"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Ashia - Bölüm 35: Mor Masa Konseyi


Durian Vesongor

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 27. Şiay’ı

 

Sarayda yaşayan insanlar kaliteli bir mimarın eseri gibi duran üzerinde şekilli çıkıntıların bulunduğu beyaz kolonların iki yanına geçmişlerdi. Ak Şövalye Marim Mensan’ın ardından grubun tüm bireyleri kralın karşısında yavaşça tek dizinin üzerine çökerek saygılarını sundular. Durian iki yanındaki saray halkının fısıldaşmalarını duyuyordu. Kendisi gibi Niary’nin de donuk bakışlarla yere bakarak dalmış olduğunu fark etti. O da kendisi hakkında ne konuşulduğunu merak ediyor olmalıydı.

Arkasına yaslanmış olan kral bir kolunu tahtının köşesinden uzatıp tahtın sivri kulpunu sıkıca tutarken “Yaşlı Medd’in çocukları,” dedi. “Yolculuğunuz nasıl geçti?”

Durian insanların neredeyse seksen yaşına gelmiş olan babasına Yaşlı Medd demesinden hoşlanmıyordu. Sanki kendileri sonsuza kadar genç kalacaklar.

“Sayenizde iyi geçti majesteleri,” dedi yere bakmakta olan Vidanir.

“Hiç kimse sizin adınıza çağrılmış davetlilere bulaşmaya cesaret edemedi,” diye ekledi Marim Mensan.

Kral eliyle dizlerinin üzerine çökmüş olan insanlara kalkmalarını işaret edip yavaşça yerinden doğruldu. Önüne ağır zırhlar içerisindeki kırmızı pelerinli iki adam geçti. Kral kendisine eşlik eden ikiliyle tahtın sağında kalan odaya doğru ilerlerken “Tam konseyin toplanacağı vaktinde geldiniz,” dedi. “Difky’ler ve Vesongor’lar, sizin de bana ve danışmanlarıma katılmanızı isterim.”

Durian önlerinde ilerleyen kralın soluklanmalarına bile izin vermeden kendilerini peşinden çağırmasına şaşırmıştı. Genç adamın yol yorgunluğu başına vurmuş, kafasının en derin noktası bir kalp gibi sancılı bir şekilde belli aralıklarla titreyip atıyordu. Derin bir iç çekmenin ardından elleriyle dizlerine bastırıp doğruldu. Sol tarafındaki saray halkının arasından çıkan iki kişi önde ilerleyen kralı ve adamlarını takip ediyordu. Durian ve kardeşleri ise bu ikilinin arkasından ilerlemeye başladılar.

Soldaki soğuk duvarların aralarından geçerek döner merdivenlerin başına geldiler. Yavaş adımlarla soluk renkli taş basamakları inip açık bir kapıdan geçerek uzun dikdörtgen bir masanın bulunduğu geniş bir odaya geldiler. Hizmetkarlar mor renkli masanın etrafına özel olarak işlenmiş gümüş renkli sandalyeleri koşarak getiriyor ve diziyorlardı.

Kral, masanın baş ucundaki üzerinde sivri bir taç simgesi bulunan ve diğer sandalyelerden birkaç ayak daha yüksek olan sandalyeye oturdu. Kralın diğer iki yanında üzerinde geniş bir kalkan simgesi olan iki sandalye bulunuyordu. Kırmızı pelerinli muhafızlar ellerini kılıçlarının kabzalarında tutmaya devam ederek yerlerine oturdular.

Kralın solunda kalan ve muhafızlarından sonra ona en yakınında oturan kişi bir yüzüğün içerisinden geçip ışıklar saçan bir kılıç simgesine sahip sandalyedeki Marim Mensan’dı. Adam yerine oturmadan önce başını eğerek hem krala hem de diğer insanlara saygısını gösterdi. Ak Şövalye’nin solundaki üzerinde bir yıldız simgesi bulunan yere ise Vidanir oturdu. Durian yıldız simgesinin soylu misafirleri temsil ettiğini düşündü, çünkü aynı simge kendisinin ve Niary’nin sandalyelerinde de vardı. Vidanir’in sol yanındaki yere az önce ikinci kez denk gelerek tanışmış oldukları Tensar usulca oturdu. Adamın sandalyesinde açık bir el simgesi vardı. Durian bu simgenin ne anlama geldiğini merak etti.

Tensar’ın soluna ise Durian ve onun da soluna Niary geçti. Durian kız kardeşinin krala hayranlıkla baktığını fark etti. O gerçekten de kralla evlenip kraliçe olabilir miydi? Er ya da geç kafasından bu fikri atması gerekiyordu.

Kralın sağında kalan masanın öbür tarafına diğer insanlar oturmaya başladı.

Masanın başındaki kırmızı pelerinli muhafızın sağındaki kitap simgeli sandalyeye kısa, dik siyah saçlara sahip, uzun ince bıyıklı, ipekten gri bir elbise giymiş uzun burunlu orta yaşlardaki bir adam oturdu. Durian dikkatlice bakınca adamın sağ gözünün yanında küçük bir ben olduğunu fark etti.

Durian’ın sağında oturan Tensar onun kulağına eğilip fısıldayarak “Onun adı Virta Landric,” dedi. “Saray Büyücümüzdür.”

Durian gözlerini o adamın üzerinden ayırmadan yavaşça başını salladı. Önceki kralın bu adamlar tarafından ihanete uğramış olması muhtemeldi. Babasına verdiği sözü tutup kralın neden öldüğünü veya öldürüldüğünü öğrenmeye kararlıydı.

Saray büyücüsünün sağındaki üzerinde göz simgesi olan sandalyeye solmuş mor başlığının içerisindeki genç bir adam oturdu. Yanlara doğru taranmış kısa kahverengi saçlarına yeşil gözleri ve iri kemikli burnu eşlik ediyordu. Adam eliyle saçlarını düzeltti. Yeşil ipek giysiler içerisinde olan adamın siyah eldivenleri olduğuna ayrıca dikkat etti Durian.

“Bu adam,” dedi Tensar. “Muhbir başı ve kaçakçı, Rivayn Dinari.”

O adamın da sağına koyu mavi gözleriyle melankolik bakışlar atan, geniş alınlı, çenesinde çok seyrek sakalları bulunan, keskin yüz hatlarına sahip ve boynunu kapayacak kadar uzun kahverengi saçlara sahip genç bir adam oturdu. Durian dikkatlice bakınca adamın saçlarının griye çalmaya başladığını fark etti. Soluk yeşile çalan mavi ipeğin içerisindeki adamın oturduğu sandalyede sıkı bir yumruk simgesinin olduğunu unutmamak üzere aklına not etti.

“Actarrian Seusi,” dedi Tensar.

“Dur ben tahmin edeyim,” dedi eliyle adamı durduran Durian. “Kendisi kral adına başkente adaleti sağlayan soylu bir yargıç.”

Hafifçe gülen Tensar, “Yanlış,” dedi. “Bu odadaki tek soylu olmayan kişidir o. Halkın temsilcisi olarak burada bulunuyor.”

Dudağını ısıran Durian dikkatlice adamı tekrardan süzdü. Görünüşüyle, giyimiyle ve hareketleriyle adamın bir yüksek soyludan farkı olduğunu söyleyebilmek imkânsızdı.

O adamın da sağında kalan son iki yıldız simgeli sandalyeye siyah uzun saçlara sahip bir adam ile bir kals kadını oturdu.

Durian, kız kardeşinin karşısında oturan kadına bakarken kals ırkını düşündü. İnsanlardan fiziksel olarak neredeyse hiç farkı bulunmayan kalslar bu kıtanın ilk sahipleriydiler. Kalslar uzun kulaklara sahip olarak ormanlarda yaşarlar ve ömürlerini şarkı söylemek gibi eğlenceli şeylerle geçirirlerdi. Ayrıca kalslar asla et yemezlerdi. En azından yurdunda duyduğu kulaktan dolma bilgiler bunlardı. Duyduklarının doğru olup olmadığı üzerine düşündü.

Siyah gözlü, beyaz işlemeli ipek giysi içerisindeki kadının beline kadar gelen uzun simsiyah saçlarının tepesinde, kulaklarının üzerinden geçen ince gümüşten bir tacı vardı. Sivri kulaklarını uzun saçlarının arkasında gizlemeye çalışsa bile kulakları saçlarının arasından dışarı fırlamıştı. Kadının sol elinin üzerinde mavi taşlı parlayan bir yüzük olduğuna ayrıca dikkat etti.

Kadının solunda kalan siyah ipek giysi içerisindeki adam Durian’ın tam karşısına oturmuştu. Ufak yüzlü adamın çenesine kadar gelen uzun siyah saçları, gri gözleri, ufak bir burnu ve alnına takılı ince altından bir tacı vardı. Adam yerine oturduğunda Durian ile göz göze gelip ona hafifçe gülümseyerek başıyla selam verdi.

Tensar yine başını Durian’a doğru usulca yaklaştırdı fakat genç adam eliyle onu hafifçe kolundan tutarak durdurup “Biliyorum,” dedi. “Adam Jufio Difky ve kals karısı Syunara Vissindia.”

Tensar gülümseyerek başını geri çektikten sonra yüzünü krala döndü. Durian önce solunda oturan kız kardeşiyle göz göze gelip gülümsedi sonra kralın kendilerini niye konseyine çağırdığını öğrenmek için başını ona doğru çevirdi.

İşlerini bitiren hizmetkârlar büyük bir özenle gürültü yapmamaya çalışıp odadan koşarak çıktılar. Odada yalnızca on üç kişi kalmışlardı. Kral Kadric Di Jilus gözleriyle masadaki her yüzü teker teker dikkatlice süzdü.

“Diğer dört danışmanım nerede?” diye sordu kaşlarını çatan kral.

“Fidd Üçüncü Bölge’de,” dedi muhbir başı Rivayn. “Medo ona güvenliği için refakat ediyor.”

“Ya diğer ikisi?”

“Valtari ibadet ediyor,” dedi Tensar.

“Amiral Edwold en son Ganf Adası çevresinde devriye gezerken görülmüş,” dedi Rivayn.

Durian buradaki konsey üyelerini ve burada bulunmayan diğer isimleri düşündü. İncelemesi ve sorgulaması gereken onlarca insan vardı. Çok fazla şüpheli vardı. Başının ağrısı bunları düşündükçe daha çok artıyordu. Merhum kralın doğal sebeplerle ölmüş olmasını ve saray entrikalarından uzakta kalabilmeyi umdu. Başını iki elinin arasına alarak yavaşça masaya eğildi.

“Bir sorun mu var?” diye sordu Marim Mensan.

Oluşan sessizliğin ardından sorunun kendisine yöneltildiğini fark eden Durian başını kaldırıp kendisini gülümsemeye zorlayarak “Gözlerim kararır gibi oldu,” dedi. “Yol yorgunluğundan olsa gerek.”

Durian biraz sağında kalan Vidanir ile göz göze gelince büyük kardeşinin kendisine kısık gözlerle acırmış gibi baktığını gördü. Neden böyle bakışlara maruz kaldığını anlayamamıştı.

“Onlar olmadan da önemli kararlar verebilirim,” dedi kral, Durian’ın yorgunluğu umurunda değilmiş gibi. “Ne haberler getirdiniz?”

“Huthia’lar ile fianlar arasındaki kıvılcımın boyutu artmaya devam ediyor majesteleri,” dedi Rivayn.

“Huthia’ları korumanız gerekmez mi?” diye sordu Marim Mensan. “Onlar her zaman ailenize bağlıydılar.”

Durian en sağında oturan Ak Şövalye’nin neden biz demek yerine siz dediğini iyi biliyordu. Ak Lonca denen birlikteki Ak Şövalye’ler sadece canavar avlamaya çıkarlar veya diyarı dış tehditlerden korurlardı. Politika ve savaşlarla hiçbir zaman ilgilenmezlerdi. Ak Şövalye olarak yaşamanın ana şartı buydu.

“Bu savaşı başlatırken benden izin almadılar,” dedi Kral Kadric Di Jilus. “Aptal Kral Aivor Huthia kendi pisliğini kendisi temizlesin.”

“İki tarafın birbirini zayıflatmasına göz yummak bizim için daha iyi olabilir,” dedi masanın üzerindeki ellerini ortada birleştiren Landric Virta.

“Nasıl?” diye sordu Tensar. “Bunun bize ne gibi bir faydası olabilir?”

“Verdikleri ağır zayiatlarla bize karşı oluşturabilecekleri potansiyel tehditler ortadan kaybolacak,” diye yanıtladı Landric.

“Doğru,” dedi Rivayn. “Bırakalım da birbirlerini yesinler.”

Durian konseydekilerin diyarın geneli için çok kritik olan bu kararları rahatça ve önemsizce alabilmelerine şaşırmış, hatta şok olmuştu. Binlercesinin, belki de yüz binlercesinin canı ortadaydı ancak adamlar o canlar için parmaklarını bile oynatmak istemiyorlardı. Her biri çıkarı peşinde koşan yağcı adamlardı. Yolda gelirken burasının böyle insanlarla kaynıyor olabileceğini düşünmüştü. Bu konuda doğru tahminde bulunduğunu bilmek canını yaktı.

“Bu konuyu başka zaman yine ele alırız,” dedi kral. Ardından ellerini açarak rahat bir tavırla “Kardeşimden ne haber?” diye sordu.

“Konrad mı?” diye sordu ellerini ortada birleştiren Marim Mensan.

“Hayır,” dedi kral. Tiksindiğini belli eder bir tonla “Soysuz olan,” diye ekledi.

Durian hiç tanışmamış olsa bile Kral Kadric’in iki erkek kardeşini de birkaç kez duymuştu. Küçük kardeşi Konrad Di Jilus birkaç ay önce yetişkinliğe adımını attığı gibi aynı Marim Mensan gibi Ak Lonca’nın Ak Şövalye’lerinden birisi ilan edilmişti. Bu olay son yıllarda yaşanan kıta genelindeki en büyük ve en şaşırtıcı olaylardan birisiydi.

Genç kralın diğer erkek kardeşinin ise kralın kendisiyle yaşıt olduğunu duymuştu. Adı Savoj olan genç adam kralın meşru olmayan üvey kardeşiydi. Durian birkaç ay önce piç prensin Rividyus’ta korkunç bir suikasta kurban gittiğini duymuştu. Suikastın öğrenilmesinin ardından Kral Dalius Di Jilus, Rividyus’ta yaşayan Aldora Hanesi’nin ve diğer soylu hanelerin unvanlarını ellerinden alıp onları acımasızca Ganf Adası’na sürgüne göndermişti.

Kral soysuz kardeşini sorarken kimden bahsetmişti? Bir Ak Şövalye olan Konrad belki de kral olan kendisinden bile daha soyluydu. Üvey kardeşi Savoj ise ölüydü. Yoksa bilinmeyen başka bir kardeşi daha mı vardı? Durian anlamak için dikkatle krala bakmaya devam etti.

Sinsice gülümseyen Rivayn keskin bir bakış attığı Durian’a “Savoj Di Jilus suikasta kurban gitmedi,” dedi. “Kendisiyle yerini değiştiren zavallı bir çocuk sayesinde hayatını kurtarıp doğu diyarına kaçtı.”

“Paçayı kurtardığını sanmaya devam etsin,” dedi gözlerini kısan Kral Kadric. “Benim her zaman üç adım ötesini planladığımı fark ettiğinde iş işten geçmiş olacak.”

“Kesinlikle,” dedi Rivayn. “Kurtulduğunu sanıp sevinirken ve burayı istila etmek için dost aramaya devam ederken başına geleceklerle birlikte alacağı yüz şeklini hayal edemiyorum.”

“Bahse girerim ölmeden önce korkudan altına kaçırır,” dedi Landric.

Bir eliyle çenesini tutan Kadric başını sallayarak sırıttı.

Bu cani insanların her biri entrika oyununda usta olmuş, diye düşündü Durian. Kesinlikle Kral Dalius bir entrika oyunu sonu öldürülmüş olmalı. Kız kardeşimi bu insanların arasında kraliçe yapmanın onu kendi ellerimle mezarına gömmemden hiçbir farkı yok. Buna izin veremem…




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17486 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr