"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Ashia - Bölüm 28: Gemide Kaos


Viaer

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 14. Şiay’ı

 

Viaer bir anda gelişen olayları yattığı yerden titrerken izliyordu. Çok soğuktu. Hep peşinden gittiği küçük kızın adamların dikkatlerini dağıtması ve aralarını açması sayesinde hayatı kurtulmuştu ancak şimdi bu korsan gemisinden gizli bir şekilde yanına alacağı kızla nasıl kaçacaktı? Soğuktan ve şok etkisinden dolayı eli ayağı tutulmuştu.

Geminin içerisindeki bir grup korsan silahlarına davranmış olarak güverteye çıktılar. Hadwin isimli mavi gözlü adam onlara dönerek “Siz bu adamla baş edemezsiniz,” dedi. “Dalls Crain’i bana bırakın ve kızı alıp yerinize geri dönsün.”

Kırmızılı adam hâlâ karşısındaki adama burnundan soluyarak bakıyordu.

“Merak etme, senin işini bitirdikten sonra onları da peşinden yollayacağım.”

Dalls Crain alev yumruğunu Hadwin’in başına doğru salladı. Hadwin eğilip bu yumruktan sıyrıldı. Dalls Crain bu hamleyi önceden tahmin ettiğini belli eder gibi gülümseyip karşısındaki adama ağzından ateş püskürdü. Hadwin son anda zıplayarak yanmaktan kurtuldu. Gemi için aynı şey söylenemezdi; güvertenin bir kısmı alev almaya başlamıştı.

Hadwin kılıcını önce karşısındaki adamın karnına saplamaya çalıştı. Dalls Crain yana atlayınca adam bu defa rakibinin boğazına doğru kılıcıyla hamle yaptı. Dalls Crain bu saldırıdan da ustaca sıyrılınca Hadwin sıkıca tuttuğu kılıcını karşısındaki adamın kalbine doğru götürdü. Dalls Crain alevden eliyle üzerine gelen kılıcı havada tutup durdurdu. Dişlerini sıkan Hadwin kılıcını geri çekerek kurtarmaya çalışıyordu ancak pis bir şekilde sırıtan Dalls Crain kılıcı bırakmıyordu. İkisinin de kolları üstünlük kurma çabalarından dolayı titriyordu.

Hadwin karşısındaki adamın hayalarına bir tekme atınca Dalls Crain acıyla kılıcı bırakmak zorunda kaldı. Güverte yanmaya devam ediyordu. Hadwin kılıcını yere atıp ellerini iki yana doğru havaya kaldırdı. Geminin iki tarafında da dalgalanan deniz suyu yavaşça yükselmeye başladı. Hadwin havada salladığı ellerini geminin içerisine doğru yöneltince deniz suyu güverteye vurdu. Bu sert dalganın gemiye vurmasıyla güvertenin üzerindeki ateş söndü.

Dalls Crain derin bir nefes alıp yine ağzından ateş püskürttü fakat bu defa Hadwin ellerini kaldırıp kendisini deniz suyundan oluşturduğu bir kalkan ile korudu. Avuç içiyle önündeki sudan kalkana vurunca havada duran su Dalls Crain’e doğru büyük bir süratle gidip çarptı. Üstü başı ıslanan adam afallamışken Hadwin yerdeki kılıcını alıp onun üzerine koştu. Gerilen koluyla kılıcını tam adama saplayacakken Dalls Crain kendisinin eline tekme atıp Hadwin’i engelledi. Dalls Crain’in sert tekmesi yüzünden adamın kılıcı denize düşmüştü.

İkili aynı anda derin bir nefes alıp karşılıklı üflediler. Kırmızılı adam alev püskürtürken mavi gözlü adam ise su püskürtüyordu. İkisinin ağzından gelen bu elementler havada birbiriyle çarpışmakla kalmıyor, adeta dans ediyorlardı.

Geminin her tarafı buharlar içerisinde kalmışken Viaer artık kendisinin de bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu. Aşağı inip korsanları etkisiz hale getirmeden kızı alıp kaçmasının imkânı yoktu. Bu yüzden dövüşen adamlardan birisine yardım etmeliydi. Adamların arasındaki konuşmalara göre kırmızılı adam gemideki herkesi öldürüp kızı esir alacaktı. Sonrasında kıza nasıl kötülükler yapacaktı belli değildi. Mavi gözlü adam ise kıza ne yapacağı hakkında hiçbir şey söylememişti ancak onu korumaya çalışıyordu. Genç adam yapabileceği en iyi şeyin mavi gözlü adama yardım etmek olduğunun bilincindeydi. Belki adamın hayatını kurtarırsa ve onunla pazarlık yapabilirse kızı kurtarabilirdi.

Viaer kara kılıcını kaldırıp kırmızılı adamın arkasından koştu. Dalls Crain başını bile çevirmeden basit bir refleks ile üzerine gelen genç adamın çenesine tekmesini geçirdi. Viaer havalanıp sırt üstü yere düştü. Mavi gözlü adam derin bir nefes alıp üfledi. Bir oktan bile hızlı giden havadan son anda sıyrılan kırmızılı adamın sol kulağındaki küpesi kırıldı.

Kırmızılı adam koşup mavi gözlü adama da bir tekme geçirdi. Mavi gözlü adam yere düşmüş, eliyle çenesini tutarken kırmızılı adam başına gelerek pis bir şekilde sırıttı.

“Yıllardır bu anın hayalini kuruyordum.”

Kırmızılı adam alevden yumruğunu sıkıp havaya kaldırdığı sırada Viaer içinde beliren bir dürtüyle kara kılıcını uzaktan ona doğru savurdu. Çok hızlı hareket eden siyah bir ışık dalgası adamın sırtına sertçe çarptı. Bu siyah dalganın çarptığı yerden buharlar çıkarken adamın giysisinin o bölümü tamamen erimişti. Adamın sırtı kızarıp kanlar içerisinde kalmışken Viaer’e doğru çatık kaşlarıyla döndü.

“Sen!”

Adam ağzından kan gelirken büyük bir öfkeyle genç paralı askere bakarak başka bir lisanda lanetler okudu.

Dalls Crain derin bir nefes aldı. Tam ağzında biriktirdiği alevi Viaer’e püskürtecekken Hadwin ayaklanıp arkadan yaklaşarak onun ağzını sıkıca tuttu ve açmasını engelledi. Dalls Crain boğulacak gibi olup debelenirken Hadwin onu ittirip denize doğru fırlattı.

Dalls Crain gemiden yanlamasına düşerken ağzını açıp ağzındaki alevi gemiye doğru püskürttü. Geminin bordası alevler içerisinde kalıp yanarken adam yine derin bir nefes alıp ağzını havayla doldurdu. Bu defa ağzından alevler yerine dumanlar çıkıyordu. Sağ eliyle sanki halata benzeyen bu dumanlara tutunup dumanların en tepesine tırmandı.

Buluta benzeyen bu büyük duman parçasının üzerinde havada duran Dalls Crain gemideki Hadwin’e ve Viaer’e alev gibi yanan gözleriyle bakarak “Hadwin,” dedi. “Kızı imparatora teslim etmeyip ölüm fermanını en ön sıradan imzaladın. Ardından bakışlarını Viaer’e çevirdi. “Ve sen aptal çocuk, yüzünü asla unutmayacağım. Bir dahaki denk gelişimizde ölmek için ayaklarıma kapanıp yalvaracaksın.”

Viaer adamın söylediklerinden ve bakışlarından dolayı derinden ürpermişti çünkü adam söylediklerinde ciddiydi ve bunu yapabilecek gücü olduğunu biliyordu.

Hadwin birkaç adım öne çıkıp “İmparatorun köpeği,” dedi. “Vale’ye söyle onun ve kuklalarının korku imparatorluğunun sonu yakındır.”

Dalls Crain başını hızla sallayarak her şeyin yeni başladığını işaret etti. Ardından üzerinde durduğu buluta benzeyen dumanla birlikte oradan uçarak uzaklaştı.

Hadwin geminin yanlarını yakan alevi denizden kaldırdığı deniz suyuyla söndürdü. Ardından ayakta zor duran Viaer’in yanına gelerek “O pislik büyük bir orduyla geri dönecek,” dedi. “İşlerin bu noktaya gelmemesi için çok uğraşmıştım.”

Viaer yorgun hissetmeye başladığı için adama bir şey diyemedi. Titremesi geçmemişti. Hastalanıp yataklara düşmek istediği en son şey bile değildi.

Mavi gözlü adam karşısındaki gence elini uzattı. “Bana Kaptan Hadwin derler, senin adın nedir?”

Genç adam kendisine uzatılan eli titreyen eliyle sıktı. “Ben Viaer, batılıyım.”

Hadwin karşısındaki gencin elini sıktıktan sonra hızlı bir şekilde kolunu çevirip bileğine baktı. Bileğinde bir topluluğa veya korsan birliğine ait dövmesi olmadığını görünce başını salladı.

“Az önceki çarpışmada hem bana hem de gemidekilere iyiliğin dokundu. Bu yüzden canını bağışlıyorum, gidebilirsin.”

O sırada aşağıdaki kapıyı açan Rott hızlı adımlarla ikiliye yaklaştı. Karşısında Viaer’i görünce gözleri büyüdü.

“Az önce seni bir anlığına göz ucuyla da olsa gördüğümde hemencecik tanıdım. Sen tüm günü bizimle geçiren şu balıkçı değil misin?”

Viaer yakayı ele verdiğini fark etti. Yalan söyleyerek buradan bir sonuca ulaşması mümkün değildi. Yapabileceği bir şey yoktu. Dürüst olmaya karar verdi. “Evet, o bendim.”

Hadwin bakışlarıyla genç adamı süzerken “Bu kızın peşindesin değil mi?” diye sordu. Kaşlarını çattı. “Kimin adına çalışıyorsun?”

Böyle bir soru beklemeyen Viaer önce şaşırdı, ardından gülümsedi. Savaşarak bu adamları yenmesinin mümkün olmadığını biliyordu. Dürüstçe anlatmaya devam etti.

“Bir yol kardeşi olarak ölmek üzere olan bir dostuma bu kızı korumak üzerine hayatım üzerine yemin ettim. Şansa bak ki kızla birlikte bir korsan gemisindeyim… sanırım başarısız oldum…”

Çenesini kaşıyan Rott, “Demek başından beri kızı bizim elimizden kapmayı planlıyordun,” dedi.

Yumruğunu sıkan Viaer, “O kızı siz korsanlara bırakıp ırzına geçilmesine göz mü yumsaydım?” diye çıkıştı.

Rott kaşlarını çatıp genç adamın üstüne yürüdü. “Seni küçük- “

“Yeter!” diye araya girdi Hadwin.

“Viaer’di değil mi? Evet, korsanların büyük çoğunluğu senin dediğin pislikleri yaparlar ama biz farklıyız evlat. Bizi tanımadan böyle yargılara varman ölümcül bir hata olur. Benim gemimdeki ana kural çocukları korumak ve onların hayatlarını karartabilecek engelleri ortadan kaldırmaktır. Bu bütün denizlerde bilinir.”

Hadwin konuşmasını bitirdikten sonra geminin içerisinde bir tur attı. Geri döndüğünde konuşmasına devam etti.

“Ayrıca sen bu kızın kim olduğunu biliyor musun? O sıradan bir çocuk değil, o şu an yaşayan en özel kişi olabilir.”

Bir kaşını kaldıran Viaer düşünceli bir şekilde “En özel mi?” diye tekrarladı.

“Evet ve sen bundan bihaber gibi duruyorsun. Eğer bu kıza değer veriyorsan ve onu korumak istiyorsan evine dön. Biz zaten onu koruyoruz ve korumaya da devam edeceğiz. Bundan sonra bu kızın peşinden senin gücünün yetmeyeceği aşırı güçlü kimseler gelecek.”

Rott kaptanına bakarak “Şimdi ne yapacağız kaptan?” diye sordu. “Kızın elimizde olduğunu öğrendikleri an başımıza üşüşecekler.”

Hadwin elini havaya sanki bir şey hissetmiş gibi kaldırdı. Viaer adamın rüzgârın yönünü ölçmeye çalıştığını düşündü. Hadwin etrafına dikkatlice bakındıktan sonra aniden karşısındaki genç adamı yere yatırdı ve kendi avuç içiyle onun alnına dokundu.

Genç adama bakarak gülümseyen Hadwin, “İşte şimdi her şey açıklığa kavuştu,” dedi.

Hadwin avuç içini Viear’in alnına bastırdı. Viaer dayanılmaz bir acı çekip bağırırken elleri titreyen Hadwin’in burnundan kanlar geldi. Bir süre bu şekilde zorlandıktan sonra ayağa kalkıp burnundan gelen kanı iç cebinden çıkardığı mendiline sildi. Yerde yatmakta olan Viaer ne olduğunu anlamamıştı. Kısa bir anlığına acı çekmişti ancak bu ne içindi? Şimdi az önceki acısından eser yoktu. Hadwin ona dönerek “Genç Viaer,” dedi. “Arkadaşın ölmeden önce konuşurken büyüyle kendi düşüncelerini senin düşüncelerinin arasına mühürlemiş. Bize yardım ettiğin için aklındaki bu mührü kırarak sana olan borcumu ödedim. Artık kafanda bu kızı kurtarman gerektiğine dair baskılar, dürtüler ve düşünceler bulunmayacaklar.”

Hadwin’in söylediklerine şaşıran Viaer bunun gerçek olabilmesine ihtimal vermiyordu. Bir baba gibi gördüğü Tives ölmeden önce küçük kızı canı pahasına koruması için Viaer’e bir büyü yapmazdı, yapamazdı. Buna inanmak istemeyen Viaer kaşlarını çatarak “Böyle bir şey söz konusu bile olamaz,” dedi. “Ben o kızı bir mühür yüzünden değil, kendi inançlarım ve onurumdan dolayı takip edip korumaya çalıştım.”

Başını iki yana sallayan Hadwin, “Seni ikna etmekle uğraşacak vaktim yok genç adam,” dedi.

Hadwin gözlerini kısarak Viaer’in kılıcına bakarken “Bu kılıcı nereden buldun?” diye sordu.

Elleri titremeye devam eden Viaer kara kılıcını kınından çıkarıp havaya kaldırdı.

“Ah, bu kılıcı beni kılıcımdan eden Rowley’den ödünç aldım.”

Arkada duran Rott gür sesiyle “Rowley mi?” diye sordu. “Onunla bir ay kadar önce görüşmüştüm.”

Şüpheli gözlerle genç adama bakan kaptan, “Rowley kılıç koleksiyonu yapan bir manyaktı,” dedi. “Seninle kara kılıcını paylaştığından şüpheliyim.”

Viaer gülümseyerek “Paylaştığını kim söyledi ki?” dedi. “Kılıcı ödünç aldığımı söyledim.”

Kollarını birbirine bağlayan Hadwin, “Şimdi ne yapmayı planlıyorsun?” diye sordu.

“O kızı korumaya devam edeceğim,” dedi Viaer.

“Kafandaki mührü kırmama rağmen bu düşüncenden vazgeçmiyorsun demek.”

Yumruğunu sıkan Viaer, “Tives’e söz verdim,” dedi. “Onu kanımın son damlasına kadar koruyacağım!”

Hadwin duyduğu ismin hemen ardından Viaer’in iki kolundan sıkıcı tuttu.

“Tives mi dedin? Kızı koruması için seninle konuşan ve seni mühürleyen o muydu?”

Viaer karşısındaki kaptanın neden böyle heyecanlandığını anlamamıştı. “Evet,” dedi titremeye devam ederken. Titremekten dişleri birbirine çarpıyordu. “Beni bugünlere getiren ikinci babamdır kendisi, şimdi ruhu Fısıltı Ormanı’nın derinliklerinde özgürce uçuyor.”

Hadwin kederli bir tonla “Ah, demek öldü…” dedi. “Tives benim de eski bir dostumdu.”

Viaer karşısındaki kaptanın kel tüccar ile dost çıkmasını hiç ama hiç beklemiyordu. Bunun kendisi için eline geçebilecek en iyi fırsat olduğunu düşündü. “Aynı tarafta olduğumuza göre kızı takip edip korumam konusunda bana güvenebilirsiniz. Öyle değil mi?”

“Sana az önce söylediğim gibi, büyük ihtimalle bu işi yaparken öleceksin. Buna rağmen kızı korumak istiyorsan seve seve bizimle birlikte hareket etmene izin verebilirim. Tives’in dostu benim de dostumdur.”

Viaer, “Ölmekten daha fazla korktuğum tek bir şey var,” dedi. “O da günahsız çocukların suçsuz bir yere ölmeleri. Gücüm yettiğince, ucunda ölüm olsa bile o kızı koruyacağım.”

Hadwin duyduğu şey karşısında gülümseyip dalmıştı. Viaer kaptanın ne düşündüğünü merak etti. Ardından “Kızı nereye götürmeyi planlıyorsunuz?” diye sordu.

Hadwin geminin iç kısmına girip büyük bir havluyla geri dönerek Viaer’e uzattı. Viaer üzerine çıkarıp kurulanırken kaptan, “Kızı en kuzeye, Kadim Büyücü Akademisi’ne götürmeyi planlıyorum,” dedi. “Oradaki büyücülerin yanında hem siz hem de kız güvende olacaksınız.”

“Biz mi?” diye sordu Viaer. “Hep birlikte oraya gitmiyor muyuz?”

“Senin yaraladığın ve geri çekilmek zorunda kalan Dalls Crain pisliği kızı gemide tuttuğumuzu sanacak. Ben denizlerde peşimizden gelenleri üzerime çekip oyalarken size zaman kazandıracağım. Siz de o sırada vakit kaybetmeden kuzeye ilerleyeceksiniz.”

Viaer kaptanın planını anlamıştı. Kız için kendi canından olmayı göze almıştı. Kaptanın bir korsan olmasına rağmen iyi ve onurlu bir adam olduğunu düşündü.

“Yani kendinizi feda etmeyi planlıyorsunuz.”

Hadwin gülümseyerek “Herkes belli bir yere kadar rolünü oynar ve ölür,” dedi.

İkilinin karşılıklı konuşması bitince geminin alt katından ufak sarışın korsan Ric geldi. Rott yanına gelen Ric’in seviyesine kadar eğildi. Kolunu Ric’in omzuna dayamışken “Yeni yol kardeşimize merhaba de, Ric.” dedi.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17506 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36096 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr