Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Ashia - Bölüm 38: İblis


Pognor

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 2 Matray’ı

 

Alacakaranlıktaki ormanın derinliklerinde deliğinden çıkmış olan minik beyaz tavşan etrafını koklayıp yiyecek bir şeyler arıyordu. Bir ot parçasının başına gelen tavşan kulaklarını oynatıp tiz sesler çıkarırken neler olduğunu anlamadan boz kanatlı kocaman gözlere sahip bir baykuş tarafından göz açıp kapayıncaya kadar kapıldı. Baykuş pençeleriyle sıkıca tuttuğu tavşanla beraber uçmak için kanat çırpmaya başlamışken Pognor zıplayıp havada sapladığı kılıcını hem tavşanın hem de baykuşun içerisinden ustaca geçirmişti.

Kılıcında saplı kalan hayvanları çıkarıp bir köşeye atan adam üzerinden kanlar akan uzun kılıcını büyük gövdeli bir ağacın kocaman ıslak yapraklarına silerek temizledi. Yerdeki tavşan çoktan ölmüştü fakat baykuş titreyip ölmeden önceki son çırpınışlarını gerçekleştiriyordu. Adam kılıcını kınına sokarken baykuşun bu haline gülümsedi.

Yaşamak istiyorsan iki kulak ve iki gözle değil, dört kulak ve dört gözle tetikte kalmalısın. Yoksa ava gidip avlanırsın, bu hayatın en temel kuralıdır, demişti ona yıllar önce yaşamış olan yaşlı silah ustası.

Pognor’un yüz adım kadar gerisindeki ağaçların tepelerinde bekleyen baykuşlar hep birlikte kulak tırmalayıcı bir gürültü çıkararak sağa sola uçuştular. Adam yumruğunu sıkıp sert bakışlarıyla o yöne baktı. Bir süredir takip ediliyordu ancak peşindeki kişi veya kişiler kendilerini göstermeye cesaret edemiyorlardı. Pognor bu durumdan dolayı huzursuz olsa da korkmuyordu; kendisini gözleyen kim olursa olsun alt edebileceğinden adı gibi emindi çünkü kendisi çok güçlüydü. Kılıç hünerleri zaman zaman kendisini bile korkutacak kadar iyiydi. Onu gizlice izleyenler de bu görüşe sahip olmalıydılar ki bunca zaman kendilerini göstermeyip korkaklar gibi gizlenmeye ihtiyaç duymuşlardı.

Adam yerdeki ölü hayvanları omzuna koyup ormanın derinliklerine girmeye başladı. Karnı açlıktan gurulduyordu ve açlıktan ölme ihtimalinin peşindekilere ölme ihtimalinden daha yüksek olduğunu düşünüyordu.

Ormanın derinliklerinin sinsi bir yılan gibi kendisini hissettirmeden yayılan sislerle kaplanmaya başladığını fark etti. Bu kendisini takip edenlerin bir tuzağı mıydı yoksa doğal bir olay mıydı bilemiyordu ancak içinden bir ses kılıcına ihtiyaç duyacağını söylüyordu. Pognor kılıcı Matelin’i kınından çekip etrafını dikkatle dinlemeye koyuldu.

Tam arkasında kalan çalıların hareket ettiğini fark edip kılıcını tüm gücüyle oraya doğru savurdu. Güçlü elleriyle tuttuğu kılıcının çalıların içerisindeki şeyi rahatça kesip yarmasını bekliyordu ancak kılıç, çalıların arasındaki çelik gibi sert bir şey tarafından kolaylıkla tutularak durdurulmuştu. Pognor dikkatlice bakınca çalıların içindeki şeyin kılıcını tek eliyle tuttuğunu fark etti.

Kılıcı Matelin’i kendisine doğru geri çekmeye çalıştı ancak kılıcı tutan uzun pençeli elin buna izin vermeye niyeti yoktu. Pognor tüm gücünü kullanıyor, elleri ve kolları zorlanmadan dolayı titriyordu. Buna rağmen kılıcını bir türlü geri alamıyordu.

Çalıların içerisinde saklanan şeyin insanüstü bir gücü olduğunu ve onu saf güçle kolayca alt edemeyeceğini anlayınca sağ eliyle kılıcını tutup çekmeye çalışıyormuş gibi yapmaya devam etti. O sırada sol eliyle üzerindeki deri kemere bağlı küçük bir cam kapsülü yerinden çıkarıp pençeli elin üzerine fırlattı.

Parmak boyutundaki kapsül pençeli ele çarpmasıyla kırıldı ve etrafa hızla siyah bir duman yayılmaya başladı. Pençeli el en sonunda kılıcı tutmayı bırakmıştı. Pognor kılıcını alıp birkaç adım geriledi ve kemerinin üzerindeki kara peçeyi alıp yüzüne geçirdi.

Kapsüldeki kara duman zehirliydi ve etrafa hızla kara bir bulut gibi dağılıyordu. Bunu sadece bir kere solumak bile bir devi bile günlerce felç bırakmaya yeterdi. Kristal gülün demirciler tarafından özel yöntemlerle eritilip sıvı hale ve ardından başka karışımlarla gaz haline getirilmesiyle yapılan çok güçlü bir maddeydi bu. Duman dokunduğu yerlerde kalıcı yanık izleri oluşturur, dokunduğu gözü kör ederdi. Bu zehirli maddeye kör boğum denirdi. Pognor daha önce elinde kapsülü patlayan ve çığlıklar atarak ölen bir adamı hatırladı. Kimse kömür gibi yanıp hızla eriyen adama yaklaşmaya ve yardım etmeye cesaret edememişti.

Çalılar tekrardan hareketlenmeye başladı.

Sisin ve kara dumanların arasından pençeli ellerin sahibi olan varlık yavaşça çıkmaya, kendini göstermeye başladı.

Pognor gördüğü şey karşısında şaşkınlıktan birkaç adım geri atmak zorunda kalmıştı; başının iki tarafından yükselen iki uzun boynuzuyla, kısa beyaz keçi sakallara sahip iki adam boyunda bir varlık belirmişti. Yaşlı bir insana benziyordu ancak bu bir insan değildi, hatta daha önce buna benzer bir varlığı ne görmüş ne de duymuştu. Boynuzlarıyla tam bir iblisi andıran bu varlığa bakıp dişlerini sıktı. Neden günlerdir bu varlık kendisini takip ediyordu? Onun kendisinden güçlü olduğunu bir şekilde hissedebiliyordu. O istese günlerce Pognor’u takip ederek vakit kaybetmek yerine ilk görüşte öldürebilirdi. Bunu yapmaması garipti.

“Nesin sen? Benden ne istiyorsun?”

İblis karşısındaki adama bir adım daha yaklaşınca yüzüne vuran ay ışığı ile boş olan göz çukurları meydana çıktı. Kör birisi kendisini nasıl olur da gecenin köründe böyle bir yerde rahatça takip edebilirdi? Her şey gittikçe tuhaflaşıyordu. Pognor neler olduğunu anlayamıyordu.

Kuru, solgun ve çatlaklarla kaplı dudaklar yavaşça açıldı. “Sana Nesyn’i vaat ediyorum.”

Duyduğu isim ile kalbinin en derin ve yumuşak noktasına ok saplanmış gibi büyük bir acı çeken ve duyduğu şeyin yarattığı şok etkisi ile nefes alışları hızlanan Pognor’un kalp atışları da şiddetlenmeye başladı.

“Sen, sen bu ismi nasıl bilebilirsin?”

“Ben her şeyi bilirim,” dedi iblis.

“Kimsin sen?” diye sertçe sordu yumruğunu sıkan Pognor.

“Öğreneceksin,” diye sakince yanıtladı iblis.

Pognor, arkasını dönüp ilerlemeye başlayan iblisin kendisine zarar vermek gibi bir niyetinin olmadığından emin olunca kılıcını kınına sokup yavaş adımlarla onu takip etmeye başladı. Kendisi çok güçlüydü, burası kesindi ancak bu varlık ondan çok daha kudretliydi. Onun amacı ne olabilirdi? Neden bunca zaman onu takip etmişti? Daha da önemlisi Nesyn’i nereden biliyordu? Ah, Nesyn…

Her adımında topallayıp öne doğru eğilen iblis kısa bir sürenin ardından büyük ağızlı bir mağaranın girişine vardı. Alacakaranlıktaki sonu gözükmeyen mağaraya tereddüt etmeden giren iblisin arkasından Pognor da bir elini kılıcının kabzasında tutarak girdi. Bunun iyi bir fikir olmadığının farkındaydı ancak iblis Nesyn’den bahsetmişti ve cevaplanması gereken sorular vardı.

Gözün gözü görmediği mağaranın bir duvarına elini dayayan iblis elini geri çektiğinde mağaranın duvarları ısınıp kızarmaya başladı. Koyu renkli kayalar tıpkı bir kömür gibi kızıllaştıkça kızıllaşıyordu. Pognor etrafına bakınıp bir tuzağın ortasında olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Kısa sürede mağaranın tamamı kızıllaşıp içeriyi ısıtan duvarları sayesinde aydınlanmıştı. Pognor önündeki iblisin sanki koca güneşi alıp mağaraya soktuğunu düşündü. İçerisi o kadar parlak ve sıcaktı ki…

Vücudunun her yerini kapayan uzun siyah kukuletası içerisindeki iblis duvarın bir noktasına avuç içiyle dokunup kısa bir süre bekledi. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra pençeli elini oradan geri çektiğinde soluk renkli taş duvar yavaşça değişmeye başladı. Depremle sarsılır gibi titremeye başlayan duvarın bulanıklaşmasının ardından orada her şeyi yansıtan bir ayna oluşmuştu.

Pognor birbirinden farklı onlarca özel yetenek, dolandırıcı sihiri ve büyü görüp duymuştu ancak önündeki iblisin sahip olduğu güçler eşi benzeri olmayan şeylerdi. Kimin nesiydi bu iblis? Anlamaya çalışıyordu. Bunu sorgulamanın ve bilmenin kendisine bir fayda sağlamayacağının farkındaydı. Asıl bilmek istediği şey dünyalar güzeli Nesyn’i nereden tanıdığıydı. Nesyn’i düşündükçe kalbi patlayacakmış gibi hızla ve şiddetle çarpıyordu.

İblis, boş göz çukurlu kırışıklarla kaplı yüzünü Pognor’a çevirip “Yaklaş,” dedi.

Bir elini kılıcının kabzasında tutan Pognor yavaş adımlarla iblise yaklaştı. Aniden gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı tıpkı yaşlı silah ustasının dediği gibi dört gözlü ve dört kulaklı olarak tetikteydi.

İblisin yanına, mağara duvarındaki aynanın tam karşısına geçen Pognor, “Şimdi Nesyn’i nereden tanıdığını bana söyleyecek misin?” diye sordu.

İblis pençeli elini yavaşça kaldırıp parmağıyla aynayı işaret etti.

Pognor başını o yöne çevirince gördüğü şey karşısında o kadar şaşırdı ki dizlerinin bağı anında çözüldü ve kendisini yerde buldu; aynada dünyalar güzeli Nesyn vardı! Siyah uzun ve tertemiz kabarık saçlar, büyük gri gözler, küçücük düz bir burun, ince, kırmızı ile pembe arası tondaki dudaklar ve insanın içini eriten o tehlikeli, tatlı bakışlar… Otuzlu yaşlarının sonlarında olan Pognor en son bu yüzü göreli belki de yirmi seneden fazla geçmişti. Nesyn karşısındaydı ve tıpkı yıllar öncesindeki gibi onu en son gördüğü o güzel haliyle duruyordu. Aynanın diğer tarafından Pognor’a bakarak insanın içini ısıtacak bir şekilde gülümsüyordu ancak gülüşünde sanki gizli bir hüzün de vardı.

Eliyle yerden destek alarak kalkan Pognor aynaya yaklaştı. Üzerinde çok şık siyah bir elbisesi olan Nesyn’in elini tutmak istedi fakat eli aynadan geçmiyor, parmakları mağara duvarına çarpıp sızlıyordu.

Hiçbir zaman Nesyn’in elini tutamadığı ve ona duygularını aktaramadığı için pişmanlıkla muazzam bir acı çeken Pognor gözlerinin yaşardığını hissetti. Canlıların böyle duygulara ve hislere sahip olduklarını hatırlayınca kendisine şaşırdı. En son ağlamasının üzerinden kaç yıl geçmişti? Hatırlamıyordu, belki de onlarca yıl geçmişti. Ağlamamalıydı. Titreyen eliyle gözlerini sildikten sonra bu hissin aslında çektiği acıdan ve hüzünden dolayı değil, Nesyn’i yıllar sonra yeniden görebilmekten dolayı olduğunu fark etti. Onu sevmişti… hem de her şeyden çok, yüzüne karşı hiç itiraf edememiş olsa da…

Yaşadığı Saykira isimli köy savaş dönemi büyük bir lejyon tarafından istilaya uğramış ve köyün büyük bir çoğunluğu diri diri yakılmıştı. Söylenenlere göre Nesyn de yakalanıp yakılanlar arasındaydı. Pognor ve köyün küçük bir kesimi canlarını kurtarmak için her şeylerini arkada bırakıp kaçmışlar ve kurtulmuşlardı. Pognor sık sık o gece kendisiyle birlikte kaçan köy ahalisinin köyde cayır cayır yanmasını, bunun karşılığı olarak Nesyn’in kurtulmasını dilerdi. Bazen rüyalarında bunun olduğunu görür, Nesyn’in kurtulmasının mutluluğuyla yanan alevlerin içine gülümseyerek atlar ve sırılsıklam bir şekilde bağırarak uyanırdı.

Burnunu çekip gözlerini aynadaki Nesyn’den ayırmadan iblise “Beni çocukmuşum gibi basit bir illüzyonla kandırabileceğini mi sandın?” dedi. “Nesyn’i kullanıp benim aklımı çelerek ne yapmayı amaçlıyordun?”

İblis alay eder gibi bir tonla “Bunun bir illüzyon olduğunu düşünecek kadar aptal olabilmen komik,” dedi. “Sence illüzyon yapıp insanları kandıracak kadar aciz bir varlık mıyım ben? Ne olduğumu şimdiye kadar anlamış olman gerekirdi.”

“Sen bir iblissin,” diye tısladı Pognor.

“Ondan da öte,” dedi iblis. “Ben Tanrı’yım.”

“Tanrı mı?” diye soran Pognor sırıttı. “Kendimi tekrar etmeme izin ver. Karşında her şeye kanan hayalperest bir çocuk olduğunu sanma babalık, yaşlı dadıların anlattığı masallarda geçen kendisini sözde tanrı ilan eden varlıklara inanmam ben.”

Duygusuz ve soluk yüz ifadesi değişmeyen iblis, “Benim için yeni doğmuş bir bebekten farkın yok,” dedi. “Ben gözümü bir kez kırpana kadar siz insanların ömrü çoktan bitmiş oluyor.”

Pognor karşısındaki iblisin kendisini küçümsediğinin farkındaydı ama bunu umursamıyordu. Umursamış olsa bile ona ne yapabilirdi ki? Dövüşmeye çalışıp kendi hayatını bir hiç uğruna riske atması gereksizdi. Istıraplı olsa bile yaşamayı seviyordu.

Yere bakan iblis, “Faniler bana Kotegras derler,” dedi. “Kör Tanrı.”

Kotegras’ın yüzüne bakmakta olan Pognor yutkunup O gerçekten de Gözsüz Gören Tanrı olabilir mi, diye düşündü. Eşsiz yeteneklerine bakılırsa bu mümkündü fakat bu gerçekse onun gibi bir tanrı benim gibi basit bir faniden canım dışında ne isteyebilir ki?

“Varlığım hakkında kuşku duyuyorsun,” dedi Kotegras. “Aynaya yine bak.”

Başını tekrardan aynaya çeviren Pognor bu defa aynanın içerisindeki yansımada Nesyn’i değil küçük bir çocuğu gördü. Bu çocuk Pognor’a ilk bakışta hiç tanıdık gelmedi. Küçük çocuğun siyah saçları iki ayrı yöne taranmıştı. Küçük oval yüzü, siyah gözleri ve üzerindeki gri paçavralarıyla çocuğun halkın sıradan kesiminden olduğu belliydi. Çocuğun üzerindeki paçavralarını sıkan metal işlemeli siyah bir kemeri vardı. Kemerin üzerinde ise basit bir hançer saklıydı. Küçük çocuk çok saf ve temiz duruyordu. Bir terslik vardı. Çocuğa daha dikkatli bakan Pognor’un gözleri yavaşça büyümeye başladı. Bu benim küçüklüğüm! Adam şaşkınlıktan kaskatı kesilip kaldı.

“Senden tek bir isteğim var,” dedi Kotegras.

Aynada gördüğü yansımanın şokunu atlatıp başını çeviren Pognor isteksizce “Nedir?” diye sordu.

Kotegras parmağını şaklattıktan sonra aynanın içerisindeki yansıma yine şekil değiştirmeye başladı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17505 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36095 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr