


Demir kapıların arasından arenaya sol elinde kılıç, sağ elinde ise kalkan tutan kaslı bir adam girdi. Adam az önceki dövüşen Kelos kadar uzun boylu değildi ancak ondan daha kaslı ve korkunç gözüktüğü barizdi. Kafasının tamamını kapatan kaliteli bir miğfer, sol tarafında parlayan çelik bir omuzluk, deri kemer, don ve iplikten yapılma basit çizmeler giyiyordu.


Adam arenanın etrafında dönenip kılıcıyla kalkanına vurarak bağırıyordu. “Hanos’tan ne istiyorsunuz?”


“Kan!”


“Hanos’tan ne istiyorsunuz?”


“KAN!”


“Bugün kana boğulacaksınız!”


Arenayı dolduran taraftarlar Hanos’un adını coşkuyla haykırıyorlardı.


Savoj kendisini kral olarak görüp destekleyen ve onun adını haykıran insanların arasında olabilmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeye çalıştı. Güzel bir his olmalıydı fakat kendisini destekleyen iki elin parmak sayısı kadar bile adamı yoktu. Bu acı vericiydi, özellikle de arenadaki Hanos ve Kelos gibi basit köleler bile tanrılar gibi yüceltilirken kendisini tanıyan neredeyse hiç kimsecikler yoktu.


Hanos’un karşısındaki parmaklıklı demir kapılar açıldıktan sonra kapıları açan muhafızlar yüksek taş parçalarına ve ardından tribünlerin arasına aceleyle tırmanıp geçtiler. Kapıların arasından at boyutunda iki dev kedi çıkmıştı. Turuncu kedilerin üstleri siyah çizgilerle kaplıydı ve yüzleri ile vücutlarının ön tarafları beyaza çalıyordu.


“Kaplanlar,” dedi Sör Kadrin.


Savoj merakla ilk kez gördüğü hayvanları gözlerini kısarak inceliyordu. Kocaman duran bu korkunç hayvanlar neredeyse bir at boyutundaydılar.


“Ormanlarda yaşayan yırtıcı hayvanlardır ve halk çoğu zaman insanların hayvanlarla karşılaşması ister,” dedi Radiyn.


“Bu hayvanları yakalatmak için her seferinde onlarca köle kaybediyorum,” dedi somurtan Sör Kadrin.


“Bir kölenin değeri nedir ki?” diye sordu Radiyn. “Yakaladığın bir kaplanla bile yüzlerce kölenin masrafını karşıladığını bilmeyen yok.”


Doğru, diye düşündü Savoj. Köleler değersizdir.


Kaplanlar kumların üstünde gezinip etrafı koklamaya başladılar. Hanos’u gördüklerinde hiç beklemeden üstüne kükreyerek koşmaya başladılar.


Hanos üzerine gelen ilk kaplanın karnını sol elinde tuttuğu kılıcıyla ustaca kesti. Diğer kaplan sağdan yaklaşıp Hanos’u pençelemeye çalıştı ancak adam kalkanıyla kaplanın darbesini engelleyip hayvanın yüzüne tekmesini geçirdi. Kaplan bu darbeyle yıkılmayıp tekrardan Hanos’un üzerine koşarak kalkanına dişlerini geçirdi. Hanos kalkanına yapışan kaplana kılıcıyla vurmak için hareketlendi ancak sol tarafından gelen kanlar içerisindeki kaplan adamın kılıç tuttuğu kolunu hiç zorlanmadan ısırarak kopardı. Adam acı içerisinde solundaki kaplana tekmeyi attı fakat sağ tarafındaki kaplan fırsattan istifade ederek adamın üzerine atladı ve boğazını ısırarak parçaladı.


Hanos kısa sürede yenilmişti ve halk bundan memnun değil gibi duruyordu. Savoj halkın neden sinirlendiğini anlamıştı. Uğultu arenanın her yerini kapladı ve insanlar ellerindeki meyveleri ve çöpleri bağırarak kaplanlara atmaya başladılar. Kaplanlar kükreyerek üstlerine atılanlara cevap vermeye çalışıyorlardı fakat atılan nesneler karşılık veremeyecekleri kadar çoktu. En sonunda kaplanlar geldikleri açık kapılardan içeriye kaçtılar.


Savoj yanındaki adamlara döndü. Üstat hâlâ uyuyordu. “Herkes varını yoğunu köleye basmıştı değil mi?”


“Doğru bildiniz,” dedi Radiyn. “Adam neredeyse on yıldır hayvanlarla dövüşüp daha önce hiç yenilgi yüzü görmemişti. İtiraf etmem gerek, bu sonuç beni bile şaşırttı ve cebime bir miktar zarar verdi.”


Kaplanlar efsanelerdeki korkunç yaratıklara benziyorlar, diye düşündü Savoj. Eğitimli bir kaplan ordum olsa Estendil’i ele geçirmem ne kadar da kolay olurdu.


Arenanın kumlarının üzerindeki bir deri bir kemik kalmış genç erkek köleler ellerindeki küreklerle kumları kaldırıp kanların ve kirlerin üzerini örtüyorlardı. Bazıları çöpleri toplayıp dışarıya taşıyordu. İki köle yerdeki parçalanmış Hanos’un cesedini dışarıya sürükledi.

Arena kısa sürede temizlenmişti fakat bu sıcakta etrafa yayılan kanın ve cesedin kokusunu Savoj bile ciğerlerinde hissetmişti. Köle çocuklar gözden kaybolduktan sonra Sör Kadrin yerinden doğrulup balkonun ucuna çıktı. Arenadaki izleyici topluluğundan gelen uğultu kısa sürede kesilmişti. Sör Kadrin ellerini kaldırıp kapıların açılmasını işaret etti. Kapılar açıldığında bir adam koşarak arenaya girdi ve etrafta koşuşturup dönenirken kükremeye başladı. Adamın iki elinde de kaliteli duran parlak uzun bıçaklar vardı. Adam altına mavi kuş tüylerinden yapılma bir pantolon, deri kemer ve başına uzun gagalı bir kuş kafatası giyiyordu. Adamın özenle örülmüş uzun siyah saçları ayak bileklerine kadar geliyordu.


Sör Kadrin elini açıp adamı işaret ederek “Huzurlarınızda insanlık tarihin gördüğü en büyük katillerden birisi,” dedi. “Madiryan!”


Halktan insanlar onun adını bağırıp coşkuyla yumruklarını havaya kaldırıyorlardı. Genç kızlar ve fahişeler Madiryan’ın adını tahrik edici bir tonla haykırıp ona dil çıkarıyorlardı.


Diğer taraftaki demir kapı yavaşça büyük bir gürültüyle açıldı. Kumlara adımını attıktan sonra kahkaha atmaya başlayan dev gibi korkunç bir adam gözüktü. Vücudunun hiçbir yerinde derisi kalmamış olan aşırı kaslı adam elinde kendisi gibi kocaman bir balyoz tutuyordu. Topuz şeklinde saçları olan adamın başında devasa bir örümcek iskeleti vardı. Adam bunu başına sanki bir miğfermiş gibi geçirmişti. Savoj adamı görünce yutkundu. Az önceki kaplanlar bu adamın yanında kedi yavruları gibi kalıp miyavlamakla yetinirler. Adamın altında erkekliğini gizleyen bir paçavra dışında başka hiçbir şeyi yoktu.


Sör Kadrin eliyle adamı işaret ederek “Huzurlarınızda,” dedi. “Daha önce yenilgi yüzü görmemiş olan olağanüstü bir canavar, Kızılağaç!”


Savoj’un daha önce duymadığı bir şiddette coşkuyla bağırıyordu izleyiciler.


Sör Kadrin yerine otururken “Onun şampiyonluk unvanını söylemeyi unuttun,” dedi Radiyn. Sör Kadrin omuz silkip yan tarafındaki sepetten kendisine meyve karıştırmaya başladı.


Madiryan kesinlikle uzun boylu bir adamdı ancak karşısındaki Kızılağaç apayrı bir seviyedeydi. Savoj iri adamın iki Madiryan kadar uzun boylu olduğunu düşündü. Adamın kendisi gibi elindeki balyoz da çok uzundu. Savoj balyozun kendisi kadar uzun olduğunu çok uzaktan bile rahatça anlayabiliyordu.


Madiryan arenanın etrafında daire çizerek koştururken ellerini iki yana açarak halkı selamlamaya devam etti. Çevik bir hamleyle Kızılağaç’ın arkasına geçince halkı selamlamayı bırakıp bıçağını arkası dönük rakibinin sırtına saplayıp çıkardı. Kızılağaç acıyla bağırıp balyozunu geriye doğru hızla salladı. Madiryan çevik bir hamleyle geriye atılıp kendisini kurtardı. Kızılağaç’ın sırtında küçük bir kesik vardı.


“İlk kan döküldü,” dedi Savoj.


Madiryan yanlamasına adımlar atarak Kızılağaç’ın etrafında döneniyordu. Kızılağaç balyozunu başının üstünden kaldırıp yere sertçe indirirken Madiryan ters takla atarak Kızılağaç’tan uzaklaştı. Madiryan yerden kum alıp Kızılağaç’ın gözlerine atmak istedi ancak bu işe yaramadı. Kızılağaç yaklaştığı Madiryan’a tekme atmaya çalışınca Madiryan adamın bacağını birkaç kez seri bir şekilde bıçakladı. Kızılağaç bağırarak geri çekildi. İkili birbirinin etrafında dönenmeye devam etti. Boşa yapılan onlarca hamlenin ardından sonunda bir duvarın köşesine gelmişlerdi. İzleyicilerin bulunduğu yüksek yerler yerden üç adam kadar uzundular ancak Kızılağaç için bu yükseklik çok büyük bir sorun değildi. Adam izleyiciler arasından uzanıp yakaladığı bir zavallıyı arenaya çekip Madiryan’a doğru sanki içi boş bir kütüğü fırlatıyormuş gibi rahatça fırlatıverdi. Madiryan üzerine uçan köleden sıyrılıp yere düşen adamı bıçaklarıyla etkisiz hale getirdi.


Madiryan tiz bir sesle gülüp olduğu yerde dans etmeye başladı. İnsanlar çöplerini Kızılağaç’a fırlatmaya başladılar. Halk kendilerinden birisinin Kızılağaç yüzünden öldürülmesine sinirlenmiş olmalıydı.


Radiyn izlediklerinden keyif alıyormuş gibi gülüyordu. Savoj bu kahkahaları havlamaya benzetti.


İkili bir süre daha dans ettiler ve Kızılağaç üzerindeki onlarca bıçak yarasıyla sanki yürüyen bir kan şelalesi gibiydi. Bir kez daha balyozunu boşa salladıktan sonra dengesini kaybedip bir dizinin üzerine çöktü. Madiryan hızlı adımlarla yaklaşıp diğer dizine de bıçaklarını birkaç kez sokup çıkardı. Kızılağaç iki dizinin üzerine çökmüş olsa bile hâlâ dimdik duruyordu. Tek eliyle tuttuğu balyozunu yere bıraktı.


Madiryan, adamın etrafında dönenip dans etmeye devam ediyordu. En sonunda başına geldiği adamın kulağına kahkahalar atarak bir şeyler söyledi. Kızılağaç o boyuttaki bir adamdan beklenmeyecek seviyedeki bir çeviklikle rakibini boğazından yakalayıp havaya kaldırdı. Madiryan havada çırpınırken bir bıçağını yere düşürmüştü. Diğer bıçağıyla Kızılağaç’ın sol göğsünü, tam kalbinin bulunduğu yeri durmadan bıçaklıyordu ancak Kızılağaç hiç etkilenmiyormuş gibi rakibini havada tutup boğmaya devam ediyordu.


Madiryan onlarca kez adamın kalbine bıçağını soktu fakat bunun hiçbir etkisi olmadı ve en sonunda hareketleri yavaşladı. Bir müddet sonra da tamamen hareketsiz kaldı. Ölmüş olmalıydı. Kızılağaç sol göğsünden, kollarından, sırtından ve bacaklarından yaralanmıştı ancak hiç yaralanmamış gibi rahatça ayağa kalkmıştı. Her tarafından kanlar süzülen adam balyozunu kaldırıp halkı selamlıyordu. Adamın sevinci bitince balyozunu yerdeki Madiryan’ın yüzüne geçirdi. Ölü adamın yüzündeki kuş kaskı ve kafatası bir yumurtanın çatlaması gibi kulak tırmalayıcı bir ses çıkararak kırılmıştı. Onları uzaktan izleyen Savoj bile bu sesi duyunca olduğu yerde ürkmüştü.


“Sizi bunları görüp eğlenmeniz için çağırtmıştım,” dedi Sör Kadrin. “Nasıl buldunuz, etkilendiniz mi?”


“Dedikleri gibi, gladyatörler korkunç adamlarmış,” dedi Savoj Di Jilus. “Tam bir barbar ruhuyla dövüşüyorlar.”


“Eğer isterseniz sizi koruması için benden birkaç gladyatör satın alabilirsiniz,” dedi Radiyn.


“Nasıl?” diye sordu Savoj. “Eminim ki gladyatörleriniz bir paralı asker ordusu kadar pahalıdır.”


“Onları benim paramla alacağız,” dedi Sör Kadrin. “Majestelerine armağanım olsun.”

Savoj heyecanlıydı. Emrindeki adamların sayıları artacak ve gücüne güç katacaktı. Sör Mörny, Savoj’u yanında gladyatörlerle görünce ne tepki verecek çok merak ediyordu.


“Daha fazla katlanamayacağım,” dedi Üstat Maques. Savoj onun da yanlarında olduğunu unutmuştu. Yaşlı adam ne zaman uyanmıştı? Kölelerden destek alarak merdivenleri inen adam bir süre söylendikten sonra gözden kayboldu.


“Yaşlı bunak her zamanki gibi kâbus görmüş olmalı,” dedi sırıtan Radiyn.

Sör Kadrin işaret verince köleler tahtırevanlar getirdiler. Kırmızı perdeli üç farklı tahtırevan vardı. Savoj, Sör Kadrin ve Radiyn genç köleler tarafından kısa bir süreliğine arenanın içerisinde merdivenler boyunca taşındılar.


En sonunda arenanın altında kalan rutubetli ve leş gibi kokan zindanlara geldiler. Üçlü tahtırevanlarından inip buz gibi mermerlerin üzerinde ilerlemeye başladılar.

Koridor boyunca demir parmaklıklarla kaplı kafeslere benzer yüzlerce hücre vardı. Her hücre içerisinde birkaç gladyatör bulunuyordu. Bazıları duvara sırtını dayamış yatıyor, sohbet ediyor veya cinsel ilişkiye giriyorlardı.


En sonunda kötü kokulu dar bir hücrenin önüne geldiler ve bir muhafız anahtarla hücrenin kapısını açtı. İçerisi pek aydınlık değildi fakat boş olduğu kolayca anlaşılıyordu. Savoj neden burada durduklarını anlamaya çalışırken Sör Kadrin gözleriyle Savoj’u işaret etti ve Savoj’un arkasında bekleyen iki muhafız onu kollarından tutarak hücreye sokmaya çalıştılar. Savoj direnip hücreye girmemek için çabalıyordu ancak bu uğraş boşunaydı. Sayı üstünlüğüne karşı koyamayıp kısa sürede içeriye atılmıştı. Adamlar kapıyı yüzüne kapayıp anahtarla kilitlediler.

Gerçekleri fark eden Savoj iki eliyle parmaklıkları tutarken kendisine bir köpekmiş gibi bakan Kadrin’in yüzüne tükürdü.


“Hain piç!” diye bağırdı Savoj öfkeyle solurken. “Babam her zaman en tehlikelilerin korkaklar olduğunu söylerdi de inanmazdım!”


Radiyn iç cebinden çıkardığı şişkin bir keseyi Sör Kadrin’e uzattı. Sör Kadrin keseden çıkardığı bir altını dişiyle ısırıp kontrol ettikten sonra başıyla onayladı. Adamla el sıkışırken pis bir şekilde Savoj’a bakarak sırıttı.


İkili, muhafızlar ve köleler karanlık zindanı yavaş adımlarla tek bir kelime etmeden terk ediyorlardı. Ayak sesleri koridor boyunca yankılanıyor ve sesin şiddeti giderek azalıyordu. Bir süre sonra adım sesleri kesildi ve geriye sadece tavandan şıp şıp damlamakta olan suyun sesi kaldı.


Savoj yere oturup sırtını duvara dayadı. Bacaklarını yukarı çekip kollarıyla tuttu. İçerisinde müthiş bir çaresizlik hissi ve kalbinde hainlere karşı dolup taşan karanlık bir öfke vardı. Gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Beni sattılar, bir köle gibi, hiçmişim gibi satıldım! Baba! Neden beni bu acımasız dünyada yalnız bıraktın? Her şeyi batırdım, sensiz ben bir hiçim, bir hiç…





Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17383 Üye Sayısı
    • 781 Seri Sayısı
    • 36018 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr