"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Ashia - Bölüm 24: Ena'nın Evi


Hadwin

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 10. Şiay’ı

 

Şiddetli dalgaların arasında savrulup güneşin altında kavrulan gemi süzülerek karaya iyice yaklaşmıştı. Gemideki korsanların her biri karaya çıkacak kişiler için koşuşturup indirilecek kayığı hazırlamakla uğraşıyorlardı.

Koşuşturan korsanlara yardımcı kaptan Jan hem emir veriyor hem de yardım ediyordu. Korsanların aynı anda hem koşuşturup hem de dikkatli olmalarının sebebi sarı saçlara ve sarı gözlere sahip küçük kız Ena’ydı. Kızın yükseklik korkusu olduğu için kayıkla beraber aşağıya salınmak istemiyordu. Kız uzun bir süre bunu yapamayacağını söyleyip ağlamıştı ancak Hadwin onunla konuşup ona bir şey olmayacağına dair ikna etmişti.

Tüm mürettebat gemide kalırken Hadwin ve Ena köşede indirilmek için bekleyen kayığa bindiler. Gemideki korsanlar halatları yavaşça çekip kayığı aşağıya indirmeye başladılar. Aslında bunu çok hızlı yapmaları gerekirdi ancak kaptan onlara çok yavaş ve dikkatli olmaları konusunda kesin bir emir vermişti. Ena ne olursa olsun korkmamalıydı.

Suya inişleri biraz sarsıntılı olmuştu ve küçük kız gözlerini sıkıca kapatmıştı. İniş küçük aksilikler olsa da başarıyla tamamlanmıştı. Hadwin eline aldığı uzun kürekleri yavaşça suya sokarak çekmeye başladı. Kayık yavaşça hareket ederek hızlanmaya başladı.

Bir süre şiddetli dalgaların aralarında ilerlediler. Karaya yaklaştıklarında Hadwin kıza bakarak “Adamlarım seni bir ormanda yalnız başına bulmuşlar,” dedi. Dikkatlice kızın vereceği tepkiyi incelemeye çalıştı. “Yoksa üvey baban seni oraya cezalandırmak için zorla mı yolladı?”

Başını iki yana sallayan kız “Üvey babamı çok kızdıracak bir şey yapmıştım,” dedi. “Beni dövmesin diye evden kaçtım.”

Hadwin çenesini kaşırken “Ne yapmış olabilirsin ki?” diye sordu.

“Onun içki şişesini kırdım ama isteyerek olmadı! Ayağım bir şeye takıldı ve düşerken masaya çarptım. O zaman şişe düşüp kırıldı.”

Hadwin’in duyduklarıyla kızın üvey babasını görme isteği gittikçe artıyordu. Ona iyi bir ders vermesi gerekiyordu. Adamın kıza bunca zaman ne çeşit işkenceler yaptığını hayal dahi edemiyordu. Kızın eve yaklaştıkça titremesi artıyordu.

Kaptan, karaya iyice yaklaştıklarında paçalarının ve ayakkabılarının ıslanmasını önemsemeyerek suya atladı. Ena’yı ıslanmasın diye yavaşça omuzlarına alıp karaya doğru taşımaya başladı.

Karaya çıktıklarında kızı omuzlarından indirip yüzüne baktı. Kendisinin onun yaşlarındayken yaşadıkları gözlerinin önünde canlanmıştı. O yaşlardaki her çocuk kar tanesinden bile daha temizdir, diye düşünüp iç çekti.

Kız yolu göstermek yerine tırnaklarını yiyerek etrafa korkuyla bakıyordu. Hadwin kızı rahatlatması gerektiğini fark etti.

Bir elini kızın yanağına götürerek “Ben yanındayken kimseden korkmana gerek yok,” dedi. “Kimsenin seni korkutmasına veya canını yakmasına izin vermem. Sana söz veriyorum.”

Kız biraz daha rahatlayınca elinden tuttuğu kaptana yolu gösterdi. İkili köyün içine doğru ilerlemeye başladı.

Hadwin, kızın yaşadığı yeri gemideyken ona sorarak öğrenmişti. Labiria’nın yakınlarındaki bu küçük köyü daha önce duymuştu ancak hiç yolu düşmemişti. Önce çok büyük bir yangınla, ardından haydutlar tarafından bir saldırıyla ağır kan kaybetmiş olan bu köy günümüzde büyük bir fakirlikle boğuşuyordu.

Hadwin köye kızla birlikte elini kolunu sallayarak girmişti. Kaptan, köyün nöbetçilere bile sahip olmadığını ve haydutlar tarafından rahatça yağmalanabileceğini düşündü. Burası yaşamak için hiç güvenli bir yer değildi.

Dışarıda pek insan yoktu. Bunun sebebinin sıcaktan olduğu düşünülebilirdi ancak kaptan bunun sebebinin köyde neredeyse hiç insan kalmamasından dolayı olduğunu biliyordu.

İkili bir süre daha ilerledikten sonra kız büyük bir coşkuyla Hadwin’in elinden tutarak hızla koştu. Hadwin şaşkın bakışlarla kıza ayak uydurmaya çalıştı. Boyası dökülmüş küçük ve eskimiş bir binanın önüne geldiklerinde kız içten bir gülümsemeyle elini açarak her an çökebilecek olan binayı gösterdi.

“İşte burası benim evim! Beğendin mi?”

Rengi solmuş binanın her tarafı yıkık döküktü. Tepesinden en altına kadar küçük bir çatlak izi vardı. Hadwin yüzüne baktığı kızın böyle bir evde yaşamayı hak etmediğini düşündü. Her an çökebilecek bir evde yaşamaları haksızlıktı.

Kıza gülümseyen kaptan, “Çok güzel,” dedi. “Hadi içeri geçelim.”

Hadwin kapıya vurdu fakat açan olmadı. İçeriden ses gelmeyince eliyle açık ağzını kapayan kız, kaptana bakarak “Unutmuşum,” dedi. “Günün bu vaktinde evde kimse olmaz.”

“Annen neredeyse oraya gidelim.”

İkili köyün içerisinde kısa bir süre ilerledikten sonra birkaç düzine çadırın olduğu bir yere geldiler. Beyaz çadırlar yırtık ve eskimişti ancak iş görüyor gibi duruyorlardı. Her çadırın içerisinde bir şeyler örmekte olan kadınlar oturuyor veya yatıyorlardı. En sondaki çadırın önüne geldiklerinde içerisinde yüzü gözü morarmış, uzun saçlarını arkada toplamış sarışın bir kadın gördüler. Küçük kız Ena, kadını görmesiyle ağlamaya başladı.

“Anne!”

Kadın sesi duymasıyla başını kaldırdı ve kızını görmesiyle hızla yerinden fırlayıp ona sımsıkı sarıldı. Bir eliyle kızının başını okşarken diğer eliyle yanağından tutup öpüyordu. Ağlayan Ena’yı koynuna alıp başını okşamaya devam eden kadın karşısında dikilen adama endişeli gözlerle baktı.

Hadwin mutlu aile tablosunun burada yaşamaya devam ederlerse bozulacağının farkındaydı. Onların mutluluğu için bir hamle yapmasının vakti gelmişti. Eliyle işaret ederek kendisine bakan kadının konuşmasına izin vermedi. İç cebinden çıkardığı küçük bir keseyi yavaşça kadına uzattı. Keseyi eline alan kadın yavaşça ipini çözerek açtı. İçerisindekileri görünce sanki inanamıyormuş gibi gözlerini kırpıştırdı.

Ağzı açık kalan kadın, “B-bunlar altın?” diye sordu.

“Duyduğuma göre Nedun’da köylüler için özel bir han açılmış. Bu güvenilir handa bir altın karşılığında bir yıl boyunca kalınabiliyormuş. Ayrıca han içerisinde herkes iyi olduğu konuda çalışıp diğerleriyle iş paylaşımı yapıyormuş. Oraya gidin, burada yeterince acı çektiniz. Artık daha mutlu bir hayat yaşamanız dileğiyle.”

Hadwin konuşmasını bitirdikten sonra başını eğerek selamını verip çadırdan çıktı. Kadına ve kızına yaptığı şeyden dolayı mutluydu ama daha işi bitmemişti. Kıza üvey babasının nerede olduğunu sormamıştı ancak sormasına da gerek yoktu; adamın nerede olabileceğiyle ilgili bir tahmini vardı.

Köyün küçük hanına girdiğinde kimse hana girenin kim olduğuna bakmak için başını bile kıpırdatmadı. Bir masada üç adam içki içip gülüşüyordu. Başka bir masada genç bir kızla karşılıklı içki içen bir delikanlı vardı. En köşedeki masada ise yaşlı bir adam kitap okuyup bir şeyler içiyordu.

İçen üç adama yaklaşan Hadwin, “Hanginiz Ena’nın üvey babası?” diye sakince sordu.

Adamlar birbirlerine baktılar. İçlerinden en kızıl tenli olanı hıçkırdıktan sonra masaya yumruğunu geçirerek “Benim,” dedi. “Neden sordun?”

Hadwin gözlerini kısarak kızıl tenli adamı inceledi. Kızıl saçlara sahip adamın üzerinde köylülerin giydiği yırtık, soluk sarı paçavralardan vardı. Kara gözleri, palabıyığı ve içmekten davul gibi şişmiş göbeğiyle korkutucu bir tipe sahipti.

Başını sallayan Hadwin, “Tahmin etmiştim,” dedi. “İçmekten derinin rengi domuzlarınkine benzemiş.”

Sırıtan adam, “Bundan sana ne?” dedi.

“Kızına yaptıklarını duydum. O kızın ve annesinin ayaklarına kapanıp özür dileyeceksin.”

Sarhoş adam arkadaşlarına bakarak kahkaha atmaya başladı.

“Bu herif kim oluyor da bana emir veriyor? Siz tanıyor musunuz bunu?”

Adamlar başlarını sallayıp kaptanı tanımadıklarını belirttiler. Sarhoş adam keyfi yerindeyken konuşmasına devam etti.

“Karılar gibi güzel giyinmişsin diye bizi her emrini yerine getiren uşaklarından sanma soylu şey. Seni ayağımın altına almadan önce toz ol.”

Hadwin adamın tatlı dilden anlamayacağını en başından beri biliyordu. Elini kılıcına atmak istediğinde han sahibi yaşlı kadın bağırarak araya girdi.

“Beyim! Hanımda kan dökmeyin!”

“Siz nasıl isterseniz.”

Hadwin kılıcını çıkarmaktan vazgeçti. Aniden sağında oturan sarhoşlardan birisine yumruğu geçirdi, adam yumruğu yemesiyle sandalyesiyle birlikte sırtüstü düşüp kaldı. Sarhoşlardan diğeri yerinden kalkıp Hadwin’e yumruk atmaya çalıştı. Hadwin ilk yumruktan sıyrıldı, ikincisinden de sıyrılıp sarhoşu tutarak kafasını tahtadan yapılma kolona vurdu. Geriye Ena’nın üvey babası kalmıştı. Adam önündeki şişeyi Hadwin’e fırlattı. Şişe kaptanın kafasında kırıldı ama kaptanın yüzünde en ufak bir acı belirtisi dahi yoktu. Bu çocukluğunda yaşadığı acılara kıyasla hiçbir şeydi.

Adam altındaki sandalyeyi alıp Hadwin’e doğru salladı. Hadwin eğilince sandalye tahta kolona çarpıp parçalandı. Hadwin sıktığı yumruğunu adamın karnına geçirdi. Adam acıyla karnını tutup eğilirken yanağına da bir yumruk yedi. Sarhoş adam bir eliyle yanağını tutarken bu defa burnuna bir tekme geldi. Sarhoş adam darbenin etkisiyle arkasındaki yuvarlak masaya uçtu ve kırılan masayla birlikte yeri boyladı.

Diğer masalarda oturanlar ayağa kalkıp olanları ağızları açık izliyorlardı.

Hadwin adamı yakasından tutup kaldırdı. Adam ağlayarak “Vurma!” dedi. “Dileyeceğim, özür dileyeceğim!” Hadwin adamın çok daha fazlasını hak ettiğini düşündü yine de özür dileyeceği için onu bırakmaya karar verdi. Kanlı ellerini adamın üzerine sildikten sonra adamı kolundan tutup çıkışa doğru ittirdi.

Üç sarhoşu, kız arkadaşıyla oturan delikanlı kaldırıp dışarıya götürdüler. İçeride hancı kadın ve kitap okuyan yaşlı adam kalmıştı.

Hancı kadın ekşittiği suratıyla Hadwin’e “Beyim yaptığınızı beğendiniz mi?” dedi. “Bana bir masa ve iki sandalye borçlusunuz ve sizi bunu ödemeden bırakmam.”

Hadwin kadına borcunu ödemeye hazırdı. Elini iç cebine attı fakat cebi boştu; yanındaki tüm altınlarını daha iyi bir hayat sürmeleri için Ena ve annesine vermişti.

Kaptan boş ceplerini yoklarken mahcup bakışlarla “Leydim,” dedi. “Yanımda onları ödeyebileceğim bir gümüşüm veya altınım yok ama isterseniz size deri ayakkabılarımı verebilirim.”

Eğilip kaptanın ayakkabılarını inceleyen kadın ekşittiği suratıyla “Bu ıslak ayakkabılar beş para etmez,” dedi. “Lütfen verdiğiniz zararın bedelini ödeyin beyim.”

Arkadaki kitap okuyan yaşlı adam araya girerek “Adama sivrisinek gibi yapışma,” dedi. “Onun borcunu ben ödeyeceğim.”

“Sizin gibi bir derebeyinden para alamam.”

Kitabını kapayan adam, “Benim gibi mi?” diye sordu. “Ne demek istiyorsun?”

Kadın, “Zaten köyümüzü eski günlerine döndürmek için tüm servetinizi harcadınız,” dedi. “Sizden köyümüz adına daha fazla para alamam. Size çok şey borçluyuz.”

Yaşlı adam kadehinden bir yudum aldıktan sonra “Bu adam benim yıllar önce yapmam gereken şeyi yaptı,” dedi. “Ben bu genç adamla sohbet ederken bize içecek bir şeyler getir.”

Kadın başını öne eğerek “Hemen getiriyorum,” dedi.

Kadın içecek bir şeyler almaya arka tarafa giderken Hadwin yaşlı adamın karşısına geçip oturdu.

“Köyün derebeyi olduğunuzu bilmiyordum sör-”

“Karpo,” dedi yaşlı vali. “Ve hiçbir zaman şövalye olamadım.”

Hadwin adama elini uzatarak “Size borcumu ödeyeceğimden emin olabilirsiniz,” dedi.

Adam karşısında oturan kaptana gülümseyerek “Kimseye bir borcun yok,” diye yanıt verdi. “Köyümüzün adını kirleten o sarhoşlara günlerini göstererek borcunu fazlasıyla ödedin.”

Hadwin adamla tartışmayacaktı. Zaten durumu da o kadar iyi değildi. Neredeyse tüm kişisel birikimini Ena ve annesine vermişti. “Nasıl derseniz öyle olsun, köyde durumlar nasıl?”

Adam acıyla güldü. “Köyü gezdiysen anlamışsındır, yavaşça dibe doğru batıyoruz. Birçok büyük aile haber bile vermeden büyük şehirlere kaçtı.”

“Yardım edebileceğim bir şey olursa bana söylemekten çekinmeyin.”

Kadın elindeki iki kadehle birlikte konuşan adamların yanına gelirken hanın dışından sesler gelmeye başladı.

Ena’nın üvey babası “Yakayım mı hepinizi?” diye bağırıyordu. “Hanınızı başınıza yıkayım mı?”

Hadwin’e ağlayıp yalvaran adamın ders almamış olması, daha da kötüsü yalan söyleyip özür dilememiş olması kaptanı çileden çıkarmıştı. Başını iki yöne sallayan Hadwin burnundan soluyarak handan dışarı çıktı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 706

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 465

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17778 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 24178 Bölüm Sayısı


creator
manga tr