Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Ashia - Bölüm 27: Anılar


Viaer

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 13. Şiay’ı

 

Rott sözünü bitirdikten sonra yerinden fırlayan Ric, “Oraya gitmek mi?” diye sordu. “Neyle gideceğiz, yoksa baltanı suyun üzerinde tekne olarak kullanıp onun üzerinde mi gideceğiz? Görmüyor musun basit bir sandalımız bile yok.”

Rott titreyen kıza baktıktan sonra gür sesiyle “Biliyorum ama bu kızın burada donmasına izin veremem,” dedi. “Zaten çok fazla vakit kaybettik. Daha fazla vakit kaybetmeden ve diğer korsanlar fark etmeden önce bu kızı kaptana götürmemiz gerek.”

Viaer yan tarafta balık tutmaya devam ederken korsanların konuşmasını dinliyordu. Kızı kaçırıp kurtarmak için bir boşluk arıyordu ancak korsanlar çok dikkatliydiler.

Ric yan tarafta balık tutan genç adamı şüpheli bakışlarla süzerken “Balıkçı,” dedi. “Eve dönme vaktin gelmedi mi?”

Kaşlarını çatan Viaer “Zaten evimdeyim,” diye karşılık verdi.

Ric anlamamış gibi bakarak “Ne diyorsun?” dedi. “Köyüne geri dönsene.”

“Köye sadece balık satmak için gidiyorum. Köyde kalacak bir yuvam olmadığı için buralarda yatıp kalkıyorum. Dediğim gibi, evim burası.”

Rott yavaş adımlarla yaklaştığı Viaer’e “Arkadaşım haklı,” dedi. “Artık buralardan uzaklaşsan iyi olur genç adam.”

Rott ceplerini karıştırdı. Genç balıkçıya balıklar için ödemesini yapacağını ilk karşılaştıklarında söylemişti. Canı sıkılmış gibi bir yüz ifadesiyle bir o cebini bir öbür cebini karıştırdı. Ceplerinden bir şey çıkmayınca Ric’in ceplerini karıştırdı. Onun cepleri de boştu.

Rott ciddi bir tonla “Ric,” dedi. “Paramız nerede?”

Ric aptalca bir gülümsemeyle başını başka yöne çevirip ıslık çalmaya başladı.

Viaer sarışın korsanın tüm parayı handa yediğini ve bitirdiğini anlamıştı. Korsanlardan daha azını beklemiyordu. Haydutlar gibi onların da kendilerine faydaları yoktu.

Kaşlarını çatan Rott tek eliyle Ric’i ittirdikten sonra Viaer’e dönerek “Adın nedir genç adam?” dedi.

“Viaer.”

“Ne garip bir isim… Viaer… Bu işe yaramaz herif tüm gümüşlerimizi harcadığı için balıklar için söz verdiğim ödemeyi şimdi istesem de yapamam. Gemiden alacağım birkaç gümüşü yarın sabah sana getiririm. Buralardan kaybolma.”

Viaer başını sallayıp buralarda olacağına dair adamı onayladı. Ardından ne yapması gerektiği üzerine düşündü. Kızı kurtarmak için adamların boş bir anını bulup ikisini de hızlıca öldürmeliydi. Biraz daha oyalanırsa korsanların sayıları artacak ve bu şansını kaybedecekti.

Üzerinde birbirinden farklı dövmeler olan Rott başını iki yana sallayarak etrafı kolaçan etti. Ardından genç balıkçının sepetinin boş olduğunu görüp eline aldı.

“Bize ödünç verebileceğin bir kayığın yoksa sepetini almak zorundayım.”

Ellerini yokluğunu belli etmek için iki yana açan Viaer, “Oltam, sepetim ve sefil hayatım dışında hiçbir şeyim yok,” dedi. “O sepetle ne yapacaksın ki?”

“Ben gemiye doğru yüzerken küçük kız sepetin içinde oturacak ve ıslanmayacak.”

“Anladım, yani sepeti bir kayık gibi kullanacaksın.” Viaer ateşin yanında oturan kıza baktı. “Kız donuyor, bence çabuk olmalısın.”

“Yarın sabah sepetin için de fazladan birkaç bronz getireceğim.”

Rott kızı kaldırıp yavaşça sepete oturttu. Sepeti kollarıyla havaya kaldırdıktan sonra denize yavaş adımlarla girmeye başladı.

Arkadaşının yanına koşan Ric, “Bu soğukta ve karanlıkta gemiye kadar yüzebilmen mümkün değil,” diye bağırdı. “Aklını mı kaçırdın?”

“Bilemiyorum, belki gerçekten de delirmişimdir ama bu kızın burada donarak ölmesini izlemek daha büyük bir delilik olurdu.”

Rott önde ilerlerken arkadaşı Ric arkada söylenerek suya ayaklarını soktu. İkili yavaş adımlarla suda ilerlediler. Üşüdükleri her hallerinden belli oluyordu. En sonunda ayakları yere basmaz oldu ve yüzmeye başladılar. Rott tek eliyle kulaç atarken diğer eliyle önündeki sepeti ve içindeki kızı suyun üzerinde tutup taşıyordu.

Viaer adamların soğuk suda yüzmelerini izledi. Bir süre yüzdüler, daha sonra karanlıkta gözden kayboldular. Genç adam istediği açığı yakalayamadığı ve kızı geri alamadığı için karmakarışık duygular içerisindeydi. Kalbi acıyla karıncalanıyor gibiydi. Bir süre düşündü, Rott ona parasını ödemek için sabah geleceğini söylemişti yani gemi en azından yarın sabaha kadar buralardan uzaklaşmayacaktı.

Yine de o bir korsandı. Her korsan gibi yalan söylüyor da olabilirdi. Belki de adamlar gemiye ulaştıklarında arkalarına bile bakmadan buradan hızla uzaklaşacaklardı. Bu ihtimalleri kafasında tarttıktan sonra Viaer kararını verdi; o gemiye yüzüp içine sızacak ve küçük kızı kendi başına kurtaracaktı.

Üzerindeki balıkçı giysisini çıkarıp bir köşeye attı. Oltasını ateşin yanına koydu ama ateşi söndürmedi. Artık gitmek için hazırdı.

Denize önce elini soktu. Her tarafı diken diken oldu. Su gerçekten de buz gibi soğuktu. Yavaş adımlarla girerse daha çok üşüyeceğinin farkındaydı. Bunun için aklına basit çözümlerden birisi geldi; suyla aniden etkileşime geçmek. Derin bir nefes aldıktan sonra suya koşup balıklama atladı. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra başını yukarı çıkardı. Suyun içerisinde kaldığı süre boyunca her tarafı donmuştu ama bunun suyun içerisinde yavaşça ilerleyerek zehirlenirmiş gibi donmaktan daha iyi olduğunu düşündü. Kulaçlar atarak denizin uzak bir noktasındaki gemiye doğru hızla yüzmeye başladı.

Yüzmeye devam ederken kafasında yüzmeyi öğrendiği günlere dair anılar canlandı. Viaer çocukken sudan çok korkuyordu. Kendisinden beş üç küçük olan kız kardeşi Afia’nın cesaretlendirmesi ve ısrarları sonucu suya girmişti. Uzun ve bol deniz suyu yutmalı sürecin ardından Afia’nın yardımları sayesinde Viaer suya karşı olan korkusunu yenip yüzmeyi öğrenmişti. Her gün Afia ile yüzüp kendisini iyice geliştirerek Minaar Köyü’nün en iyi yüzücülerinden birisi olmuştu.

Birden aklına denizle ilgili başka bir anı geldi. Köyün yaşlı demircisi Hakur boş vakitlerinde balık tutup onları köyün yoksullarıyla paylaşırdı. Yaşlı adam, küçük bir çocuk olan Viaer’in kendisini izlediğini gördüğünde ona basit bir olta yapıp balık tutmayı öğretmişti. Viaer bu işte doğuştan bir yeteneği olduğunu ve daha fazlasını öğrenmek istediğini gösterdiğinde adam ona demirciliğe dair de birkaç şey öğretmişti.

Köyünü ve geçmişini düşünürken bu defa aklında başka bir anı canlandı. Diğer anılardan daha sonra yaşanmış bir anıydı bu. Günümüzden beş yıl öncesiydi, on beş yaşına girmesinin üzerinden uzunca bir süre geçmişti. Gizlice gittiği gölden yakaladığı balıklarla sepetini doldurmuş, mutlu bir şekilde köyüne dönerken insanların köyden gelen korkunç çığlıklarını duymuştu. Haydutlar şehri istila etmiş, direnmeye çalışanları acımadan öldürüyorlardı. Kaçmaya çalışan savunmasız kadınların ise giysilerini yırtıyor, ardından onlara tecavüz ediyorlardı.

Köyün girişine geldiğinde kaçmaya çalışan kişiler arasından bir kişiye gözleri kilitlendi; kız kardeşi Afia oradaydı. Haydutlardan biri onu kolundan tutmuş, gitmesine izin vermiyordu. Kız yerden aldığı taşı hayduta geçirince haydut bilincini kaybederek düşmüştü. Kız tam kurtulmuş ve çok uzaklardaki Viaer’e doğru koşmaya başlamıştı ki kanlar içerisindeki bir balta tarafından ortadan ikiye ayrılmıştı. Viaer bunu gördüğünde muazzam bir acıyla çığlık atarak ilerideki köyüne doğru koşmaya başlamıştı ancak köyün demircisi ve balıkçısı olan Hakur onu yarı yolda yakalayıp omzuna alarak şehre gitmekten alıkoymuş ve ters yönde koşmaya başlamıştı. Gözü dönmüş olan Viaer ağlayıp kendisini bırakması için yaşlı adamın sırtını yüzlerce kez yumruklasa da yaşlı adam onun gitmesine izin vermemiş ve genç adam ile birlikte başka bir köye kaçmıştı.

Bu katliam sonucu Kabasakal denen pislik Minaar Köyü Kasabı diye anılmaya başlanmıştı. Viaer her gece rüyalarında masum kardeşini ellerinden çalmış olan Kabasakal’a bin bir çeşit işkence yapıyor ve ardından onu katlediyordu ancak bunların hiçbiri acısını dindirmeye yetmiyordu.

Tuzlu deniz suyunu yutunca aniden kendisine gelip anılarından kurtulan Viaer gemiye oldukça yaklaşmış olduğunu fark etti. Yuttuğu acı deniz suyunu tükürdükten sonra korsanların biraz ileride, gemiye doğru halatlardan yapılmış bir merdivene tırmandıklarını gördü.

Kafasını burnuna kadar suya sokup aynı bir timsah gibi suyun içerisinden korsanları izledi. İri adam Rott gücü sayesinde hızlı bir şekilde kendisini ve kızı gemiye çekip çıkardı. Sarışın korsan Ric arkalarından yavaşça tırmandı. Üçlü gemiye çıktıktan sonra sesler kesildi.

Viaer bir süre bekledikten sonra gemiye çıkma vaktinin geldiğini düşündü. Gemide az kişinin olmasını umuyordu, yoksa koca bir korsan tayfası tarafından katledilecekti.

Geminin dibine kadar ses çıkarmadan yüzen Viaer halatlardan tutunup tırmanmaya başladı. Her adımını yavaşça atıyor, her adımından sonra gemiden gelen bir ses olup olmadığını dinlemek için duruyordu. Gemiden çıt çıkmadığından emin olduktan sonra sonunda güverteye adımını attı.

Etrafta kimsecikler yoktu. Belli ki herkes geminin iç kısmına yani aşağıya inmişti. Viaer haftalar önce Rowley’den çalmış olduğu büyüleyici güzellikteki kara kılıcını kınından çıkardıktan sonra geminin derinliklerine inmeye yarayan kapının önüne geldi. Kapıyı açmak için hamle yaptığı sırada kapı diğer taraftan hızlıca açıldı ve bir adam oradan çıkıp Viaer’in göğsüne çok sert bir tekme geçirdi. Genç adam darbenin etkisiyle onlarca metre uçup kendisini geminin öbür ucunda buldu. Geminin kıç kısmından gelen orta yaşlardaki mavi gözlü adam kılıcını çekip Viaer’in boğazına dayadı.

“Ölmek istemiyorsan gemimde ne aradığını söylesen iyi edersin.”

O sırada az önceki kapının açıldığı yerden başka birisi daha çıktı. Adam uzun kırmızı giysiler içerisinde, değişik küpeleri olan ve başında mavi taşlı tacı bulunan ilginç tarza sahip birisiydi. Bir büyücüye benziyordu. Kırmızılı adam küçümseyici bakışlarla “Korsan gemisi soymaya çalışan aptal bir hırsız mı bu?” diye sordu.

Mavi gözlü adam dişlerini sıkarak “Belki de senin casuslarından birisidir,” dedi.

Kırmızılar içerisindeki adam kahkahalar atıp yerde yatan Viaer’in başına geldi. Çizmesini genç yol kardeşinin kafasına dayayıp iyice bastırırken mavi gözlü adama “Böyle çöpleri casusum olarak kullanacağımı mı düşünüyorsun Hadwin?” diye bağırarak sordu. “Güldürme beni.”

Buz gibi sudan çıkmış olan Viaer donmaya başladığı için tir tir titriyordu. Aynı zamanda acı içerisinde yerde yatıyordu. Durumu iyi değildi. Bir adam tarafından kafası ezilerek parçalanmak üzereyken diğeri tarafından boğazına kılıç dayanmıştı. Sonunun geldiğini düşünürken geminin kıç tarafındaki küçük odanın kapısı açıldı. Odadan geri adımlarla çıkan Rott karnına yediği yumruğun etkisiyle bir dizinin üzerine çöktü. Bu yumruğu atan Viaer’in takip ettiği küçük kızdı. Sarı saçlara ve sarı gözlere sahip kız iri adam Rott’un bacaklarının altından hızlıca geçip Viaer’e doğru koştu. Kırmızılar içerisindeki adam, kızı görünce ayağını genç adamın başından çekti.

“Vay vay, gökte ararken yerde buldum.”

Kırmızılı adam yavaş adımlarla küçük kıza yaklaşmaya başladı. Sol elini kıza doğru kaldırıp onun kendisine yaklaşmasını işaret etti. Adam gözleri kıza kilitlenmişken “İmparatora bu gördüklerimi eksiksiz anlatacağımdan emin olabilirsin,” dedi. “Bu kızı ondan sakladığın için büyük ihtimalle kelleni alacak, son günlerinin tadını çıkarsan iyi edersin.”

Kız yanlarına geldiğinde kırmızılı adam elini ona uzattı. Viaer’in boğazına kılıcını tutan adam onu bırakıp kızın olduğu yöne doğru ilerlemeye başladı. Kırmızılı adam tam kızı kucaklayacakken araya giren Hadwin kılıcını hızla savurarak kırmızılı adamın sol elini bileğinden ustaca kesti. Kırmızılı adam acıyla bağırırken Hadwin kızı bir eliyle ittirip “Hemen uzaklaş buradan!” diye bağırdı. “Burası çok tehlikeli!”

Hadwin isimli adam kıza uzaklaşması için bağırmaya devam ederken kırmızılı adamın alevler içerisindeki yumruğunu karnına yedi. İkinci yumruğu da yemek üzereyken kendisini geri atıp darbeden sıyrıldı. Giysisinin yanan yerlerini kılıcıyla kestikten sonra karşısındaki sağ eli tamamen ateşten olan adama baktı. Kaşlarını çatıp kırmızılı adamın gözlerine bakarken “O kızı almak istiyorsan önce cesedimi çiğnemelisin Dalls Crain,” dedi.

Başını sallayan kırmızılı adam alevler içerisindeki sağ kolunu havaya kaldırdı.

“Güzel, ben de bu işi eski usule göre çözmeyi planlıyordum.”




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17504 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36095 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr