Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Ashia - Bölüm 20: Ganf Adası (5)


Arsay Huthia

 

Gölgeler içerisindeki bol ağaçlı ormanlık alandan, kocaman kayaların ve derelerin olduğu farklı bir bölgeye gelmeleri neredeyse bir gün sürmüştü. Kat ettikleri mesafe kısaydı ancak ilerledikleri patikanın sonuna gelmişlerdi. Bu yüzden ıssız ve engelli ormanda kendi yollarını kendilerinin açması gerekmişti.

Ved sessizce önde giderken çevik bir hamleyle kendisini yan taraftaki kayaların arkasına attı. Neler olduğunu kestiremeyen Arsay onu taklit ederek daha arkalardaki bir kayanın arkasına geçti. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra iki adam ellerindeki eskimiş baltalarıyla Ved’in saklandığı kayanın yanından geçtiler. Genç prens silahlı adamların etrafı kolaçan etmelerinden dolayı kamplarının yakınlarda olduğunu düşündü.

Adamlar gittikten sonra Ved saklandığı kayanın arkasından çıkıp biraz daha ilerledi ve bulunduğu yükseltiden uçurum gibi olan boşluğa baktı. Aşağıya bakmaya devam ederken bir elini açarak Arsay’ı yanına çağırdı. Arsay ne olduğunu merak ederek Ved’in yanına koştu. Adam ne görmüş olabilirdi? Ved’in yanına geldiğinde gördüğü şey karşısında büyülenmişti; uçurumdan aşağıya akan doğa harikası soluk renkle akan bir şelale, şelalenin aktığı küçük bir göl birikintisi ve göle bağlı sayısız dere vardı.

Ved bir kenardan yol bulup yükseltiden aşağıya dolanarak hızlı adımlarla inmeye başladı. Arsay ona ayak uydurmaya çalışırken “Haritalarda,” dedi. Ved bakışlarını ona çevirince devam etti. “Bu adanın içerisinde böyle cennet gibi bir yer olduğuna dair hiçbir detaya rast gelmemiştim.”

Ved yüzüne takındığı alaycı bir ifadeyle “Haritalara asla güvenme velet,” dedi. “Eğer insanlar adanın bu kadar iyi olduğunu bilseler suç işleyerek kendilerini buraya yollatmaya çalışırlar.”

Arsay yanındaki Ved’in dediklerinin doğru olduğunu biliyordu. Kıta genelindeki büyük bir kesim ömür boyu köpek gibi çalışmasına rağmen sefalet içerisinde yaşıyor ve ölüyordu. Çoğu kişi buraya gelmeyi köle gibi yaşamaya tercih eder, diye düşündü. En azından burada özgür olurlar.

Ved göğsünü kabartarak “Karşında, haritalarda olmayan gizemli yerleri bile gezip görmüş bir efsane durduğu için şanslısın,” dedi.

Genç prens yanındaki Ved’in kendini abartıyla övmek için hiçbir fırsatı kaçırmadığını düşündü. Bu ona komik gelmişti. Onu kızdırmak için karşısına dikkatle bakınmaya başladı. Bir elini yanlamasına alnına koyup daha iyi görebilmek için gözlerini kısarak “Hani, nerede?” dedi.

Ved sert bir tonla “Kafirler gibi inanmayıp dalga geçmeye devam et,” dedi. “Hayatımı farklı diyarlardaki topluluklara Minjir’in yolunu öğreterek geçirmiş ünlü bir şamanım ben.”

Arsay konuşmada Minjir adının geçmesiyle onu ve gücünü hatırlayarak istemsizce ürperdi.

“Minjir demişken, ne kadar vaktimiz kaldı?”

“Yarım günden daha az.”

Ved ilerlemeye devam ederken düşünceli bakışlarla Arsay’a “Böyle bir görevin içerisinde bulunman çok büyük şanssızlık,” dedi. “Korkmuyor musun?”

Arsay görevin detayları hakkında uzun zamandır düşünüyordu. Minjir onlardan kurban edilecek yüz kişi bulmalarını istemişti. İlk duyduğunda bunu yapamayacağını düşünmüştü ancak bu cehennemden kurtulmak ve eve dönmek istiyorsa her türlü fedakârlığı göze almalıydı. Ailesinin her bireyi sırayla gözlerinin önünden geçti.

Arsay başı dik bir şekilde “Neden korkacakmışım ki?” diye sordu. “Kocaman bir zayrosu avladığımı hatırlatırım.”

Başını iki yana sallayan Zed, yanındaki genç prensi onaylamazmış gibi “Kendin için endişelenip korkmandan bahsetmiyordum,” dedi. “Kurban edeceğimiz yüz ölümlüden bahsediyorum. Onlar için korkmuyor musun? Yüzlerini görmediğin o adamların her birinin bir geçmişi, hayalleri ve ailesi var. Bunları onların elinden zalimce alacak olmak seni korkutmuyor mu?”

Arsay bu konuya çok kafa yormamış olduğunu fark etti. Onlar öylece harcanabilecek böcekler değillerdi. Her biri kendisi gibi özgürce yaşama hakkına sahip insanlardı. İçini bir huzursuzluk kaplamıştı. Yine de bu konuşmadan sivrilerek üstün çıkmak istiyordu.

Yumruklarını sıkan genç prens, “Neden bana bunları anlatıyorsun?” diye sordu. “Bu adaya düşenlerin her biri hayatları boyunca kötülük yapmış, asla hayallere ve ailelere sahip olamamış değersiz haydutlardan fazlası değiller.”

Ved yine başını iki yöne sallayarak “Düşünce şeklin çok yanlış,” dedi. “Onlar sadece hayatlarını kaybedecek yüz şanssız insan.”

Arsay yerde gördüğü bir taşa tekme atarak “Dünya yüz şanssız insanı kaybedince değişmeyecek,” dedi.

“O yüz şanssız insanın arasında olsan böyle konuşmazdın.”

Duyduğu şey karşısında tokat yemişe dönen Arsay bir şey diyemedi. Haklı olan Ved’in bu konuşmayı üstün kapattığını biliyordu. Onu laf dalaşında yenebilmesi mümkün değil gibi duruyordu. Sessizce ilerlemeye devam etti.

Ved önünde sessizce ilerleyen genç prensi arkadan takip etti.

Kısa bir yürüyüşten sonra Gri Şelale’nin karşısına, kayalarla kaplı küçük bir yükseltiye gelmişlerdi. Kamp hemen altlarındaydı ve kampta genç prensin beklediğinden daha büyük bir grup yaşıyordu. İkili bu kayaların arasında yatarak kampı gözetlemeye koyuldu.

Hava kararmaya başlayınca insanlar yakılan ateşin etrafında oturup sohbet etmeye başlamışlardı. Gruptaki insanlar zor zamanlar geçiriyor gibi gözüküyorlardı. Üstleri başları yırtık, bir deri bir kemik kalmış, renkleri solmuş ve hasta gibi görünüyorlardı. En önemlisi ise büyük çoğunluğunun dövüşemeyecek kadar yaşlı olmasıydı. İçlerinden sadece birkaç orta yaşlı adamın elinde eskimiş gibi duran silahlar vardı.

Ved eliyle yanında yatan Arsay’a kalkmaları gerektiğini işaret etti. Adam ayaklanıp hızlıca tepeye benzer yükseltinden inmeye başladı. Arkada kalan Arsay ona yetişmeye çalışıp koştururken ayağı bir taşa çarpınca yuvarlanan taş sekerek tepeden kampın olduğu yere doğru süzüldü. Taş en sonunda kamp alanının yakınlarına düşüp herkesin duyacağı bir şekilde gürültü yaptı. Kamptakiler neler olduğu hakkında bağrışırlarken dudağını ısıran genç prens istemeden dikkatleri üzerine çektiğinin farkındaydı. Her şeyi berbat etmişti. Kamp alanından tepe gibi olan yükseltiye elinde silah tutan üç adam koşarak geldi.

Paçavralar içerisindeki orta yaşlı üç adamdan en dinç duranı tırpanını hazırda tutarken Arsay’ın önündeki Ved’e bakarak “Siz kimsiniz?” dedi. “Ve burada ne arıyor, bizden ne istiyorsunuz?”

Ved ellerini silahsız olduğunu belirtmek için gibi havaya kaldırdı.

“Bu soğukta ortağıyla birlikte donmaya başlayan ve açlıktan ölmek üzere olan sefil bir gezginim.”

Adam bakışlarıyla Ved’i süzerken “Bizden ne istiyorsun?” diye sorusunu yineledi.

Ved ellerini omuzlarına atarak üşüyormuş gibi titremeye başladı.

“B-biraz ısınmak.”

Ved’in hareketlerine şüpheci gözlerle bakan adam, “Geldiğiniz yere geri dönün,” diye emretti. “Kampımızdaki huzursuzluk bu kadar artmışken sizin gibi yabancıları geçici bir süreliğine olsa bile aramıza alamam.”

Genç prens yapabilecekleri bir şey olmadığını düşündü. Geriye doğru hareketlenecekken kampın içerisinden yaşlı bir kadının seslenişini duydu. “Oğlum ziyaretçilerimizin geçmesine izin versene, neden onları ayakta tutuyorsun?”

Tırpan tutan adam başını kamp alanına çevirerek “Onlara güvenemeyiz,” dedi.

Yaşlı kadın daha yüksek bir sesle “İzin ver!” diye karşı konulamaz bir tonda bağırdı.

Adam dişlerini sıkıp buna izin vermek istemese de verilen emre karşı çıkamadı ve silahını indirdi.

“Pekâlâ, geçin. Yanlış bir şey yapayım demeyin, gözüm üzerinizde.”

Ved ve Arsay büyük kamp ateşinin etrafındaki oyulmuş taşlara oturmuş olan yaşlıların yanına gelince başlarını eğip selam verdiler ve daha sonra boş buldukları bir köşeye oturdular. Az önce tırpanlı adama emir verip ikiliyi kampa aldırmış olan yaşlı kadın gülümseyerek Ved’in yanına oturdu.

Kadının beyaz saçları çok dağınık ve bitli gibi duruyordu. Kısa boyluydu ve giydiği kahverengi geniş kürkten dolayı iyice ufak gözüküyordu. Arsay kadının hangi hayvanın kürkünü giydiğini merak etti.

Ved ellerini açıp ateşe yaklaştırmıştı. Ardından ağzını açmasına rağmen konuşmaya fırsat bulamadan ondan önce ağzını açan yaşlı kadın tarafından durduruldu. Kadın ateşe bakarak anlatmaya başladı.

“Çok olmadı, kısa bir süre önce bu cehennem bataklığına düştük. Ecelimizin gelip ruhumuzu alarak bizi kurtarması için her gün tanrılara yalvarıyoruz. Biz buraya düşmeyi hak edecek ne yaptık?”

Arsay, Ved’in sağında otururken kadını dikkatle dinliyordu. Kadın ise Ved’in solunda oturuyordu ve kadının soluna yaşlı arkadaşları gelmeye başlamışlardı.

Kadın mahcup şekilde “Kusura bakmayın,” dedi. “Uzun zamandır ziyaretçimiz olmadığı için kendimi ve kederimi içimde tutamadım. Adım Viyna. Az önce konuştuğunuz adam ise canım oğlum Alfir. O olmasa nasıl hayatta kalırdık hiç bilmiyorum.”

Ved yine konuşmak için ağzını açtı ancak kadın eliyle onu durdurarak konuşmasına devam etti.

“Peki siz kimsiniz? Yoksa bize katılmak için mi geldiniz? Yemeğimiz kalmadı ama içkimiz var. Hadi bize katılmanızı içerek kutlayalım!”

Kadın solundaki yaşlı adamlardan birinin içki dolu kadehini elinden kapıp Ved’e uzattı. Ved büyük bir sevinçle ağzının suyu akarken elini bardağa uzattı. Adam bardağı almak üzereyken Arsay şiddetli bir şekilde öksürmeye başladı. Ved başını sallayarak bu öksürüğün ne anlama geldiğini anladığını belirtti. Görevi bitirene kadar içmemesi gerekiyordu.

Elleri ve dudakları titreyen adam çok kısık bir sesle “Teşekkürler,” dedi. “İçince çok sapıttığım için teklifinizi reddetmek zorundayım.” Kadehi yavaşça, elinin tersiyle geri itti.

Kadın, “Bize katılıyorsunuz değil mi?” diye tekrardan sordu.

Başını sallayan Ved, “Maalesef size katılmaya gelmedik,” dedi. “Ben Ved, yanımdaki genç adam ise ortağım- “

Ved bir an için donakaldı. Yüzü bembeyaz kesilmişken genç prensin kulağına eğilerek kısık sesle “Velet,” dedi. “Bunca zaman sana böyle seslendiğim için sormayı unutmuşum, adın ne?”

Arsay yanındaki ter atan Ved’in bunca zaman bunu sormamış olmasını çok komik buldu. Her şeyi her zaman berbat eden kendisiydi ancak bu defa Ved aptalca bir açık vermişti. Gülmemek için kendisini zor tutarken Ved’in kulağına yaklaşıp “Arsay,” dedi.

Ved ismi başıyla onayladıktan sonra kadına döndü.

“Ben Ved ve bu da ortağım Arsay. Biz gezginler bir şekilde kendimizi bu adada bulduk ve şimdi misafiriniz olmaktan büyük bir onur duyuyoruz.”

Kadın yaşlı olmasına rağmen gözünden hiçbir şey kaçmıyordu. Gözlerini kısıp Ved’e ters bir bakış atarak “Ortağının adını bile bilmiyorsun,” dedi. “Ne çeşit bir adamsın sen?”

Kadının lafı altında ezilen Ved, “Anlayamadım?” dedi.

Kadın şaşırmış gibi ellerini ağzına götürerek “Yoksa bu çocuğu kaçırdın mı?” dedi. “Hangi haydut çetesindensin?”

Gözleri büyümüş olan kadın birden başını Arsay’a çevirdi.

“Sen iyi misin çocuğum? Bu adam sana zarar verdi mi?”

Arsay sakince giden konuşmanın birdenbire buraya gelmesine şaşırmıştı. Konuşmanın buraya gelmesini hiçbir şekilde hayal bile edemezdi. Ağzını açmak istedi ama kadın hızlı davranıp onun da konuşmasına fırsat vermedi.

“Alfir, oğlum koş. Bu serseri küçük çocukları kaçırıyormuş, onu hemen öldür!”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1362

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1140

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 951

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 886

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 774

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 726

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 690

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 624

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 587

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 548

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 506

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 155

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 127

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 115

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 94

Site İstatistikleri

  • 18911 Üye Sayısı
  • 545 Seri Sayısı
  • 26496 Bölüm Sayısı


creator
manga tr