“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Ashia - Bölüm 24: Hadwin - Ena'nın Evi


Şiddetli dalgaların arasında süzülüp güneşin altında kavrulan gemi karaya iyice yaklaşmıştı. Gemideki korsanların her biri karaya çıkacak kişiler için koşuşturup kayık hazırlamakla uğraşıyorlardı.

Koşuşturan korsanlara yardımcı kaptan John hem emir veriyor hem de yardım ediyordu. Korsanların aynı anda hem koşuşturup hem de dikkatli olmalarının sebebi sarı saçlara ve sarı gözlere sahip küçük kız Ena’ydı. Kızın yükseklik korkusu olduğu için kayıkla beraber aşağıya salınmak istemiyordu. Kız uzun bir süre bunu yapamayacağını söyleyip ağlamasına rağmen Kaptan Hadwin’le konuştuktan sonra ikna oldu ve korkusu azaldı.

Tüm mürettebat gemide kalırken Hadwin ve Ena köşesinde duran kayığa bindiler. Gemideki korsanlar halatları yavaşça çekip kayığı aşağıya indirmeye başladılar. Aslında bunu çok hızlı yapmaları gerekirdi ancak kaptan onlara çok yavaş ve dikkatli olmaları konusunda kesin bir emir vermişti.

Yere indiklerinde Kaptan Hadwin eline aldığı kürekleri yavaşça suya sokarak çekmeye başladı. Kayık yavaşça hareket etmeye başladı.

Bir süre ilerledikten sonra karaya yaklaştıklarında Hadwin kıza bakarak sordu.

“Adamlarım seni bir ormanda yalnız başına bulmuşlar. Yoksa üvey baban seni oraya zorla mı yolladı?”

Kız başını sağa sola salladı.

“Hayır, üvey babamı çok kızdıracak bir şey yapmıştım. Beni dövmesin diye evden kaçtım.”

Hadwin şaşkınlıkla sordu.

“Ne yapmış olabilirsin ki?”

“Onun içki şişesini kırdım ama isteyerek olmadı! Ayağım bir şeye takıldı ve düşerken masaya çarptım. O zaman şişe düşüp kırıldı.”

Kaptan Hadwin kızın üvey babasından ne kadar korktuğunu görebiliyordu. Kız eve yaklaştıkça titremesi artıyordu.

Karaya iyice yaklaştıklarında paçalarına kadar ıslanmaktan çekinmeyen Hadwin suya atladı. Ena’yı ıslanmasın diye yavaşça kucağına alıp karaya doğru taşımaya başladı.

Kızın yüzüne baktığında aklına geçmişi ve kendisinin on yaşındaki hali gelmişti. Acı ve korku dolu günlerdi.

Kaptan Hadwin suyun içerisinde bir süre daha ilerleyip ıslandıktan sonra karaya vardı. Ena’yı yavaşça yere indirdi. Kız etrafına tedirgin bir şekilde bakıyordu. Hadwin’in kızı rahatlatması gerekiyordu.

“Ben yanındayken korkmana gerek yok, kimsenin sana zarar vermesine izin vermem. Sana söz veriyorum.”

Kız biraz daha rahatlayınca köyün içine doğru ilerlemeye başladılar.

Hadwin, kızın yaşadığı yeri gemideyken sorarak öğrenmişti. Güner isimli bu köyü daha önce duymuştu ancak hiç yolu düşmemişti. Önce çok büyük bir yangınla, ardından haydutlar tarafından bir saldırıyla düşüşe geçmiş olan bu köy günümüzde büyük bir fakirlikle boğuşuyordu. Köy, Bronz Toprakları’nın bir parçasıydı.

Hadwin köye kızla birlikte elini kolunu sallayarak girmişti. Kaptan, köyün nöbetçilere bile sahip olmadığını ve haydutlar tarafından rahatça yağmalanabileceğini düşündü. Burası yaşamak için güvenli bir yer değildi.

Dışarıda pek insan yoktu. Bunun sebebinin sıcaktan olduğu düşünülebilirdi ancak ondan değildi, bunun sebebi köyde neredeyse hiç insanın kalmamış olmasıydı.

İkili bir süre ilerledikten sonra kız Hadwin’in elinden tutarak koştu. Hadwin kıza ayak uydurmaya çalıştı. Küçük ve eskimiş bir evin önüne geldiklerinde kız içten bir gülümsemeyle elini açarak evi gösterdi.

“İşte burası benim evim! Beğendin mi?”

Rengi solmuş küçük evin her tarafı yıkık döküktü. Hâlâ yıkılmadan durabilmesi bile bir mucizeydi.

Hadwin gülümseyerek kıza baktı.

“Evet, çok güzelmiş. Hadi içeri geçelim.”

Kaptan Hadwin kapıya vurdu ama açan olmadı. İçeriden ses gelmeyince kız, kaptana bakarak konuştu.

“Bu saatte evde kimse olmaz ki, unutmuşum.”

“Annen neredeyse oraya gidelim.”

İkili köyün içerisinde kısa bir süre ilerledikten sonra bir düzine çadırın olduğu bir yere geldiler. Çadırlar yırtık ve eskimişti ama iş görüyorlardı. Her çadırın içerisinde farklı bir kadın oturuyor veya yatıyordu. En sondaki çadıra geldiklerinde içerisinde yüzü gözü morarmış, uzun saçlarını arkada toplamış sarışın bir kadın gördüler. Ena kadını görmesiyle ağlayarak sarıldı.

“Anne!”

Kadın sesi duymasıyla başını kaldırdı ve yerinden kalkıp kızına sarıldı. Bir eliyle kızının başını okşarken diğer eliyle yanağından tutup öpüyordu.

Ena’yı koynuna koyup başını okşamaya devam eden kadın karşısında dikilen adama korkuyla baktı.

Hadwin kadının konuşmasına izin vermeyip iç cebinden çıkardığı bir torbayı uzattı. Kadın torbayı yavaşça alıp açtı. İçerisindekileri görünce şaşkınlıktan dili tutuldu.

“B-bunlar a-altın?”

“Duyduğuma göre Bronz Toprakları’nın başkenti Güzinci’de köylüler için özel bir han açılmış. Bu güvenilir handa bir altın karşılığında bir yıl boyunca kalınabiliyormuş. Ayrıca han içerisinde herkes iyi olduğu konuda çalışıp diğerleriyle iş paylaşımı yapıyormuş. Oraya gidin, burada yeterince acı çektiniz. Artık daha mutlu bir hayat yaşamanız dileğiyle.

Hadwin konuşmasını bitirdikten sonra başını eğerek selamını verip çadırdan çıktı. Kadına ve kızına yaptığı şeyden dolayı mutluydu ama daha işi bitmemişti. Kıza üvey babasının nerede olduğunu sormamıştı ancak sormasına da gerek yoktu, adamın nerede olabileceğiyle ilgili bir tahmini vardı.

Köyün küçük hanına girdiğinde kimse hana girenin kim olduğuna bakmak için başını bile yerinden kaldırmadı. Bir masada üç adam içki içip gülüşüyordu. Başka bir masada genç bir kızla karşılıklı içki içen bir delikanlı vardı. En köşedeki masada ise yaşlı bir adam kitap okuyup bir şeyler içiyordu.

Hadwin içen üç adamın yanına doğru ilerledi.

“Ena isimli kızın üvey babası hanginiz oluyor?”

Adamlar birbirlerine baktılar. İçlerinden en kızıl tenli olanı hıçkırdıktan sonra eliyle masaya yumruğunu vurdu.

“Benim, ne vardı?”

“Tahmin etmiştim, içmekten derinin rengi domuzlarınkine benzemiş.”

“Bundan sana ne?”

“Kızına yaptıklarını duydum. O kızın ve annesinin ayaklarına kapanıp özür dileyeceksin.”

Sarhoş adam arkadaşlarına bakarak kahkaha atmaya başladı.

“Bu herif kim oluyor da bana emir veriyor? Siz tanıyor musunuz bunu?”

Adamlar kafalarını sallayıp tanımadıklarını belirttiler. Sarhoş adam keyfi yerindeyken konuşmasına devam etti.

“Karılar gibi süslü giyinmişsin diye bizi her emrini yerine getiren uşaklarından sanma soylu şey. Seni ayağımın altına almadan önce toz ol.”

Hadwin adamın tatlı dilden anlamayacağını en başından beri biliyordu. Elini kılıcına atmak istediğinde han sahibi yaşlı kadın bağırarak araya girdi.

“Beyim! Hanımda kan dökmeyin!”

“Siz nasıl isterseniz.”

Hadwin kılıcını çıkarmaktan vazgeçti. Aniden sağında oturan sarhoşlardan birisine yumruğu geçirdi, adam yumruğu yemesiyle sandalyesiyle birlikte geriye doğru düşüp kaldı. Sarhoşlardan diğeri yerinden kalkıp Hadwin’e yumruk atmaya çalıştı. Hadwin ilk yumruktan sıyrıldı, ikincisinden de sıyrılıp sarhoşu tutarak kafasını tahtadan yapılma duvara vurdu. Geriye Ena’nın üvey babası kalmıştı. Adam önündeki şişeyi Hadwin’e fırlattı. Şişe kaptanın kafasında kırıldı ama kaptanın yüzünde en ufak bir acı belirtisi dahi yoktu.

Adam oturduğu sandalyeyi alıp Hadwin’e doğru salladı. Hadwin eğilince sandalye duvara çarpıp parçalandı. Hadwin sıktığı yumruğunu adamın karnına geçirdi. Adam acıyla karnını tutup eğilirken yanağına da bir yumruk yedi. Sarhoş adam bir eliyle yanağını tutarken bu defa burnuna bir tekme geldi. Sarhoş adam darbenin etkisiyle arkasındaki yuvarlak masaya uçtu ve kırılan masayla birlikte yeri boyladı.

Diğer masalarda oturanlar ayağa kalkıp olanları şaşkınlıkla izliyorlardı.

Hadwin adamı yakasından tutup bir süre daha dövdü. Adam özür dileyeceğine ve karısıyla kızının ayağına kapanacağına dair yeminler edip ağladıktan sonra Hadwin ellerindeki kanı onun üzerine sildi.

Üç sarhoşu, sevgilisiyle oturan delikanlı kaldırıp dışarıya götürdüler. İçeride hancı kadın ve kitap okuyan yaşlı adam kalmıştı.

Hancı kadın ekşittiği suratıyla Hadwin’in yanına geldi.

“Beyim yaptığınızı beğendiniz mi? Bana bir masa ve iki sandalye borçlusunuz ve sizi ödemeden bırakmam.”

Hadwin kadına borcunu ödemeye hazırdı. Elini iç cebine attı ama cebi boştu, yanındaki tüm altınlarını Ena ve annesine vermişti.

“Bakın bayan yanımda onları ödeyebileceğim bir gümüş veya altın yok ama size deri ayakkabılarımı verebilirim.”

“Bu ıslak ayakkabılar bana bir şey kazandırmaz. Lütfen yaptıklarınızın bedelini ödeyin beyim.”

O sırada arkadaki kitap okuyan yaşlı adam konuştu.

“Borcunu o değil, ben ödeyeceğim Velma. Bunu bir kenara not al.”

“Sizin gibi bir köy yöneticisinden para alamam.”

“Benim gibi mi? Ne demek istiyorsun?”

“Efendim, köyümüzdeki herkes gibi sizin de durumunuzun kötü olduğunu biliyoruz. Hem siz niye bu yabancıya niye yardım ediyorsunuz?”

Yaşlı adam bardağını eline alıp Hadwin’e bakarak içeceğinden bir yudum içti.

“Bu adam benim yıllar önce yapmam gereken şeyi yaptı da ondan. Ben bu genç adamla sohbet ederken bize içecek bir şeyler getir.”

“Evet efendim.”

Kadın içecek bir şeyler aramaya giderken Hadwin yaşlı adamın karşısına geçip oturdu.

“Köyün yöneticisi sizsiniz yani, Bay- “

“Karpo.”

“Bay Karpo size borcumu ödeyeceğimden emin olabilirsiniz.”

“Hayır, kimseye bir borcun yok. Köyümüzün adını kirleten o sarhoşlara günlerini göstererek borcunu ödedin.”

“Nasıl derseniz öyle olsun, köyde durumlar nasıl?”

“Köyü gezdiysen anlamışsındır, yavaşça dibe doğru batıyoruz. Birçok büyük aile haber bile vermeden büyük şehirlere kaçtı.”

“Yardım edebileceğim bir şey olursa bana söylemekten çekinmeyin.”

Kadın elindeki iki bardakla konuşan adamların yanına gelirken hanın dışından sesler gelmeye başladı.

Ena’nın üvey babası bir elinde meşale tutarken bağırıyordu.

“Yakayım mı hepinizi? Hanınızı başınıza yıkayım mı?”

Hadwin’e ağlayıp yalvaran adamın ders almamış olması, daha da kötüsü yalan söyleyip yeminini tutmamış olması kaptanı oldukça sinirlendirmişti. Hadwin burnundan soluyarak handan dışarı çıktı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1217

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 689

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 546

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14781 Üye Sayısı
  • 450 Seri Sayısı
  • 19444 Bölüm Sayısı


creator
manga tr