“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Ashia - Bölüm 29: Son Işık


Viaer

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 14. Şiay’ı

 

Şaşkınca kafasını kaşıyan Ric elini Viaer’e uzattı.

“Senin beş para etmez bir balıkçı olduğunu düşünüyordum ama anlaşılan yanılmışım. Bu arada benim adım Ric.”

Rott araya girip “Havalı Ric diye de bilinir,” dedi.

Viaer karşısındaki kısa boylu adamın uzattığı elini sıkarken “Belki gerçekten de beş para etmem,” dedi. “Adım Viaer, batılıyım.”

Ric karşısındaki genç paralı askerin üzerindekileri gözüyle süzerken “Herhangi bir loncaya veya birliğe bağlı mısın?” diye sordu.

“Ben bir yol kardeşiyim,” dedi Viaer.

“Yani şu onur uğruna ölenlerdensin,” dedi Ric.

Rott konuşan ikilinin yanına gelip Ric’e bakarak “Kaptan kızı karadan götürmemiz gerektiğini söylüyor,” dedi. “Kızı hemen yola hazırla.”

Ric başıyla arkadaşının söylediğini onaylayıp aşağıya indi.

Rott ile Viaer yalnız kalmışlardı. Rott karşısındaki genç adama kocaman elini açarak uzattı.

“Kılıcına bakabilir miyim?”

Viaer kılıcını kınından çıkarıp uzattı. “Buyur.”

Rott’un iri ellerinin ve kollarının arasında minicik kalan kılıç simsiyah rengiyle korkutucu bir şekilde parlıyordu. Adam kılıcın her tarafını detaylıca inceledikten sonra kalitesini başıyla onayladı. Kılıcı geri uzatırken “Bu çok kaliteli bir kılıç,” dedi. “Kılıç seni reddetmediği için şanslısın.”

Viaer karşısındaki iri korsanın ne demek istediğini anlamamıştı. Kılıcın reddetmesi mi? diye düşündü. Bu bir bilmece mi?

Güvertedeki Viaer’i gören küçük sarışın kız sevinçle ona koşup sarıldı. Viaer en başından beri kendisinden korkan kızın şimdi ona güvendiğini görünce sevinçten eriyip bitmişti. İçi kıpır kıpırdı. Bu kıza karşı kaybettiği kız kardeşininkine benzer bir sevgisi olduğunu tam o an fark etmişti.

Viaer kıza sarılmayı bıraktıktan sonra onun yüzüne bakarak “Sonunda rahat bir nefes alabiliyor ve seninle rahatça konuşabiliyorum,” dedi. “Adın ne?”

Kız cevap vermeden genç adamın yüzüne bakıyordu. Viaer bir şeylerin yanlış olduğunu anladı. Geminin kıç kısmından gelen Hadwin, “O kız dilsizdir,” dedi. “Ne yaparsan yap konuşmaz.”

Duyduğu şey karşısında bir yakınını kaybetmiş gibi üzülen ve afallayan Viaer, “Dilsiz mi?” diye acıyla sordu. “Nasıl olur?”

“On Işık ne biliyorsun değil mi?”

Başının arkasını bir eliyle kaşıyan genç adam mahcup bir şekilde “Şey, tam olarak bildiğimi söyleyemem,” dedi.

Batıda doğup büyüyen Viaer soylular gibi hayatın her alanına dair özel dersler almamıştı. Ona tek bir yaratıcı olduğu öğretilmiş ve her zaman tek yaratıcıya dualar etmişti. Yol kardeşi olarak geçirdiği son beş yılında handan hana gitmekten ve yollarda gezmekten başka bir şey yapmamıştı. Buralarda On Işık ve diğer inanışlara dair bir şeyler duymuştu fakat ilgisini çekmediği için bu bilgiler kısa sürede hafızasından uçup gitmişlerdi.

Hadwin derin bir iç çektikten sonra denize bakmaya devam ederken arkasındaki Viaer’e anlatmaya başladı.

“Bundan asırlar önce gökyüzünde, dünyanın her tarafından görülebilen bir noktada Aosfer isimli beyaz bir yıldız parlıyormuş. Bir gün o yıldız sönüp patlamamış ve hemen ardından On Işık denen varlıklar bu dünyada ilk kez görülmüşler. Bazıları onları Tanrılar olarak gördüler, bazıları ise onları tanrıların bize yolladıkları elçileri olarak gördüler. O muazzam varlıklar çağ açıp kapatacak kadar güçlüydüler. Onlar sayesinde biz insanlar ve kalslar geçmişte çok büyük şeyler öğrenmişiz.”

Viaer duyduklarından etkilenmemişti. Bunu Hadwin’e söylemesi gerektiğini düşündü.

“Bana bunlar hep masal gibi geliyor. Bunları asırlar öncesinde yaşamış bir deli uyduruyor, sonra bu abartılarak nesilden nesile aktarılıyor.”

Kaşlarını çatan Hadwin, “Eğer bunlar uydurma masallarsa bu kızın On Işık soyundan gelen son kişi olarak karşımızda durmasına ne diyorsun?” diye sordu.

Afallayan Viaer gözleri büyümüşken “Yani o kız?” diyebildi.

Hadwin ellerini arkasında bağlamış bir şekilde geminin içerisinde gezinmeye başladı.

“İlk kez duyduğumda ben de buna benzer bir tepki vermiştim. Hiç öyle görünmemesine rağmen o bizden çok daha üstün varlık, üstelik yaşlı da.”

Viaer heyecanla “K-kaç yaşında?” diye sordu.

“On Işık dediğimiz varlıkların hepsi birden Aosfer Sönüşü’nün 300. yılında öldüler. Şu anda Aosfer Sönüşü’nün 846. yılında olduğumuza göre bu kız en az 546 yaşında olmalı.”

Viaer’in ağzı açık kalmıştı. Kızın kendisine çeken gizemli bir büyüsü vardı ancak onun bu kadar özel olmasını hiç beklemiyordu. Tives bunları en başından beri biliyor muydu? O kızla arasındaki ilişki ne? Bunları bana neden hiç anlatmadı?

“Kız bu kadar özel olmasına rağmen neden bu kadar güçsüz?”

Acıyla gülen Hadwin, “Sorunumuz da tam olarak bu,” dedi. “On Işık içerisinden birisi bu kızın gücünü acımasızca mühürlemiş. Kız istese bile içindeki muazzam Aly’i kullanamaz.”

Viaer’in bir şey anlamadığını gören Hadwin başını iki yana sallayıp kendi kendine söylendi.

“Aly ne onu bile bilmiyorsun. Ya bir mağara adamısın ya da denizin dibinde yaşıyorsun. Aly dediğimiz şey, içinde kan gibi dolaşan Aosfer’e ait toz parçalarıdır. Buna enerji veya bilinç gücü diyen cahiller de var. Bu kızın ana Aly noktası olan ağzı çok güçlü bir büyü ile mühürlenmiş. Bu yüzden istese de konuşamıyor ve ses çıkaramıyor. Neden böyle yapılmış bilmiyorum. Belki de kız çok güçlü olduğu ve etrafa zarar verdiği için mühürlendi ya da güçlü kimseler onun gücünü hissedemesin diye birileri koruma amaçlı onun gücünü mühürledi. Her neyse, bu kızın mührünün bir şekilde kırılması gerekiyor. Bu mührü kırmak benim gücümü aşıyor. İşte bu yüzden kuzeye, Kadim Büyücü Akademisi denen yere gitmeli ve oranın başkanından yardım almalısınız. Daha fazla oyalanamayız, zaten yeterince vakit kaybettik.”

Her şey az çok Viaer’in aklına yatmıştı. Karşısındaki adamın ciddiyetine ve konumuna bakınca yalan söylemediği açıktı. Viaer’in kıza dair hisleri değişmemişti. Bu yolculukta kızın güvenliği için hayatını ortaya koymaya hazırdı.

“Merak etmeyin, ne olursa olsun bu kızı oraya götüreceğim.”

“Götüreceğiz,” diye araya girdi arkadan sessizce gelen Rott. Küçük kızı omzuna alıp geminin yanında duran kayığa bindirdi.

Ric yanına küçük bir çanta alıp onlara katıldı. Yanlarına kayığı sürecek bir adamda indi. Kayıktaki dörtlü gitmek için hazırdı. Geriye kayığa atlaması gereken Viaer kalmıştı.

Viaer kayığa binmek üzereyken aklına bir şey geldi. Kaptan Hadwin’e dönerek “Son olarak sormak istediğim bir şey var,” dedi. “Kızın adı nedir?”

Hadwin şaşkınca karşısındaki genç paralı askere baktı. Viaer’in sorusunu hiç beklemiyormuş gibi bir süre donup kaldıktan sonra “Bunu ben de bilmiyorum,” dedi. “Kızın adını mührünü kırdığınızda ondan öğrenebiliriz.”

Viaer kızın adını kaptanın bile bilmemesini şaşırtıcı buldu ama nedenini de anlayabiliyordu.

Yine de genç yol kardeşinin içi rahat etmemişti. Kıza her defasında cansız ve değersiz bir varlık gibi kız diye seslenmek istemiyordu. Aklına bir şey gelmişti.

“Ona, en azından bu yolculuk boyunca kullanabileceğimiz bir isim vermeliyiz.”

Genç adamın önerisini başıyla onaylayan kaptan, “Bu iyi olabilir,” dedi. “Herhangi bir önerin var mı?”

Viaer içinden kız kardeşini düşündü. Onun adını böyle özel bir varlığa verip kardeşini anması güzel olabilirdi fakat sonra bu düşüncesini yanlış buldu. Kardeşi, kardeşi olduğu için özeldi. Onun adını başkalarına vermenin kardeşine saygısızlık olabileceğini düşündü. Kendi kafasında düşünceleri arasında çatışma çıkınca Viaer herhangi bir isim öneremeyeceği sonucuna vardı.

Genç adamdan cevap gelmeyince Hadwin, “Kıza Ashia demeye ne dersin?” dedi. “Hem Merkez Kıta ile aynı isme sahip olur hem de kelimenin kals lisanındaki anlamındaki gibi her yere huzur getirir.”

Viaer bu ismi beğenmişti. Başıyla onayladıktan sonra kaptana bakarak “Biz batılılar için Ashia demek hayallerin gerçeğe ulaşması demektir,” dedi. “Gerçekten de bu kıza yakışacak bir isim seçtiniz.”

Aşağıdaki dalgaların arasında sallanan kayığın içerisinde ayakta dikilen Rott, “Hadi Viaer!” diye bağırdı. “Karaya kadar yüzmek istemiyorsan çabuk atla.”

Kurulanan Viaer karşısındaki kaptana havlusunu geri uzattıktan sonra başını eğerek selamını verdi ve hemen ardından kayığa atladı. Dörtlü az önce zar zor yüzerek geldikleri kara parçasına doğru kayıkla geri dönmeye başladı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17510 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36097 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr