Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Ashia - Bölüm 20: Ganf Adası (5)


Arsay Huthia

Aosfer Sönüşü’nün 846. Yılı’nın 23. Şiay’ı

 

Gölgeler içerisindeki bol ağaçlı ormanlık alandan, kocaman kayaların ve derelerin olduğu farklı bir bölgeye gelmeleri neredeyse bir günlerini almıştı. Kat ettikleri mesafe kısaydı ancak ilerledikleri patikanın sonuna gelmişlerdi. Bu yüzden ıssız ve engelli ormanda kendi yollarını kendilerinin açması gerekmişti.

Ved sessizce önde giderken çevik bir hamleyle kendisini yan tarafındaki kayaların arkasına attı. Neler olduğunu kestiremeyen Arsay onu taklit ederek daha arkalardaki bir kayanın arkasına geçti. Birkaç kalp atışı kadar süre geçtikten sonra iki adam ellerindeki eskimiş baltalarıyla Ved’in saklandığı kayanın yanından geçtiler. Genç prens silahlı adamların etrafı kolaçan etmelerinden dolayı kamplarının yakınlarda olduğunu düşündü.

Adamlar gözden kaybolduktan sonra Ved saklandığı kayanın arkasından çıkıp biraz daha ilerledi ve bulunduğu yükseltiden uçurum gibi olan boşluğa baktı. Aşağıya bakmaya devam ederken bir elini açarak Arsay’ı yanına çağırdı. Arsay adamın ne gördüğünü merak ederek Ved’in yanına koştu. Ved’in yanına geldiğinde gördüğü şey karşısında büyülenmişti; uçurumdan aşağıya akan doğa harikası soluk renkle akan bir şelale, şelalenin aktığı küçük bir göl ve göle bağlı sonsuzluğa uzanan sayısız dere vardı.

Ved bir kenardan yol bulup yükseltiden aşağıya dolanarak hızlı adımlarla inmeye başladı. Arsay ona ayak uydurmaya çalışırken “Haritalarda,” dedi. Ved bakışlarını ona çevirince devam etti. “Bu adanın içerisinde böyle cennet gibi bir yer olduğuna dair hiçbir detaya rast gelmemiştim.”

Ved yüzüne takındığı alaycı bir ifadeyle “Haritalara asla güvenme velet,” dedi. “Eğer insanlar adanın bu kadar iyi olduğunu bilseler suç işleyerek kendilerini buraya yollatmaya çalışırlar.”

Arsay yanındaki Ved’in dediklerinin bir bakıma doğru olduğunu biliyordu. Kıta genelindeki büyük bir kesim ömür boyu köpek gibi çalışmasına rağmen sefalet içerisinde yaşıyor ve açlıktan ölüyordu. Çoğu kişi buraya gelmeyi köle gibi yaşamaya tercih eder, diye düşündü. En azından burada özgür olurlar.

Ved göğsünü kabartarak “Karşında, haritalarda olmayan gizemli yerleri bile gezip görmüş bir efsane durduğu için şanslısın,” dedi.

Genç prens yanındaki Ved’in kendini abartıyla övmek için hiçbir fırsatı kaçırmadığını düşündü. Bu ona komik gelmişti. Onu kızdırmak için karşısına dikkatle bakınmaya başladı. Bir elini yanlamasına alnına koyup daha iyi görebilmek için gözlerini kısarak “Hani, nerede?” dedi.

Ved sert bir tonla “Kafirler gibi inanmayıp dalga geçmeye devam et,” dedi. “Hayatımı farklı diyarlardaki topluluklara Minjir’in yolunu öğreterek geçirmiş ünlü bir şamanım ben.”

Arsay konuşmada Minjir’in adının geçmesiyle onu ve gücünü hatırlayarak istemsizce ürperdi.

“Minjir demişken, ne kadar vaktimiz kaldı?”

“Yarım günden daha az.”

Ved ilerlemeye devam ederken düşünceli bakışlarla Arsay’a “Böyle bir görevin içerisinde bulunman çok büyük şanssızlık,” dedi. “Korkmuyor musun?”

Arsay görevin detayları hakkında uzun zamandır düşünüyordu. Minjir onlardan kurban edilecek yüz kişi bulmalarını istemişti. İlk duyduğunda bunu yapamayacağını düşünmüştü ancak bu cehennemden kurtulmak ve eve dönmek istiyorsa her türlü fedakârlığı göze almalıydı. Ailesinin her bireyi sırayla gözlerinin önünden geçti.

Arsay başı dik bir şekilde “Neden korkacakmışım ki?” diye sordu. “Kocaman bir zayrosu avladığımı hatırlatırım.”

Başını iki yana sallayan Zed, yanındaki genç prensi onaylamazmış gibi “Kendin için endişelenip korkmandan bahsetmiyordum,” dedi. “Kurban edeceğimiz yüz ölümlüden bahsediyorum. Onlar için korkmuyor musun? Yüzlerini görmediğin o adamların her birinin bir geçmişi, hayalleri ve ailesi var. Bunları onların elinden zalimce alacak olmak seni korkutmuyor mu?”

Arsay bu konuya çok kafa yormamış olduğunu fark etti. Onlar öylece harcanabilecek böcekler değillerdi. Her biri kendisi gibi özgürce yaşama hakkına sahip insanlardı. İçini bir huzursuzluk kaplamıştı. Yine de bu konuşmadan sivrilerek üstün çıkmak istiyordu.

Yumruklarını sıkan genç prens, “Neden bana bunları anlatıyorsun?” diye sordu. “Bu adaya düşenlerin her biri hayatları boyunca kötülük yapmış, asla hayallere ve ailelere sahip olamamış değersiz haydutlardan fazlası değiller.”

Ved yine başını iki yöne sallayarak “Düşünce şeklin çok yanlış,” dedi. “Onlar sadece hayatlarını kaybedecek yüz şanssız insan.”

Arsay yerde gördüğü bir taşa tekme atarak “Dünya yüz şanssız insanı kaybedince değişmeyecek,” dedi.

“O yüz şanssız insanın arasında olsan böyle konuşmazdın.”

Duyduğu şey karşısında tokat yemişe dönen Arsay bir şey diyemedi. Haklı olan Ved’in bu konuşmayı üstün kapattığını biliyordu. Onu laf dalaşında yenebilmesi mümkün değil gibi duruyordu. Ailesini düşünürken sessizce ilerlemeye devam etti.

Ved önünde ilerleyen genç prensi arkadan takip etti.

Kısa bir yürüyüşten sonra Gri Şelale’nin karşısına, kayalarla kaplı küçük bir yükseltiye gelmişlerdi. Kamp hemen altlarındaydı ve kampta genç prensin beklediğinden daha büyük bir grup yaşıyordu. İkili kayaların arasında yatarak kampı gözetlemeye koyuldu.

Hava kararmaya başlayınca insanlar yakılan ateşin etrafında oturup sohbet etmeye başlamışlardı. Gruptaki insanlar zor zamanlar geçiriyor gibi gözüküyorlardı. Üstleri başları yırtık, bir deri bir kemik kalmış, renkleri solmuş ve hasta gibi görünüyorlardı. En önemlisi ise büyük çoğunluğunun dövüşemeyecek kadar yaşlı olmasıydı. İçlerinden sadece birkaç orta yaşlı adamın elinde eskimiş gibi duran silahlar vardı.

Ved eliyle yanında yatan Arsay’a kalkmaları gerektiğini işaret etti. Adam ayaklanıp hızlıca tepeye benzer yükseltinden inmeye başladı. Arkada kalan Arsay ona yetişmeye çalışıp koştururken ayağı bir taşa çarpınca yuvarlanan taş sekerek tepeden kampın olduğu yere doğru süzüldü. Taş en sonunda kamp alanının yakınlarına düşüp herkesin duyacağı bir şekilde gürültü yaptı. Kamptakiler neler olduğu hakkında bağrışırlarken dudağını ısıran genç prens istemeden dikkatleri üzerine çektiğinin farkındaydı. Her şeyi berbat etmişti. Kamp alanından tepe gibi olan yükseltiye elinde silah tutan üç adam koşarak geldi.

Paçavralar içerisindeki orta yaşlı üç adamdan en dinç duranı tırpanını hazırda tutarken Arsay’ın önündeki Ved’e bakarak “Siz kimsiniz?” dedi. “Ve burada ne arıyor, bizden ne istiyorsunuz?”

Ved ellerini silahsız olduğunu belirtmek için havaya kaldırdı.

“Bu soğukta ortağıyla birlikte donmaya başlayan ve açlıktan ölmek üzere olan sefil bir şamanım.”

Adam bakışlarıyla Ved’i süzerken “Bizden ne istiyorsun?” diye sorusunu yineledi.

Ved ellerini omuzlarına atarak üşüyormuş gibi titremeye başladı.

“B-biraz ısınmak.”

Ved’in hareketlerine şüpheci gözlerle bakan adam, “Geldiğiniz yere geri dönün,” diye emretti. “Kampımızdaki huzursuzluk bu kadar artmışken sizin gibi yabancıları geçici bir süreliğine olsa bile aramıza alamam.”

Genç prens yapabilecekleri bir şey olmadığını düşündü. Geriye doğru hareketlenecekken kampın içerisinden yaşlı bir kadının seslenişini duydu.

“Oğlum ziyaretçilerimizin geçmesine izin versene, neden onları ayakta tutuyorsun?”

Tırpan tutan adam başını kamp alanına çevirerek “Onlara güvenemeyiz,” dedi.

Yaşlı kadın daha yüksek bir sesle “İzin ver!” diye karşı konulamaz bir tonda bağırdı.

Adam dişlerini sıkıp buna izin vermek istemese de verilen emre karşı çıkamadı ve silahını indirdi.

“Pekâlâ, geçin. Yanlış bir hareket yapayım demeyin, gözüm üzerinizde.”

Ved ve Arsay büyük kamp ateşinin etrafındaki oyulmuş taşlara oturmuş olan yaşlıların yanına gelince başlarını eğip selam verdiler ve daha sonra boş buldukları bir köşeye oturdular. Az önce tırpanlı adama emir verip ikiliyi kampa aldırmış olan yaşlı kadın gülümseyerek Ved’in yanına oturdu.

Kadının beyaz saçları çok dağınık ve bitli gibi duruyordu. Kısa boyluydu ve giydiği kahverengi geniş kürkten dolayı iyice ufak gözüküyordu. Arsay kadının hangi hayvanın kürkünü giydiğini merak etti. Zayros olmadığı kesindi.

Ved ellerini açıp ateşe yaklaştırmıştı. Ardından ağzını açmasına rağmen konuşmaya fırsat bulamadan ondan önce ağzını açan yaşlı kadın tarafından durduruldu. Kadın ateşe bakarak anlatmaya başladı.

“Çok olmadı, kısa bir süre önce bu cehennem bataklığına düştük. Ecelimizin gelip ruhumuzu alarak bizi kurtarması için her gün tanrılara yalvarıyoruz. Biz buraya düşmeyi hak edecek ne yaptık?”

Arsay, Ved’in sağında otururken kadını dikkatle dinliyordu. Kadın ise Ved’in solunda oturuyordu ve kadının soluna yaşlı arkadaşları toplanmaya başlamışlardı.

Kadın mahcup şekilde “Kusura bakmayın,” dedi. “Uzun zamandır ziyaretçimiz olmadığı için kendimi ve kederimi içimde tutamadım. Adım Viyna. Az önce konuştuğunuz adam ise canım oğlum Alfir. O olmasa nasıl hayatta kalırdık hiç bilmiyorum.”

Ved yine konuşmak için ağzını açtı ancak kadın açtığı eliyle onu durdurarak konuşmasına devam etti.

“Peki siz kimsiniz? Yoksa bize katılmak için mi geldiniz? Yemeğimiz kalmadı ama içkimiz var. Hadi bize katılmanızı içerek kutlayalım!”

Kadın solundaki yaşlı adamlardan birinin içki dolu kadehini elinden kapıp Ved’e uzattı. Ved büyük bir sevinçle ağzının suyu akarken elini bardağa uzattı. Adam bardağı almak üzereyken Arsay şiddetli bir şekilde öksürmeye başladı. Ved başını sallayarak bu öksürüğün ne anlama geldiğini anladığını belirtti. Görevi bitirene kadar içmemesi gerekiyordu.

Elleri ve dudakları titreyen Ved çok kısık bir sesle “Teşekkürler,” dedi. “İçince çok sapıttığım için teklifinizi reddetmek zorundayım.” Kadehi yavaşça, elinin tersiyle zorlanarak geri itti.

Kadın, “Bize katılıyorsunuz değil mi?” diye tekrardan sordu.

Başını sallayan Ved, “Maalesef size katılmaya gelmedik,” dedi. “Ben Ved, yanımdaki genç adam ise ortağım- “

Ved bir an için donakaldı. Yüzü bembeyaz kesilmişken genç prensin kulağına eğilerek kısık sesle “Velet,” dedi. “Bunca zaman sana böyle seslendiğim için sormayı unutmuşum, adın ne?”

Arsay yanındaki ter atan Ved’in bunca zaman bunu sormamış olmasını çok komik buldu. Her şeyi her zaman berbat eden kendisiydi ancak bu defa Ved aptalca bir açık vermişti. Gülmemek için kendisini zor tutarken Ved’in kulağına yaklaşıp “Arsay,” dedi.

Ved ismi başıyla onayladıktan sonra kadına döndü.

“Ben Ved ve bu da ortağım Arsay. Biz gezginler bir şekilde kendimizi bu adada bulduk ve şimdi misafiriniz olmaktan büyük bir onur duyuyoruz.”

Kadın yaşlı olmasına rağmen gözünden hiçbir şey kaçmıyordu. Gözlerini kısıp Ved’e ters bir bakış atarak “Ortağının adını bile bilmiyorsun,” dedi. “Ne çeşit bir adamsın sen?”

Kadının lafı altında ezilen Ved, “Anlayamadım?” dedi.

Kadın şaşırmış gibi ellerini ağzına götürerek “Yoksa bu çocuğu kaçırdın mı?” dedi. “Hangi haydut çetesindensin?”

Gözleri büyümüş olan kadın birden bakışlarını Arsay’a doğrulttu.

“Sen iyi misin çocuğum? Bu adam sana zarar verdi mi?”

Arsay sakince giden konuşmanın birdenbire buraya gelmesine şaşırmıştı. Konuşmanın buraya gelebileceğini hiçbir şekilde hayal bile edemezdi. Ağzını açmak istedi ama kadın hızlı davranıp onun da konuşmasına fırsat vermedi.

“Alfir, oğlum çabuk gel. Bu serseri küçük çocukları kaçırıyormuş, onu hemen öldür!”




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1011

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 620

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17486 Üye Sayısı
    • 783 Seri Sayısı
    • 36094 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr